Sistan – V. F. Büchner

0
180

SİSTAN

SİSTAN veya SİCİSTAN, SECESTAN (Sakalar ülkesi demek olan Sakastana’dan; krş. kadim adı olan Sakastane), NİMRUz [“öğle = cenup”, yani Horasan’ın cenubunda bulunan memleket; bu ada ekseriya Şahnama’de ve Sistan’ın Kayani reislerinin (malik) sikkeleri üzerined rastlanır, krş. JRAS, 1904, s. 669]adı da verilen İran ile Efganistan arasındaki hudut bölgesidir. Mesahası 7.006 mil2 olup, bunun 2.847 mil2’ı İran arazisine ve 4.159 mil2’ı Efgan arazisine aittir; nüfusu takriben 205.000 (1906, krş. Mac Mahon, Geogr. Journal, XXVIII, 213) idi.

Arazi 1872’deki Sistan heyeti tarafından tesbit edilmiş (nazari) hudut hattı ile İran ve Efganistan arasında taksim edilmiştir; bu hat “Helmand üzerined Band-i Sistan’dan Gavd-i Zarih’in garbında bir tepe olan kuh-i Malik Siyah’a doğru gider” (Yate, Khurasan and Sistan, s. 92). Heyetin reisi olan F. J. Goldsmid “asıl Sistan” ile “dış Sistan” arasında bir tefrik yaptı; tabir caiz ise, asıl Sistan İran’a ait kısma tekabül eder. Bu kısım Sistan’ın en mühim kısmı olup, Goldsmid’e göre, hudutları şudur: şimal ve garpta Nayzar ve Hamun; şarkta Helmand’ın eski mecrası ve cenupta Sistan’ın başlıca kanalı ile sulanmış bulunan kısmı içine alan bir hat. Böylece bu memleket üç taraftan su ile çevrilmiş olup, buna, bir dereceye kadar, yarım-ada adı verilebilir. Nehirlerin döküldüğü havzalar şu suretle tavsif edilebilir:Harud Rud ve Farah rud (her ikisi de şimalden gelmektedir) ile Helmand ve Haşrud (Sırası ile cenup ve şarktan gelmektedir)’un teşkil ettiği iki bataklık göl vardır. bu göllerin cenubunda kamışlar ile örtülü bir arazi Nayvar uzanır. Helmand taştığı zamanda iki göl bir göl haline gelir ve tuğyan Nayzar’ı da kaplar. O zaman şimalden cenuba uzanan bir arazi sahası, iki küçük gölün garp tarafından (amun-i Farah) itibaren geniş bir göl teşkil edecek şekilde su altında kalmışo lur; bu büyük göl nihayet fazla sularını bir üçüncü havza olan Gavd-i Zarih’de [Zarih’i okunuşundan tamamiyle emin değiliz, yeni seyyahar onu Zirah şeklinde de yazmaktadırlar. Şahnama (nşr. Vullers-Landauer, 1373, 1971)’de bu isim girih ile kafiye yapılmıştır] Şela adı verilen bir su mecrası ile boşaltır (krş. mad. AFANİSTAN, HAMUN ve HELMAND ve bilhassa Sykes, Ten Thousand Miles in Persia, s. 364 v. dd.).

Suların taksimi ve binaenaleyh sistan ziraati bilhassa Helmand’a bağlıdır. Bunun tabii neticesi olarak, bu nehir sularının taksimi çok eski zamanlardan beri bend ve cetveller ile tanzim eilmiştir. Nehir bir çok defalar mecra değiştirmiştir: bu mecra değiştirme ve Timur’un Sistan’ı istilası esnasında bir çok bend ve su cetvellerinin yıktırılması (msl. rivayete göre Band-i Rustam bizzat Timur tarafından yıktırılmıştır) hadisesi, Sistan’da o kadar harabe halinde yerlerin, civardaki arazinin ekilmesinden vaz geçilmesi yüzünden bugün terk edilmiş şehir ve köylerin bulunmasını izah etmektedir. Yakın zamanların suları murakabe altına alan başlıva te’sisi Kuhak yakınında daimi bir te’sis olan Band-i Sistan (veya Band-i Amir)’dir. İran Sistan’ını idare eden Ka’in emiri, Goldsmid’in Sistan’da bulunduğu tarihten yedi sekiz yıl önce, bu bendin inşası için emir vermiş idi. Bu bendin bir tasviri için bk. Eastern Persia, I, 281 v.dd.

Sistan toprağı, alüvyonlu bir toprak olup, başlıca kil ile karışık kumdan ibarettir. Sathının birkısım üzerined hareket halinde kumlar gözükür. Arazi düz ise de, birkaç alçak tepe de vardır. Arazinin en yüksek noktası Hamun-i Farah ile Gavdi- Zarih arasında uzanan Kuh-i Hvaca (takriben 120 m. irtifaında)’dir; tam taşkın zamanlarında bu tepe tamamiyle su ile çevrilir. Tepe, adını düz sathın şimal ucunda kain erli bir velinin mukaddes mahallinden almıştır. itidal-i rebi’i (navruz) de halk, galiba bu Hvaca’nin hatırasına, iptidai bir dini merasim yapar; Sykes bu merasimlerde islam öncesi menasikin muhafaza edilmiş olduğu fikrindedir. Kuh-i Hvaca tahkim edilmiştir.

