TÜRK İHTİLALİNİN DÜSTURLARI IV – MAHMUD ESAD BOZKURT

0
148

“Türk tarih-i siyasisi, bizde (halk hükümeti)nin, yine milletin en sıkı bir murakabesiyle teessüs edilebileceğini gösteriyor. înkılab bu uzun tecrübeler düsturunu ih­mal edemez.

Înkılab, milliyet esasatına ve halk hakimiyetine müstenid yeni bir idare tesisini esas olarak kabul etdi. Ve bunu Türkün demir eliy­le yazdı. Bu çok mühim umdenin noksan kalan ve fakat tam ve ka­mil bir mana ifade edebilmesi için itmamı mutlaka icab eden bir noktasının gözden uzak bırakıl­maması lazımdır. Bu da halihazır­da intihabat usûllerinin ihtilalin şumul ve ihatası dahilinde yeni bir şekil almasıdır. Millete doğru gitmesidir. Esasen bu cihet mevzuubahs olmuş fakat katileşememişdi. Bugünkü halk hakimiyeti düsturu ile dünkü doksan üç ve
meşrutiyet sistemleri arasında ge­niş ve derin farklar, zinhiyet mübayenetleri vardır. Bunda şüphe yok. Şu kadar ki intihabat usûlle­rimiz esaslı bir tahavvül, bir tas­hih ve tadile mazhar olmazsa son ihtilalin hakimiyet bilakayd u şart milletindir esası tatbikatda eskile­re nisbetle göz ve kanaat doldura­bilecek bir faikiyet gösteremez.

Hakikat-i halde millet idaresinin tecellisinde; bugünün dünden ay­rılığı yokdur. Olamaz da. Çünkü bugünün intihabat mekanizması dünün aynıdır. Şüphe yokdur ki hududsuz bir hakimiyet-i milliye tıbkı izinsiz bir hürriyet gibi mevzuubahs olamaz. Bunun hududlarım heyet-i içtimaiyelerin ali menfaatleri çizer. Biraz fazla ihtiyarlamış, fazlaca yıpranmış, modası geçmiş olmağla beraber denilebilir ki (J.J.Ruso)nun düşündüğü gibi bu hududlarına hürriyetin, hakimiyet-i milliyenin takviye ve tarsini gibi maksadlardan mülhemdir. Fakat böy­le bir düşünce hiçbir vakit millet hakimiyetinin millet idaresinin mümkün olduğu kadar yine mil­lete en kısa en yakın bir yoldan tecellisine mani teşkil etmez. Bili­yoruz ki 93 Kanun-u Esasisi iki dereceli ve vergili bir intihabı, (Hukuk-u Esasiye Tarihi)nin en ibtidai bir intihab usulünü kabul
etmişdi. 324 Meşrutiyeti vergiyi hazf etdi. Yeni inkılab ufacık bir tahavvül müstesna bundan ileri gidemedi. Fakat aynı usulü ibka eyledi. Fark iki yüz erkek nüfusa bir müntehib-i sani kabul etmek gibi pek de ehemmiyetli olmayan bir tadilcilikden ibaretdir. Eski­den beş yüz nüfusa bir müntehib-i sani isabet ediyordu. İntihabatı bir dereceli olarak kabul etmek son inkılabımızın şiar-ı muktazasıdır. înkılab nasıl vücud buldu? Bunu kimler vücuda getirdi. Bu yolda hangi kitle kanını dökdü? En çok hangi zümrenin emeği geçdi? Bunları düşünmek ihtilalin esasatım nazar-ı itibara alarak bir dereceli intihabatı kabul etmek la­zım ve zaruridir. Muazzam ihtila­li yapan halk için bu bir ganimet hakkıdır.

