Şol Türkleri – Şuli’ler – Emel Esin – Bölüm 2

0
144

II- HAZAR DENİZİ DOĞUSUNDAKİ “ŞUL”:

Miladi IV-V. Yüzyıllarda, Sır-derya kıyılarından geldikleri sanılan Hun-Türk boyları, hazar denizinin doğusuna ve cenubuna da ilerlemiş idiler. Merv yanında Bayram Ali7de yapılan kazıların IV-V. Yüzyıllara aid tabakalarında bulunan cesedlerin tipolojisini Trofimova 1mongoloid vecheleri yanında, Erepeoid’lerinkine benzer kartal burunları olduğu için, “büyük burunlu Mongoloid”ler” tesmiye etmektedir. “büyük burunlu Mongoloid”lerin o devirde Sır-Derya kıyılarından Merv ve Rey’e kadar inen Hun ve Türkler olduğu sanılmaktadır. Çünki, aşağıda görüleceği gibi,Sasani kaynaklardan rivayet eden erken Müslüman müellifleri ve Ermeni tarihleri, bu devirde, Türklerin ve Hunların, Hazar denizinin cenubuna kadar istila ettiklerini bildirmekdedir. 2 bizi alakadar eden yine “şul” adını taşıyan ve Hazar denizinin doğu kıyılarında Curcan’ın şimalindeki Dihistan’da bulunan Türk (muhtemelen Oğuz) kavmidir. Dihistan 3 İsmi, bazı tahminlere göre, Romalıların Dahae dediği, Path’ların hükümdar soyundan mevrus idi. “şul” 4 adına gelince, Marquart her neden ise, iki “Şul”u birbirinden ayırt etmişdi. Hazar denizinin batısındaki “Şul”’den bahs ederken, İrani bir kelime saydıı “Çor” aslına; fakat Hazar denizinin doğusundaki “şul”u ise, Türkçe “Çöl” adına irca etmiş idi. Nitekim İbn Hallikan da, Curcanlı Sahmi’ye atfen, “Şul” Türklerinden bahs ederken, bu adın Curcan civarında “Cvl” (Çöl) isimli bir karye olduğunu bildirmektedir. Sahmi rivayeti ışığında her iki “Şul” un aslı olarak, “Çöl” adı, “Çor” karşı desteklenmiş bulunmakdadır.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 40)

Marquart 5 Hazar denizinin batısı ve doğusundaki Hunların muhtemelen aynı kavm olduğunu sanmakda idi. Yine Hazar denizinin batısında olduğu gibi, doğusunda da Hunları Türklerden ayırt etmenin zorluğuna işaret eden Marquart, üstelik, Hazar denizinin doğusunda, hunları ve Türkleri Kuşan boylarından da tefrik etmenin imkansızlığını kayd ediyordu. Bu münasebet ile, Marquart, Çinlilerin “T’ie-le” diye andığı, yaygın Türk boyları arasında, hem Doğuda, hem batıda, “hun” adını taşıyan iki boy olduğunu ve tabari’nin Kuşan’ı da Türk saydığına dikkati çekmekdedir 6 Aral gölü cenubunda ve Hazar denizinin doğusunda, Prokopios’un (öl. M. 562) “Gorga” 7 dediği Gurgan’a (arabca adı Curcan: bkz. Harita B.) yaşayan ilk hunlar, yukarıda kaydedildiği gibi, europeoid vecheli ve şehirlerde oturan bir kavm idi. 8 Miladi 356’da, Sasani hükümdarı Şapur II, Gurgan sınırında, bu ilk hunlar ile savaşıyordu. 9 Bunlara Latince Chionitae, Avesta’da Hiyaona ve Süryanice Hiyonaye deniyordu. Marquart 10 ve sonraki araştırıcılar 11 Kuşana boyları ile akraba sayılıp, muhtemelen Aral gölünün cenubundan gelip Hazar denizinin doğusunda M. V. Yüzyılda beliren kidara Hunlarını da, Chionitae’den saymaktadır. Marquart’a 12 göre Hazar denizini doğusundaki”Şul” Türkleri de Chionitae’den ve kidara Hunlarından idi. Böylece, Chionitae ve Kidara Hunları le Kuşan boylarını da Türklerden olduğu faz edilebilmektedir. Nitekim, başka araştırıcılar, Türkler ile bazı hunlar kuşan arasında bağlar tesbit etti. 13 Marquart, Tabari’nin kuşan devletinden “Türkler de (“Kermihiones” şeklinde) teşmil edildiğine işaret etmektedir. Harmatta ise “Kermihiones”in Türgiş Türklerinden olup, bugünki Afganistan’da devlet kuran “Alhonların (Al Hunlar) bunlardan olduğunu sanmaktadır. (Kidarit Hunlarını da Afganistan’da bulunduğu görülecekdir). Esasen Bundahişm’de ve Menokre-Hrat’ın eserinde, Hazar denizinin doğusundaki boylardan “Hiyon denen Türkler” diye bahs ediliyordu. 14 Böylece, Marquart’ın 15 Tahmin ettiğine göre, İslam kaynaklarının “Türk Hakanı” adını verdiği ve Merv ile Rey arasındaki saha ile Gurgan’da, Sasani Bahram Gur (420-38) ile çarpışan hükümdar, Hem Chionitae’nin, hem “Şul” Türklerinin başı idi.

