TÜRK IRKI HAKKINDA

***Prof. Euğene Pittard, – Türk ırkı, Beyaz ırk Avrupası Asiyaya kadar uzanmalı ve en aşağı anadolu ve İranı ihtiva etmelidir. (La race Turque: I’Europe de la race blanche devrait etre prolongee en Asie et Comprendre au moins I’anatolie et la Perse, – XV Bis congres international I’anthropologie et d’Archeologie Prehistorique. Paris, 1931. Prof. E. Pittard’ın bu makalesinin, bazı noktalarına iştirak etmemekle beraber dilimize çevrilmesini doğru buldum.)**

Eugène Pittard

Türklerden bahsolunduğu zaman çok kimseler, Türkler bilhassa Asyada yayılmış olduklarından dolayı onların beyaz ırka mensup olmadıklarını tasavvur ederler. Finno-Ougrien’ler ve hatta Ougro- Japonialis’ler Türk addedilmemişler midir? Ve bu tabirler gerek konukları gerek ırkları itibariyle asyalı kavimleri ifade etmez mi ? Pek çokları için Türk adı fikirde derhal Mongol yahut hiç olmazsa Tatar adını uyandırır. Deniker tasnifinde, Türk Tatar (Turco – Tatar) formülünü kaydetmiştir. Bu formül bir akrabalığı tazammun eder ki hakiki Tatarlar görüş tarzından böyle bir akrabalık mevcud değildir. Yanlış olan bu malumatın iki kaynağı vardır: Tarihsel ve Linguistik. Tarihseldir çünkü, göz göre, göre Mongol ve Tatar istilaları karıştırılmakta ve işi basitleştirerek bu adamlar tek bir kül olarak ele alınmaktadır. Lingistiktir çünkü; Asya’nın beşer ırklarını tasnif etmek isteyen müellifler hakim ve muteber vesikalar gibi (filhakika ellerinde ancak bu vesikalar vardı) yalnız dil unsurlarından istifade etmişlerdir. Halbuki bir kavmin tarihinde dil çok defa çok ani sosyal bir sergüzeşten başka bir şey değildir. O halde dil tasnif için bir unsur olamaz.

Eğer ırkların bir coğrafyası yapılmak istenilirse Avrupa kıt’asının Şimali Şark sınırları buralarda bulunan ırklara göre sun’i hududlar olduğu görülür.

Avrupa Rusyasında yalnız beyaz “ırklar” ın insanları mevcud değildir: Şimalde Lapon’lar, Samoyed’ler, Ostiyak’lar, Voğul’lar Şark ve Cenubda Mongoloid’ler Tatar’lar Cenub Şarkta Kalmok’lar, bilhassa Avrupa’lı gurubu beyazların gurubuna dahil olmayan bu kavimlerin en önemli parçalarını temsil ederler.

Berber Afrikası, herhalde Rusyadan çok daha beyazdır. Önasyada bil akis Asyatik ırklardan daha ziyade Avrupalı ırklara mensup kavimler mevcuttur. (Asiat’ların kısmı azamını en veya çok hakiki sarılar oldukları malumdur) Bu hakiki Asiat’ların kat’i envanterlerini tesbit etmek ve bir birlerinin sahalarına yaptıkları nüfuzların haritasının çizmek için tahlillerimiz kafi derecede ilerlemiş birhalde değildir. Fizik ve tavsifi Antropoloji araştırmaları ileriye götürdükleri zaman büyük bir ihtimalle, bilhassa beyaz ırkların çevrelerini boğazlardan (Kara Deniz ve Çanakkale) İndus’a kadar genişletebileceğiz.

(E. Pittard Ülkü Halkevleri Dergisi 1936 Türk ırkı Hakkında Sayı: 45 Cilt: VIII Sayfa: 196)

Bugün için yalnız Türkiye’nin Asya parçası üzerinde durmak istiyorum.

Burada şahsi antropolojik anketler yapmak fırsatını buldum. Bu anketler evvelce Balkan Yarım Adasındaki Türkler üzerindeki yapmış olduğum anketlere ilave olunmuştur.

