TOZKOPARAN İSKENDER

0
3917

Onüç yaşında bir bir okçu yiğit

Sancağı uğruna ettiler şehit

Türk tarihi basmış onu bağrına

Tozkoparan İskender derler adına

Yıllardan beri Türk ordusuna en usta, en ünlü okçuları yetiştiren İstanbul Kemankeşler Ocağında o gün bir yarışma düzenlenmişti;

Sabahın erken saatlerinde Ok Meydanına gelen seyirciler, heyecanla yarışmanın başlamasını bekliyorlardı. Ocağın en yaman atıcılarından 30 okçu yarışacaklardı. Nihayet yarışçılar geldiler. Servi boylu, dev cüsseli, demir pazulu, çelik pençeli yiğitler, sırtlarında sadakları, ellerinde yaylarıyla meydanın ortasında sıralandılar, Yalnız içlerinde bir tanesi yaşça da, vücutça da pek küçük görünüyordu. Babası, ağası yaşındaki usta kemankeşlerle yazışacak olan bu küçük okçu, ocağın en genç eri İskender’di. İskender, şimdi sancak beyi olan eski bir yeniçerinin oğluydu. Dokuz yaşına geldiği zaman, babası onu İstanbul’a getirip acemi oğlanlar kışlasına yazdırmıştı. Osmanlı ordusunun değişmez kanunuydu bu. Yeniçeri olacak çocuklar, önce acemi oğlanlar kışlasında yetiştirilirdi. Orada sıkı bir disiplin içinde talim ve terbiye görürlerdi.

İskender ele avuca, sığmaz bir oğlandı. Güreş tutuşu, pala, kılıç savuruşu yaşından çok üstündü. Çeşitli savaş oyunlarında büyük bir başarı gösteriyor, fakat en çok okçuluğu seviyordu. Onbir yaşına bastığı gün onu okçular ocağına ayırdılar. Ocağa geleli üç ay olmuştu ama yayı kavrayışı, oku atışı ile değme ustalara taş çıkaran başarılar kazanmştı.

Okunu, namlı kemankeşlerin ulaştırmakta güçlük çektiği yerlere ulaştırabilmek için durmadan çalışıyordu. Okçu yiğitler aralarında bir yarışma düzenleyince, İskender’in de katılmasına izin verdiler. Böylece İskender 30 yaman okçunun arasında meydana çıktı,

Nişangâhlar yerlerine yerleştirildikten sonra, ocağın en yaşlı okçusu Yıldırım Baba işaret verdi ve yarış başladı.

Görülmeye değer bir manzaraydı bu. Ok atmak, yay germek için yaratılmışa benzeyen çelik bilekli yiğitler, oklarını yıldırımlarla yarıştırırcasına kullanıyorlardı. Ünlü ve yaman bir atıcı olan Yıldırım Baba’nın gözleri İskender’e takılmıştı. Ona baktıkça kendi gençliğini hatırlıyordu. Bu çocuğun üstün istidadı, gücü, “daima daha ileri” diye direnişi, zekâsı ona parlak bir gelecek hazırlıyordu.

Yıldırım Baba, bunları düşünürken sıra İskender’e geldi. Küçük okçu, üç ayrı uzaklıkta yerleştirilen nişangahların en uzakta olanını seçmişti… Bütün gözler ondaydı. İskender kuvvetli avuçlarıyla yayını kavradı. kirişi bağladı, oku tozluğa oturttu, nişangâhı hizaladı. Yıldırım Baba işaret verdi. Ve İskender yayını gerdi. Küçük okçu, yayı öyle büyük bir güçle germişti ki, yayın tozu kopuverdi, fakat ok uçtu, en uzaktaki hedefe saplandı.

İskender şaşırmıştı, yüzü kızardı, utandı, ürkek ürkek etrafına bakındı. O anda ok meydanında bulunan herkes şaşkındı. İskender’in gücüne, ustalığına hayran kalmışlardı. Yıldırım Baba ona doğru ilerledi, ihtiyar yiğidin gözleri dolmuştu;

—Bu tozkoparan çocuk hepinizden baskın çıktı, dedi… Bundan sonra bu aslan yavrusunun ünü Tozkoparan olsun…

Aradan 2 yıl geçti. Tozkoparan İskender bu 2 yılda durmadan çalıştı. 13 yaşına geldiği zaman, yaman bir güreşçi, kılıç, palada değme yiğitlere denk, okçulukta ise boy ölçülmez bir savaşçı olmuştu. Okçu ocağının en küçük şehbazının adı dillerde dolaşıyordu.

O yıl padişah 2. Beyazıt İnebahtı ve Mora’daki Venedik kaleleri üstüne karadan bir sefer düzenledi.

Türk donanması da Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa’nin kumandasında Mora, Adriyatik ve İnebahtı sularına doğru yola çıkacaktı.

Türk Ordusu geleneklerine göre, seferlerde en seçme ok atıcı pehlivanlardan kırk yiğit Kaptan Paşaların hiznetine verilirdi, Bu şehbez yiğitin kendi istekleriyle seçilir, bu görev için zorlanmazlardı.

Kırk okçu. Türk donanması sefere çıkarken paşa gemisine binerler, savaşın devamınca Kaptan Paşa’nın sofrasında yemek yerlerdi. Deniz cengi başlayınca bu eşsiz kemankeşler, kumanda köprüsüne çıkan Kaptan Paşa’nın etrafını sararlar, düşmana ok yağdırırlardı. Her hangi bir düşman gemisinden Kaptan Paşa’ya bir ok veya kurşun atacak bir baş çıkamazdı. Çünkü, hemen keskin nişancılara hedeflenirlerdi.