Miladi 468 yılında, kidarit Hunları orta Asya’ya göç edip bugünki Afganistan’a yerleşmiş bulunuyordu. 16 Bu arada, Çin sınırındaki arabça Hayatila denen diğer Hunlar, büyük bir devlet kurmuş ve Sasani sınırlarında belirmişlerdi. 17 Bunlar da “Şul” Türkleri ile karışdırılmakda idi. 18

Yalnızca Hazar denizi, doğusundaki “Şul” Türkleri dikkate alınırsa, barthold ve Minorsky’nin işaret ettiği gibi 19 kaydedilmesi gereken ilk keyfiyet “Şul” Türklerinin M. IV. Yüzyıldan beri, ileride Oğuzların yaşayacağı illerde bulunup böylece muhtemelen Oğuz Türkleri olması imkanıdır. Çünki Hicri IV/M. X. Yüzyıl Müslüman müelliflerinin hepsi, Sır-Derya ile Hazar denizinin şimalinde olduğu gibi (bkz. Harita A), Hazar denizinin doğusunda, da “Ğuzz”ların (Oğuzların) yaşadığını kayd etmekde idi. Bu hususda birkaç metni hatırlatabiliriz:

“Hazar denizini şimali ve doğusunda Oğuz bozkırları vardır… Curcan, Oğuz sınırındadır” (Hudud, 55, 102). “Dihistan Oğuz Türkleri sınırıdır” (İstahri, 125 ve Bin Havkal, 325)

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 41)

Hoffman 20 ve Pigulevska’nın Süryani Kaynaklarda ve Togan ile Marquart’ın Müslüman ve ermeni tarihlerinde kaydettikleri bilgilerden aşağıdaki neticeler çıkmakdadır. Chionitae Ve Hyatila ile karışdırılan ve Oğuzların ataları olarak gözüken “Şul” Türklerinin M. IV. V. Yüzyıllarda yaşadıkları bölge şyu idi. Batıda Hazar denizi, Şimalde Büyük Balhan dağları, Doğduu Kara kum çölü ile Küren ve Köpet dağları, cenubda Etrek (Atrak) ırmağı (bkz. Harita B) Marquart’a 21 göre, IV. V. Yüzyıllarda bu mıntıkanın başkenti, Çince ismi Po-lo, rumca adı Balaam olarak geçen şehir idi ve bu şehir Makdisi7nin bahs ettiği Balhan 22 idi. Kadim müelliflere ve Makdisi’ye göre, Amu-derya eskiden Hazar denizine akıyordu ve Makdisi Amu-derya munsabındaki Balhan adlı şehirden bahs etmektedir. Bilinmiyen bir tarihde, bir hükümdarın Am-u derya yatağını Balhan’a çevirmiş olmasına rağmen, ırmak o yatakdan ayrılmış ve Balhan, yine bilinmiyen bir zamanda, susuzlukdan harab olmuş idi. Tolstov 23 bu menkıbeyi, kadim devirden beri o mıntıkada arıklar yapıldığına atf etmektedir. Diğer bazı araştırıcılar ise, kurumuş bir ırmak yatağına benzeyen Uzboy’un (bkz. Harita B.) Hazar denizine doğru gittiğine işaret eli, Uzboy’un Amu-derya’nın eski kyatağı olduğu ve Amu-derya’nın eski munsabının bugünki Kızıl suv/Krosnovodsk körfezinde (bkz. Harita B) olduğunu sanmakdadır. Balhan şehir de bu munsabda idi. Miladi IV. V. Yüzyıllarda daha mevcud olduğu Marquart tarafından ileri sürülen Balhan’ın yerini Rawlinson aramışdı. 24 Rawlinson,kızıl suv/ Krasnovodsk körfezinde şehir harabesi olmadığına dikkati çekerek, Amu-derya munsabının kum kalıntılarından anlaşıldığına göre, üç kolu olduğuna ve cenubi kolun Hiyve körfezi üzerine (bkz. Harita B.) bulunduğuna işaret ediyordu. Nitekim hiyve körfezinde, Köhne-pazar, veya Ming-kışlak denen yerde, bir şehir kalıntısı olduğunu ve orada altın ve gümüş eşya ile keramik bulunduğunu, Rawlinson 1879’da kayd etmekde idi. Ancak bu yerlerin daha sonra da meskun olduğu aşağıda anlatılacakdır. Barthold’un araştırmaları devrinde, belki Hazar denizi kıyılarında (lev. I) olagan bulunan topografik değişiklikler ile, bazı kıyılarda suyun çekildiği veya su basdığı için Rawlinson’un bahsettiği şehir kalıntıları yok olmuşdu. Bu cihetten, Rawlinson’un müşahedeleri bu mıntıkanın m. IV. V. Yüzyıllardan itibaren tarihi coğrafyası için, değerli bir vesikadır.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 42)