Türk Ulusunu teşkil eden insanlar büyük bir çoklukla beyaz ırka mensuptular. Mongoloid’ler (Tatarlar) azlıktırlar. İstilalar şüphesizdir ki (Asyada yahut kıt’anın ekstrem hududları üzerinde kalıyoruz) bu etnik vücuda yabancı unsurlar sokmuştur. Çerkesler gibi bazıları bizzat “ırk’ı” bile bozmiyorlar, bilakis diğerleri mesela; Nogay Tatarları ırkın çehresini değiştiriyorlardı. Fakat, kavminin büyük ekseriyeti, ıstılahlarla müştereken Osmanlı Türkleri dey anılan insanlar, itirazsız bir surette Avrupa kıt’asında yaşayan beyaz ırkın muhtelif itpleir arasında yer almaktadır.

Ana hatlariyle görüldüğü vakit Türkiyenin Asya parçası bir kere daha Avpua Rusyasından ziyade aşikar olarak Avrupalıdır. Eğer Marmara Denizini doğruna çatlak vücude gelmemiş olsaydı, Avrupalı kavmi kıt’a “Continet ethnique” gelip boğazlarda duracağı yerde çok daha uzaklara cenubu Şarkiye doğru genişleyecekti. Bundan başka Paleolitikde bu çatlak mevcud değildi, ve insanlar bugünkü Önasya’dan bugünkü Avrupaya kolaylıkla geçmişlerdir.

Küçük Asyanın Antropolojik tahlilleri, bu mıntıkanın etnolojik yüzünün ne olduğu hakkında bizi tenvir edecek kadar kafi olmaktan uzaktır.

(Müellifin 1931 e aid olan bu notundan beri Türk Antropoloji enstitüsünün Anadolunun antropolojisi hakkındaki mesaisi müellifin söylediği bu boşluklar doldurmağa çalışmaktadır). Bu kadar büyük bir saha için bunlar fevkalade küçük malzemedir, ve bu anketlerin geniş mesafeler yayılması ve bir taraftan yalnız ufki ve sathi değil ayni zamanda derinlik itibariyle de takib edilmesi gerektir. Bununla beraber, az olmalarına rağmen, elimizde bulunan vesikalar bizi tenvir etmektedirler. Bu vesikalar bizi bazı faraziyeler ortaya koymamıza müsaiddirler. Şahsıma aid olan Antropolojik materyal -–ki burada yalnız ondan bahsedeceğim- Balkan Yarım Adasında ve ­Anadoluda tetkik edilmiş olan 1000 kişinin muayenesinden terekküb etmektedir. Birinci kısım aralarında yaşadığım Dobruca çiftçi ve köylülerinden müteşekkildir. İkinci kısım Anadolu Askerlerinden mürekkebdir. Birinciler ve İkinciler eski Türk imparatorluğunun ve (yeni) Cümhuriyetin çok muhtelif mıntıkalarından geliyorlardı. Bu coğrafik mozayık bize kavim bir mozayık mı gösterecektir? Yoksa mesafelere rağmen benzer hareketler mi gösterecektir? Bu adamların arzettikleri – nisbetten vasi- kavmi ademi tecanüs, ayni dillerle konuşmayan, muhtelif ırklarla meskun memleket parçalarından mürekkep eski Türk İmparatorluğunun sahib olduğu dağınık, nisbetsiz karakteri çok güzel göstermektedir.

(E. Pittard Ülkü Halkevleri Dergisi 1936 Türk ırkı Hakkında Sayı: 45 Cilt: VIII Sayfa: 197)

Avrupa “Türk” leri arasında bir çokları vardır ki Balkanlıdırlar. Müslüman olmuşlar ad ve milliyet itibariyle de türkleşmişlerdir.

Fakat ırkları tabiatıyle bu politik ve sosyal istihale ile değişmemiştir ve onların arasında birçok dinarikler buluyoruz. Şayet Türk ırkının bir nevi terkibini yapmak için, tesadüfen alınmış bir miktar Türk bir sıraya konsa (Mesela Kur’a neferlerinin toplanmasında) söylediğimiz gibi bu halkın morfolojik ve tavsifi ademi tecanüsü şüphesiz görülecektir. Bununla beraber Avrupanın bütün memleketleri de bize böyle bir misal vereceklerdir.

