MUSİKİ VE TEMAŞA MEKTEBİNE DÂ’İR

0
97

Milletleri yaşatan yalnız orduları değildir. Sanat en büyük amildir. Hususiyetle musikisi; edebiyatı olmayan milletler zaten yok demektir.

Türkler uyandı. Lisânlarını sevmeye başladılar. Yavaş yavaş millî Türk Edebiyatı teşkil etti. Yalnız Türk musikisi, Türk tiyatrosu ilerleyemiyordu.

İçinde yaşadığımız asrın ma’nâsını anlayan şehir emini Cemil Paşa hazretleri bu eksikliği gördü. Ve Türk konservatuvarına ilk temelleri attı.

“Konservatuvar” kelimesinin tercümesinde Türkler, yine kendi öz lisânlarını hâlâ adamakıllı sevemediklerini meydana koydular. Biz diyorduk ki Türkçe mukabilleri olmayan kelimelerin tercümelerini Arapça ile yapmalıyız. Meselâ hurdebîni nasıl tercüme etmişlerse konservatuvarı da aynıyla tercüme eder: “mahfaza” deriz.

“Mahfaz” ile “mahfaza” arasında, “mektep” ile “mektebe-kütüphane” arasındaki kadar bir fark vardır. O vakit “musiki ve temaşa mahfazı” denilebilecekti.

Sözde “konservatuvar”ı tercüme ettiler ve “dârü’l-bedâyi” dediler. Bu dârü’lbedâyide hangi bedi’alar bulunacak.

“Musiki ve temaşa dârü’lbedâyisi” denilebilecek mi?

Denilemez. Hiç olmazsa “mahfaz” diye aynıyla konservatuvarın tercümesi kabul olunmazsa “musiki ve temaşa mektebi” unvanı kabul edilmeliydi.

Türkçemizde (‫)ع‬ harfi pek iyi te’sîr bırakmaz. Ve selikamıza hoş gelmez. Türk zevkinin inadına “Dârü’l-bedâyi’ü’l Osmânî” gibi Arapça bir terkip yapmak doğrusu İstanbul’daki milliyetperverliğe karşı bir azizlik yapmaktan başka bir şey değildi.

Tiyatrolar, lisânlar, musikiler, hükûmetlere değil, milletlere â’idtir. Yeni açılan musiki ve temaşa mektebi Türklerindir.
“Dârü’l-bedâyièü’l-Osmânî” olunca aynı zamanda Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin ve Arapların da konservatuvarı demek olur ki bu da boş bir hayaldir.

Çünkü Arapların Türklerden ayrı bir lisânları, ayrı bir edebiyatları, ayrı bir musikileri, ayrı bir tiyatroları vardır.

Keza Rumların da, Ermenilerin de ayrı bir musikileri, ayrı tiyatroları vardır. Bu mektepte yalnız Türkçe ve Türk musikisi canlandırılacağından mutlaka bir milliyete nispet ettirilmesi icap ediyorsa, “Türk Musiki ve Temaşa Mektebi” demek mantığa daha muvafık olur.

Biz, kendi hesabımıza daha “konservatuvar” kelimesini münasip ve ma’nâlı bir tarzda lisânımıza tercüme edemeyen zatların bu konservatuvara vücudu berebileceklerini ümit etmiyoruz.

İnşallah yanılalım! Bu mektep teşekkül etsin. Türklüğün galebesinden sonra, onun ismini de düzeltir, ya’nî Türkleştiririz.

A. H. TÜRK SÖZÜ, YIL : 1 SAYI: 14, 10 TEMMUZ 1330 PERŞEMBE,

Leave a reply