Rawlinson 25 Etrek munsabındaki Hasan-kulı körfezinden şimale doğru, iki ayrı yol tarif etmektedir. (bkz. Harita B) Yolun biri sahib boyunca bozkır içinden, diğeri Etrekv e Sumbar ırmaklarını münbit vadilerini takib ederek, gitmekdedir. Her iki yol üstünde müteaddid harabeler mevcud, fakat bunların devrini tesbit etmek zor idi. Rawlinson’a göre sahil boyundaki Gök-tepe ve Ak-tepe höyükleri ile Çerçalı harabeleri ve Buğdaylı gölü civarındaki “kile”ler (Türkmenler kale yerine “kile” demekdedir) ile Etrek ve Sumbar ırmakları boyunca bulunan bazı “tepe” (höyük) ve “kile”ler eski devirden olup, “Şul” Türklerine aid olmalı idi. “Komnuk (Kız demek imiş) kile’nin cebheleri (lev. II/a) birbirini takib eden sütunlar şeklinde içi dolu kuleleri ile Türkmenistan’ın M. VI. VII. Yüzyıl yapılarına 26 (lev. II/b) hakikaten benzemektedir. Bu çevrede Rastlanan su ırakları ve bendlerin kalıntıları da belki kadim yerleşmelerin hatırasını saklıyordu. Barthold’un 27 fikrine göre, bu mıntıkanın ma’mur kısmanın en eski devirlerden beri, Etrek ırmağı boyunca bulunduğu aşağıda kayd edilecekdir.

Sasanilerin I. Yüzyılda Gürgan’ın şimalinde başlıca düşmanlarının “Şul” Türkleri olduğu, o çevrede inşa ettikleri müdafaa seddine “bab-u Şul” (“Şul kapısı) adını verdiklerinden anlaşılmaktadır. 28 Rawlinson 29 “Bab-u Şul”’u da 1879’da tesbit etmişdi. Bu sedde, Türkmenler, “Kızılalan” (Kızıl tepeler silsilesi) demek de idi ve seddin yeri Gurgan ırmağı şimalindeki Gümüş-Tepeden başlayarak, dağlara uzanan bir sıra höyük şeklinde belirmekde idi. M. Y. Kiani de 1977’de VII. İran sanatı kongresine verdiği tebliğde, Gurgan’daki “İskender seddi”’nden bahsetti. Kani, bu çevrede, 15 şehir ve kala harabesi tesbit etmişdir. Bunların arasında, Daha sonraki Sasani kaleleri mevcud olmalıdır. Ermeni kaynaklarına göre, 30 Yezdigird II (438-57) Gurgan’ın şimalîndeki Çor (Şul) hükümdarını mağlub etmiş ve bu kavmin akınlarına Karşı “Şahritan-i Yezdigird” adlı kaleyi yapdırmışdı. 31 . Sonraki Sasani hükümdarı Firuz (439-84) ise, Curcan (Gurgan) ile “bab-u Şul” (Şul”kapısı) arasında, Ruşan-Firuz kalesini inşa ettirdi. 32 Gerek Curcan, gerek Ruşan-Firuz, M. 430 ve 553 sıralarında, Nesturi dini merkezleri idi. 33

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 43)

Miladi VI. Yüzyılın ortasına doğru yükselen kök-Türk kağanlığı, Hayatila devletini 554 sıralarında mağlub edince, orta-Asya’dan sasani sınırlarına kadar uzanan Hayatila idaresindeki iller kök-Türklere geçdi. Tabari’ye 34 göre Hayatila hükümdarı “Vzr”ı öldüren “Sincibu” (istemi) kağan (öl. 576) Sasani hududlarındaki Türkleri ve bu arada “Şul”boyuna “teşci ediyor” ve Sasani sınırlarını istilaya hazırlanıyordu. Türk tehlikesine karşı harekete geçen Husrav I, Anuşirvan (531-79), “Şul” Türklerinin çoğunu öldürmüş ve klan seksen kişiyi Firuz’un yapdırdıı bir şehre yerleşdirmişdi. Ancak bu şehrin Firuz’un yapdırdıklarından hangisi olduğu belli değildir, çünki Tabari, bu münasebetle “bab-u Şul” yakınındaki “Ruşan-Firuz”un değil, Rey’deki “Şahram Firuz”un adını vermişdir. 35 Herhalde “Şul” Türkleri Hazar denizinin doğusunda ve Curcan’ın şimalindeki eski ilerinde, yaşamağa devam ettiler, çünki daha sonraki kaynaklarda da memleketleri orası olacakdı. Husrav I’in, “Şul’ illerinde yeni kaleler yapdırıp çevreyi tahkimi üzerine istemi Kagan, “Şul” iline ilerlemekden vazgeçmişdi.