Fakat, birçok tiplerin mevcudiyetini tesbit ettikten sonra bu ferd tipleri “individus- type” birleştirmek onlarla mütecanis gruplar teşkil etmek imkanını mevcudiyeti de görülecektir. Bu mütecanis gurublarda boy, kafa şekli, gözlerin ve saçların rengi, burnun şekli vesaire birbirlerine benzeyecekler ve bu suretle istenilirse, bilhassa ırkların yokluğuna karşı bu “Antropolojik birlikleri, – Unites Anthropologiques” teyid edecektir.

Burada Türkleri ırken karakterize eden belli başlı alametlerin bazılarını hatırlatmak istiyorum. Boyları genel olarak uzundur. Küçük Asyadakilerin boyları ki bunlar asıl grupla teması kaybetmemişlerdir. Avrupa Türklerinin boylarından çok daha uzundur. Anadoluda ölçtüğümü vasati: 1 metre 71 dir.(Bizim tetkiklerimize göre bu vasiti 1. 67 dir. Ş. A. Kansu)

Uzun boyları ve vasatiden yukarı boyların nisbeti % 75’i geçer. Türkler çoklukla berakisefaldir. Keza çoklukla ince burunlu leptorin’dirler.

Genel olarak burunları düz, çok defa karga burun (aquilin) dır. Gözleri ve saçları koyudur. Şimdi şu veya bu Türk grubunu bugünkü Avrupanın iyice malum şu veya bu ırk gurubuna bağlamak için yapabileceğimiz denemeler üzerinde fazla tafsilata girmek istemiyorum. Sadece burada bilhassa Avrupanın iki ırkı üzerine bir faraziye ortaya koymak istiyorum ki fazla olarak bilhassa bu ırklardan birisinin bizim kıt’amızın toprağında bile ne vakit meydana çıktığını bilmiyoruz. Evvela Dinarik yahut “Adriatique” ırk mevzubahistir ki son araştırmalar yukardaki coğrafik ismin işaret eylediği yerlerden çok uzak mahellerde bu ırkın sakin olduğunun göstermektedir. Filhakika bir taraftan Norveçli alimler, diğer taraftan Biritanya adası Antropolojistleri bu ırkın bir yandan Norveç’in Cenubi Şarkında diğer yandan İskoçyanın Şimalindeki adlarda yaşadığını tesbit etmişlerdir.

Bu hal dinarik ırkın bugüne kadar kendisine atfedilen mukadderattan çok daha önemli mukaderata sahib olduğunu tazammun eder.

(E. Pittard Ülkü Halkevleri Dergisi 1936 Türk ırkı Hakkında Sayı: 45 Cilt: VIII Sayfa: 199)

Bu ırkın kaynağı nedir? Avrupa toprağında hangi epokta meydana çıktığı görülüyor Evvela paleolitik hiçbir ırkın hakiki bir surette bu ırka yaklaştırılmayacağını hatırlatıyorum. Ofnet’de tesadüf edilmiş olan insanların Orta Avrupa toprağında bu ırkın piştarlarını temsil etmeleri imkanı var mıdır? Belik bu adamlar büyük bir ihtimalle Avrupada Neolotik medeniyeti kurmuş olan orta boylu brakisefal’lerle bugün Alp adamı “Homo Alpinus” mümessilleri dediğimiz adamlarla karışmıştırlar? Eğer hakikat böyle ise bu muazzam hadisede iki ırkın kıymetleri müsevi (ex aeque) olacaktır.

Uzun boyla, bariz brakisefali düz veya karga burun, boyu renk, bunlar dinarik kavimlerinin belli başlı karakterleridir. Keza bunlar birçok Türklerin de karakteristikleridir. Avrupa toprağında Alp adamı adıyla malum olan birakisefal ırkı yaratan insan cevherini, insan temelini (Substratum) Anadolu toprağında – daha az münhasır kalmak için İndus’tan Boğazlara dayanan Önasyada diyelim-aramak mümkün müdür?