Sistan Helmand taşkınları neticesinde gelen teressübat ve su cetvelleri sayesinde bereketli hale gelmiştir. Memleketin en mühim mahsulü hububat ise de, bakla, pamuk, tanelerinden yağ çıkarılan nebatlar ve kavun da yetişir. Hayvanlar için bol yiyecek de vardır. Her ne kadar memleket, atlarının hastalıkları ve zehirli sinekleri ile meşhur ise de, Sistan’da ineklerin, keza atların sayısı büyük bir rakama baliğ olur. Kendiliğinden yetişen nebatlar arasında, ılgın ağacını zikretmek lazımdır. Su cetvellerinden Madar-i ab denilen birinin kenarları bol miktarda bu ağaçar ile örtülüdür. Sykes: “Bu, İran’da gördüğüm nadir büyük koruluklardan biridir” demektedir. Rud-i Pariyan (Helmand’ın Hamun’a döküldüğü yatak) ile Siksar (Rud-i Pariyan’a munsab olan ırmak) arasındaki bölge olan Miyan Kangi müstesna, Sistan’da fazla ağaç yoktur (krş. harita, Mac Mahon, Geogr. Journ., XXVIII).
Sistan’da bugün görülmeyen hurma ağacı eski zamanlarda mevcut olmalıdır (Yate, Khurasan and Sistan, s. 94). Bu memlekette rastlanan yılan (Sistan’daki engerek yılanları için bir de krş. al-Balazuri, nşr. de Goeje, s. 400, 402) ve kuş çeşitleri hakkınad krş. Eastern Persia, I, 273. İklime gelince, avrupalı seyyahlar tarafından pek az bilgi verilmektedir. Kış şiddetli ise de, sıhhate zararlı değildir; fakat mart ve ağustos aylarında Bad-i şad u bist Ruz (120 günlük rüzgar) denilen bir şimal-i garbi rüzgarı eser ki, bu rüzgar diğer mevsimlerde sıtmaya sebebiyet veren bataklıklarındurgun suyundan hasılo lan mikroplu havayı temizler. Yaz sıcak ve sıkıntılıdır. Rawlinson, sadece iklimine bakarak, “Sistan hal-i hazır manzarası ile, ancak senenin birkaç ayında oturulabilen sıhhate muzir berbat bir memlekettir” demektedir.

Sistan halkı başlıca Taciklerden müteşekkildir; burada, Beluçlar ve memlekete gelip yerleşmiş olan Ka’ini’ler de bulunmaktadır; bundan başka Nadir Şah bazı şirazlı göçebe kabileleri Sistan’a hicrete mecbur etti. Eastern Persia, I, 415 v.d.’da bazı sistani aileler (msl. İran esatiri hükumdarlarından geldiklerini iddia eden Kayaniler ailesine dair mühim bir tarihi kayıt) hakkındaki şecerelere ve Sistan’da ikamet eden bazı Beluç boylarına ait mutalar bulunabilir.

Hamun ve Nayzar’ın cenubunda yaşayan ve hususi bir dil konuşan Şayyad (avcı ve balıkçılar), bazı müellifler tarafından memleketin asli halkından telakki edilmiştir. Bu avcılar geçimlerini yazın gölden balık tutmak, kışın da yabani ördek avlamak suretiye te’min ederler. Göl, muayyen kısımlara bölünürek, onların aile zümrelerine (mahalla) tahsis edilmitir (Yate, Khurasan and Sistan, s. 80). Bunların civarında, Gavdar (“sığır çobanı”) denilen farklı bir sınıf halk yaşar. Sykes (Ten Thousand Miles, s. 367) Sarbandi’lerden bir sistan kabilesinin Brahoi ile birleştiğöni ve bu sebeple bunların yerli halk haline geldiğini zannetmektedir; fakat önce Brahoi’nin ırki yapısı meselesi çok karışık bir meseledir (krş. mad. BELUCİSTAN, II, 495 v. d.) ve sonra da, Sarbandi (keza Şahraki’ler)’lerin garbi İran’dan muhaceret ettiklerini kabul etmek için sebep vardır.

Sistan’ın dili “bir dereceye kadar Horasan’da konuşulana benzeyen bir çeşit bozulmuş farsça” olarak tavsif edilmiştir (Eastern Persia, I, 259). Lisaniyat bakımından mühim olan yer adları hakkınad krş. Bellew, From the Indus to the Tigris, s. 269 v. d. Bütün memleket ve su hukumete ait olup, halk iktisadi bir sefalet içinde yaşar; ticarete gelince bu umumiyetle muhtelif köyler tarafından müştereken Kvatta [b. bk.] ve Bender ‘Abbas’a gönderilen ve dönerken de çay, çivit, şeker v.b. gibi sistan’da bulunmayan maddeleri getiren kervanlar vasıtası ile yapılır (krş. Yate, Khurasan and Sistan, s. 83 v. dd.).

