Türk Destanının Tasnifi IV- Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan

0
146

Bu son makalemde biraz da mehaz göstermek ve destanların tasnifi yolunda çalışacaklara bazı pratik maslahatlarda bulunmak isterim. Umum Türk mikyasında destanlarla uğraşmak bugün de epey güçtür. Çünkü bunlar edebî Türk lehçelerinden birine çevrilmiş ve istifadesi kabil bir şekle sokulmuş değildir. Bunları ya muhtelif ecnebi dillerde yazılan tercümelerden ve yahut ta Türk lehçelerinin mahallî telâffuzlara güre fonetik harflerle tespit olunan istifadesi güy metinlerden öğreniyoruz.

En eski Türk kozmogonisinin Altay ve Sayan Türklerine ait şekilleri Rusça olarak Verbetsky, Potanın ve Nikifarov tarafından metinleri, ve Rusça‐Almanca tercümeleriyle beraber Radloff ve Katanov tarafından neşredilmiştir. Potanin’in “Şimaligarbî Moğolistan” adını taşıyan dört ciltlik büyük eserinin ikinci cildi Türkiyat Enstitüsü için A. Battal Bey tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Radloff’un ve Katanov’un topladıkları mevat Radloff’un “Türk halk edebiyatı örnekleri” külliyatının 1, 2, 9’uncu ciltlerini teşkil etmektedir, İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde nushaları vardır. Boz kurt efsanesine ait Çin rivayetleri ise Türkçe’ye tercüme edilen Deguignes’nin eserinde Rusça olarak Hiakenth’in “Orta Asya kavimlerinin eski tarihi” atlı külliyatının ilk cildinde, eski İran destanına ve Âvesta’ya geçen şekli Marrjuart’m, Caucasiea mecmuasının 1930 nushasındaki makalesinde bulunuyor. Masalın Moğol tarihinde ve muhtelif Türk kabilelerinde mevcut şekilleri hakkındaki edebiyatı
Abdülkadir Bey Türkiyat Mecmuası (II,131‐137)ında göstermiştir. Türk’ün dört oğlu hak‐kındaki rivayetin Selçukiler zamanında yazılan “Mücmel üt‐tevârıh ve’Husas‐” ta bulunan şekli Barthold tarafından (Türkistan, I, 19) neşredilmiştir. Rivayet Şerefeddîn Yezdî, Mir
Hond ve Hond Mîr’de de vardır. Bu rivayetin çin menbalarında mevcut rivayetlerle mukayesesi 1928 darülfünun derslerimizde bulunuyor (basılmamıştır).

Efrasiyâb rivayetinin tarihî devre şahsiyetleriyle birleştirmek tecrübesi de derslerimin basılmış ve basılmamış kısımlarında vardır. Bu kahramanın “Buqu xan” adı Cüveyni’de, Buqa xan bin Pişing” ismi Şe‐hâbeddîn Mercanî’nin Gurfet el‐ Havaqîn atlı eserinde; Efrâsiyâb’ın bina ettiği şehirler hakkındaki rivayetler Mahmûd Kaşgarî, El‐Bîrûnî, Nerşexî tarihlerinde; keza Efrasiyâb‐Tunga Alp’a ait şiirler ve diğer birkaç, rivayetler Mahmûd Kâşgarî’de bulunuyor. Rivayetin pek mufassal, fakat İranlılaştırılmış şekli İran destanında vardır ki
bunlardan Mes’ûdî’nin bahsettiği bize vasıl olmamıştır. Bize vasıl olanla Taberî, Sa’âlebî ve
Firdevsî rivayetleridir. Firdevsî’nin eserinde, müellife muasır Efganİstan ve Horasan Türk rivayetlerinden istifade edildiği şüphesizdir. Firdevsî’nin eserinin Mohl tarafından yapılan Fransızca tercümesinin Efrâsiyâb’a ait elitlerinin nushası darülfünun kütüphanesinde, Seyit Devriş Mustafa tarafından yapılan Türkçe tercümesinin nushası yıldız kütüphanesinde (N. 7951‐ 7954), Şerefeddîn İsfahan’ı tarafından yapılan Arapça tercümesinin nushası köprülü (N. 1063) ve Aşir Efendi (N. 631) kütüphanelerinde vardır. “Tatar” ve “Moğol” efsaneleri Şerefeddîn “Yezdî tarihinin basılmamış mukaddimesinde (Umumî kütüpane: 4975; Fatih:
4425) Mîr‐Hond, Hond‐Mîr, Mahmûd ibn Velî ve Ebülgazi’de” vardır. Bunlardan yalnız Ebülgazi Türkçedir (Rıza Nur Beyin neşrinde bu kısım maalesef “Hırafatı çoktur” diye yalnız hülâsa edilmiştir). Bu rivayetin bence meçhul bir membadan ve Dörtgenlerden Alman şekli Ahund kurbanaali Hâlidî’nin matbu “Tevârih‐i hamse‐i ‘ şarkî”sinde (S. 640‐860) vardır. Oğuznâmenin, Reşideddîn’in “Târîh‐i Alem”inde olan mufassal şekli Paris nushası
(Suppl‐Pera. 1364)ndan tarafıından istinsah ve sonradan kitabın İstanbul’da Topkapı sarayının üçüncü Ahmed, Revan köşkü, hazine kısımlarında ve Damat İbrahim Paşa’da bulunan nushalarıyla kendim ve Abdülkadir tarafından mukabele edilmiş ve tab’ı
hazırlanmıştır. Farisi olan bu oğuznâme benim yazmamda. 115 sayfa tutuyor. Bu oğuznâmenin Ebülgazi tarafından tertip edilen Türk menşesinin nushaları Petresburg’da ve bir nushası da bendedir. Bunun Tomanski tarafından yapılan Rusça tercümesi Taşkent’te matbudur. Oğuznâmenin ilk Moğollar zamanında yazılan Uygur rivayeti ise Rıza Nur Bey tarafından Fransızca haşiyelerle neşredilmiş ve sonuna garp Türkçesine tercümesi de ilâve edilmiştir.