Bu gözü pek kahraman gençler, Kaptan Paşaya vücutlarıyle kalkan olurlardı. Büyük cenklerde aralarında şehit verirlerdi.

1499 yılı Mayısında Venedik’lilere karşı savaşacak Türk donanmasının Kaptan paşasına seçilen okçuların arasında Tozkoparan İskender de vardı.

Yıldırım Baba, 33 yaşında bir çocuğu gönderdiği için. Kaptan-ı Derya Küçük Davut Paşa’nın kızacağından korkmuştu. Ama İskender’in yalvarışlarına dayanamamıştı.

Donanma ılık bir Mayıs sabahı yola çıktı.Tozkoparan İskender sevincinden yerinde duramıyordu. Neşesi, güzelliği ve terbiyesiyle Paşa gemisindekilerin sevgisini kazanmıştı. Ona küçük bir çocuk gibi değil, büyük bir yiğit gibi davranıyorlardı.

Türk donanması Ege Denizi’nde fırtınaya tutuldu. Temmuz sonlarına doğru Mora sahillerine varabildiler. Spienza adası açıklarında 200 kadırgadan meydana gelen Venedik donanması ile karşılaştılar.

28 Temmuz sabahı büyük deniz cengi başladı.

Türk kalyonlarıyla Venedik kadırgaları birbirlerine yaklaşırken, Küçük Davut Paşa, kaptan köprüsünde yerini aldı. Kırk koruyucu okçu etrafını çevirip, yaylarını gerdiler. Paşaya atılacak oka, savrulacak gülleye çıplak göğüslerini verdiler.

Tozkoparan İskender Paşa’nın sağında savaşmaya başladı. 2 Venedik teknesi, kalyona sokulmuş, Türk denizcilerini ok yağmuruna tutmuştu. Deniz cengi bir saat içinde korkunç bir şekil aldı. Tekneler çatışıyor, göğüs göğüse, gırtlak gırtlağa döğüşüyorlardı. Davut Paşa, Türk kalyonlarının durumunu gözden kaçırmıyor, durmadan emirler veriyordu…

Venedik donanmasının kumandanı Antonio Grimani, gözünü Kaptan-ı Derya kalyonuna dikmişti. Bu tekneyi yok edebilirse bütün Türk donanmasının çözüleceğini düşünüyordu. Bir Venedik kadırgası savaşın en kanlı zamanında Kaptan Paşa gemisine rampa etti. Venedikliler kanca takıp Türk kalyonuna atlamaya başladılar. İçlerinden biri yere yattı, sancak direğine doğru sürünmeğe başladı. Tozkoparan İskender, sinsi sinsi ilerleyen Venedikliyi görmüştü. Fakat tam o sırada yanında savaşan kemankeş şehit düştü. Onun yerini alan İskender, yaklaşmaya çalışan 3 Venedikliyi okladı. Yerde sürünene bakabildiği zaman, iri yarı Venediklinin sancak direğine tırmandığını gördü. Birden Davut Paşa haykırdı:

–Sancağa saldırdı kâfir.. Sancak giderse asker bozulur.

Tozkoparan, yayını gerdi. O anda Venedikli sancağı kapıp denize atladı. İskender’in oku omuzuna saplanmıştı ama kendi kadırgasına doğru yüzüyordu. Tozkoparan İskender, elindeki yayı fırlatıp, belindeki palayı çekti kalyonun korkuluğuna fırlayıp kendini denize bıraktı. Yıldırım gibi yüzüyordu küçük İskender. Üç dört kulaçta Venedik’liye yetişti, üstüne atıldı. Sular karıştı, ikisi de dalgaların arasında kayboldular.

Bekleyenlere yıl kadar uzun gelen saniyeler geçti.. Nihayet dalgaların arasında Tozkoparan İskender’in başı gözüktü… İskender, sarkıtılan halata tek eliyle tutunup kalyona tırmandı. Öbür eliyle sancağı ve Venedikli’nin saçlarından yakaladığı kesik başını göğsüne bastırıyordu.

Davut Paşa’nın önünde diz çöktü, kesik başıı yere bıraktı. Sancağı hâlâ göğsünde tutuyordu.

-Bağışla Paşam dedi… Görevimi bırakıp gittim ama Paşa Gemisi sancaksız olamazdı, işte geri getirdim…

Tozkoparan İskender son kelimeleri güçlükle söylevmişti. Gözleri kapandı vücudu yavaşça yana kaydı, hareketsiz kaldı. Sancağı kollarının arasından aldıkları vakit göğsünde saplı kamayı gördüler.

Venediklinin başını kesmeden evvel, kafirin kamasını göğsüne yemişti.

13 yaşında, yaman okçu, Tozkoparan İskender sancağı uğruna şehit olmuştu…

Türk donanması zaferle geri döndü. Okçu ocağında Tozkoparan İskender’in hikâyesi ağızdan ağıza dolaştı, destanlaştı. Türk tarihinin bu kahraman çocuğunun ünü tarihimizin altın sayfalarında ebediyyen yaşıyacak…

Türk tarihi basmış onu bağrına

Tozkoparan İskender derler adına.

TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, NURAN ŞENER, TÜRK TİCARET BANKASI – MİLLİYET GAZETESİ, S. 14-18

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku