Türk Kurtuluş Savaşında İrticai Olaylar – Necati Çankaya

0
345

Çerkez ve Abazalar daha sonra devletin yönetimini elinde tutan İttihat ve Terakki düşmanı olmalarına rağmen, bütün Çerkezler arasında bu görüş yaygın değildir. Bir taraftan İngilizlerin tahrikleri, diğer taraftan Padişah fetvaları, yani Şeyhülislam Dürrizade Seyit Abdullah’ın yayınladığı;

Padişah aleyhtarı olan Millicilerin kanın helal olduğu, Halife lehine savaşmayanların kâfir olduğu, ölünce öbür dünyada kabir azabı çekeceği, din uğruna savaşırken ölenlerin şehit, yaralananların gazi olduğu”

şeklindeki fetvaları ve;

31 Mart vak’asının müsebbiplerinden Selanikli İmam Kör Ali Divitli Eşref, Düzceli Ahmet hoca gibi yobalar köy köy dolaşarak, Kuvayı Milliye aleyhindeki beyanlarda;

“Şeriat, din mahfolmuştur. Ey ahali, kalkınız.. Din mahf olmuştur. İslamiyetin mahfına yürünüyor, dinin yaşatılması ve Ankara’yı fethedeceğiz. Siz ne akla hizmet ederek böyle işlere kalkışıyorsunuz?.. şimdiye kadar çektiklerimiz hep mekteplilerdir. Biraz da biz medreseliler iş başına bulunalım da memleketi güllük gülüstana çevirelim. Birinci Dünya Harbi akıllandırmadı. Şimdide tek başımıza İngilizler meydan okuyoruz. Bu ne kafirliktir, ne budalalıktır” bulunmaları, Çerkezleri ulusal örgütlerin karşısına çıkarmıştır.

Bu nedenle bölge hassastır, duyarlıdır. En ufak bir kıvılcım daha büyük bir yangını doğuracaktır. Ama, ufak ufak da olsa bu menfi propagandalar nedeniyle bölgede kıpırdanmalar başlamıştır.

Bu isyanlar din adına, padişah adına şeklinde görünmektedir.Benoist-Mechin,Mutapha Kemal isimli eserinde bakın ne diyor:

“…Mehmet VI… korkak ve düzenbazdı, fakat asla aptal değildi. Saltanat adına mücadeleye girişirse davayı kaybedeceğini gayet iyi biliyordu. Çünkü Türkler saltanat ve bağımsızlık arasında bir tercih yapmak durumunda kalırlarsa, bağımsızlığı tercih etmekte tereddüt etmeyeceklerdi. Fakat Padişahın kullanmaya karar verdiği başka kozları da vardı. Bu kozların en önemlisi üzerindeki Halifelik sanı idi. Bu dini sanından faydalanarak Anadolu’daki milliyetçileri kendi siyasi rakipleri olarak değil de, Allah’ın düşmanı olarak tanıtmaya çalıştı. Hocalara baş vurarak halkı silaha sarılmak için kışkırtmalarını istedi. Etrafa yayılan adamları halka; “Halife ve saltanata bağlılığımızın saati artık geldi..” diyerekten propaganda yapmaya başladı. Böylece Mehmet VI.ın saltanatını koruma çabaları, Halife’nin dinsizlere karşı kutsal bir savaş gibi gösterilmek istendi….”1

İşte bu günlerde işgallere, Rum ve Ermeni zulümlerine karşı bir tepki olarak doğan ve Ereğli, Bolu, Adapazarı ve İzmit dolaylarında kurulmasına çalışılan Kuvayı Milliye teşkilleri, Eylül 1919 ayının son günlerinde, büyük bir duyarlılık gösterir. İstanbul Hükümeti yani Damat Ferit çekilmemekte direnirse bu teşkiller İstanbul üzerine yürümeye bile hazırlanmıştır.

Bu durumu, 28 Eylül 1919 günü Temsil Heyeti bütün yurda ve İstanbul Hükümeti’ne bildirmiş, İzmit Mutasarrıfı Suat Bey isimli birisi ise, Temsil Heyeti’nin bu kararına olumsuz bir tavır takınmıştır. Mutasarrıf telgraf başına çağrılarak verilen talimatların yerinegetirilip getirilmediği kendisine sorulduğunda;

“-Talimatları aldım, anlaşmazlık ve karışıklık olmaması için, halkı serbest bırakarak dinlemeyi en doğru bir tutum olarak gördüm. Olumsuz söylentiler vardır. Temsil Heyetinden açılama istemek ve özellikle amacın, İttihat Hükümeti’ni önceki biçimde diriltmek olup olmadığını kesin olarak anlamak istemektedirler. Benden tarafsız bir adam olmak üzere düzeni ve güveni korumakla yükümlüyüm. Ben, her kim ve her ne için olursa olsun sonucu bilinmeyen bir serüvene başkalarını sürüklemeyi doğru bulmam. Hesaplı ve sakıncalı davranılması düşüncesinde olduğumu bütün deneylerime dayanarak bilginize sunarım” diyerek cevaplar. 2

