Oğuzlar – İbrahim Kafesoğlu

0
313

OĞUZLAR

Oğuz adının manası üzerinde türlü izah tecrübeleri yapılmıştır. (F. Erdmann: Oğuz = boga, 1862; A. Vambery: Oğuz = Oxus [nehir], 1885; J. Marquart: Uz = adam, Oq + uz = oklu, okçu, 1914; P. Pelliot: Oguz, Ogus = klan, aile, kabile, 1914, 1914, Uguz < ağuz “ağız” = ilk süt, 1930; Oguz, aynı manada, 1950; P.A. Boodberg: *Uguroguz = boynuz, 1939; D. Sinor: Oguzögüz = öküz, 1949; O. Pritsak: Ok<oku+z = kabile, 1952; L. Bazin: Oguzogus = genç boğa, tosun, 1953; J.R. Hamilton: Oğuzoguş = klan, kabile, 1962; tafsilat için bk. P. Pelliot, TP, 1930, XXVII, 256 vd.; D. Sinor, Oguz Kagan destanı üzerinde mülahazalar, TDED, 1950, IV, v vd.; J. Hamilton, Toquz-Oguz et On-Uygur, JA, 1962, s. 24). Gy. Nemeth’e göre ise, Oğuz kelimesi Türkçe’de aynı zamanda “kabile” manasına gelen “ok” sözüne, eski Türkçe’deki çoğul eki “z” (bk. A. Caferoğlu, Türk dili tarihi, 1958, I, 134) ilavesiyle türemiş (ok + uz) olup “kabileler” demektir (Gy. Nemeth, A honfoglalo.., s. 44). Gy. Nemeth’in bu izah tarzının, bazı itirazlara rağmen (bk. P. Pelliot, TP, 1930, s. 257; W. Bang-R. Rahmeti, Oğuz Kağan destanı, 1936, s. 6 not I) doğru ve mesele sadece lisaniyat bakımından değil de, Türk tarihinin sosyal ve siyasi gelişmesi bütünü içinde alındığı takdirde, bilhassa tutarlı olduğu muhakkaktır. Oğuz kelimesinin Çince’ye “kabileler” diye tercüme edilmesi de, bu görüşü destekler (mesela On-ok = on kabile; Dokuz-Oğuz = dokuz kabile, bk. Liu, ayn. Esr. I, 152; II, 591 vd.; P. Pelliot, TP, 1914, s. 157; V. Thomsen, Turcica, 1916 s. 5 vd.; J. Hamilton, ayn. Esr. s. 51 not 4). Anlaşılıyor ki, “Oğuz” adı aslında kavmi bir isim olmayıp, doğrudan doğruya “Türk kabileleri” manasını ifade eden bir kelimeden ibarettir (Oguz tabirinin R’li söylenişi olan “Ogur” şeklinin ayrı ad olarak Çin kaynaklarında geçmesi [aş. Bk. Ogurlar], eski çağlarda Çinlilerin Türk topluluğunu yakından tanımadıklarından ileri gelmiş olmalıdır).

VI. asırdan itibaren Gök-Türk hakanlığında toplanmış olan Türk kabilelerinden bir kısmı, 630’da başlayan fetret devresinde, diğer birçok Türk boyları gibi, kendi aralarında birlik kurarak, Tola-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz kağanlığını meydana getirmişlerdi. 682 yılında İlteriş tarafından mağlup edilen Oğuzlar (İnekler gölü savaşı), bu durumda idi ve muharebede ölen Oğuz devleti başkanı Baz Kağan’ın balbalı, sonra, İlteriş Kağan’ın mezarına dikilmişti (Kitabeler, I, şark, str. 16; II, şark, str. 14).

Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların davranışlarını ve isyanlarını yukarıda görmüştük. Bu münasebetle kitabelerdeki ifadeler Oğuzlarla Gök-Türkler arasında bir ayırım yapılmadığını hatta hakanlığın temelini Oğuzların teşkil ettiğini belirtmeğe yeter (Kitabeler, I, şimal, str. 4). Bu sebeple Oğuzlarla Gök-Türklerin aynı olduğu zaten kabul edilmişti (V. Thomsen, Inscription de l’Orkhon dechiffrees, MSFou, 1894, s. 105; W. Barthold, ayn. Esr., s. 6; El, mad. TOGNUZGHUZ). Ancak, V. Thomsen, Tonyukuk kitabesine tahsis ettiği son makalesinde (Türk. Trc. Moğulistan’da Türkçe kitabeler, TM, 1935, III, 87) Oğuzları “Türklerin yüksek hakimiyetinde bir kabile birliği” olarak göstermekte ve bu tarihi gerçek sonra kavmi manada alınarak mesele yeni araştırmalarla daha da derinleştirilmiş bulunmaktadır (mesela, bk. F. Laszlo, Dokuz Oğuzlar ve Gök-Türkler, Belleten, 1950, XIV, 37-43; F. Sümer, Oğuzlar Türkmenler, tarihleri, boy teşkilatı, destanları, Ankara, 1967, s. 7). Böylece, Oğuzları Türk kabul etmek veya başka bir kavmi teşekkül saymak gibi çok mühim bir ihtilaf noktası ortaya çıkmıştır. Burada, önce üzerinde durulması gereken husus, Oğuzlara mukabil, Türk adını taşıyan bir kavmi topluluğun var olup olmadığıdır. Buna hemen menfi cevap vermek mümkündür. Çünkü Türk adının, güç-kuvvet manası ile, kavmi ayrılık gösteren bir isim değil, fakat Türk soylu kütlelerin kurduğu Gök-Türk devletini ifade etmek üzere kullanılmış bir siyasi ad olduğu zikredilmişti (yk. Bk. Türk adı). O halde hem Oğuzlar, hem Gök-Türkler aynı kavmi zümreye mensupturlar. İkinci mesele: Gök-Türk devletinin sahibi hangi Türk zümresi idi? Bilindiği üzere bu devlet, adı Aşına olan eski bir Türk hükümdar ailesi tarafından, etrafındaki Türk soylu kütlelerin yardımı ile kurulmuştu. Bu kütleler ise, ancak, kabileler birliği (= Oğuz) haline gelmiş Türkler olabilirdi. W. Barthold’un (göst. Yer.) “Gök-Türk hakanlarının Tokuz-Oğuzlardan neşet ettiği” görüşü, kadim Aşına ailesinin bilhassa bu Oğuz bölüğü ile ilgisini ispat etmeyi gerektirir ise de, VI-VII. Asır Türk (Gök-Türk) kütlesinin doğrudan doğruya Oğuzların bu grubundan meydana geldiği Çin kaynaklarınca açıklanmaktadır. T’ang devri vesikalarında (T’ang-shu ve Kiu T’ang-shu yıllıkları ve ayrıca 4 hal tercümesi), Dokuz kabile (Kitabeler’deki “Tokuz-Oğuzlar”) bazen “Türklerin [Gök-Türklerin] dokuz kabilesi” veya “Dokuz kabilenin Türkleri [Gök-Türkleri]”, bazen de “Töleslerin dokuz kabilesi” diye kaydedilmiştir. Hal tercümelerinde bunlardan 4 tanesi de zikredilmiştir: Pa-ye-ku (Bayırku), P’u-ku (Buku, Bugu), T’ung-lo (Tongra), Sse-kie (Sıkar) Demek ki, Oğuz kabileleri, Gök-Türkleri meydana getiren topluluktan başkası değildir (bk. Liu, II, 592 not 831; yk. Bk. Uygurlar). Çin kaynaklarında, Çinlilerce çok iyi tanınan Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların kendi başlarına (yani doğrudan doğruya “Oğuz” olarak) zikredilmeyip sadece Dokuz kabile (Kui sin) diye, Oğuz kelimesinin tercümesinin verilmesi, bizzat T’u-küe (Türk)’den ibaret topluluğun ayrı bir isim altında belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığını gösterir. Ayrıca kitabelerde I. Gök-Türk hakanlığı çağında “Oğuz” adının geçmemesi de aynı sebepten ileri gelmiştir. Ancak fetret devrinde bazı kabileler kendi aralarında teşkilatlanarak bir devlet kurmuşlardır; bu, II. Gök-Türk hakanlığı zamanında hükümdar ailesine karşı ayaklanan ve hükümetin diğer imkanları ile bastırılmasına çalışılan, teşkilatlanmış birlik (= Oğuz)’tir. Bundan sonra kitabelerdeki “Türk bodun” tabiri şüphesiz doğrudan doğruya hakan idaresindeki kütleleri (10 boy; 5 Töles, 5 Tarduş) ifade ediyordu. Kitabelerde bekanın “Oğuz bodunu Türk bodunundan idi” (Kitabeler, I, şimal, str. 4) demesi ile, bu Oğuzları isyan halinde olmaları arasında bir çelişme görmek güçtür; zira mesele, halkın, vaktiyle destekleyip yücelttiği hanedan ile mücadelesinden ibarettir (Türk tarihinde bunun başka misalleri de vardır: Karlukların Kara-Hanlılara, Türkmenlerin Selçuklu sultanlarına karış direnmeleri ve bizzat bir Oğuz olan Sultan Sencer’in asi Oğuzlarla çarpışması, bk. mad. SELÇUKLULAR).

