KORKUT ATA

0
240

PERTEV N. BORATAV

Korkut Ata. Efsanevi bir kişilik; kâhin, ozan ve Oğuz hanlarının bilge danışmanı. Oğuzların aktarımları hakkında bilgi veren kaynaklar ve Dede Korkut Kitabının epik metninde bu özellikleri ile tanımlanır. Bu kahramanlık şiirinin “ilk yazımı”, Oğuzname’nin farklı bölümlerin bir araya getirilişi, epik metnin kendi sözlerinde Dede Korkut’a bağlanmaktadır. Onun efsanesi, Türkmenistan ve Azerbay­can Türklerinin sözlü aktarımlarında, hatta Oğuz boyundan
olmayan Kazak ve Başkırlar gibi etnik gruplarda da canlı kalmıştır.

Kazak aktarımı, Korkut’un vatanı olarak mezarının da bu­lunduğu Aral Gölü’ne dökülen Siri Derya nehrine yakın bir
kıyı olarak işaret eder. 19. yüzyıl seyyahları bu yerde Kor­kut’un mezarı olarak kabul edilen ve harabeye dönmüş bir
anıt mezarı tespit ettiler. Adam Olearius ve Evliya Çelebi 17. yüzyılda Korkut’un Kafkasya’da Derbent’te Hazar Gölü
civarında diğer bir mezarını ziyaret ederler; burası halkın hac alanı olarak saygı gösterdiği bir mekândı. Olearius’un
anlatımına dayanan yerel bir efsanede Korkut, Kazan’ın bilge danışmanıdır ve Müslüman olmaya davet ettiği Lezgiler tarafından öldürülür.

Kazakların efsanelerinde Korkut, “ozan kâhinler” olarak bi­linen baksilerin, “koruyucusudur”; o, kopuzu düşünüp bulandır. Ona mucizevî bir doğum atfedilir: “Canavarın yeşil gözlü kızı” unvanlı bir peri tarafından dünyaya getirilir. Bu efsanevi özelliği anımsatan bir iz, Berlin Kütüphanesinde bulunan ve 16. yüzyıla tarihlenen bir Türk Atasözleri toplamasında yer almaktadır. Kazakların sözlü aktarımlarında Korkut ile ilgili diğer bazı mucizevî gerçeklerden bahsedilir.

Bu efsanelerin en tanınmışı, mezarlardan onu çağıran ölüm­den nasıl kaçabildiği ile ilgilidir: gittiği her yerde, ona mezarını yapmakla meşgul etmek için görünürler, ama bu na­filedir çünkü o, Siri Derya nehrinin suyunu tercih ederek
dünyada kalır.

Hem Dede Korkut Kitabının epik metninde yer alan aktarım hem de diğer yazılı kaynaklar Korkut’u Hz. Muhammed’in çağdaşı olarak gösterir; o, Oğuz Han’ının Peygambere gön­derdiği heyetin bir üyesidir ve Hz. Muhammed tarafından da pagan Oğuzlara Müslümanlığın öğretisini anlatmakla görevlendirilir. Onun devrini anlatan efsanenin diğer bir yorumunda ise, Hz. Muhammed’den 300 yıl sonra yaşadığı anlatılır. Üç yüz yıl gibi uzun bir yaşam sürdüğünü anlatan üçüncü bir efsane de, ilk iki anlatımdaki zaman çelişkisi gi­derilmektedir. Tarihi vaırlığı hakkında kesin kanıt yoktur.

Çok muhtemeldir ki, Oğuz Hanlarının bu bilge ve ileriyi gö­ren danışmanının prototipi, Oğuzların Aral Gölü kuzeyinde Kıpçak ve Peçeııeklere karşı savaştıkları dönemde yaşamış ve etkili olmuştur. Oğuzlar, Müslüman olduktan sonra onu, pagan kam ve ozan özelliklerini de koruyarak, İslami bir “evliya”ya dönüştürmüşlerdir. Bu özelliklerde biri olarak epik metinlerde ve sözlü aktarılan efsanelerde ortaya çıkar.