Dede Korkut destanlarının Dresden nushası Kilisli Rıfat Bey tarafından istinsah edilip İstanbul’da basılmıştır. Bu Oğuz rivayetlerinin “Salur Kazan”a ve diğer bazı kahramanlara ait parçaları Ebülgazi’nin şecere‐i Terâkime’sinde ve YazıcıOğlu Ali’nin Selçuknâmesinin
Topkapı Sarayı Revan köşkü 1390 numaralı nushasının baş tarafındaki ilâvelerde bulunuyor. Oğuz rivayetlerinden “Alp Baması” (Bamsı Böyrek) kısmının Türkistan’da maruf şekli (Alpamışa yani “Alp Bamsa”) Abdülkadir tarafından tayin edilmiştir. Bu rivayetin
Kazakça ve Karakalpakçası Kazan’da ve Taşkent’te birkaç defa basılmıştır. Diğer bir Kazakçası ve Rusça tercümesi Dıvay oğlu Ebü Bekir tarafından Taşkent’te, daha diğer bir rivayeti metni ve Almanca tercümesiyle beraber Radloff’un Türk halk edebiyatı örneklerinin
üçüncü cildinde neşredilmiştir.

Köroğlu destanına ait kitabiyat Pertev Naili’nin bu destana ait tetkikatının sonuna (S. 249 ‐ S. 256) ilâve edilmiştir. Karahanlılara ait rivayetlerin Türkçe ve acemce mufassal şekilleri gayri matbu kalıyor. Acemcesi’nin müteaddit nushaları Türkistan’da hususî ellerde ve Petresburg Asya müzesinde, Türkçeleri Berlin kütüphanesinde Martin Hartdmann külliyatında bulunuyor. Bundan bazı parçalar Skow’un Şarkî Türkistan lisan örnekleri kitabında neşredilmiştir. Kırgızların Manas destanının metni ve tercümesi Radloff’un “Türk halk edebiyatı Örneklerinin beşinci cildindedir. Abdülkadir tarafından kısmen garp Türkçesine çevrilmiştir. Mufassal nushaları bir vakit Taşkent ve Bişkek’te tab’i hazırlanmıştı. Sonra galiba terkedildi. Çingiz ve Temür destanlarının bir şekli kazanda 1813’de Xalfin tarafından neşrolunmuştur. Sonraki tabılarından birisi Türkiyat Enstitüsünde (N. 1719) vardır. Çingiz destanının Moğolca şekilleri gizli Tarih Altun Topçu Sanang‐Çeçen nam eserlerde Potanın, Pozaniyef, Camsaranof ve diğerleri tarafından toplanan Moğol rivayetlerinde bulunmaktadır. Türkçe ve Farisi mufassal Temür destanı Taşkent’te basılmıştır.

