Milli Benlik

0
314

“Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlerin şikârıdır.”

Gazi

Yirminci asır medeniyeti ve Avrupa milletleri ile temasa gelen insanların birçoğunda milli benlik hissinin sarsıldığını görüyoruz. Şüphesiz yüksek, duygulu olan her medeni insan Avrupa ve Amerikanın yüksek ilmini ve ince tekniğini görünce onlara karşıtakdir ve hürmetle karışık bir hayranlık duyar. Fakat birçokları bu kadarlarla da kalmayarak onların dini, siyasi, içtimai ve iktisadi ahlaklarına ve bütün insanlık asaletlerine de hayran kalarak kendi milletimizi ve kendi milli benliğimizi hiçe saymaya başlıyorlar. Bunların içinde derin bir göğüs geçirerek “onlar nerde, biz nerde?” diyenler bulunduğu gibi, kendinden geçerek ve her şeyi unutarak Avrupa ve Amerikalılara tapınanlar ve birkaç yıl yabancı memleketlerde kaldıktan sonra, bir vazife almak üzere vatana döndükleri zaman derin bir inkisara düşenler ve hatta ağlayanlar da vardır.

Bu ileri medeniyetlerin ihtişamı ile gözleri kamaşan ve milli benliklerini kaybeden insanlara acımamak elimizde değildir. Fakat onlara yalnız acımak da kâfi değildir.

Eğer, Türk milleti Garptaki milletlerden sefil, perişan, yoksul ve geri ise bu kabahat ne onda ve ne de bizdedir. Ancak geçmiş zamanlarda bu milleti zincirleyen ve süründüren harici ve dâhili siyasetlerde, fenalıklarda ve nihayet muahedelerde ve münevverlerdedir.

Eğer bugün Avrupa ve Amerikalılara şuursuz bir budala aşkı ile bağlanmıyor da onların insanlığına hayran yaşıyorsak, bu zavallılığına ve geriliğine hükmettiğimiz Türk milletini de o seviyeye çıkarmak en büyük insanlıktır.

İyiliklere ve güzelliklere hayran kalarak, zavallıları ve mustaripleri unutan ve hiçe sayanlar, ancak cılız
enerjili ve kısır ruhlu insanlardır. İnsanlığımızda kuvvetli, soy ve cins isek, milli benliğimizi kaybetmeden; acizlere ve miskinlere yakışan hüsranlara ve inkisarlara düşmeden, bu yüksek gördüğümüz milletlere ve memleketlere doğru hamle yapmak mecburiyetindeyiz.

Hâlbuki milli gayretlerimiz bu kadar sade ve basit bir acıma hissine ve bir misyoner sevgisine muhtaç kalacak kadar da düşkün değildir. Davamızda hakikat, kuvvet ve asalet vardır. Türk milleti, Avrupa ve Amerika’da bulunmayan birçok cevherlerin, faziletlerin ve asaletlerin kaynağıdır. Nitekim bugünkü hayati kudret ve kabiliyetimizde Avrupa ve Amerikan kafalarının ve zihniyetlerinin ümidi hilafınadır. Onlar bize yıllardan beri öldü ölecek, gömüldü ve gömülecek diyorlardı. Fakat bugün her zamandan daha hür ve gür bir sesle biz varız, biz yaşıyoruz ve biz yükseleceğiz diye haykırabiliriz.

Türk milleti de Türk vatanı gibi, iyi tetkik edilmemiş olduğu için onun maddi ve manevi hazinelerinden habersiz yaşıyor,
millet ve memleketimize yabancıların gözleri ve zihniyetleriyle baktıkça aldanıyoruz.

Irki asaletimiz, enerjimiz ve insanlık meziyetlerimize dünya milletleri ve büyükleri hayran kalırken, bizim kendi
milletimizi hiçe saymamız ve kendi kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz eğer fena bir kasda makrunsa alçaklık, böyle bir
niyete matuf olmadan inanılmış ise kör gözlü bir budalalıktır.

Dikkat ediniz… Avrupa ve Amerikanın tabiiyet ve muhaceret hareketlerini gösteren istatistiklerine bakınız. Orada Suriyeli
Araplara Arap yerine sadece Suriyeli dendiği göreceksiniz. Çünkü gördükleri insanlarda tarihi bir ırkın meziyet ve hassaları bulamamışlar ve o insanlara Arap diyememişlerdir. Yine birçok yerlerde Rumlar, Ermeniler ve hatta Mısırlılara
Levanten dendiğini okuyacaksınız. Bunlara da bir millet namını vermeyi çok görmüşlerdir.

