ENVER BEHNAN

ORTA Asya… Bu diyarda bir atlılar ordusu vardı. Yalnız gürbüz erkekler, yavuz delikanlılar değil, şahin bakışlı kadınlar, kükreyen kısrakların üstünde dolaşıp dururlardı. Yürüyen bir ordu değil, medeniyet ışıkları saçan bir memleket, bir koca ilhanlık… bu, sonu görünmiyen koca yiğitlerden, dört bucak insanları ürkerlerdi. Orta Asya’nın yeşil vadilerini dolduran bu yiğit insanlara Hun Türkleri derlerdi. Hünlerin Teoman adlı bir hakanları vardı. Teoman, zaferden zafere koşmuş, artı yorulmuştu. Son günlerini Şölen yaparak hoş geçiriyor. Oğuzların esrarlı nağmelerine kulağını vermiş, kızıl düğmeli, örgülü saçlı kızların ellerinden kımız içiyor, eğleniyordu.

Teomanın ilk karısı ölmüş, yeniden evlenmişti. Fakat ilk karısından Mete adlı bir oğlu olmuştu. Mete, büyüdükçe irileşiyor, yiğitleşiyor, herkesin kalbinde ona karşı bir sevgi uyanıyordu.

Mete’yi evdeki annesi hiç sevmiyor, onu başından atmak istiyordu. Bu fikrini ihtiyar Teoman’a açtı. Teoman’la karısı bir çare düşündüler ve nihayet Mete’yi Çinlilere rehin olarak vermeği, bir sulh nişanesi olarak vermeğe karar verdiler.

Mete, dostları sayesinde bu haberi duydu. Derhal dört yiğit arkadaşiyle atlarına atladılar, gökte uçan kara kartallar gibi, yağız atlarını sürdüler. Dağlar, tepeler, hep arkada kaldı. Babasının bulunduğu şehirden uzaktaki Türk Boylarının içine kendini attı. Boy halkı hep ayaklandılar, coşkun bir sel gibi yaylaklardan inanıyorlar, bu şanlı yiğitin etrafına sevinçle toplanıyorlardı.

Mete babası gibi saltanat ve zevk düşkünü değildi. O, babaları gibi halkın hakimiyetine dayanarak kurultay kurarak bir devlet adamı olmak istiyordu. Mete, gözlerini Tanır dağlarının mor gölgelerine dikti. Bu anda ruhunda birdenbire bir ülkü ateşi parladı. Büyük düşmanlarla kuşatılmış Türk ülkesini daha şanlı yaşatmak için her şeyden önce, hiçbir devlette eşi bulunmıyan, çelik bir ordu hazırlamağı düşündü. Bu fikrini de Boy halkına anlatı.

(Enver Behnan, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Birinci Kanun 1933, Mete, Sayı: 11, Cilt: 2, S. 426)

Hepsi birden:

-Başımız üstüne, gözümüz üstüne!… diyerek razı oldular.

Derhal Boylara, illere haber saldılar. Karbuklar, Uygurlar, Türkeşler; oğuzlar barındıkları vadilerden kalkarak, Mete’nin çadırı etrafında toplandılar. Mete, öten ok adıyle bir ok icat etti. Derhal emrine itaat edenleri talime başlandı. Birinci talim, uçan kuşlara ok atmaktı. Kuşları vuran asker kalmak hakkını kazanıyordu. İkinci talim, canı gbi sevdikleri atlarının başına bir levha koyarak nişan atmaktı. Mete, askerlerinin cesaret ve sadakatlerini daha iyi bir surette denemek üzere, nişan hedeflerini çok sevdikleri karılarının başına konulan levhalara atmak ve vuramıyanların idam olunacalarını söylemek suretiyle de bir tecrübe yaptı. Ancak, böyle bir müthiş emre itaat gösterenler orduya alındı. Bu suretle çelik ordu talimini bitirdi. Onbin kişilik br süvari alayı elde etmiş oldu.

Mete, ilk iş olarak saltanat sürüp, halkın hakimiyetini tanımıyan babasının tahtını yıkarak, milli hakimiyete dayanan bir cumhuriyet hükümeti kurmağı düşündü ve çelik ordusiyle babasına hücum etti. Babasının ordusu bir gün içinde mahvoldu. Mete, Türklerin başına geçti.

Mete, ecdadı gibi halkın hakimiyetine dayanan bir hükümet kurmak istedi. Derhal kurultay kurdu. Töre mucibince Sölen yapıldı. Sökük yenildi, kımızlar içildi. Ozanların kopuzları dinlendi. Bundan sonra memleket işleri konuşularak bir yasa vücude getirildi. Bundan sonra sugün avına çıkılarak kurultay dağıldı. Bütün Orta Asya’daki Türkler Mete’den memnun oldular. Onu canı gibi sevmeğe başladılar. Lakin Türk hudutlarındaki düşmanlar, bu genç adamın reis olduğunu görünce bu halden istifadeye kalkıştılar. Türklerin, zengin memleketlerine girerek servetlerini ele geçirmek sevdasına düştüler.

Mete’nin canı kadar sevdiği bir kır atı vardı. Bir gün bir Çinli elçi gelerek, Mete ile görüştü. Bu elçi, Mete’nin sevgili atını istiyor, vermediği takdire, Çinliler Türklerle harp edeceklerdi. Mete, derhal kurultayı topladı ve kürsüye çıkarak:

-Ey memleket büyükleri!… Sizden bir şey danışacağım!…

Hep birden bağırdılar:

-Söyle bakalım!…

-Çinliler bir elçi göndererek, benim kır atımı istiyorlar. Vermediğim takdirde harbedeceklermiş ne dersiniz?