Bilhassa İslam kaynaklarında Uygurlardan Tokuz-Oğuz olarak bahsedilmesinden (tafsilat için bk. V. Minorsky, Hudüd al-alam, s. 263-277; ayn mll., Tamin Ibn Bahr’s Journey, s. 286 v.dd.) doğan karışıklık, Uygur uruğları ile Tokuz-Oğuz kabilelerinin tespitinden sonra (yk. Bk. Uygurlar) giderilmiş olmalıdır.

Uygur hakanlığının başlangıcında henüz tegin olan Moyen-çor Oğuzların başında bulunuyordu. Fakat Oğuzlar az sonra Uygur hakanına da isyan ettiler. Bu defa Sekiz-Oğuz halinde idiler (Kitabe, Şine-usu, şark, str. 3). Moyen-çor Kağan, Otuz Tatarlarla ittifak etmiş olan Oğuzları Burgu’da ve Selenga kıyısında arka arkaya mağlup etti. Oğuzlar Selenga’yı geçerek çekildiler (Şine-usu, şark, str. I-12).

Bundan sonra, anayurt bölgesindeki Oğuz topluluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Her halde garp yönünde geniş ölçüde bir göç hareketi bahis konusudur. İbn al-Aşir, Halife al-Mahdi zamanında (775-785) Oğuzların Maveraünnehir havalisine geldiklerini bildirmekte ve al-Tabari’de zikredilen, 820-821 yılında Usrüşana (Seyhun-Semerkand arası)’ya yapılmış bir Tokuz-Oğuz akınının bunlarla ilgili olduğu tahmin edilmektedir (W. Barthold, Arabisch. Quellen, s. 27 vd.; F. Sümer, Oğuzlar…, s. 23). Buna dayanılarak Oğuz birliği mensuplarının hem de çok kalabalık kütleler halinde, önce Talas havalisine göç etmiş olmaları gerektiği ve Seyhun Oğuzlarının XI. Asırda konuştukları Türkçe’nin kelime ve söyleyiş itibarıyle şark Türklerinkinden farklı olduğu dikkate alınarak, bu göçün IX. Asırdan önce vuku bulmuş olması lazım geldiği ileri sürülmektedir (F. Sümer, ayn. Esr., s. 23-26, 35 vd.). Oğuzlar Sır-Derya (Seyhun) boyunda IX. Asrın ikinci çeyreğinden beri oturmakta idiler (İbn Hurdazbeh’den naklen F. Sümer, ayn. Esr., s. 35).

X. asrın ilk yarısında Oğuzlar Seyhun bozkırları ile o civardaki Karacuk (Farab) ve Sayram (İsficab) şehirleri havalisinde görünüyorlardı. İslam coğrafyacılarına (al-Balhı, İştahri, İbn Havkal) ve Hudüd al-alam’a göre, Oğuzların sahası garpta Hazer denizine (bu denizin şarkındaki yarım-ada bu sebeple Türkçe Mankıslak adını almıştır), cenupta Gürgenç şehri ile, bunun şimal-i garbisindeki Cit kasabasına ve Baratekin kasabasına (Aral gölünün cenubunda), Maveraünnehir’de Buhara’nın şimaline Karacuk dağlarının eteğindeki Sabran şehrine kadar yayılmıştı ve Karacuk dağlarından Hazer’e uzanan yarı çöle Oğuz bozkırı (Mafazat al-Guziya) denilmekte idi. (F. Sümer, ayn. Esr., s. 33). Buralarda Yeni-kent, Barçınlığ-kent vb. adlı Oğuz şehirleri vardı (bu şehirler ve kalıntılar için bk. B. Ögel, İslamiyet’ten önce Türk kültür tarihi, s. 333-341; V.M. Jirmunsky, Sirderya boyunda Oğuzlara dair izler, Belleten, XXV, 471-483; T. Banguoğlu, Oğuzlar ve Oğuzeli üzerine, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 1959, s. 4-9; F. Sümer, ayn. Esr., s. 39-41).