  1. Dede Korkut Kitabı. Bu epik metin, iki el yazması olarak korunmuştur. Dresden’de bulunan daha bütün nüsha, on iki bölümden (hikâyeden) oluşur ve eski çağ özellikleri ta­şır. Vatikan’da bulunan ve sadece altı bölümden oluşan ikinci nüshanın birçok kez gözden geçirildiği düşünülmek­tedir. İki nüsha da bugün kayıp olan aslına dayanır. Bu eserin öykülerinin konularını, Akkoyunlu-Türkmenlerin sözlü aktarımlarından yaratan üstün sanatsal yetenekli anonim
    bir yazar tarafından kaleme alındığı düşünülmektedir. Akkoyunlular kendilerini Oğuzların devamı olarak görüyorlardı ve isim bahası ve ataları olarak Bayındır’ı görüyor­lardı ki, o, Dede Korkut Kitabında adı geçen kahramanların efsanelerinde merkezi rol oynayan ve Oğuz Boylar Birliği­nin en üst yöneticisidir. Destanın özünü, Oğuzların tarihinin iki önemli dönemine dayanan olayların anlatıldığı öyküler oluşturur: (1) Birinci dönem, 9./10. yüzyılda meydana gelen olayların geçtiği, Oğuzların Siri Derya nehrinin kuzeyindeki topraklarda ya­şadıkları ve Kıpçak ve Peçeneklerle savaştıkları, ayrıca iç savaşların ve boy kavgalarının yaşandığı dönemdir; boy kavgaları, Dresden’de bulunan kitabın on ikinci bölümünde yer alır. (2) İkinci dönem, Oğuzlarm devamı olan Türkmenlerin Anadolu’da 14. ve 15. yüzyıllarda yaptıkları sa­vaşları ve silik hatırlamalarla Oğuzların 11. yüzyıldaki Sel­çukluların büyük fethinden önceki ve sonraki Anadolu ve Kafkaslardaki baskınlarını içermektedir. Dede Korkut Kitabı­nın yazarı, tartışmasız, Oğuzların efsanevi tarihi ve Siri Derya’nııı kıyılarında yaşayan atalarının mitolojisinden ya­rattığı Anadolu Türkmenlerinin aktarımlarını çok iyi bilen biriydi. Muhtemelen son büyük Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın çağdaşıydı: bu nedenle, eski Oğuz destanı, Akkoyunluların Türkmen hükümdarlığı kurularak yeni bir coğrafyada yeşertilmiş oldu; destan, Trapezunt İımparatorluğu’nun, Gürcistan’ın ve Abhaz ülkelerinin “kâfirlerine” karşı savaşan kahramanların eserlerinden yararlanılan hi­kâyelerle zenginleştirildi.

Bu Anadolu öncesi ve Anadolu aı ka planına Oğuzlara ya­bancı olan özgün efsane konuları ila eklendi; örneğin, antik
Alkestis ve Admetos efsanesine paralellik gösteren ve Az­rail’e karşı koyan Dumrul’un macerasını içeren bölüm;
veya Depegöz hikâyesi gibi daha eski Türk anlatımlarının çerçevesine yerleştirilen Homeros’uıı Kyklop öyküsünün bir
Oğuz yorumu olan özellikler veya Odysseus’un uzun süren delice seyahatinden dönüşünü inanılmaz biçimde andıran­Beyrek’in tutukluluğundan geri dönüşünü ayrıntılı biçimde anlatan öyküsü. Oğuz destanlarının Yunan Mitolojisinin ko­nuları ve Homeros’un destanlarıyla kaynaşması, elbette antik geleneğin Anadolu halkının uzun Bizans hâkimiyeti süre­since üstlendiği aktarımların hayatta kalmasıyla gerçekleşti.

Dede Korkut Kitabının birçok bölümü, Anadolu Türklerinin sözlü edebiyatında bugüne kadar canlı kalmıştır. Bunlardan en yaygın olanı, Dede Korkut Kitabında da sözü geçen ve mo­dern Anadolu yorumları da aynı kaynaklara dayanan Beyrek’in öyküsüdür. Dumrul efsanesinin sadece bir söz­lü yorumunda kahramanın adı belirtilir; burada da Oğuzla­rın epik aktarımlarıyla doğrudan bir bağlantı akla gelebilir.

Türk Mitolojisi, Pertev N. Boratav, BilgeSu Yayıncılık, 1.Baskı, 2012, S 89 – 92

Avatar

Leave a reply