Aslında İran Sistan’ının başlıca şehri olan Sihkuha kasabası Nuşratabad (1870 civarında inşa edilmiştir) tarafından gölgede bırakılmıştır. Sihkuha’nin aş. yk. I. 200 kerpiç evden ibaret olduğu söylenir (1872); Curzon, 1892’de bunun yarısından fazlasını gayr-i meskun bulmuş idi. Nuşratabad (Goldsmid zamanında Naşirabad deniliyordu) Ka’in emiri tarafından kurulmuş idi, zira Sistan’da İran idaresi için burada bir merkeze ihtiyaç hissedilmiş idi. Yeni Nuşratabad şehri (Şahr-i nav), civarında Naşirabad şehri inşaatına başlanılan Husaynabad köyünü içine almıştır. “Yenişehir” Küa’ini’ler ve Horasan halkı ile iskan edilmiş ise de, Husaynabad asıl sistanlı sakinlerini muhafaza etmektedir. Nuşratabad kalesi Şahr-i kadim (“eski şehir”) adını taşır. Şehirde bir askeri birlik var idi ve burası Sistan’ın idare merkezidir. Nuşratabad’ın diğer bir adı da Şahr-Sistan’dır. Bu ad, hemen-hemen münhasıran, yerliler arasında kullanılır. Sistan’ın diğer köleri az ehemmiyetlidir. Memleket, XIX. asrın ikinci yarısında, unvanı (İran) Sistan valisinin taşıdığı Haşmat al-mul olan Ka’in emirinin bir mümessili tarafından idare ediliyordu. Sistan’ın geliri yılda (ekserisi ayni olarak) 24.000 harvar (aş. yk. 320 klg.) hububat tesbit edildiği ve buna ilaveten 2.600 tuman (nakit olarak) tahsil edlidği (Yate, Khurasan and Sistan, s. 83) halde, bu zat hukumete 12.000 taman ödemeği tekeffül etmiş idi.

Efganistan Sistan’ı Haşrud üzerindeki merkezi Hakansur ile birlikte, Helmand’ın sağ kıyısı üzerindeki memleketi ve şarkta, şimalde Cuvayn idari bölgesine kadar çıkan iki sığ gölün (Hamun-i Puza) şarkinin büyük kısmını içine alır. Böylece Helmand’ın sol kıyısından Belucistan hududuna kadaruzanan saha Efganistan Sistan’ına aittir. Memleketin bu kısmında Gavd-i Zarih bulunmaktadır. Ziraat Hakansur bölgesi ile Helmand kıyılarında yapılır. Buradaki halk İran Sistan’ındaki halkın aynıdır, ancak onların arasında, tabii olarak, efganlar da vardır. Helmand’ın sağındaki sahalarda Mac Mahon büyük sayıda harabe ve aynı zamanda eski sulama şebekesi izleri ile nehir yatakları buldu. O “bu sadece Helmand’in eski deltası değil, fakat Sistan tarihinin en müreffeh devirlerinden birinde Helmand tarafından kullanılmış olan deltayı mevcut olan harabelerin şahadet ettiği kadar eski zamanlarda, göstermesi gerektiğini “farz etmektedir (Geogr. Journ., XXVIII, 219) Bütün tafsilat için bizzat Mac Mahon’un yazısına müracaat edilmelidir.

Tarihi toplu bakış, Kadim devirde, Helmand (Etymandros)’in aşağı mecrasında bulunan memleket Drangiana diye tanınıyordu. Bu kelime “göl, deniz” için kullanılan Avesta dilinde zrayah, -eski fars. d(a) rayahkelimesi ile mukayese edilmiş ise de, bu iştikak tamamiyle kesin olmadığı için, bu memleketin adını Drangai [diğer şekilleri: Zarangai, Zarangaioi, Sarangai; eski fars.: Z(a)ra(n)ka-]halkından aldığını söyleyebeliriz. Sakastane (veya Paraitakane) adı Charaxlı İsidorus’a göre, Helmand’in orta merasısının kıyılarına aittir. Sakastane kelimesinin İsidorus’un zamanından önce mevcut olmadığı hatırlanmalıdır ve bu ismin Sakaların takriben 128 (m.ö.) yılında bu memleketi istela etmesi hadisesinden neş’et ettiği umumiyetle kabul edilmiştir. F. W. Thomas (JRAS, 1906, s. 181 v.dd.) Sakaların vaktiyle Ahameniler zamanında bu sahalarda bulunduklarını ve Sakastane adının adah sonra zuhurunun onların Partlar devrinden önce değil, bu devirde siyasi iktidara gelişleri ile izah edilmesi lazım geldiğini göstermeğe çalışmıştır (bk. Pauly-Wissowa, Realenzyk.2, madd. Drangai, Sakqi, Sakastane, Carcoe; Bartholomae, Altir. Wörterbuch, bk. mad. Zra [n]ka).

Avesta Haetumant (“su bendi çok olan”) adı altında Helmand’ı ve bir de bu nehirden meydana gelmiş olan Kasaoya-gölünü tanımaktadır. Buna göre bu göl Hamun şebekesine dahil olmalıdır.Zerdüşti an’anesine göre, bu gölde Zerdüşt’ün istikbalde kendisinden üç oğlan çoçuğu doğacak olan zürriyeti saklı durmaktadır ki, bu üç oğlandan üçüncüsü kurtarıcı (pehl. Soşyans) olacaktır. Esatiri Kava hanedanının (Kayaniler= menşe’ini bu göl civarında gösteren rivayetler de vardır. Bütnü bu deliller bize kadim tarihte Sistan’ın zerdüşt dininin başlıca merkezi olduğunu farz ettirmektedir. Bunun İran destani rivayetleri ile münasebeti için aş. bk.

