OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSUNUN İSMİ MESELESİ – H. Adnan ERZİ

Muhtelif tarihçiler uzun yıllardan beri Osmanlı devletinin kurucusunun isminin hıristiyan, İslâm ve osmanlı menbâlannda, birbirinden farklı şekillerde, zikrölunduğunu görmüşler ve bunlara istinaden bâzı mülâhazalar ileri sürmüşlerdir. Bildiğimize göre, ilk defa Deguignes,: arap müverrihlerinin eserlerinde Atman veya T a m a n bulunduğunu ve bunun arap ismi olan’Osman ile karıştırıldığını söylemiş; Eduard Gibbons da aynı nokta-i nazara iştirâk etmiştir. Müteakiben F. Giese, „ Osman, her hangi bir türkçe ismin, msl. Azman ’m, İslâmlaşmış şekli olabilir mi?“ şeklinde bir mesele vazetmiş, F. Babinger, Osman’ın hakikî isminin Atman, Azman olabileceğini kaydetmiş, J. H. Kramers de, bir mütalâa serdetmemekle beraber, İslâm ve hıristiyan menbâlarmm tehalüfünü lasaca göstermiştir. Nihayet Moravcsik, ikinci türk tarih kongrasmda okuduğu Türk tarihi bakımından Bizans kaynaklarının ehemmiyeti isimli tezinde, bu meseleyi esaslı surette mevzuubahs etmiştir. Müellif yukarıda verilen bibliyografyayı zikretmeyerek, evvelâ grek menbâlannda. Atman, Atuman, Otuman, Otman, Otknan’ şekillerinin bulunduğunu tebarüz ettirdikten sonra, halife O s m â n’m isminin Othman şeklinde ve aslına uygun olarak kaydedildiğini, ayrıca Selim devrinde yaşayan şehzâde Osman ve sultan Osman II. için de aynı şeyin varit olduğunu nazar-ı itibare alıyor, sonra diğer türk şûbelerinde de bulunduğunu tesbit ettiği Ataman isminin esas olarak kabul edilmesini ve Osman’ın yalnız arap medeniyeti tesiri ile gelmiş ve sonradan resmîleşmiş öldüğünü ileri sürüyor.

Osmanlı tarihlerinde bu ismin “Oşmân” şekli kaydedilmektedir. Hattâ Orhan’ın sikkelerinde, Bursa’daki kitabesinde ve tuğrasında da aynı şekil mevcuttur. Fakat. osmanlı şeceresinin tetkiki bu ismin Ertuğrul’un, ceddinin ve kendisinin diğer oğullarının, nihayet torununun türkçe olan isimleri ile bir tezat teşkil ettiğini göstermektedir. Ekseriyeti teşkil eden türkçe isimler içinde arapça ‘Osmân’ın bulunması kolayca kabil-i izah olamayacağı için, J. H. Kramers, devletin müessisinin, Ertuğrul’un oğlu olmayıp, İslâm dinine riayet husüsunda türkmenlerden çok daha fazla mutaassıp bir zümreye mensup olması ihtimâlini ileri sürdü. Çok eski eserlerin ifadeleri dururken, böyle bir ihtimâlin hakikati temsil etmesi imkânı yoktur. O hâlde Ertuğrul’un oğlunun ‘Osman’dan başka bir isminin olup olmadığını veya bu isme benzer bir ismin sonradan İslâmî şekle sokulup sokulmadığını aramak icap ediyor:

  1. Moravscık bir çok bizans müverrihlerinin eserlerinde ve bilhassa Georgios Pachymeres (1242 — 1310) ve Nikephoras Gregoras (1295 — 1360) da Atman-Atuman isminin mecudiyetini, muhtelif misallerle, ortaya koymuştur. Kendisinin dediği gibi, arap halifesinin ve osmanlı âilesine mensup diğer eşhas isimlerinin aslına sadık transkripsiyonunu kaydeden bizans menbâlannda bu hususî şekillerin görülmesi hakikaten şâyân-ı dikkattir.