Farisî Temür destanının bir kısmı 1922’de Sovyetler tarafından kıraat kitabı olarak tekrar basılmıştır. Bunların İstanbul’da nushaları maalesef bulunmuyor. Tokatmış ve
Edüge destanının kazakça, Tobolca ve Kırımca rivayetleri Radloff külliyatının III, VI, VII nci ciltlerindedir. III ve VI ncı ciltlerin Almanca tercümeleri de vardır. Mezkûr destanların
Çukan Velihan tarafından yazılan rivayetinin metni (Türkiyat Enstitüsü Kütüphanesi, N. 3786) ve Rusça tercümesi (Türkiyat kütüphanesinde bu rivayetlerin Nogayca (N. 31‐09), Karakalpakça (N. 3137), Başkurtça (N. 4977) lan bulunuyor. Bu rivayetler mezkûr şivelerde Arap harfleriyle basılmıştır. Abbaskulı Bakihanof’un “gülistân‐ı irem” nam eserinin Rusçası 1926’da Bakü’de basılmıştır (Türkiyat , No. 1643).

Türk destanının, millî Türk edebiyatını Türk halk edebiyatı esasında inkişaf, ettirmek uğrunda çalışan ve çalışmak isteyen kalem sahipleri için istifade edebilecek bir şekil
alması ancak bütün rivayetlerin şimdiki garp Türkçesi ne çevrilip “Türk destan ve rivayetleri külliyatı” şekline sokulmasıyla husule gelebilir.

Türk millî kültürünü kendisine istinatgâh edinen millî Türk hükümeti buna ehemmiyet vermelidir. Destanların ne gibi şartlarla tasnif olunabileceğini ilk makalemizde yazdık.
Elbette bu işe teşebbüs edecek olanlar her şeyden önce kendi milletinin yaşadığı yerlerin coğrafyasını ve milletin muhtelif devirlerdeki içtimaî hayatını, hayat tarzını, kıyafet
hususiyetlerini çok iyi öğrenmiş olmalıdırlar. Destanın meselâ on birinci asırdan (yani Oğuzların garbe muhaceretinden) önceki zamana ait kısımları ile meşgul olanlar Türkistan’da bizzat bulunup, mesela Oğuz rivayetlerinde zikri geçen yerleri, ırmakları, dağları bizzat görmüş olsalar, şüphesiz, pek faydalı olacaktır. Muhtelif devirlerdeki
içtimaî hayat, hayat tarzı ve kıyafetler için Taşkent, Urunburg, Moskova, Leningrat, Berlin gibi şehirlerin müzelerindeki Türk eserleri ve bilhassa muhtelif devirlerde yazılan minyatürlü eserler, meselâ Turfan minyatürleri ve Moğol devrinin minyatürleri bitmez
tükenmez memba olacaktır. Uygur ve Moğol zamanı minyatürleri, ait oldukları zamanın hayatını öğrenmek için en esaslı ve en kıymetli membalardır. Fakat onlardan hayatın nasıl öğrenileceğini de ayrıca öğrenmelidir. Bunun için mezkûr minyatürler üzerinde çalışan sanat müverrihlerinin tetkikatını okumalı. Usulünü bilmeyen bir Türk münevveri eski
bir Türk minyatürüne bakar ve yanından geçer. Usulünü bilen bir Alman bunlardan zahirî hayatın bütün inceliklerini çıkarır. Eski hayatı hakikî membalarından öğrenip olduğu gibi gözümüzün önüne getirmeye alışmadıkça ne ediplerimiz millî tarihten bir temsil eseri yazabilirler, ne de ressamlarımız tarihî şahsiyetlerimizi eski yunan ve yahut eski Hindo‐Cermen tiplerinde tasvir etmek rezaletinden kurtulabilirler. Nerede kaldı ki millî destan yazmak!…