Sakaların eski tarihi için bk. mad. EFGANİSTAN ve Pauly-Wissowa, Realenzykl2, mad. Sakai ve Sakastane.

Sakastan (Sakastan, Sicistan) eski ve orta zamanda yeni İran ve Efganistan Sistan idari bölgelerinden daha büykü bir sahaya delalet ediyordu (krş. Tabari, I, 2705: fa kanat Sacistan a’zam min Hurasan); ismin menşe’de orta-Helmand üzerindeki Saka devletini göstermesi vakıasından da bu açıkça anlaşılmaktadır. Hangi sahaların, muhtelif devirlerde Sistan’a dahil oldukları, tam bir doğruluk ile, söylenemez. Galiba şarkta, Kandehar’a kadar, büyük bir saha da bazan bu adın şumulüne girmiştir.

Sasani hanedanının kurucusu olan ardaşir, diğer fetihleri arasında, Sakastan’ı da hukmü altına aldı. Sistan’ı İran imparatorluğuna bağlayan bağ her halde çok sağlam değil idi, zira Sakalar Sasani devri tarihinde, tabi olmaktan ziyade, onların müttefiki olarakg özükmektedirler. Bundan başka Bahram II. tarafından memleketin ikinci fethi vardır ki, bu hukümdar oğlu müstakbel kıral Bahram III.’ı, Saganşah hükümdar unvanı ile, bölgenin valisi olarak tayin etti. Fakat Şapur II.’un hukümdarlığ sırasında Sakalar bir defa daha tabi olarak edğil, müttefik olarakg özükürler. Sasaniler devrined, hıristiyanlık, nesturilik şekli ile, aynı zamanda bir piskoposluk merkezi olan Sakastan’a yayıldı (Pauly-Wissowa, Realenzykl.2, I A, 1812). Müslümanların İran’ı fethettikleri devirde, Yazdigird III. Kirman’dan kovulduktan sonra, Sakastan’a yöneldi; buranın hükümdarı ilk önce ona himaye vaad etmiş idi; fakat Sasani hükümdarı nezaketsizce, ödenmemiş olan vergilere telmihte bulunduğu için, Sistan hükümdarı onu himaye etmekten vazgeçti (Balazuri, nşr. de Goeje, s. 315). Bununla beraber Sakastan “kıralının”, bu devirde şah unvanını taşıyan bir Sasani valisi veya İran hukumetine sadece bir vergi veren mahalli bir hükümdar olup-olmadığını bilmek mümkün değildir.

Sistan’ın araplar tarafından fethi ‘Aşim b. ‘Amr ile ‘Abd Allah b. ‘Umayr’in memlekete bir akın yaptıkları ve Zaranc (Sistan’ın eski merkezi, bugün harabe halinde)’i muhasara ettikleri zamanda, 23 (643/644)’te başladı; Sistanlılar neticede, harac ödemek şartı ile, araplar ile bir muahede yaptılar. 30 (650/651) yılında, Kirman’da karargah kurmuş olan müslüman kumandanı, al-Rabi’ b. Ziyad al-Harişi’yi Sistan’a gönderdi. Al-Rabi’, Kirman ile Sistan arasındaki çölü (Daşt-i Lut) katedip. Sistan hududundan 5 fersah mesafede bir kale olarak tavsif edilen Zalik’e vardı ve yürüyüşüne devam eden al-Rabi’ diğer iki mevkii, Karkuya ve (veya Yakut’a göre: okunuşu şüphelidir)’u, kan dökmeksizin, itaat altına aldı. Zalik’e döndükten sonra, Zarane’i yeniden zaptetmeğe hazırlandı. Bu şehre varmadan önce, şiddetli savaşlara mecbur kalmadan, Züşt, Naşruz ve Şarvaz küçük mevkilerini zaptetti; Zarnc’de kumandan olan marzban Aparvez, şehri şiddetle müdafaa etti ise de, neticede onu müslümanlara bırakmağa mecbur oldu. Bununla beraber Zarane şehri, fatihler için, emin bir mülk olarakg örünmemektedir, zira alınışından iki yıl sonra, sakinleri arap askeri birliklerini kovdular. Şehir yeni Sistan valisi ‘Abd al-Rahman b. Samura tarafından tekrar zaptedildi. Bu kumandan Bust (orta zamanda Sistana dahil idi) ve Zabul’u da hukmü altına aldı. ‘Osman’ın hilafetinin osnunda, ‘Abd al-Rahman’ın yerine başka bir vali geçtiği zaman, yeni bir Zaranc isyanı vuku buldu. ‘Ali’nin hilafeti sırasında Sistan daima karışıklıklar ile dolu idi; Mu’aviya zamanında, Basra valisi, ‘Abd al-Rahman b. Samura’yi yeniden Sistan’a gönderdi. Bu kudretli kumandan memleketi itaat altına aldı ve Kabul’a kadar nüfuz etti; ‘abd al-Rahman isyan etmiş olan Zabulistan’ı da hukmü altına aldı. Halife, bu başarılı savaşlardan dolayı, ‘Abd al-Rahman’ı Sistan’da kendine naip tayin etti. ‘Abd al-Rahman, Ziyad b. ‘Abi Sufyan’ın al-Rabi b. Ziyad al-Harişi’yi kendi yerine tayin etmesine kadar, orada kaldı. ‘Abd al-Rahman, hicri 50 (670) tarihinde, Basra’da öldü. ‘Abd al-Rahman Sistan’dan ayrıldığı zaman, Kabul hukumdarı müslümanları memleketten çıkardı ve yeni vali, Zabulistan ve Ruhhac (o zaman Sistan’a dahil idi)’ı zapt ve Bust’a kadar nufuz eden iranlı hukümdar Rubbil (bu bir has isim değil, ihşid v.b. gibi bir unvandır)’e karşı mukavemete mecbur oldu; Rubbil Bust’te Rabi’ tarafından mağlup eddildi. Al-Rabi’de, Ziyad b. Abi Sufyan tarafından azledildikten sonra, müteakip Sistan valisi Rubbil ile sulh yaptı. Fakat bu hükümdar, sistan valisi olan ‘Abd al-‘aziz b. ‘Abd Allah b. ‘Amir’in geldiği zamanda vuku bulan ölümüne kadar, bir karışıklık unsuru olarak kaldı. Bir diğer Rubbil (birincinin oğlu?) Sistan ve Zabulistan müslümanlarına kadar, kendi haklarını korudu. Bununla beraber bu iranlı bazen Emevilerin son hukumet senelerinde tamamiyle vermekten ictinap ettiği bir vergi veriyordu. Manşur’un hakimiyeti devrinde, müslüman hukumet ona karşı şiddetli tedbirler aldı, fakat sistan hükümdarları vergilerini al-Mahdi ve al-Raşid’in ‘amillerine aynı derecede gayr-ı muntazam ödediler.