Oğuzlar X. Asrın ilk yarısında, kışlık merkezi Yeni-kent olan bir devlet kurmuşlardı (bk. O. Pritsak, Der Untergang des Rieches des oguzischen Yabgu, M.F. Köprülü Armağanı, 1953, s. 379-410). Başta yabgu bulunuyor, Kül-erkin unvanlı bir başbuğ ona naiplik yapıyor, orduyu sü-başı idare ediyordu. Yabgu devletinin, komşuları Peçenekler ve Hazarlarla münasebetinin pek dostane olmadığını gösteren deliller vardır. İbn Fadlan (X. Asrın ilk çeyreği) ve al-Mas’udi’ye göre, aralarında savaş eksik değildi. Harizm’in yerli hanedanı Afrigi’ler Oğuz baskısı altında idiler. Oğuzların şarktaki komşuları Karluklar il ede mücadele halinde oldukları, aralarındaki savaşlardan birinde Oğuz yabgusunun ölmesinden anlaşılıyor (F. Sümer, ayn. Esr., s. 56 v.dd.). Diğer taraftan Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlarla Çinliler arasında köklü bir düşmanlıktan bahseder (DLT, I, 394). Şimalde Kimekler ile ise, bazen dostça, bazen hasmane münasebetler devam edip gidiyordu (V. Minorsky, Hudüd…, s. 100; F. Sümer ayn. Es., s. 52-59). Bu Oğuzlar, umumi “Türk” adı yanında, yine siyasi bir isimlendirme olarak, “Türkmen”adını da taşıyorlardı; bunlar, Müslüman ülkelerine geldikten sonra İslam kaynaklarında bu isimle de anılmışlardır (Türkmen adının, Oğuzların İslamiyet’i kabul etmeleri, yani din değiştirmeleri ile ciddi bir ilgisi görülmüyor; tafsilat için bk. İ. Kafesoğlu, Türkmen adı, manası.., s. 121-133; C. Brockelman, Histoire des peuples et des Etats islamiques, Paris, 1940, s. 150; tamamlayıcı bilgi için bk. F. Sümer, ayn. Esr, s. 49 v.dd.; nitekim Cenubi Rusya’daki Uz [Tork]’lara da Torkmen [Türkmen] denildiğine dair bazı deliller mevcuttur, bk. O. Pritsak, ayn. Mak., s. 398 not 2).

Yabgu devletinin tarihi hakkında başka açık bilgi yoktur. Son Oğuz yabgusu olarak Ali Han adında birini zikreden ve Selçukluların “can düşmanı” olarak Tuğrul ve çağrı Beyleri hayli uğraştırdığını bildiğimiz meşhur Cend hakimi Şah-melik’i de Ali Han’ın oğlu gösteren Raşid al-Din’in bu malumatı gerçekten ziyade destani vasıfta görülmektedir (bk. F. Sümer, Oğuzlara ait destani mahiyette eserler, DTCFD, 1960, XVIII, 381 vd.).