  2. Şihâb al-Din b. Fazl Allah al-Umari’de jkJ» jkjl şekli bu-: lunuyor.c8 Bunun al-cUmari’ye mâlûmat veren cSyjl jU ’ye âit olması • muhtemeldir. Aynı eserin diğer bir yerinde, şeyh Haydar aI-cUryân ’a istinaden, cOşmân isminin kaydedildiği görülmektedir.

  3. Yazıcı-zâde Ali’nin Târih-i âl-i Selçuk isimli eserinin Topkapı sarayında bulunan bir nüshasının başında (Revan köşk. nr. 1391) Dede Korkut’tan naklolunan parçalar meyanmda : voğlancukların ağlatmayan, tokların banlatmayan, nâkâsların çaldırmayan oğlı…“ şeklinde bir ibare mevcuttur.

  4. Bayezid II. devrinde yazılan Velâyetıiâme-i Hacı Bektaş-ı Velî’de bulunan, ‘ zikr olan Erduğrul Alpın ey ‘aziz var idi nâm bir oğlı niz , beyti de aynı şekli ihtiva etmektedir.

. Bu şekiller nazar-ı dikkate alınır ve uçlarda, millî âdet ve an’anelerini unnutmadan, yaşayan türk boyları arasında, biri İslâmî ve biri de an’anevî olmak üzere, iki ismin kullanıldığına pek çok tesadüf edildiği düşünülürse, Osman’ın da diğer bir ismi olduğu kabûl edilebilir.

Bu ismin Selçuknâme’nin arkasında ve Velâyetnâme’de görüldüğü vecihle, Otman olması muhtemeldir. Otman isminin türkler arasında kullanılması hususunda, nâdir olmakla beraber, bâzı misâllere tesadüf etmemiz, bunun Osman ’dan muharref olması ihtimalini zayıflatmaktadır. Bizans kaynaklarındaki Atman, Atuman ve Otman şekilleri, bu hususta diğer bir delil olarak ileri sürülebilir.

Bununla beraber, Tuman şekli de kolayca reddedilemez. Bu isim eskiden beri Türkler arasında büyük bir rağbet kazanmıştır. Hiung-nu hükümdarı Tuman, bu hususta en eski misâli teşkil eder. İslâm menbâlarmda da İshâk b. Müslim Ukayli’nin Erminiye ve Alan gazasında, kendisi ile sulh yapdığı bir Tumanşâh’tan bahsolunuyor. Ayrica Muzafferîler tarihindeki âsî Tuman, Timurnâme’lerde sık sık geçen Tuman* ve Tuman Bahadır, İbn Battüta’nın, Erzurum’da zâviyesine nâzil olduğu Ulfati Ahi Tuman, Mısır Memlükler devrinde evvelâ devadar-ı kebir ve sonra sultan olan Tuman Bay, Akkoyunlu tarihinde görülen Tuman Basan v. b. ismin Türklerin yayıldığı coğrafî sahalarda kullanıldığını göstermeğe kifayet eder. İşte ‘Umari ’nin bildirdiği gibi, Osma ’nm bu ismi kullanmış olması da ihtimâl dahilindedir. Osmanlıların mensup olduğu Oğuz boyunun cedd-i âlâsı Kâyı Han’ın Tuman isimli bir oğlu olmasıbu ihtimalde büsbütün kuvvet vermektedir.

Bütün bu şartlar karşısında şimdilik kat’î bir hükümvermek imkânı yoktur. Bununla beraber esas itibariyle Osman’ın Otman ve Tuman isimlerinden birini taşımış olduğu kuvvetle ileri sürülebilir.

TÜRKİYAT MECMUASI CİLT 7 (1942) – H. Adnan ERZİ, Osmanlı Devletinin kurucusunun ismi meselesi, syf. 323-326

Avatar

Leave a reply