al-Ma’mun’un hilafeti zamanında, vergi (itava) iki misli yapıldı; al-Ma’mun’un hilafeti zamanında Kabul hükümdarı islam dinini kabul etti ve yine al-Ma’mun’un hilafeti esnasında, (ve tabii olarak sistan’da) devlete ait posta yolları ile, Kabul arasında irtibat sağladı (Sistan’ın Emevi ve Abbasiler tarafından fethi ve buradaki valileri için krş. al-Tabari, I, 2705 v.d.; al-Balazuri, s. 392 v.dd.).

Orta çağda daha geniş bir mana da almış olan Sistan, Zabulistan, Davar ve Rahhac idari bölgelerini içine alıyordu. Tanınmış şehirleri arasında Farah [b. bk.] Cuvayn [b. bk., Bust [b. bk.] ve Gazna [b. bk.] bulunuyordu. Sistan’ın sşarktaki hudutları kat’i şekilde tahdit edilemez; şimalde Horasan, garpte Kuhistan ve büyük Kirman çölü, cenupta Makran ile hudutlanıyordu. Fakat bu geniş satıh daima iyi tayin edilmemiştir: msl al-Mukaddasi diyor ki, bazı salahiyet sahipleri Bust ve Gazna’yi Kabulistan’a dahil ediyor, bunları Sistan içine sokmuyorlardı. Al-Mukaddasi, Sistan’ın diğer yerleri arasıda, Zaranc, Kuvayn, zanbuk, Karnin, Karvadikan v.b. kaydeder. İdare merkezi Sanarud kanalı civarında bulunan Zaranc idi; burası yalnız iki Şaffari hukümdarı Ya’kub ve ‘Amr’ın zamanında inşa edilmiş olan binaları değil, aynı zamanda Sasanilerden Ardaşir ve Husrav zamanında (al-Mukaddasi, s. 306) inşa edilmiş binaları da ihtiva eden mühim bir şehir idi. Zaranc Timur tarafından zapt ve tahrip edilmiş (787 = 1383) ve şimdiye kadar harabe halinde kalmıştır (krş. Le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, s. 335, not I).

Sistan’ın orta çağ tarihinde mühim bir rol oynadığı tek devir kurucusu bizzat Sistan asıllı (Karnin’de doğmuştur) Ya’kub b. Lays olan Saffari hanedanın hakimiyeti devridir. Sistan, tabii olarak, bu hanedanın merkezi olmuştur [bk. madd. ŞAFFARİLER, ‘AMR B. ALLAYS]. Şaffarilerin sukutundan sonra, Sistan birbiri arkasından Samani ve Gaznavi (Sistan’da Sebüktigin ve Mahmud’un sikkeleri bulunmuştur, krş. JRAS, 1904, s. 681) imparatorluklarına tabi oldu. Bununla beraber memleketin daha bsüykü hanedanların metbuiyeti altında olan yerli hükümdarları (malik) da var idi. Şaffarilerden (?) Ahmed, Samanilerden Naşr b. Ahmed tarafından, doğduğu memleket olan sistan’a vali tayin edildi (309 = 921/922). Bu valinin kendisine halef olan oğlu Halaf, memleketi kardeşi Naşr’a tevcih eden Gazneli Mahmud tarafından Sistan’dan mahrum edildi. Sonra Selçuklular devrinde, Halaf’in soyundan Tahir isminde biri Selçuklu hukumetinden Sistan valiliğini elde etti. Tabakat-i Naşiri’nin Sistan’ın ilk kayani malik’i olarak telakki ettigi galiba bu Tahir’dir. İşte metnin söyledikleri: “Bu melikler Kayka’us soyundan geldiklerini iddia ediyorlardı”.