Halk ancak bu suretledir ki ken­di için çalışmış olduğuna, bir zümre menfaatine kan dökmedi­ğine kani olabilir. İnkılaba göste­rilebilecek en kuvvetli teminat budur. Aksi halde sabıka nazaran esaret biraz değişmiş olmağla be­raber hakkında tebeddül etmiş bir şey yokdur denilebilir. Millet, ta­rihi faciaların eğlenceli bir ko­medya gibi tekerrürüne müsama­ha edemez. İlk Kanun-u Esasinin neşrinden bugüne kadar yarım asır geçmiş olmakla beraber yalnız fakat yalnız intihabat sahasında hala (93) inkılabını geçemedik. Biz bu babda serd olunabilecek
menfi mütalaayı şimdiden nazar-ı itibara almış bulunuyoruz. Diyor­lar ki: “halkın seviyesi henüz bir dereceli intihabatı kavrayabilecek
bir çağda değildir. Binaenaleyh bu memleket hesabına zarar geti­rir… “Unutmamak lazımdır ki hal­kı daima dûn bir seviyede gören­ler, milletler üzerinde tahakküm ve ceberrut saltanatı sürmek sev­dasında bulunan müstebidler ol­du. Bunlar istibdatlarını yaşat­mak, entrikalarını çevirebilmek için böyle bir yol tutdular. Bu yol işi uzatdı. Fakat çıkmadı. Ve müs­tebidler aşağı seviyede gördükleri
cemaatın kıyamları ateşin darbe­leri altında eridiler. Milletler hak­larını aldılar. Bu tehlikeli nokta-i nazardı ki Abdülhamidin otuz bu kadar senelik istibdadının en mu­tena müttekalarmdan olmuşdu.

Milletler bugün maaliyata Iayıkdırlar. Yeterki onları idare eden­ler bu hakikati idrak etmiş olsun­lar. Ve milletlerin itila ve intiba­hından şahsi zararlar endişesine düşmesinler. Bahusus milletin idare ve hakimiyetine istinadla memleketlerin mukadderatını idareye yalnız ve yalnız vekil ve memur olanların böyle bir iddia­da bulunmaları abes olduğu ka­dar mantıksız ve manasızdır da… En asri bir ihtilali bütün incelik­leriyle intaç ve cumhuriyeti tesbit eden Türk milleti hakkında böyle bir iddianın hiçbir kıymet ifade etmeyeceğinde şüphe yokdur. Meselenin en çetin cebhesini halleliyakat gösteren bir milletin inkı­labı hazm eden ve onu başaran bir camianın zorlukça ikinci dere­cede kalan bir kısımda haiz-i ikti­dar görülmesi çok tuhaf bir şey olur. Bahusus müntehib-i saniyi in­tihaba muktedir addedilenler ne­den doğrudan doğruya mebus in­tihabına neden layık görülmesin­ler? Unutmamak lazımdır ki Garbillar bir dereceli intihab usu­lünü kabul ederken böyle bir veh­me düşmediler. Ve bundan zararda görmediler. Bunlar o hakikatlerdir ki, ata binmeyen binici olamaz. Denize girmeden yüzmek öğrenilmez.
Darb-ı mesellerinin ilam etdiği kadar basitdir. Bir şeye layık ola­bilmek için onu almak, yapmak lazımdır. Herhalde biz Türk hal­kının layık olamayacağı maaliyatı bilmiyoruz. Türk tarih-i siyasisi bizde (halk hükümeti)nin yine milletin en sıkı bir kontrolüyle te­essüs edebileceğini gösteriyor. Ta­rihimizin bu çok kuvvetli düstu­runu inkılab ihmal edemez. Tür­kiye sergüzeşt siyasetinden, züm­reler idaresinden bu yolu takiben kurtulmağa doğru yürüyordu. Ve yürümelidir. (Bir dereceli intihab) halk ihtilalinin ali menfaatleri he­sabına süratle varılması lazım ge­len hedeflerin en parlaklarından en esaslılarından birisidir.

MAHMUD ESAD BOZKURT, SADAY-I HAK, 28 MAYIS 1924

Avatar

Leave a reply