Mustafa Kemal Paşa, hemen tedbir almakta gecikmez. 2 Ekim günü çektiği telgrafta mutasarrıfı göreve davet etmiştir:

“İzmit’te en küçük anlaşmazlığa ve karışıklığa meydan vermemek, temel göreviniz olduğu gibi bizim de özellikle rica ettiğimiz bir iştir. Teşkilatlarımızın ve ulusal eylemlerimizin yasal amacını ve niteliğini, gerek size ve gerek İzmit’te bir çok kişilere ve bütün dünyaya karşı yazdığımız ve yazmakta bulunduğumuz bildiri ve açıklamalarla, en kötü düşmanlarımıza bile anlatmış olduğumuza kuşkumuz kalmamıştır. Artık, ancak ayak takımının söylentisinden başka bir niteliği olmayan dedikoduların karar vermede etkili olacağını, sanmıyoruz. Bundan başka, halkın sorup öğrenmeyi gerekli gördüğü noktalar var idiyse, bunlar neden sorulup çözümlenmiş bulunuyor? Siz tarafsız durumda kalmayı yeğ görüyorsunuz. Oysa tutumunuz hiçbir zaman tarafsızlık olamaz.çünkü, siz ulusun yasal eylemlerine karşı tarafsızlığınızı ileri sürdüğünüz halde, haince davranışları ile yasa dışı olan ve aslında yok satılan Ferit Paşa Hükümeti’nin memurluğunu yapıyorsunuz. İttihatçılığın diriltilmesiyle uğraşacak dar görüşlülerden olmadığımızı siz pek güzel anlayabilirsiniz. Size, pek temiz duygularla ve fakat bütün kesinliği ile şunu bildiririm ki, siz artık Ferit Paşa Hükümeti’ne güven beslemiyorsanız bunu, Dahiliye Nazırlığı’na resmi olarak bildirmelisiniz. Eğer ulusun karına ve isteğine aykırı olarak Ferit Paşa Hükümeti ne güveniniz varsa, İzmit’in sayın halkını yasal ulusal eylemlerinde serbest bırakmak üzere hemen görevinden ayrılıp İstanbul’a gidiniz. Bu iki noktadan herhangi birine uymaz, iseniz sizin için doğabilecek durumun yaratıcısı ve sorumlusu yine siz olacağınızı bütün içtenliğimle bildirmeyi bir vicdan görevi sayarım.”3

Mutasarrıf Suat Bey bu tel yazısı üzerine alttan alır, durumunu kurtarmaya çalışmaktadır:

“Bizi yarınki Cuma namazı toplantısına kadar kendi kendimize bırakınız. Ferit Paşa’ya kim bilir kaç kez kalemle saldıran bendenizi, ne denli kötü gözle görüyorsunuz efendim.”

Ertesi günü Cuma namazına kadar beklenileceği bildirilir. Zaten ayın gün Ferit Paşa Hükümeti düşmüş ve Ali Rıza Paşa Hükümeti iş başına getirilmiştir. Kısa bir süre için bölgede olaylar yatıştırılmış gözükmesine rağmen, içten içten huzursuzluk devam etmektedir.

Adapazarı da olaylara gebe görünmektedir.Akyazı yöresinden Talostan Bey isminde bir kişi İstanbul’danaldığı para ve talimatlarla süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara 15 lira aylık verileceğini söyleyerek, Bandırmalı milis albayı olarak anılan Çerkez Bekir isimli bir kişi le Sapanca’nın Avcar köyünden Beslen adında bir tahsildarla buluşur.

Bu adamlar Adapazarı dolaylarında Padişah lehine propagandaya girişmişler ve bir taraftan da etraflarına topladıkları ve Sait Molla’dan temin ettikleri paralarla kandırdıkları atlı, yaya ve bir takım kimselerle Adapazarı kasabasını basmaya karar vermişlerdir.

Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey, baskın haberini alır almaz, İzmit’ten gönderilen bir binbaşıyı ve 25 atlıyı yanına alarak kasabayı basmaya gelenlerle Lütfiye köyünde karşılaşır. Bu derme çatma kalabalığa ne istedikleri sorulduğunda şu cevabı verirler:

“-Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını ve yüksek Halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşanın Padişah olmasını kabul etmeyiz.”4

Tahir Bey, makine başında İzmit Mutasarrıfı’na özel olarak bilgi vermekte gecikmez:

“Adı geçenlerin İstanbul’da önemlice kişilerle ilişkileri olduğunu bildirdiklerini.” Resmi olarak verilen bilgide ise; “Bu görev için İstanbul bir hafta süre verdi. Beş gün geçti. İki gününüz kaldı, işi çabuklaştıralım.”