Fakat, Kiani’nin Gurgan’da tekbit ettiği ve Sasani devrinden tarihlendirdiği yapılar arasında, “şul” Türklerinin de kaleleri mevcud olsa gerek, çünki Erken Müslüman tarihçilerinden Belazuri (öl. H. 279-892) ve Kudama (öl. H. 320/932), “Şul” Türklerinin, m. VIII. Yüzyıldan önce Dihistan’dan cenuba ilerleyerek, Gurgan’ı da almış bulunduklarını bildirmekdedir. 36 Gurgan (Arapça metinlerde Curcan) halkı yukarıda anlatıldığı 37 gibi M. IV. Yüzyıldan beri, yerli İranlıların, Hunlar ve Türkler ile tedricen karışmasından doğan bir muhtelit toplum idi. Curcanlıların memleketlerinin şimalindeki “şul” Türklerinin akınlarına karşı korunmak için “bab-u Şul” 38 denen sed idi. Kudama 39 şöyle diyordu:

“Ehemmiyetli sınırlardan biri de Türk sınırıdır. Curcan beldeleri civarındaki bozkır onların (Türklerin) ilidir ve oradan akın ederler. Ve (Curcan) halkı (Curcan’ı) tuğla dıvar ile tahkim ederek, kendilerini akınlardan koruyordu. Fakat, Türk onlara galib geldi ve onların memleketine “Şul” dedikleri melik hakim oldu”.

Belazuri 40 aynı keyfiyeti şu kayd ile teyyid etmekde idi:

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 44)

“Curcan tuğladan yapılmış bir sur ile çevrilmişdi ve böylece Türklere karış kendilerini tahkim etmişlerdi (sur’un) bir cebhesi denize bakıyordu. Fakat Türkler o mıntıkada galib geldiler ve “Şul” onların (Türklerin) hükümdarı idi”.

Nitekim H. 18/639 yılında, suvayd b. Mukarrin’in ordusu Curcan’a geldiği zamanşehrin hükümdarı “şul” sülalesinden Rzban (/) oğlu Rzban idi. 85 (Sahmi, 4-6) 41

Suvayd b. Mukarrin’in ordusundakibir şairin beytlerine göre 42 . Terceme edilmemiş olan beytler şöyledir:

Curcan, yeşillik ve ormanlık bir il idi. Curcanlılar surlu meskenlerde (hazar) yaşıyorlardı. Arab ordusunu görünce, “İbn Şul” (şul-oğlu) onlara keseler ile hediyler getirmiş ve memleketin “her nahiyesi için Haraç vermişdi”. Böylece bir sulh muahedesi imzalandı. Muahedenin tam metni Tabari’yi Takiben Prof. Hamidullah tarafından Fransız’ca terceme olmuşdur. 43 Sulh muahedesinin umumi hatları şunlar idi. 44 Rzban oğlu Rzban Şul, Dihistan ve Bütün Curcan ehli namına Müslümanların himayesi (zimmet) altına giriyordu. Her esne zimmiler cizye verecek ve ona karşılık, eğer hücuma uğrarlar ise, Müslümanlar onları müdafaa edecek idi. Dihistan Türkleri (şimali) sınırı “Esed edeceklerdi” (koruyacaklardı) Zimilerin nefslerinin mallarının ve dinlerinin emniyeti Müslümanlar tarafından taahüd ediliyordu.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 45)

Görüldüğü gibi, şul sülalesinden Rzban oğlu Rzban’un H. 18/639’da “Dihistan ve Sair Curcan ehli namına” Emeviler ile imzaladığı muahede Müslüman olmayanların dinleri “emniyet altına alınmışdı” 45 yani vicdan serbestisi tanılıyordu. Çevrenin muhtelif dinleri hakkında bazı tahminler yapılabilir. Curcan’da M. 430, 490 ve 577 yıllarında. Nesturi başpiskoposluk merkezi bulunuyordu. 46 Prof. Margulan’ın lutfen bildirdiğine göre, Hazar denizi doğusundaki Türklerin (Oğuzların) atalar dinine bağlı kaldığı, son yıllarda anlaşılmışdır. Balhan dağlarının şimalindeki Mangışlak’da, Oğuzlara atf edilen, “kerekü” 47 (kubbeli Türk otağı) şeklinde ve içinde savaş sahneleri tasvir edilmiş bir tapınak bulunmuş. Diğer tarafdan, İranlıların arasında yaşayan Curcan’dai ve belki Dihistan’daki Türklerin İran dinlerine temayül etmiş olmaları da hatıra gelir. Nitekim, Bin Hallikan’a nazaren, “Şul” sülalesinden iki kişi H. 98/716 tarihinde, Mecusi idi. 48

Rzban oğlı Rzban “şul”’un H. 18/639’da Emeviler ile yapdığı muahedeyi, “Şul” sülalesinin sonradan bozduğu anlaşılmakdadır. H. 30/650 yılında Sa’id b.al-Aş Curcan ile yine sulh akd etmiş olmasına rağmen, “Şul” Türkleri, Azerbaycan’dan kumis (irani dilde Kumiş) üzerinden Horasan’a giden yolu kesmişlerdi. 49 Kutayba b. Muslim’in yerine Emevilerin Horasan valisi olan Yazid b. Muhallab7in de yolunu “Türk kavminden Şul” ile savaşmak üzere, Emevi halifesinden izin istemişdi. 50

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 46)