Kurultay köpürdü:

-Ne demektir, Bir Türk hakanının atına bir Çinli binemez ve ona sahip olamaz. Bu uğurda kan dökeriz, gene atın verilmesine razı olmayız…

Kan dökmek kelimesine Mete kızdı iri gözlerini meclise açarak:

-Ey ihtiyarlar!… Bu istenilen at, yalnız Mete’ye aittir. Fakat harp ise, koca bir millete aittir. Bir adamın birtek atı için, binlerce Türk’ün kanı niçin dökülsün… Varsın, Mete’nin atı, millet uğruna feda olsun, diyerek altından yapılış iki tarafı tavus kuşlu kürsüden indi. Bütün Boy beyleri şaşakaldılar. Mete, hemen atını Çinli elçiye teslim etti. Türk milleti hayrette, Çinliler bu işten sevinç içinde idi.

(Enver Behnan, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Birinci Kanun 1933, Mete, Sayı: 11, Cilt: 2, S. 427)

Bir hafta sonra gene elçi, Mete’nin önünde göründü. Bu defa elçi: Mete’nin yeni evlendiği karısını istiyordu. Mete, bu teklif karşısında da şaşırmadı, göğlünün bir tanesi olan bu kadını bu an için düşünmedi. Gene gözünde Türk milleti, onun saadeti canlandı. Tekrar kurultayı topladı. Mete, gene kürsüde göründü:

-Kardeşler!… Çinliler bu defa da sevgili karımı istiyorlar, ne dersiniz!… Kurultay kaynaştı, gözler açıldı. Hep bağırdılar:

-Bu ne rezalettir. Hatun, hakanındır, Yabancı ele teslim şanımız değildir. Mete, bu gök gürültüsü gibi inleyen sesler arasından bir arslan gibi kükredi:

-Ey Türk milleti)… İleri gittiniz, geri gittiniz!… Varanlarınız vardı, Vardığınız yerde, Türk’ün kanı su gibi aktı, kemikler dağ gbi yığıldı. Beyzade oğullar, bir zamanlar kul oldu. Temiz ruhlu kızlar, halayık oldu. İyiyi, kötüyü seçemediğimizden bu haller başımıza geldi. Ben, iyi düşünüyorum, iyi düşüneceğim. Yerin ve göğün tanrısı Karahan, yerlik han, Türk’’n adını yükseltsin, diye beni hakan yaptı. Türk’ün şanı için gece uyumuyorum, gündüz oturmuyorum. Hep sizin, hep Türk milletinin refahı için çırpınıyorum. Aylın ayakları çarıklandırdım, açları doyurdum, dargınları barıştırdım, dulları barklandırdım, kerpiç evleri taştan yaptırdım. Orta Asya’daki Türkleri bir bayrak altında toplamak istiyorum. Fakat Çinliler başlarında çıkacak şimşeği beklesinler o günler bugünden de yakındır!…

İstedikleri kadın Mete’ye aittir, milletim uğruna karım da feda olsun ne çıkar, onu da gönderiyorum!… diyerek kürsüden indi. Derhal elçiye karısını teslim etti. Mete, çok sevdiği karısının arkasından, seller gibi gözyaşı döktü. Lakin intikam gününü bekledi. Bu suretle milletine vadettiği fedakarlığın son haddine varmıştı. Lakin Çinliler, şımardıkça şımardılar, Türkler bizden korkuyorlar, bunları mahvetmek zamanı geldi diyorlardı.

Üçüncü defa gene Çin elçisi Türk ilinde göründü. Bu defa; hiçbir işe yaramıyan taşlık bir arazi parçası istiyorlar. Fakat memleket müdafaası için bu toprak çok mühimdi. Mete, tekrar kurultayı topladı, fakat bugün müthiş surette asabi görünüyordu, kürsüye çıktı:

-Ey milletimin temiz ruhlu büyükleri!… Çinliler bu defa da vatanımızın bir parçasından taşlık istiyorlar, ne dersiniz!

Kurultaydakiler gülüştüler ve:

-Mete… sen, kır atını, sevgili karını kan dökmemek için düşmana verdin, bu taşlık viraneyi de ver, ne çıkar!…

Mete, bir volkan gibi patladı:

-Ey kardeşler!… Bu istenilen toprak benim nefsime ait değildir. Bu toprak, atalardan bize kalmıştır. Bu toprak mukaddestir, bütün Türkün malıdır. Kendi atımı, kendi karımı verebilirim, lakin milletime ait olan bir malı tasarruf etmek hakkı bana ait değildir, yalnız millete aittir. Ben, birtek taşını bile veremem. Ben, cenge karar verdim. İster razı olunuz, ister olmayınız… Gelenler gelsin, kalanlar kalsın!…

Kürsüden indi, dışardaki atına atlıyarak, binlerce kadın ve erkek atlı, Mete’nin gözünün içine bakıyordu:

-Haydi beyler!… Alaylarınızı hazırlayınız, cenk var… Hedefiniz Çin ülkesi!…

(Enver Behnan, Ülkü Halkevleri Mecmuası, Birinci Kanun 1933, Mete, Sayı: 11, Cilt: 2, S. 428)

Avatar

Leave a reply