Yabgu devleti zamanında Oğuzlar Üç-ok ve Boz-ok diye iki kol halinde teşkilatlanmışlardı. Bu kısımları meydana getiren Oğuz kabileleri hakkında biri Kaşgarlı Mahmud’un Divanü lügat-it-Türk’ünde, diğeri Raşid al-Din’in Cami al-tavarih’inde olmak üzere iki liste mevcuttur. Divanü lügat-it-Türk (I, 55-58)’te ayrı ayrı damgaları ile birlikte 22 kabile gösterilmiş, Raşid al-Din ise, hem kabile sayısını 24’e çıkarmış, hem Boz-ok-Üç-ok tasnifini yapmış; ayrıca, damgalara ilaveten, her kabilenin “ongon”unu belirtmiştir: Boz-oklar: Kayı, Bayat, Alka-evli (Alka-bölük), Kara-evli (Kara-bölük), Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı (DLT’te yok(, Afşar, kızık (DLT’te yok), Beğdili, Karkın (DLT’te yok, bunun yerine Çaruklu). Üç-oklar: Bayındır, Peçene, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva (İva), Kınık (bu kabile adları, damgaları, ongonları ve ayrıca bunların göçleri, oturdukları yer ve tarihleri, gelenekleri vb. hakkında tafsilat için bk. F. Sümer, Oğuzlar…, s. 214-362; ayrıca bk. mad. OĞUZLAR; Oğuz boylarının adları üzerine açıklamalar için bk. B. Ögel, türk mitolojisi, s. 327-354). 1000 yıllarına doğru Oğuz Yabgu devleti yıkıldı. Bunun, Kimeklerden bir kol olup, IX. Asırda bir kuvvet olarak beliren Kıpçaklar (Kumanlar9’ın baskısına ilaveten, Selçuklu ailesinin kendilerine bağlı kütlelerle birlikte ayrılmaları neticesi vuku bulduğu kabul edilir (O. Pritsak, ayn. Mak., s. 405 v.dd.; F. Sümer ayn. Esr., s. 57 vd.). Kaşgarlı (DLT, II. cilde ilave)’nın haritasına göre, XI. Asır ortalarında Kıpçaklar Oğuz bozkırını ve Seyhun nehrinin aşağı mecrasındaki sahayı işgal etmiş bulunuyorlardı.

Yabgu devletinin inkırazı üzerine, Oğuzlardan kalabalık bir kısım, Karadeniz7in şimalinden garba göçmüş (aş. Bk. Uzlar), diğer bir kısım Cend bölgesine, ordan da Horasan’a yönelmiştir. (Selçuklular). Yerlerinde kalan Oğuzların XI. Asır ortalarında Karacuk dağları bölgesinde, Mankışlak’ta ve Seyhun kıyısındaki kasabalarda oturdukları, Moğul istilası sırasında da Cend’de ve Karakum’da Türkmenlerin bulunduğu görülmektedir (F. Sümer, ayn. Esr. s. 57 v.dd., 200).

Gök-Türk çağının Türk milletine yön verici, merkezi bir hüviyet taşıdığını baş tarafta söylemiştik. Asya Hunlarında daha geniş ölçüde ve tabir caizse daha şuurlu bir şekilde Asya Türklüğünü nefsinde birleştirmiş olan bu hakanlık, Orta-Asya’nın garp sınırlarında Türk halkının-kasefetini kaybettiği yerlerde-siyaseten zayıf düştüğü zamanlarda bile Türk nüfuzunun yayılmasında büyük rol oynamıştır. Kaynaklardan anlaşılıyor ki, VIII. Asır ortalarında Maveraünnehir, Taşkent, Fergana, Huttel, Şuman ve Toharistan’da görülen krallıklar ya Türkler tarafından kurulmuş veya Türk siyasi ve harsi tesiri altında gelişmiş teşekküllerdi: Huttal kralı, erkin unvanını taşıyor ve Çin’e tarhan unvanlı elçiler gönderiyordu (733, 740, 750 yıllarında). Buhara kralı Tuğ-şad, 720’de kardeşi Arslan-han’ı Çin’e elçi göndermişti. Şuman kralının elçileri de (743) tarhan ve şad unvanlarını taşıyorlardı. Taşkent kralının ki ise tegin idi. Toharistan kralının unvanı ise, yabgu idi ve bunun Çin’e gönderdiği (738) elçisi İnancu Tarhan idi. 729 yılında Kutlug, Toharistan yabgusu bulunuyor ve bu yabgu ailesi Aşına sülalesine bağlanıyordu (tafsilat için bk. Ed. Chavannes, Notes additionnalles…, s. 20, 39, 47, 49, 53, 57, 69 v.dd.; E. Esin, “Türk ul-Acem”lerin eseri Samarrada Cavsak ul-Hakant’nin duvar resimleri, Sanat tarihi yıllığı, 1973, V, 311 vd.). Bir görüşe göre, Abbasi halifesi al-Mu’tasım zamanında (833-842) ünlü Türk kumandanı Aşnas, Toharistan yabgularına mensup idi (Ed. Chavannes, Documents., s. 20 not 2).

Uygur, Türgiş, Karluk hakanlıkları Gök-Türk hakanlığının devamı idiler. Görüleceği üzere garpta Hazar hakanlığı da öyle idi ve Uz, Peçenek, Kuman-Kıpçak boyları, Gök-Türk hakanlığından ayrılmış zümrelerdi (aş. Bk.). Yukarı İrtiş bölgesindeki Kimekler (haklarında umumi bilgi için bk. V. Minorsky, Hudüd…, s. 304-310; bk. mad. KİMEK), Aral gölünün şimalinde bir Kıpçak grubu olan Kanglılar (bk. İ. Kafesoğlu, Harzemşahlar devleti tarihi, 1956, bk. indeks; P. Pelliot – L. Hambis, Histoire des compagnes de Gengis Khan, Leiden, 1951, I, 112-117), Kaşgar’ın şimal-i şarkisi, Özkent, Talas ve Çu bölgelerinde karluklardan bir kabile olması muhtemel Yağmalar (V. Minorsky, ayn. Esr., s. 277-279; Faruk Sümer; ayn. Esr., s. 30; Yağma, Türkçe unvan, bk. Gy. Nemeth, A honfaglalo…, s. 48), bir Karluk kabilesi olup, Issık-Köl’ün cenub-i garbisinde, sonraları Talas civarında, Barsgan ötesinde, Kaşgar havalisinde ve Maveraünnehir’de oturan Çiğiller (V. Minorsky, ayn. Esr., s. 297-300), yine Karluklara bağlı bir kabile olarak, Issık-Köl-Çu ırmağı arasında görülen Tohsılar (V. Minorsky, ayn. Esr., s. 300-304; Tuhs = Duhslar aslen İranlı?, bk. K. Czegledy, Nomad nepek., s. 36, 139), Toharistan, Gazne, Belh, Sicistan-Şimali Hindistan’da Kalaçlar (bk. mad, HALAÇLAR), Kaşgar-Balasagun-Talas-Fergana arasında: Argu, Yabaku, Çomul, Iğrak, Çaruk, Ezgiş, Kençek vb. (bk. DLT, indeks; ayrıca IX-XI. Asırlarda çeşitli adlar altında görünen Türk toplulukları için: Marvazi, Tabayi al-bayavan [XII. Asrın ilk çeyreğinden], nşr. Trc. Ve açıklama V. Minorsky, Marvazi, On China, The Turks and India, London, 1942, s. 29-39, 92-123; F. Sümer, Oğuzlar…, s. 26-33; aynı asırlarda Asya Türk ülkeleri hakkında bilgi veren İslam seyyah ve coğrafyacıları: Abü Dulaf [A.V. Rohr-Sauer, das Abu Dulaf Bericht über seine reise nach Turkestan, China und Indien, Bonn, 1939], Tamim, İbn Hurdazbeh, Kudama için bk. V. Minorsky, ayn. Esr., s. 262 vd., 268 ve indeks) toplulukları aslında hep Şark Türk kolları olup, Gök-Türklerle bağlantılı bulunuyorlardı. Ayrıca Karluk, Yağma, Çiğil yolu ile Kara-Hanlı hakanlıkları; vaktiyle aynı camiada yer alan çeşitli Türk grupları yolu ile: hanedanı Karluk menşeli olduğu bildirilen Gazneliler devleti (yk. Bk. Karluklar); Harizmşahlar (sülalenin kurucusu ihtimal Kalaçlardan idi; bk. İ. Kafesoğlu, Harezmşahlar devleti tarihi, s. 42 vd.); Hindistan Türk devletleri; Oğuz boyları yolu ile; Büyük Selçuklu imparatorluğu, Selçuklu devletleri, Atabeylikler, Türkmen beylikleri, Anadolu beylikleri, Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu devletleri, Kadı Burhaneddin, Ramazan-oğulları, Dulkadırlılar, Berçem-oğulları ve Yaruklular, İran’da Avşar Kaçar hanedanları vb. (bk. mad. OĞUZLAR), Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti hep Gök-Türk hakanlığının kavmi, içtimai, idari, askeri ve harsi varisleri olmuşlardır (aş. Bk.) Bu durum çeşitli Türk kütleleri arasında bilhassa XI. Asırdan itibaren 200 yıl süren göçleri ile bütün Orta-Şark sahasını tutarak yukarıdaki siyasi teşekkülleri kuran ve ebedi bir Türk vatanı yaratan Oğuz zümresinin Türk, İslam ve dünya tarihindeki müstesna mevkiini ortaya koyar.

(İ.A, Türkler Maddesi, İbrahim Kafesoğlu, Cilt 12, s 188-191 sayfaları arasından alınmıştır.)

Avatar

Leave a reply