Yazid b.Muhallab’in “Şul” Türkler ile savaşdığı H. 98/716 yılında, 51 Curcan’da ve Dihgistan’da ayrı iki hükümdar bulunuyordu. Dihistan “Şul’un, Curcan ise Firuz b. Kul’un idarelerinde idiler “Şul”’un başkenti, Dihistan’da, Tahminlere göre o eyaletin başkenti 52 olup, aynı adı taşıyan ve parth krallarının birinin yapdırdığı rivayet edilen şehirde idi. “Şul” un başkenti Dihistan’dan 5 farsah (farsah =5.6 km) denize doğru, Buhairah (göl) denen yerdeki “cezire”’de (ada veya, yarım-ada) “Şul”’un birkalesi daha vardı. “Şul”’un başkenti Dihistan ile Firuz b. Kul’un her halde Curcan nehri üzerinde bulunan başkenti arasındaki mesafe, 25 fersah idi (125-150 km). O halde, Rawlinson’un tahminine göre, Şul’un başkenti Dihistan şehrinin,Hazar denizi kıyısında, Gök-Tepe’deki şehir kalıntısına benzeyen höyükde, veya o höyükden doğuya İslam devri şehri, ribat Dihistan’a giden çizgi üzerinde bulunması gerekmekdedir (bkz. Harita) Gök-tepe höyüğünün bulunduğu sahilde “Buhairah” (göl) adını ve rivayetlerini hatırlatacak bir körfez e ada veya yarım-ada bulunmaması keyfiyetini, Rawlinson,Hazar denizi kıyılarının topografisinin, Moğol devrinde, bendlerin açılması ile değiştiğine ve bazı yarım adaların su altında kaldığına atf etmekdedir. Rawlinson, Gök-tepenin az şimalindeki Buğdaylı gölünün de buhairah olabileceğine işaret etmektedir. Barthold ise Dihistan şehrinin Parth devrinden beri mevcud olup muhtemelen, her vakit aynı yerde, İslam devri “Ribat Dihistan” harabelerinin bulunduğu gibi, Etrek ve Sumbar ırmaklarını birleşdiği mevkide (bkz. Harita B) olduğunu tasavvur etmekdedir. Barthold’a göre Buhairah ise, Etrek ırmağının munsabı Hasankulı körfezinde bulunuyordu (bkz. Harita B). Nitekim X. Yüzyılda Dihistanan-i Sur denen ve Minorsky’e göre “Şul” adını Sur şeklinde muhafaza eden yarım-adanın yeri de, Barthold’a nazaran; hasan-kulı körfezinde olmalı idi. Hoffmann, Buhaira’nın daha şimalde, Balhan şehrinin bulunduğu tahmin edilen yerde, Kızıl-su/ Krasnovodsk körfezinde (bkz. Harita B) olması imkanı üzerinde durmakda ve Buhaira’daki adanın yeri olarak Çeleken adasını tahmin etmekdedir. Dihistan’da bir de Bayasan (veya Bayasin) 53 şehri bulunuyordu.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 47)

“Şul” sülalesinin birinin terceme-i hali münasebeti ile, İbn Hallikan, “Şul’un Tigin mertebesinde bulunduğunu ve yine bu müellif ile daha eski tarihde yaşayan ve “Şuli” sülalesini tanıyan İsfahani (H. 284-356/897-967), “şul” ile Firuz b. kul’un kardeş olduklarını söylemekdedirler. 54 Marquart 55 Kul adının Türkçe “kul” olabileceğine dikkati çekerek, İsfahani ve İbn Hallikan’ın rivayetini desteklemekdedir. Nitekim, H. 18/639’da Şul” beyi Rzban oğlu Rzban 56 , hem Curcan, hem Dihistan beyi olduğuna göre H. 98/716’daki Curcan ve Dihistan beyleri onun ahfadından olsa gerek. Curcan’ın şimal-doğusundaki Bayasan 57 adlı yerin hükümdarı Marzuban da Curcan beyi Firuz b. Kul’un amca –zadesi, yani muhtemelen, Rzban oğlu Rzban “Şul”un bir üçüncü torunu idi. Bu üç,belki akraba hükümdarı birbiri ile kavga halinde idiler. 58 Firuz, b. Kul, “şul” Türklerinin hücumundan korkarak Horasan’a Yazid b. Muhallab’ı çağırmağa gitmiş ve “şul” Tigin Curcan’ı almışdı. Firuz b. Kul’un düşündüğü bir hile ile, “Şul” Tigin’in Curcan’dan çıkıp Dihistan’a ve adadaki kaleye çekilmesi temin edildi. Böylece “Şul” Tigin’i muhasara edip, sonunda teslime mecbur kılmak imkanı olabilecek idi.

Türkler ile Emeviler arasındaki Dihistan ve Curcan savaşları, fevkalade çetin olmuşdu. Gerek Curcan, gerek Dihistan’daki Türkler kalelere çekilmişdi ve ancak istedikleri zaman çıkıp savaşarak, yine kalelere dönüyorlardı. Curcan dağlık ve ormanlık olduğu için kalelerin yolunu bulmak da zor idi. Yazid b. Muhallab, o kadar asabi olmuşdu ki, oğlu Halid’i ve diğer kumandanlar ile askerleri, kaleleri alamazlar ise, ölüm ile tehdid ediyor ve ancak hile ile bazı kaleleri basarak, alabiliyordu. Galib gelip, ekmeğini düşmanlarının kanına batırmadan kılıcını kınana sokmamağa yemin etmişdi.