Bununla beraber bunların, Sistan’ı Safeviler devrinde ve daha sonraları idare eden Kayaniler ailesi gibi, aynı kökten geldikleri şüphelidir. Şaffari ailse ile orta çağ Sistan hükümdarları arasındaki münasebet de karanlıktır: Tahir’in neş’et ettiği kök, gerçek olarak, büyük Ya’kub’un babası Lays’tan ayrılmıştır ki, bu çok şüphelidir. Tahir 480 (1087)’de öldü. Cengiz Han ordularının istilasına kadar,o na halef olanların Tabakat-i Naşiri’ye göre cedveli aşağıda verilmiştir. Tarih sırası çok şüpheli ve oldukça da ihtimal dışıdır; bütün tafsilat için Tabaat’a müracaat olunmalıdır:

Tac al-Din I. Abu ‘l-Fath: 480 – (1087-1163.)

Şams al-Din Muhammed: 559 (1163) – ?

Ta al-Din II. al-Malik al-Sa’id: ? – 612 (1215) [bk. mad. GURİLER].

Bahram Şan al-Malik al-Gazi: 612 – 618 (1215 – 1221).

Bahram’ın ölümünden sonra, oğulları olan Rukn al-Din ve Nuşrat al-Din hukümdarlık için birbirleri ile mücadeleye giriştiler. Rukn al-Din kardeşini yendi, fakat iki kardeş de moğulların katl-i amlarında telef oldu. Öyel görünüyor ki, Tarih-i Cahanguşa (I, 118)’nın az alışılmış olan ifade tarzı galiba moğul istilasının diğer memleketler kadar, Sistan’a te’sir etmediğini, moğul tahribinin ancak memleketin hudutlarına eriştiğini göstermektedir. Tarih-i Cahanguşa müellifi orta zamanda Sistan’a dahil edilmiş bulunan Cuvayn’in moğullar tarafından korkunç bir şekilde tahrip edildiğini söylemektedir. Buna şaşmamalıdır. Zira Sistanlı Bahram-şah Hvarizmşah’ın müttefiki idi. Moğulların Sistan’dan ayrılmasından sonraki Sistan tarihi pek karışıktır. Müteaddit kimseler hakimiyet için mücadele etti; neticede memleketin Heratli hukümdar Şams al-Din Muhammed Kert’in devletine idhal edildiğini görüyoruz. Fakat orta çağın sonlarında, yine yerli Sistani emirler vardır (bunların sikkeleri hakkında bk. JRAS, 1904, s. 669. Burada, Şacarat al-muluk yazmasından alınmış bir şecere vardır).

Çağatayların bir istilasına uğradıktan (700 = 1300/1301) sonra, sistan Timur’un eline korkunç hasarlara maruz akldı. Zaranc’i zapt ve malik Kutb al-Din Kayani’yi esir eden (785 = 1383) bu müstevli idi; Timur memleketin sulama cetvellerini de tahrip etti. Fakat Safeviler idaresi zamanındaki Sistan’da yerli hükümdarlar ve keza kavgacı asıl-zadeler var idi; msl. malik Mu’izz al-Din Husaynzadegan sınıf taarafından öldürüldü (859 = 1455).