Destanlar hiç bir zaman muttarit bir şekilde olmuyorlar. Ona muayyen şeklî tasnif edici şair veriyor. Onun için her hangi bir tasnife musannifin sübjektif nazarları geçecektir. Meselâ geçen makalede destanların kaba taslak tasnifini gösterdim. Fakat orada sırf bir ilmî, tarihî makale yazdığım zannolunmasın. Orada ben daha ziyade millî destanımızı bir kül olarak anlayış tarzımı, yani indî nazarlarımı araya sokmuş umdur. Meselâ Kazak “Alaç Han”ı ile Câm‐ı Cem’deki “Alanca Kara Han”ı, Manas riva‐yetindeki “Kara Kanala tarihî karahanlıları
birleştirmem o nevidendir. Birçok destanî şahsiyetlerin hangi tarihî zat olduğunu biz ilmî surette ispat edebiliyoruz. Fakat birçokları var ki onların hangi devre ve şahsa ait olduğunu tarihen tayin kabil olmuyor. Meselâ mezkûr Alaç ve Manasta olduğu gibi umumiyetle halk
rivayetlerinin bazı gayet karışık ve zıt noktalarına tarih karışamaz. O vakit bu zıt rivayetler arasından birisini seçmek artık şairin işi oluyor. Destan rivayeti er indeki tezatlar, destanı tasnif eden şairin hayaline, ibdaına geniş imkânlar veren noktaları teşkil eder. Meselâ
Firdevsî’nin Şehnamesinde esası şüphesiz Türk destanlarından Alman bir Türk “Gürkser”in hikâyesi ve halk şair hâkimi “Sutuh’un hikâyeleri vardır. Bunların her hangi bir devreye ircama hiç bir tarihî esas yoktur. Demek bunların o veya bu devre ircai tamamıyla
destanı tasnif edenin işidir. Bunun için destan tasnifi gibi bir mesele, meselâ Türkiye’deki Dil Encümeni, Tarih Encümeni, Kalk Bilgisi Derneği, Türkistan’ı öğrenme Derneği gibi ilmi cemiyetlere yükletilemez. O ancak şairlerin, yahut destanla uğraşan edebi dernek(Sercle)lerin işidir. Tarihçiler bunlara ancak yardım ederler ve destan madem kî tarihîdir, o edipler de tasniflerinde tarih çerçevesinden çıkmamalıdırlar. Bilhassa tarihî devirlerden birine ircaı ilmen kabil ve yahut muhakkak olan rivayetlerde… Muayyen tarihî devirlere ircai her halde kabil olan ve yahut muhakkak tarihî olan rivayetlerden bazılarıyla
bizim millî şairlerimiz şimdiden meşgul olabilirlerdi.

Onlar da şunlardır: 1) Efrâsiyâb‐Tunga Alp ki kablelmilât 625 yılında Medyahlarla olan
muharebelerde hıyanet yoluyla ele geçirilerek öldürülen tarihi “Saka” kahramanıyla
birleştirilebiliyor. 2) Oğuz rivayeti ki “Mete” ile birleştîrebilir. 3) Köroğlu ki 7‐8’inci asırlarda
Türkmenistan’da, Gürcan mıntıkasında yaşayan Sol‐ Türkmen beyleriyle birleştirilebilir ki bu sülâle nihayet Emevî kumandanı “Yezîd ibn Mühelleb” tarafından imha edilmiştir. 4) Çingiz. 5) Temür. 6) Tokatmış, Edüge. Bu rivayetlere ait menbalardan nispeten az çok istifade olunabilir. Bu rivayetlerle uğraşacak olanlar bir mah‐fel teşkil ederek mesaî tarzı,
mesela hiç olmazsa vezin, lisan hakkında müşterek esaslar tespit edip ona göre muayyen bir hedefe doğru hareket etselerdi elbette bazı neticelere varabilirlerdi. Böyle bir mesainin neticesi bütün bunları tasnif edebilecek umumî musanifin işine yarayabilirdi. Eski
kozmogoni, ilk Türk, İran destanında Efrâsiyâb’ın halefleri sıfatıyla gösterilen Türk kahramanlarının hayatı, “Tatar‐Moğol” “Türk‐Oğuz”, Oğuznâmede “Gün Han”
rivayetinden sonraki yani Gök Türkler ve Karahanlılarla birleştirilen yabgu ve hakanlara ait rivayetler, Keza Karahanlılar, ve Manas zamanına, Çingiz’le Temür devirleri arasındaki vekayie ait rivayetler Türk destanının bugün üzerinde çalışması pek güç olan kısımlarını teşkil etmektedir, bütün bu “Kolay” ve “güç” olan kısımların hepsinin bir araya bir kül olarak tasnifi keyfiyetinin zamanımız için müşkülpesentliği ona kıyas edilebilir.

Fakat unutmayalım ki biz Türkler tarihte en güç ve en mudil büyük meseleleri halletmekten haz duymuş, en güç işleri ekseriya yalnız eğlence için yapmış olan bir milletiz. Türk destan kahramanlarından biri: Terekti örge süyredik* Ters batağı sınsın dep* Tikli temir tondı Köp
Kiydik* Tebinsigen Kimlerde* Terimiz qırğa çıqsın dep* yani “Biz yalnız ters dallarını kırmak için büyük Kavak ağaçlarını ince tarafından yokuşa çeken, üzerimizdeki ağır zırh ve tulgaları ekseriya ancak oyun günlerinde vücudumuzu hafifletecek ter çıkarmak için giyen
adamlarız” diyor. Destanların tasnifi için Türklere bu enerjinin ancak bir kısmını kullanmak kâfi gelecektir.

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Atsız Mecmua, Yıl: 1, Sayı: 5, Sahibi ve Müdürü: H. Nihâl, 15 Eylül 1931, s. 3-7

Leave a reply

More News