“Şul” Tigin’in çekildiği ada üzerindeki kaleyi ise, Yazid b. Muhallab, ancak altı ay muhasaradan sonra ve kalede kuyu suları bitip, hastalık çıkınca alabildi. “Şul” Tigin, üç yüz kişilik yakınları ile serbestçe uzaklaşmak şartı altında, kaleyi teslim etmişdik. Kalede kalan Türklerin çoğu öldü ve ancak bir kısmı kurtuldu.

Hicri 98/716’daki Emevilerin Türklere karşı savaşları, kültür tarihi bakımından, her iki tarafa, büyük değişiklikler getirdi. İlk dikkati çeken husus, Arab kumandanların Sasani Fars da olduğu gibi Türk beyleri çerçevesinde de, hükümdar debdebesi cazibesine kapılmasının bir işaretidir. Curcan ve Dihistan savaşlarından alınan ganimet arasında bir murassa tac bulunuyordu. 59 Tac gibi hükümdar tezyinatı, fakirlerin ekmeğine tahsis olması greken servetin israfının bir timsali sayılarak, ilk müslümanlarda, nefret uyandırmakda idi. 60 . Buhari, tecrid, hadis 1948 (altından, mücevherli süs eşyası ve ipek giymek, israf olarak, mekruhdur). Bu sebehden, ganimet tacı kimse istemiyordu ve onun bir dilenciye vermişler idi. Fakat Yazid b. Muhallab, gizlice dilenciyi çağırıp, tacı ondan satın almışdı.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 48)

İslam’ın, Türkler üzerindeki kültürel nüfuzu ise, Curcan ve Dihistan’ın fethinde tezahür etti. O zamana kadar, Curcan’da hükümdar kalelerinden başka, yerli halkın oturmasına mahsus şehir yok iken, Yazid b. Muhallab ilk olarak bir şehir bina etti. 61 İslam Peygamberinin Medine’si misalinde, bir mescid etrafında Müslümanların toplanıp cemaat kurmak ve şehir hayatına intibakının, Orta Asya’daki 62 erken misallerinden biri budur.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 48)

En nihayet H. 98/716 savaşlarını müteakıb, Yazid, b. Muhallab, ganimet tac’ın gururuna kapılırken, “Şul” Tigin’in gönlü İslam’a meyl ediyordu. Bu menkıbeyi Sahmi teferruatı ile anlatmakdadır. “Şul” Tigin’in ahfadından; Curcan İslam uleması arasında adı geçen Ahmed b. Muhammed b. Al-Tayyib al-Curcani, ceddi Muhammed b. Şul (Şul Tigin) hakkında babasından duyduğu şu menkıbeyi rivayet etmişdi: 63

“Şul (Tigin), Curcan fethe olduğu zaman, Yazid b. Al-Muhallab’a sordu: İslam’da senden celil biri var ise, onun önünde Müslüman olmak isterim.” (Yazid) Şöyle dedi. evet, (benden celil kimse) Süleyman b. Abd ul-Malik’dir (Halife) (Şul) dedi. Beni ona gönder ki önünde Müslüman olayım. Ve o (yazid, Şul’un istediğini) yapdı. Ve (şul) onun (=Halifenin) karşısına gelince Yezid’e sorduğunu ona da (halifeye de) sordu. Ve Süleyman (Halife) şöyle dedi: bugün, Müslümanlar arasında, benden celil kimse yokdur, fakat rüchan Resulullah’un kabrindedir. (şul) bunun üzerine (şöyle) dedi. Orada Müslüman olacağım. Ve Süleyman onu Medine’ye yolladı ve o (Şul), Kabrin huzurunda Müslüman oldu.

Şul Tigin, Yazid b. Muhallab vasıtası ile İslam’ı tanıdığı için, onun Mevla’sı, kader-birliği yapdığı arkadaşı sayılıyordu. 64 Bu sebeble, Halife Hişam’ın kardeşi Maslama b. Abd ul-Malik, H. 102/720’de, Yazid b. Muhallab’a taarruz ettiği zaman, Yazid b. Muhallab, “Şul” Tigin’i imdada çağırmışdı. 65 Yazid b. Muhallab’ın ailesi ile birlikde, Vasit yanında al-Akr’da, öldürüldüğünü gören “Şul” Tigin, Emevilere mektub yazarak, onları Allah’ın kitabına ve peygamberin sünnetine riayete çağırmışdı. Emevilerden Yazid b. Abd ul-Malik ise “Sünnetsizlerin oğlu, namaz surelerini bile anlayamıyan (arabça bilmiyen)” bir kişinin bu tekdirine kızmışdı.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 49)

Emeviler ile Yazid b. Muhallab arasında H. 102/720’de yer alan savaşda esir düşen “Kuhistan Melik’i İbn Şul Tigin’in kendisi, veya bir oğlu idi (kuhistan; Dihistan’a verilen başka bir ad idi). H. 121/738 yılında, Naşr b. Sayyar’ın Horasan valiliği sırasında, Süleyman b. Şul adlı Türkçe bilen bir kimse, Müslümanlar tarafından, Fargana’nın Türk hükümdarı (arslan tarhan’a 66 elçi yollanmışdı. Süleyman b. Şul Fargana hükümdarının annesi Hatun ile dost olarak, onu Müslüman karargahına ziyarete getirmişdi.

