Tanri tarafından yaratılan atlar

0
207

Türkler, Tanrının kudretli ve tek olduğuna inanıyor, mekânının da gökte olduğunu düşünüyorlardı. Orhun Kitabeleri’nde “üze kök Tengri” sözünde Tanrı’nın mekânı gökyüzü olarak belirtilmektedir (Günay-Güngör, 1997: 36 ). Mircea Eliade, “Gök tanrısı” veya “gökteki tanrılar” fikrinin, “Gökyüzünün ya da uzayın sıradan insanların ulaşamayacağı yüksek bölgeler oluşundan kaynaklandığını (Çoruhlu, 2006: 18)” söylemektedir. Bu Tanrı anlayışının zamanla “maddi gökyüzünden manada ulu varlığa doğru bir gelişme gösterdiği” öne sürülmektedir. Göktürk çağında ise bütün evreni içine alan ve ona hükmeden bir Tanrı anlayışı görülmektedir (Günay-Güngör, 1997: 36).

Eski Türklerin Tanrı anlayışı gibi yakın zamana kadar Şamanist olan Altaylar, Tuvinler, Kaçinler, Beltirler ve diğer kabileler Tengri kelimesiyle en yüksek Tanrı’yı isimlendirir ve O’nu en yüce Tanrı olarak kabul ederlerdi (Taş, 2002: 38). Nitekim “Kök-Tengri” teriminde, Kök/Gök’ün Tanrı anlamında değil, yücelik manasında, sıfat olarak kullanılmış olduğu görülmektedir (İnan, 1995: 26). Bu nedenle “Gök Tanrı, kendisine tapınılan mavi gökyüzü değil de Yüce Tanrıyı ifade etmektedir (Günay-Güngör, 1997: 37).”

Ayrıca Türklerde, Tanrı düşüncesi “Gök-Yer/Su-Atalar” formülüyle ifade edilen çeşitli kültlerle de karşımıza çıkmaktadır (Çoruhlu, 2006: 17). Türklerin çok çeşitli coğrafyalarda birçok dini tanımış olması, beraberinde farklı tanrı inançlarını ortaya çıkarsa da temelde semavi yüce bir yaratıcı inancı hep var olmuştur. Bu yüce yaratıcı, Orhun Yazıtlarında da görüleceği üzere kendi adına “ili-bodunu” yönetecek kişileri seçme, onlara yönetme yetisi (kut) 1 verme gibi özelliklere sahiptir. Yüce yaratıcı aynı zamanda yaşam verici, yaratıcı ve zamanı geldiğinde can alıcı bir özellik gösterir. “Bütün bu inanışlar, Gök Tanrı’nın ‘eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varoluşuna hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren bir ulu varlık olduğunu’ ortaya koymaktadır (Caferoğlu 1953: 201-212).” Gök Tanrı’nın dünyaya nizam vermek için kut verip gönderdiği kahramana, yardımcı olması için olağanüstü özelliklere sahip atlar da yarattığı bilinmektedir.
İslamî kaynaklarda Hz. Ali’den nakledilen bir hadiste, atın Allah (CC) tarafından “kıble rüzgârı (Poyraz)”ndan yaratılıp yeryüzüne
indirildiği belirtilmektedir (Kemâleddîn Demîrî, 2001: 60). 2

Ahmet Caferoğlu, “Türk Anomastiğinde At Kültü” adlı çalışmasında ilahi menşeli atlar konusunda bir hayli örnek sunmaktadır:
“Sibirya şaman Türk ve Moğol halk edebiyatında, atlar ilâhî bir menşe’e sahiptir. Yakut eposunda bahadırların atları, at sürüsü ilahesi tarafından, sema âlemindeki güneş ülkesinden gönderilmekledir. Buryat eposunda ise kahramanın atı, Yakut’larda olduğu gibi, ya doğruca gökten iner yahut da ilâhî takdirle dünyaya gelir. “Ordos Moğollarınca Çingiz hanın atı da gökten inmiştir. Ebül-Gazi Bahadır Han Cengiz’in Han olması bahsinde, Cengiz’in düğününe uruk mümessili olarak gelen Gökçe’yi tanıtırken, onun: ‘arada bir, bana gaipten bir boz at gelir, ona binerek göğe çıkar, Tanrı ile konuşur gelirim’. Diğer bir Moğol anlatısında at, uçarak kahramanını cehenneme götürüp sağlam geri getiren ilâhî bir kuvvettir (Caferoğlu-1953: 201-212).”

Buura-Doxsun adlı Olonxo’da Sahaların eski ataları Sier İhtiyar ve Ayu-Nuoralcın ninedir. Ayina Sier İhtiyar, göğün dokuzuncu katında bulunan en büyük Tanrı Ürün Aar Toyon’un kardeşi ve Ayu-Nuoralcın Nine’nin de Uordaax Cöhögöy Toyon Tanrının kız kardeşi olduğu söylenir. Destanda, sahaların atalarıyla atlar arasında kan bağı olduğu inancı görülmektedir (Cargıstay, 1995: 306-311).

Jean Paul Roux, MÖ 140’larda yaşamış Çinli bir seyyahı kaynak göstererek: “Orta Asya’da, göksel bir atın soyundan gelme, çok güçlü ve atılgan çok ilginç bir at ırkı bulunduğunu ve daha yakın tarihli Çin kroniklerinde, kayaların üzerinde bu atın toynak izlerine rastlandığını bildirir.” Ayrıca Orta Asya’da hiç kimsenin yakalayamadığı atların yaşadığı bir dağın varlığından bahsedilmektedir. Yöre halkı bu dağa kısraklarını “göksel aygırla” birleştirmek için getirirler (Karadavut, 2010: 71-80).”