Safevilerden Şah İsma’il 914 (1508/1509)’te Sistan’ı zaptetti ve Sistan emirlerini, takriben 1134 (1722)’te, efanlılardan Mir Mahmud’un istilasına kadar, iran imparatorluğunun tabii kıldı. Kayani Mahammed, efganlılar ile akdedilmiş olan hileli bir muahede vasıtası ile, Sistan ve Horasan’ın bir kısmına tesahüp etmeğe muvaffak oldu ve bunun neticesinde, saltanat süren akrabası hükümdar Asad Allah Kayani’yi tahttan indirdi. Şah Tahmusp’ın kumandanı Nadir Kuli Han Muhammed’i öldürdü, fakat sabık hükümdar Asad Allah’ın Sistan tahtına çıkmasına müsaade etti. bununla beraber bu malik çok geçmeden öldü ve yerine oğlu Husayn geçti. Bu sonunucu Nadir’e karşı isyan etti, Nadir’in kuvvetleri, onu, kardeşleri Fath ‘Ail ve Lutf ‘ali’yi Kuh-i Hvaca kalesinde, uzun seneler muhasara ettiler. Sonunda itta altına alındıktan sonra, Nadir’e tabi olarak kaldılar. Nadir Şih, Tahmasp’ın henüz hizmetinde bulunduğu sırada, bu hukümdar tarafından resmen Horasan, Mazandaran ve Kirman ile birlikte, Sistan mutasarrıflığına tayin edildi (1143 = 1730). Nadir’in ölümünden sonra (1148 = 1730). Nadir’in ölümünden sonra (1148 = 1736’dan itibaren İran şahı), Sistan, Efganistan’ın Durrani hukümdarı Ahmed Şah’ın hakimiyeti altına girdi. Bu emir o zaman Husayn’in oğlu ve halefi olarak hükum süren Sistani malik Sulaynman’ın kızı ile evlendi. Sulayman’ın halefi Bahram Nadir’in, yerleştirmek üzere, İran’dan Sistan’a getirlmiş olduğu Sarbandi ve Şahraki kabileleri tarafından kızdırılınca, Baloçi reisini yardıma çağırdı; bu kabileler, Ahmad Şah’ın halefi Timur Şah’ın Kayani’yi azl ile yerine bir Şlahraki reisini Sistan valisi olarak tayin etmesine sebep oldu. Bu adam öldürülünce (takriben 1191= 1777), Bahram tekrar idareye tayin edildi ise de, Efgan Laş valisinin murakabesinde idi. Sistan’daki karışıklıklar, fasılasız olarak, devam etti. Bir az kuvvetli olan son Kayanlı Bahram’ın halefi Calal al-Din idi. Bu da Sarbandiler tarafından kovuldu (1838). Sistan, o tarihten itibaren, mahalli reisler tarafından idare edildi ve memleket Herat ile Kahdehar arasında bir münazaa sebebi oldu; bu hal, İran hukumeti ile birleşmiş olan Sarbandi reisi ‘Ali Han’ın İran bayrağını Sihkuha kalesine diktiği zamana kadar devam etti ve bu zat kendi oğlunu, rehine olarak, Maşhad’e gönderdi (1853). ‘Ali fi’ilen Sistan’da İran’ın valisi idi; fakat onun idaresi Sistanlılar tarafından beğenilmedi ve bunlar isyan ettiler. ‘Ali Han bir gece Sihkuha’ye karşı yapılan baskında öldürüldü ve yerine yenğeni Tac Muhammed geçti ki, bu zat ilk önce İran’dan ayrı, müstakil olarak, huküm sürdü (1858). Hemen akabinde İran hukumetine teklifte bulundu ve Herat’ı idare eden Efganistan emiri Dost Muhammed Han’ın ilerilemesi korkusu ile, 1862’de, İran’a tabi olduğunu bildirdi. Dost Muhammed Han 1863’te öldü ve yerine Şer ‘Ali Han geçti. bunun hukümdarlığının başlaması ile aynı zamanda, Sistanlı Tac Muhammed ile İran hukumetinin Tahran’dan gönderdiği zabitler arasında bir anlaşmazlık zuhur etti; bu anlaşmazlık Sistan eşrafını Efganistan tarafına geçmeğe sevketti. Fakat Şer ‘Ali’nin halletmesi gereken pek çok işleri olduğu ve Sistan halkına müessir bir yardım te’min edemediği için, Tac Muhammed yeniden İran’a müracaat etti: Şahın ordusu neticede Sistan’ı hakimiyeti altına aldı (1865). İki yıl sonra, Tac Muhammed azledildi ve Sistan Haşmat al-mulk unvanı verilmiş olan İranlı bir valinin idaresine bırakıldı. İran ile Efganistan arasındaki bu ihtilaflar ingilizlerin hakem gösterilmesine ve 1872’de Sir Frederic J. Goldsmid idaresindeki Sistan hey’eti tarafından hudutların tesbitine müncer oldu. Bunun neticesinde, İranlı kuvvetler Helmand’in sağ kıyısı üzerinde işgal ettikleri Sistan kısmını tahliye ettiler ve “asıl Sistan” denilen kısmı İran’a bırakmak suretiyle, hudutlar tesbit edildi. Hudutlar bütünü ile tesbit edilmediği için, bu iş Mac Mahon heyeti tarafından ikmal edildi (1903-1905).

İran destani rivayetlerinde Sistan. Sistan İran’ın en büyük destani kahramanı olan Rustam ve ailesinin vatanıdır. Rustam menşe’de Avesta’nın kahramanlık destanı dairesine girmez; fakat babası Zal’i, Avesta’nın kahramanları vasıtasiyle, Camşid (Yima)’den getiren uydurma bir şecere ile, Rustam bu daireye sokulmuştur. Nöldeke (Das iranische Nationalepos2, s. 9 v.d.) tarafından ileri sürülmüş olan bu nazariye Rustam’i Avesta’nın kahramanı Keresaspa (krş. G. Hüsing, Krsaaspa im Schlangenleibe, s. 2 ve burada zikredilmiş olan kaynaklar) ile aynı gösteren ve netice itibariyle onu Avesta dairesi içine sokan aksi nazariyeden daha çok muhtemeldir. Rustam destanı, Sakalar (eğer gerçekten bu kavim m. ö. 128’den önce, Hamun ülkesinde gözükmemiş ise) ile değil, Drangiana’nın eski sakinleri ile ilgili olabilir; krş. Nöldeke, ayn. yer. Şahnama (nşr. Vullers-Landauer, s. 1637, 2495) Rustam’i Zabulistan, Bust, Gazne ve Kabulistan, yani en geniş manası ile, Sistan hakimi olarakg österir. Rustam bir türedi telakki ettiği İran hükümdarı Guştasp’a itaat etmeğe reddeder (Şahnama, s. 1637, 2496). Bununla beraber o Firdevsi’nin hamasi mesnevisinde bir sadakatsız olarak gösterilmiştir; bu fikir sadece Dinavari’de mevcut olup, görünüşte, Rustam ile Zerdüşt akidesinin baş kahramanı İsfandiyar arasında ihtilaftan başka bir şey ifade etmeyen eski rivayetin akli bir görüşünü gösterir.