Sahmi’den öğrenildiği gibi, “şul” Tigin’in Curcan’da da ahfadı kalmışdı ve bunlardan Ahmed b. Muhammed b. Al-Tayyib al-Curcani din ulemasından idi. 67 “Şul” Tigin’in diğer bazı ahfadı 68 ; İbn Hallikan, I, 44-49. (ibrahim b. Ul-Abbas b. Muhammad b. Şul Tigin terceme-i Hali). Oğulları Sa’d b. Şul ile Muhammed b. Şul’dan inmekde idi. Abu Ammarah Muhammed b. Şul, Abu Muslim Horasani ile yükselen Abbasi Hilafeti hizmetindeki devlet adamlarından biri olarak, H. 132-33/749-50’de Musul’da, ve H. 134-35/751-52 da Azerbaycan’da vali idi. H. 137/754’de Abbasilerden Abu Ca7far manşur halife olunca, Arran’daki devlet memurlarından, Makatil b. Hakim al-Akki ile Muhammed b.Şul, yeni halifeye biat etmedikleri için öldürülmüşlerdi.

Sa’d b. Şul’un torunu Amru b. Mas’ada (öl. H. 214/829) ile Muhammed b. Şul7un iki torunu, Abdullah ve İbrahim (öl. H. 243/857) b. Al-Abbas 69 , Abbasi sarayında yetişmiş “Katib” lerden (münevverlerden) idiler. Muhammed b. “Şul”’un iki oğlu, Toharistan valisi (h. 196/811’de) Fazl b. Sahl’in 70 terbiyesinde, “edib ve zarif” kimseler olmuşlardı. İki kardeş, dayıları, meşhur şair Abbas b. Al-Ahnaf’dan da şiir sevgisini almışlar ve ikisi de şair idi. Abdullah “istidadlı bir “katib” fakat, İbrahim Arab edebiyatında ün salmış bir şair idi. Kitab ul-agani’de, içki alemleri sırasında, “muganniyelerin” şarkı şeklinde söylediği bu şiirlerin güfteleri kalmışdır.

(İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, Cild: VII 1979, Emel Esin S. 50)

“Şul” Tigin ahfadından ilmi ve “zerafeti” ile meşhur bir şahsiyet de Abu Bakr muhammad b. Yahya b. Abdullah idi. 71 (ölümü H. 335/946) isimli “katib” (edib) tarihçi ve “şatranic” (satranç oyuncusu) idi. Abu Bakr Muhammad, yukarıda adı geçen 72 iki kardeşden Abdullah’ın torunu idi. Abu Bakr Muhammad bir Abbasi halifesinin hocası e diğer iki halifenin “nedim”i olmuşdu. Zamanının en mahir şatranc oyuncusu olduğundan, halk arasında bu oyunu onun icad ettiği sanılırdı. Bundan başka Abu Bakr Muhammad, kitab al-vuzara gibi tanınmış tasnif eserleri ve tarihler de yazmış bir tarihci idi. Kütübhanesi zengin idi. Aleyhinde hicv yazan biri, eserlerini bu kitablardan istinsah ettiğini ima ile, şöyle demiş idi. İhtiyar Şuli’nin evi Renga-reng cildler ile doludur. Bir eser yzmak isteyince, hizmetine bakan genc’e. “Çocuk! Getir filan kitabı!” demekdedir.

Abu Bakr Muhammed pek magrur ve hatta, rivayete göre küstah idi. Hayatı hazin bir şekilde bitti. Halife Ali hakkında söylediği bazı sözlerden dolayı cezalandırılmak üzere aranırken, Basra7da gizlendiği yerde, H. 335/946’de öldü.

Böylece H. 18/639’dan H. 335/946’ya kadar takib edilebilen, muhtemelen Oğuz neslinden olup İslam ile ilk muşerref olan Türklerden “Şul” ailesi muhtelif istidadları ile göze çarpan şahsiyetler yetişdirmişdi.
Şol Türkleri – Şuli’ler – Emel Esin – Bölüm 1