Hâlbuki bu topraklardan oralara giden, oralardan geçen veya kalan herkese Türk derler. Geçmiş zamanlarda biz
kendi kendimizi Osmanlı diye avutur ve milliyetimizi hiçe sayarken de onlar bize Türk derlerdi. Nitekim Japon
çocuklarına da her yerde Japon derler. Biz Türk’üz. Tarihimize ve en yakın mazimize dayanarak Türk’üz der ve bundan haklı bir iftihar duyarız.

En uzak köşelerde, cenubi Amerika sahillerinden uzak şehirlerde yaşayan Türkler vardır. Onlar her yerde milli
benliklerine uygun işler bularak asil, temiz ve dürüst olarak yaşarlar. Fakat başka milletlerden birçoğu, aynı
memleketlerde ekseriya zabıta vukuat listelerini dolduran unsurlardır. En dürüstleri de umumi evler ve müesseseler
işletmekle meşguldürler. İşte bu vaziyetleri gören ve bilen ecnebiler onlara kendi milletlerinin isimlerini vermemişler
ve daha doğrusu tarihi bir ırk olarak kabul edememişlerdir.

Şu halde bu milleti, en uzaktakilerden en yakın milletler kadar herkes tanır. Temas fırsatına nail olanlar ise, daima milli benliğinin ve asaletlerinin hayranı kalmışlardır. O kadar asil bir milletiz ki, insanların en çok vahşileştiği bir sahne olan muharebe meydanlarında bile insanlığımızı kaybetmez ve kendimizi karşımızda cephe tutan düşmanlara da
sevdiririz.

Bir millet, tarihi, iktisadi ve siyasi birçok düşmanlıklar, fenalık ve idaresizlikler yüzünden yoksul düşmüş ve geri kalmış bulunabilir. O milletin bunu gören, duyan ve acıyan evlatlarına düşen birinci vazife, bu asaleti çamurlardan ve sefaletlerden kurtarıp çıkarmaya ve yükseltmeye çalışmaktır. Bu da ancak milli benliğimize ve milli enerjimize inanmakla olur.

Milli benliğe inanmak, Türk milletinin mukaddes haklarına, faziletlerine, kabiliyetlerine, cevherlerine ve asaletlerine inan‐mak demektir.

Buna iman edenler, memleketimizin ilmini ve tekniğini yükseltecek büyük muvaffakiyetler için çalışır ve insanlıklarını gösterebilirler. Fakat milletini tanımadan, ona kabiliyetsizlik ve iptidailik izafe ederek çıktığı kabuğu beğenmeyen ve yabancıların reklâmını yapmakla geçinen soysuz dejenereler, hiç bir millete intisabı olmayan vatansızlardır. Bunlara biz
de Levanten der geçeriz.

Milletimiz, ne fedakârlıkta, ne milletseverlikte, ne yaratıcılıkta ve ne de müminlikte hiç bir milletten geri değil ve hatta ileridir.

Türk milleti hiç bir şeyi kendi felsefesi ve kendi düşüncesiyle tartmadan körü körüne kabul etmez.

Ancak yaygaralı yavelerle cemiyeti karıştıran ve bulandıran bezirgân ruhlu milletlerden değildir. Onda büyük ve çelik Türk sükûnu ve kuvveti vardır. İtaati kör bir tapınma değildir. Kendinden büyüklere karşı duyduğu tevazuun sakin bir ifadesidir. Türk milleti en yüksek izzetinefse maliktir. Muvaffak olmak için didinmekten ve yaşamak için ölmekten
çekinmez. Asri ilimler ve vasıtalarla onu teçhiz ettiğimiz gün, en büyük istikbale namzettir.

Bundan gafil olanlar, siyasi dedikodulara karışmadığı için onu duygusuz, reaksiyonsuz, geri ve iptidai bir millet sanan ve yabancı milletlerin yaygarası ile gözleri kamaşan insanlar, tarih okumuyorlarsa en yakın maziye baksınlar. Dün Sultanlara taptığı zannolunan bu millet, milli mevcudiyetini tehlikede görünce bir kumandanın emri altına girmiş, hayatını ortaya atarak istiklalini ve istikbalini kazanmıştır.

Dün tembelliğinden bahsolunan bu millet, kendine göre en ağır vergileri ödeyen millettir. Bu hakikatlerin sebebini anlamak, bu anlaşılmaz hadiseleri izah etmek için Türk köylerine sokulmak; köy kahvelerinde ve onların karşısında imtihan olmak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek için çalışmak lazımdır. Kısa söyleyelim: Türk benliği ile karşılaşmak
ve kaynaşmak lazımdır.

Milli benliğimize inanalım. Milletimize tapalım.

H. Nihal ATSIZ, Atsız Mecmua, Yıl: 1, Sayı: 7, Sahibi ve Müdürü: H. Nihâl, 15 İkinci teşrin 1931, s. 1-3

 

 

Leave a reply