KORKUT ATA

Dede Korkut ve Dedem Korkut şekilleri ile, Oğuzların menkıbevi bilici-ozanı, Oğuz hanlarının vezir-müşaviri olup, Oğuzların destani hikayelerini toplayan kitap bu zata izafe ile Kitab-ı dede Korkut diye adlandırılmıştır.

Korkut Ata’nın adına Dede Korkut Kitabı’ndan başka, Oğuzlardan, Türkmenlerden ve Osmanlıların ecdadından bahseden menkıbevi tarihler ile bazı edebi kaynaklarda ve bazı türk kavimlerinin halk edebiyatında rastlanır.

Korkut, bir rivayete göre, Oğuzların Bayat boyundandır, Dede Korkut Kitabı (nşr. Gökyay, İstanbul, 1938, s. I; Raşid al-Din’in Tarih-i Oğuz u Turkan’ından naklen, Gökyay, ayn. esr., s. XVIII; Yazıcı-oğlu’nun Selçuk-namesindeki rivayet için bk. M. Cevdet, Korkut Ata, Dergah mecm., İstanbul, 1919, II, sayı 15, s. 337; Faruk Sümer, Dede Korkut Kitabına dair bazı mülahazalar; türk folklor araştırmaları, 1952, sayı 30, s. 470) Başka bir rivayet ise, onu yine Oğuzun boyundan gösterir (Abu ‘l-Gazi Bahadur Han Şecere-i Terakime, nşr. DTK; İstanbul, 1937, faksimile 28a-28b) Ufa Başkırtları Korkut’u kendi oymaklarının ilk atası kabul ederler (Abdülkadir, Kitab-ı Dede Korkut hakkında, TM, I, 213-219). Bir rivayet ise, onun aslının Afrikalı olduğunu, ölümden kaçıp, Hindistan’a oradan da Sır-Derya kıyılarına geldiğini nakleder (M. Cevdet göst. Yer.) Korkut üç yerde babasının adı ile zikredilmiştir; bu rivayetlerin ikisi onu Kara Hoca’nın oğlu (Raşid al-Din, ayn. esr.; “pusar-i Kara-Hvaca” bk. Gökyay, göst. Yer., Şecere-i Terakime’nin Gümüştepe nüshası; “kayı Kara Hoca’nın oğlu”, bk. Gökyay, ayn. esr, s. XIV.yani “Risala min kalimat-i Oğuznama maşhur bi-Atalar sözü adlı metindeki ise “Karmış oğlu Dede Korkut” (bk. Fr. Von Diez, Denkwürdigkeiten von Asien, Berlin-Halle, 1815, I, 183; Gökyay, s. XXXII) diye göstermişlerdir. Risala min kalimat Oğuznama’deki bir ibareyi (Diez, ayn. esr., I, 182; Gökyay, göst. Yer.) Dede Korkut’a efsanevi bir doğuş izafe edildiği şeklinde anlamak mümkündür. Bu metne göre, Korkut kendini “aln-Göz De kızından doğmuş” diye vasıflandırır. Cam-i Cam Ayin adlı Osmanlı padişahları silsilenamesi (nşr. Ali Emiri, İstanbul, 1331, s. 32) onun Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu rivayetini nakleder. Raşid al-Din (bk. Gökyay, s. XVIII)’deki ve Abu’l-Gazi (Şecere-i Terakime, 30b)’deki rivayetler Korkut Ata’yı 295 ve 300 yıl yaşamış gösterir (Gökyay s. XXXV). Nasıl öldüğü hakkındaki menkıbeler yakın zamanda tespit edilmiş sözlü Kazak, Kırgız ve Türkmen rivayetleridir. Bunların anlattığına göre, Korkut Ata rüyasında mezarının hazırlandığını görmüş; ölümden kaçarak, diyar-diyar gezmiş, her yerde mezarını kazanlara rastlamış. Nihayet Sır-Derya nehrinin ağzına yakın yere gelip, nehir üzerine hırkasını sermiş (başka bir rivayete göre, nehrin ağzına yakın bir