Başkurtlara göre, Büyükayı takımyıldızının en dıştaki iki yıldızı, semavi atlar olup adları “Buzat (Boz at)” ve “Sarat (Sarı at)” olarak bilinir, Karaçay-Malkar folklorunda da Küçükayı takımyıldızının iki yıldızı, Sarı aygır ve Toru (Doru) aygır adlarıyla tanınmaktadır (Tavkul, 2007: 196-205).

Başkurtların en büyük ve önemli destanı Ural Batır’da karşımıza çıkan Ak-boz at, Tanrı menşeli at tipinin en güzel örneğidir. Ak-boz at, Ural Batır destanından sonra kendi adıyla anılan destanda da yer alır. Ural Batır destanında Ak-boz at’ın Ural’ın eşi Humay’a annesi Güneş tarafından hediye edildiği bildirilir. Bu nedenle Ak-boz at’ın gök menşeli bir at olduğu anlaşılmaktadır. Humay, onu çağırdığında Ak-boz at, gökten düşen bir yıldız gibi yeryüzüne inmiştir. (Düzgün 2007: 718) Hakas destanlarından Ay-Huucın’da, başkahraman Tanrı’nın yeryüzüne yılkı vasıtası ile gönderdiği attan doğma bir bahadırdır (AHUD s. 479). Ay-Huucın, atı “Ala-kula at” ile “Kızıl-Doru at”ı karşılaştırırken, “Kırılmaz kanatlı Kızıl doru at”ın Tanrı kulunu, kendi bindiği “Ala-kula at”ın ise Tanrı’nın gönderdiği at olduğunu söylemektedir:

“ Kırılmaz kanatlı Kızıl-doru at Tanrı kulunu ise, Atlayıp gittiğim Ala-kulam da Tanrının gönderdiği attır.” (AHUD s. 479)

Yine aynı destanının ilerleyen bölümlerinde Tanrılar arasında geçen bir konuşmadan, “Üç kulaklı Ala-kula at”ın yedi Tanrıdan en küçüğü tarafından yaratıldığı anlaşılmaktadır: “Üç kulaklı Ala-kula atı, Kim yaratıp doğurttu? Bu duran Ay-Huucın’ı Kim meydana getirdi? Yedi Tanrı’nın küçüğü: Ben yarattım, demiş. Bir yerde yaratıcılar Büyük kavga etmişler.

Yayılıp duran yeryüzünde
Yarattığım sadece ikidir:
Üç kulaklı Ala-kula atı,
Ay-Huucın’ı yarattım.
Sizler, altı yaratıcı,
Parlak göğün altında
Sizin yaratmadığınız yok,
Kımıldayan canlıları
Hep yaratıyorsunuz.
Benim yarattığım iki güzeli
Çok görüyorsunuz.” (AHUD s. 615)

Ak-Ölen İle Kır-Ölen destanında, dokuz Tanrı tarafından yaratılan “Ak kanatlı küren at”ın yaratılma sebebinin Tek Tanrı tarafından yaratılan “Arancula ak-kızıl at” ile yarıştırılmak olduğu anlaşılmaktadır. Altın-Ergek bir gün yurduna dönerken Altın-Taş isimli kağanın yanına uğrar. Altın-Taş, Altın-Ergek’ten “Arancula ak-kızıl at”ı ister. Ancak Altın Ergek, atını vermez. Bunun üzerine Altın-Taş, içkiyle Altın-Ergek’i sarhoş eder ve atını alır. Dokuz Yaratan’ın yaratmış olduğu “ak-kanatlı Küren at”la yarıştırmaya götürür. Atlar yarışırken “Ak-kızıl at”,

“Küren-at”ın ensesinden ısırır ve onu öldürür:
“Ak kızıl atı yedeğe aldı da,
Çıkıp gidiverdi,
Gidiverdi de gidiverdi.
Yedi gök dibine geçti.
Dokuz yaradan vardı orada,
Tek yaradan da oradaydı.

Ak kanatlı küren atı
Dokuz yaradan yaratmış,
Arancula ak-kızıl ile
Yarıştırmak için, yaratmışlar.
Yalnız yaratanın yarattığı,
Arancula ak-kızıl at.
Altın-Taş bahse girmiş,
Yarıştırmaya bahisleşmiş,
İki atı yarıştırıp,
Koşturup gönderdiler.
Yüz gök dibinden geçmek için
Sabah koşan at,
Akşama kadar koşacaktı.” (AÖD s. 225)

Kağan-Kes destanında, kahramanın eşi Altın-Suçu, Kağan-Kes’e bindiği “Kan-al at”a kamçı vurmamasını, eğer vurursa başına büyük felaketlerin gelebileceğini söyler. Çünkü Kağan-Kes’in bindiği “Kan-al at” Tanrı tarafından kamçılanmaz şekilde yaratılmıştır:

“Altın otağından çıkıp kan-al atına bindi. Atına binerken Altın Suçu altın merdivende durup söyledi: kocam Kağan-Kes bir sözümü söyleyeyim! Kağan- Kes cevapladı: söyler sözün varsa söyle! dedi. Altın Suçu söyledi: Altında bindiğin kan al atını Tanrı yaratmış, kamçılanmaz şekilde. Ne kadar da acelen olsa kamçılamamalısın. Kan al ata kamçı vurursan büyük felaket büyük bela olur! demiş. Bunu duyan Kağan-Kes söylemiş: böyle kamçılanmaz at olanda niye vurayım! demiş.” (KKED s. 392)

KABA ALİ, ALTAY, TUVA, HAKAS ve ŞOR DESTANLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME, YÜKSEK LİSANS TEZİ TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI ANABİLİM DALI, T.C. AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, S. 20-25

Leave a reply