Bu hal tamamen şayanı kabuldür. Türk ırkı hakkında yaptığım tetkikata göre Anadolu Türkleri ve onlarla beraber tabiatiyle evvelce Boğazları geçmiş olan Balkan Yarım Adası Türkleri müşkilatsız bir surette Avrupa ırkları sıralarına girebilirler. Nasıl kı Avrupa toprağında Antropolojik vahdetleri ayırd edebildikse bunun gibi Türk kavmi içinde de onun terekküb eylediği antropolojik vahdetleri tefrik edeceğiz. O vakit söylediğim rabıtanın bu iki soy beşer grupları arasında pek tabii olacağını göreceğiz. Bundan başka avrupa beyaz ırkalrı tablosunda göstermekte tereddüt etmediğimiz birçok Avrupalı kavimler Türk kütüğüne bağlanmıyorlar mı? Macarlar, bulgarlar eski İskitler Türk milletinden çıkmış gibi anazar alınmışlardır. Bugün onlar Avrupa kütlesi içinde erimişlerdir, ve Anadolu eğer dinarik ırkın Asyadaki ne yakın vatanı gibi nazarı itibare alınabilse daha şarkta mesela İran Tacik’lerinden çok daha uzak bir coğrafik bağı aramak mümkün değil midir?

Diğer taraftan Alp adamı mümesillerinin Antropolojik kaynakları hakkında ne düşünebiliriz? Şayet Neolotik medeniyet bize bugün hububatın kendiliğinden yetişmekte bulunduğu yerden yani Garbi asyadan gelmişse, bu medeniyeti keza esmer orta boylu bu brakisefaller taşımamışlar mı dır? Bu brakisefallerin, Küçük Asya ırkları, Türkler arasında kesretle temsil edildiklerini görmiyor miyiz.?

Binlerce tahliller sayesindedir ki brakisefallerin Avrupada iki esaslı subdivision gösterdikleri tesbit olunmuştur. Fakat bunların kaynak yurdlarını keşfetmeğe çalışmalıdır. Bunun için Avrupadan az uzak sahalarda ve bizimkilerin akrabaları olabilecek olan “Antropolojik vahdet” lerin toplanmış oldukları yerlere gözlerimizi çeviriyoruz.

(E. Pittard Ülkü Halkevleri Dergisi 1936 Türk ırkı Hakkında Sayı: 45 Cilt: VIII Sayfa: 199)

Garbi Asya kuvvetli bir nisbette brakisefallerle meskundur (Eskiden Asyanın birakisefaller hazinesi olduğu söylenirdi ki bu doğru değildir.)

Garbi Asyanın bu kuvvetli brakisefal grubu belki Avrupanın iki büyük brakisefal kolunun kaynağıdır. Evvelce söyledik ki İndus ile Boğazlar arasında yaşayan diğer Antropolojik tipler içinde miktarca ehemmiyetli böylece bir brakisefaller kütlesi vardır. Bunlar muhtelif adlar taşırlar. Nazarı itibare alınan sahalara göre tabiatiyle ya çokturlar yuhatta dağınıktırlar, serpiktirler, İhatalı ve derinleştirilen tahliller hem parçaları gösterecektir, hem de her grubun morfolojik v e tavsifi karakterlerinin heyeti umumiyesini, genel diagnos’ını ortaya koyacaktır. O vakit Hind Efganlıları “İndo – Afghan” bir tarafta bıraktıktan sonra Alp adamının ve dinarik adamın mümessil tiplerinin “represetan-type” meydana çıktığını görecek miyiz? Bu çok mümkündür. Herhalde bunu tahmin ve farzetmek boş bir tasavvur değildir. Kablettarih, Tarih, Fizik Antropoloji böyle bir faraziyenin lehine çalışabilirler. O vakit Etnolojik Avrupa Şarka doğra hiç olmazsa İrandan ileriye uzatılacaktır. Türkistana gelince, bunun hakkında ne düşünmek icab ettiğini yukardaki faraziyeleri de tekrar ele alarak başka bir zaman göreceğiz.

(E. Pittard Ülkü Halkevleri Dergisi 1936 Türk ırkı Hakkında Sayı: 45 Cilt: VIII Sayfa: 200)

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku