MUSTAFA KEMAL HAKİKİ BİR TÜRK MİLLİYETÇİSİ İDİ – ALİ FUAT CEBESOY

0
483

Mustafa Kemal samîmi bir Türk milliyetçisi idi. Bunun en canlı misaline Yafa’da şahit ol­dum. Cumhuriyet Devrinde Çankaya’da bir kaç defa da ayrın­tıları ile kendisinden dinledim.

Mustafa Kemal, 5. Ordu’da Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ye Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu.

— Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygudan ne za­man kurtulacağız?

Diyordu. Aynı ıstırabı ben de duyuyordum. Bir gün, pi­yade stajını yaptığı Yafa’ya gittim. Piyade acemi devresi he­nüz yeni başlamıştı. Çoğunluğu o bölgeden toplanmış olan Arap gençleri teşkil ediyordu. Eğitim kadrosu ise Anadolulu kıta çavuşları olan Türk gençlerinden kurulmuştu. Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş Makedonya Türklerin­den yaşlı bir yüzbaşı vardı. Uzun yıllar 5. Ordu mıntıkasında kadığı halde Rumeli şivesini değiştirmemişti. Yüzbaşı, Anado­lulu kıta çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu. Adını bu gün pek hatırlayamadığım bu yüzbaşıyı ben de tanıdım. Fena bir adam değildi. Talimlerde, Türkçe bilmedikleri için veri­len emirleri anlayamayan bazı erlerin yalnız hareketleri kıta çavuşlarının biraz sert davranmalarına yol açıyordu. Bunu gören yüzbaşı da çavuşları ağza alınmıyacak sözlerle haşlı­yordu. Bir gün Müfit Kırşehir (Özdeş) dayanamamış:

— Arkadaş, demişti. Senin bu yaptığın hareket doğru de­ğil.

Aynı uyarmayı, daha ciddî olarak Mustafa Kemal de yap­mış, fakat bir etkisi olmamıştı. Bana bu bilgiyi veren Mustafa Kemal, bir hafta on gün önce cereyan eden bir olayı şöyle anlattı:

«Bir gün, Makedonyalı yüzbaşı, kıta çavuşlarından birini bölük kumandanlığı odasına çağırttı. Müfit’le ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı gencin izzetinefsini kıracak şekilde azarlamağa baş­ladı. Daha ziyade mensûb olduğu ırka hücum ediyordu.

— Sen, diyordu, nasıl olur da necip Arap kavmine men­sup Peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu ço­cuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil. Sen onların ayağına su bile dökemezsin.

Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeğe, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinde okun­mağa başladı. Fakat gerçek itaatin senbolü olan her Türk as­keri gibi iç duygularını gemlemeğe çalıştı. Göz pınarlarında tanelenen yaşlar yanaklarına döküldü. Dayanamadım.

— Yüzbaşı efendi, susunuz!

Diye bağırdım. Birden şaşırdı. Sözlerinin bizden tavsib görmesini beklediği anlaşılıyordu.

— Yoksa fena bir şey mi söyledim?
— Evet, çok fena hareket ettiniz. Buna hakkınız yok. Bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir. Fakat senin benim de, Müfidin de ve çavuşun da mensûb olduğumuz kavmin de büyük ye asil bir millet olduğu asla inkâr edilmez bir gerçektir.

Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı. Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstere­rek anlattığı bu hakîki olay karşısında görüşü şu idi: Bu ve bu­na benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilme­mesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük
olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğ­maktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır. Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumunu teşkilinin en büyük âmilini bu asil düşüncede aramalıdır. Türk milletinin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca gaye bilmiştir. Milleti­ne:

— Ne mutlu Türküm diyene.

Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve sami­miyeti ile inanmıştı.

MOSKOVA HÂTIRALARI, ALİ FUAT CEBESOY, TEMEL YAYINLARI, İSTANBUL, EKİM – 2002, S. 98-100

Avatar

Leave a reply