Eski zamanlarda da Rustam destanlarındaki isim ve vak’alar Sistan’da geçmiş olarak bulunmaktadır. Arap fatihler, Karyatan mevkiinde, Rustam’in atının ahırını buldular (al-Balazuri, nşr. de Goeje, s. 394); Zaranc’ın şimalinde Karkuya’da, orta zamanlarda, rivayet edildiğine göre, kubbesi Rustam tarafından yapılmış olan bir ateşkede bulunuyordu. (Pauly-Wissova, Realenz.2, bk. mad. Carcoe). Bu şekilde mutaların, hamasi rivayet tarihi bakımından, yeni seyyahların ayni cinsten kayıtlarından daha büykü bir değeri vardır; zira yeni seyyahlar halk arasında dolaşan rivayetin, bir çok hallerde, Şahnama’de mevcut olandan farklı olmadığını zannederler; fakat bu mevziileştirmelerin bizzat Şahnama’den alınmış olması çok muhtemeldir. Bunmlar arasında msl. Sistanlıların Kuh-i Hvaca’yi Kuh-i Rustam olarakg östermeleri ve onun kalesini Şahnama’nin mevsuk olmayan parçasına göre Rustam tarafından zaptedilmiş olan Kuh-i Kuhzad (Yate, Khurasan and Sistan, s. 86; Sykes, Ten Thousand Miles in Persia, S. 378 v.d.) ile aynı saymaları vakıası bulunur. Bu şahnama’nin metninin tekrar gözden geçirilişinden sonra ilave edilmiş bulunan yeni metinlerden alınmış bir rivayet zannını da verebilir. Davlat-abad ile Sihkuha arasında Kal’a-i Sam (Sykes, ayn. esr., s. 380) adı verilen harabe halinmde bir kale vardır: Sam, Şahnama’nin Rustam için verdiği uydurma şecereye göre, Rustam’in büyük babasıdır. Garşasp tarafından inşa edilmiş bir su bendi de var idi ki, bu bend sonraları Timur’un oğlu Şahruh’un emri ile yıktırılmıştır (Eastern Persia, I, 286). Garşasp (Avesta’da Keresaspa) da rustam’in bir ceddidir, fakat bu da uydurma bir şecereye dayanmaktadır. Binaenaleyh bu çeşit mevzileştirmeler, destanın daha eski bir şekil hakkında, yazılı rivayet vasıtası ile, bilinenden daha fazla hiçbir şey verememektedir. Bununla beraber şu hal istisna teşkil etmektedir. Havz-i Dar denilen yer Rustam’in oğlu Firamurz’un cesedinin düşmanı İsfandiyar’ın oğlu Firamurz’un cesedenin düşmanı İsfandiyar’ın oğlu Bahram (Bahram okuyunuz) tarafından kazığa oturtulduğu yer kabul edilir (Eastern Persia, I, 256). Burada Şahnama’de muhafaza edilmiş olan rivayetten bir ayrılık vardır; zira, Şahnama (1753, 93 v.dd.)’ye göre, Firamurz hapsedildi, baş aşağı asıldı ve ok darbeleri ile öldürüldü; bununla beraber hükümdar (Bahman) onun cesedinin gömülmesine müsaade etti (1755, 118).

Umumiyetle yer bilgisi ile ilgili olarak kesin şekilde denilebilir ki, Şahnama Gavd-i Zarih’i Tanır görünmektedir: Kay Husrav, Afrasiyab’ı takip ettiği vakit Abi Zarih’i geçer ise de, öyle görülüyor ki, Firdavsi’nin veya daha doğrusu müracaat ettiği kaynağın mevcudun gerçek durumu hakkındahiç bir fikri yok idi, zira, şahnama (1163, 1971)’ye göre Husrav bir çok aylar boyunca bu suda kürek çekmek suretiyle gitmeğe mecbur kalmıştır. Şahnama bundan başka Helmand’i de (Hirmand şekli ile: 1750, 36) bilmektedir.

Bibliyografya: C. Ritter, Erkunde, VIII, 149 v.d.; G. Le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, s. 334 v.d.; J. Marquardt, Eransahr (bk. fihrist, Sagastan v.b. kelimeler); C. Barbier de Meynard, Dictionnaire… de la Perse, s. 300 v.b.; Eastern Persian an Account of the Journey of the Persian Boundary Commission 1870 – 1872 (London, 1876), I, 255 v.d., 395 v.d.; 415 v.d.; J. P. Ferrier, Cravan Journeys (London, 1857), bahis XXVIII ve XXVIII; H. W. Bellew, From the Indus to the Tigris (1874), bahis VII ve VIII; C. E. Yate, Khurasan and Sistan (1900), bölüm VII ve VIII; Sven Hedin, Zu Land nach Indien durch Persien, Seistan, Belutschistan (1910); A. Hamilton, Afghanistan (1906), s. 211 v.dd.; P. M. Sykes, Ten Thousand Miles in Persia (1902), s. 361 v.dd.; G. N. Curzon, Prersia and the Persian Question (1892); bk. fihrist; Ellsworth Huntington, The Basin of Eastern Persia and Sistan (exploration in Turkestan, Expedition of 1903 under the Direction of Raphael Pumpelly), Washington, 1905; Tabakat-i Naşiri (trc. H. G. Raverty), 1881 – 1897, s. 183 v.dd.; Journal of the Royal Geograhpical Society (1873), XLIII, 65 v.d., 272 v.dd.; (1874), XLIV, 145 v.dd.; The Geographical Journal, 1897, IX, 393 v.dd.; (1906), XXVIII, 209 v.dd., 333 v.dd.

(V. F. BÜCHNER.)

(İ.A. Sistan Maddesi, V. F. Büchner, Cilt. 10, s. 714-721 sayfaları arasından alınmıştır.)

Avatar

Leave a reply