Şol Türkleri – Şuli’ler – Emel Esin – Bölüm 2

Şol Türkleri – Şuli’ler – Emel Esin – Bölüm 3

  1. Trofimova, 6, 8, “büyük burunlu Mongoloid”ler dediği Eurepeoid’le karışık Mongoloid’lerin aslen-Sır-derya vadisinde bulunup, sonra cenuba indiklerini ve bu tipolojide insanların cesedlerinin Merv yanındaki Bayram Ali kazılarının IV-V. Yüzyıllardan tabakalarında bulunduğunu ifade etmektedir. Tarihçilerin vardığı neticeler ile (bkz. Aşağıda not 51-61) mukayese edilirse Trofimova’nın “büyük burunlu Mongoloid’ler dediği etnik grupun, Hazar denizi, doğusunda IV-V. Yüzyıllarda beliren Chionitae, Kidara Hunları ve “Şul” Türkleri olması ihtimali mevcuddur.
  2. Bkz. Rawlinson, 96 ve not hudud, 386.
  3. Insert your note here.
  4. Eranşahr, 101; İbn Hallikan, I, 44 (İbrahim, b. El-Abbas, b. Muhammad b. Şul Tigin” terceme-i hali
  5. Eranşahr, 50, 52
  6. Bkz. Yuk.not 10
  7. Gorga: Eranşahr, 58
  8. Dieterich, I, 28
  9. Eranşahr, 50 ve not 5, 52, 55, 56
  10. Eranşahr, 51, 55-58
  11. Kollautz-Miyakawa, I, 91; Chavannes, 232
  12. Eranşahr, 51, 56.
  13. Eranşahr, 50, 52 ve 50 (not 5) . Bkz. Kültür tarihi, not III/1 (Harmatta, “Bactrian”, 31 ve id., “Byzantino turcica”, 138’e atf)
  14. Kollautz-Miyakawa, I,94
  15. Eranşahr, 51-2, 56
  16. Eranşahr, 58-9
  17. Chavannes, 221-22 ve Eranşahr, 58-9
  18. Bkz. Yuk. Not 10
  19. Barthold Turkmeniya, 13; Minorsky “Mashhad”, id., Hudud, 53, 60, 102, 133, 193, 319, 386; İstahri, 125, 128; İbn Havkal, 325
  20. Eranşahr, 51, 55, 58, 214; Hoffmann, 280. Togan, “Amu-derya,”, 421-23
  21. Eranşahr, 51, 55, 58, 214
  22. Makdisi, 285-86, Barthold, “Balhan”.
  23. Tolstov, 328
  24. Rawlinson, 90
  25. Rawlinson, 93, ve not 103-109
  26. Turkmenistan, 132-37
  27. Bkz. Aşağ. Not, 96
  28. Tabari, I, 874
  29. Rawlinson, 90
  30. Bkz. Aşağ not.
  31. Eranşahr, 56 (Hoffmann, 50’ye atf)
  32. Tabari, I, 874
  33. Eranşahr, 73-4
  34. Tabari I, 894-95
  35. Ibid.
  36. Bkz. Aşağ. Not 83-85
  37. Bkz. Yuk. Not, 49-64
  38. Bkz. Yuk. Not, 72
  39. Kudama, 361-62
  40. Belazuri, 331-32
  41. Insert your note here.
  42. Sahmi, 6
  43. Hamidullah, a.g.e.
  44. Sahmi, 5, Tabari, I, 2657-58
  45. Sahmi, 6 ve Tabari, I, 2657-58’de verilen ibareler şöyledir
  46. Eranşahr, 74.
  47. Bkz. Kültür tarihi, 6.
  48. Bkz. Aşağ. Not. 98
  49. Tabari, I, 2836-39
  50. Belazuri, 331-32
  51. H. 98 savaşları: Belazuri, 331-32; Taberi, II, 1317-25, 1327, 1411; İbn ul-Aşir, IV, IV, 147-50; Eranşahr, 72-4
  52. Eranşahr, 73-4; Rawlinson, 93 ve not; Barthold, “Oşrosenie” 122-23. Minorsky, “Mashhad”; Hoffmann, 279-80
  53. Eranşahr, 73-310
  54. İbn Hallikan, I, 44 (Şul Tigin ahfadından Abu İshak İbrahim . al-Abbas b. Muhammed Şul Tigin’in terceme’i hali) Isfahani, IX, 21
  55. Eranşahr, 73, not 5.
  56. Bkz. Yuk. Not 85-88
  57. Eranşahr, 73
  58. Bkz. Yuk. Not 95
  59. Tabari, II, 1326-27
  60. Buhari, Sahih, Cihad, bahsi, Hadis 102 (Kayserin tacırın takbih)
  61. İbn ul-Aşir, IV, 147-50
  62. Bkz. Kültür tarihi, 159-161
  63. Sahmi, 194
  64. Ibid. Ve İsfahani, IX, 21. Tabari, II, 1395-1411.
  65. İsfahani, IX, 21
  66. Bkz. Chavannes, 149
  67. Bkz. Yuk. Not 107
  68. İsfahani, IX, 21; Şeşen, 28 (Tabari, III, 39-40), 47, 81, 84 A 83’e atf)
  69. Amru b. Mas7ada b.Sa’d b. Şul: Yakut, İrşad, VI, 88-91, Abdullah ve İbrahim b. Abbas b. Muhammad b. Şul: İsfahani, IX, 21; İbn Hallikan, I, 44-49
  70. Bkz. Tabari, III, 840
  71. İbn un-Nadim, 221-227; İbn Hallikan, IV, 357 vd. Mas’udi, IV, 234.
  72. Bkz. Yuk. Not 115
Avatar

Leave a reply