Bölgenin hassasiyetini takdir eden, her an bir olayın çıkabileceğini değerlendiren 20 nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Düzce bölgesine, İzmit’teki Tümen Komutanı’da Adapazarı’na kuvvet sevk eder.

Temsil Heyeti Başkanlığı, 23 Ekim günü İzmit’teki Tümen Komutanına, Bekir ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensupları ve yabancıların gönderdikleri ajanların kışkırtıcı davranışlarının yasaklanması talimatını verdi.l Adapazarı Kaymakamına da;

“Bekir ve arkadaşları için çabuk ve seri önlemler alınmasında hiç duraksama gösterilmeyerek yaptıkları sakıncalı işlere son verilmesini ve sonucun bildirilmesini” talimatını gönderdi.

Yine aynı gün şifreli bir telgrafla, adı geçen Bekir ve yardakçılarının yaptıkları işler ve kimlikleri üzerinde elde edilen bilgileri, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya göndermiştir;

“İstanbul Hükümeti’nce bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara karış, zamanında etkin önlemler alınmaz da, işin ucu ulusal teşkilatlara dokunursa, en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı bilgilerinize sunarız.” 5

İzmit’ten gönderilen ve o bölgede gücü arttırılan ulusal ve askeri kuvvetler, büyük miktarda toplanmış ve toplanmakta olan sergerderleri dağıtır tahsildar Beslen ile kardeşi Hasan Çavuş yakalanır. Subaylıktan kovulma Manyaslı Bekir kaçar. Ayrıca İzmit’te isyan ele başılarından olan ve kışkırtıcı davranışlarda bulunan İngiliz İbrahim ve daha başka kişiler yakalanarak haklarında hemen kovuşturma başlatılır.6

Mustafa Kemal Paşa, 26 Ekim günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa’ya çektiği telgrafta, Bekir hakkında kovuşturma açılmasını talep etmiştir:

“İlgililerce yerinde alınan önlemler sonucunda, Bekir’in girişiminin etkisiz kaldığını ve kaçtığını, tekrar İstanbul’a dönerek haince girişimlerde bulunmasının çok muhtemel olduğun, kendisi hakkında özel kovuşturma açılmasını.” 7

Bu arada, Kasım 1919 ayında Düzce’de de bir olay patlak verdi. Düzce mahkemesinin Amasya’ya sürdüğü birkaç eşkıya, jandarma eşliğinde götürülürken, Çerkez atlıları tarafından kurtarıldı. Daha sonra Düzce’yi basan asiler, hakim ve jandarma bölük komutanını halkın gözü önünde hunharca katlettiler.

İsyanı bastırmak için, Binbaşı Mahmut Nedim Bey komutasında bir asayiş müfrezesi kurulur. Müfreze, baş kaldırmayı bastırır, suçluları yakalayarak güvenliği sağlar. Fakat Mahmut Nedim Bey, hem İstanbul ve hem de Ankara Hükümeti’ni idare etmekte ve çift yönlü hareket etmektedir.

5 Nisan 1920 de Damat Ferit dördüncü defa hükümeat olmuştur. Bu hükümetin ilk işlerinden birisi de, ulusal kuruluş hareketini bastırmak üzere Şeyhülislamdan bir fetva almaktır.8

Böyle günlerden birinde İzmit ve Bolu Ulusal Kuvvetleri Komutanlığına Kuşçubaşı Eşref tayin edilmiştir. Kuşbaşı Eşref jandarma yüzbaşısı ve İttihatçıların milli yarbayı olarak çalışmış ve Enver Paşanın kurduğu Teşkilatı Mahsusada önemli görevler almıştır. –İttihat ve Terakki’nin silahşörlerinden ve komitacıdır .Eşref’i sevmeyen Adapazar’lı Çerkez Kambulat Sait, Eşref aleyhinde olanları bir araya getirmiş ve hükümete müracaat etmiştir:

“Eşref bizim izzeti nefsimizle oynuyor. Burada teşkilat yapmak gerekirse biz yapalım. Eşref’i buradan alınız…” (19) ve diğer taraftan da: “Eşref Kuvayı Milliye adına bu ülkeyi soyacaktır. Buna mani olmak için bana yardım ediniz, bana katılınız…”

Kambulat Sait, başına topladığı işsiz, güçsüz ve aylak kimselerle Adapazarı üzerine yürür. Şehre giren bu başıbozuk kalabalık kontroldan çıkar. Eşref hakkında yapılan kışkırtmalar ve tahrikler ulusal kuvvetler aleyhine dönüşmüştür. Bazı Türklerin de katılması ile kalabalık daha da artar ve bu güruh Hendek üzerine yürümeye başlar.

9 Nisan günü isyancılar Adapazarı ile Hendek arasındaki Çatalköprü denilen yerdeki köprüler ile Mudurnu suyu üzerindeki köprüleri de tahrip ederler.

(Necati Çankaya, s. 130-136 sayfaları arasından alınmıştır.)

1

2

3

4

5

6

7

8

Avatar

Leave a reply