yerde yerleşmiş) ve orada ölmüş (m. Cevdet, göst. Yer.; Abdülkadir, göst. Yer.; Gökyay, s. XXXV – XXXVI). Bu rivayetlerden bir az farklı bir menkıbe Korkut’un rüya görmeden önce de mezarının bulunduğu yerdeki yurdunda oturduğunu, rüyadan sonra kaçtığını, fakat sonunda yine yurduna dönüp, orada öldüğünü anlatır (V. Velyaminov-Zernov, St. Khorkut’s Grave along Syr-Daria, Transactions of the Imperial Russian Archeological Society, Petrograd, 1859, V, 283 vd.; M. T. Czaplika, The Turks of central Asia in History and ct the Present Day, Oxford, 1918; J. Castagne Magie et exsorcisme chez les Kozak-Kirghiz et autres peuples turcs orientaux, Revue des Etudes islamiques, 1930, s. 61 vd. (bu eserlerdeki malumatı bize Adnan Erzi vermiştir.) Bugün harap bir türbe halindeki mezarı Taşkent’ten Kazalı’ya giderken; korkut istasyonunda, Sır-Derya’nın Aral gölüne döküldüğü yere yakın bir noktadadır (Gökyay, s. XXXVII). Bu mezar ve mezar münasebeti ile yukarıda bahsi geçen ve Korkut’un ölümü ile ilgili bulunan rivayetler hakkında, Gökyay’ın kitabında istifade ettiği kaynaklardan çok evvel, musaver Türkistan tarih ve sayahatnamesi adı ile, eserin mukaddimesine göre, amerikalı seyyah shiller (?)in kitabından türkçeye çevrilmiş ve 1294 (h)’te İstanbul’da basılmış olan kitapta bilgi verilmiştir; aynı eserde türbenin, henüz harap olmadan evvelki hali ile, resmi de dercedilmiştir (s. 82 vd.; Türbenin resmi, s. 102-103) Olearius, Korkut’un Azerbaycan’daki Derbend’de bulunan mezarından bahsetmiş ise de, Barthod o bölgeye yaptığı seyahati esnasında bu mezarı bulamamıtır (Gökyay, XXXVII; Muhtasar azerbaycan edebiyatı tarihi, Baku, 1943, s. 32; Mirza Bala, Dede Korkut, Kafkasya-Der Kaukasus, Mühehen, mart 1952, nr. 8) Evliya Çelebi (Seyahat-name, II, 312) Demir-Kapu’daki ziyaretler meyanında Kırklar-Dağı’nda kain ve şirvanlıların itikat ettikleri Dede Horkut ziyaretgahından bahseder ki, bu Olearius’un bahsettiği mezar olsa gerektir ve Korkut Ata’ya izafe edilmiş olmalıdır.

Korkut Ata’nın yaşadığı zaman hakkındaki rivayetler de muhtelifdir. Kitab-ı Dede Korkut (nşr. Gökyay s. 1)’un “Resul aleyhisselam zamanına yakın…” yaşadığı hakkındaki rivayetini başka bazı kaynaklar da kabul ediyorlar (Cam-i Cam-Ayin, s. 31; Raşid al-Din’deki rivayet için bk. Gökyay, s. XVIII). Cam-i Cam-Ayin müellifine göre, Oğuz padişahı Kara-Han (bu Oğuz’un babası olan Kara-Han değildir) Korkut’u Peygambere elçi yollamış, Korkut salman-i Farisi ile birlikte dönüp, Oğuz kavmini irşad eylemiş. Raşid al-Din, Oğuz hanlarından Kay-İnal Han7ın, ismi okunamayan iki (?) şahsı Peygambere elçi gönderdiğini ve müslüman olduğunu kaydeder. Kitab-ı Dede Korkut mukaddimesinde Peygamber zamanında zuhur ettiği söylenilen Korkut Ata’nın Peygambere gönderildiği veya gittiği hakkında, mukaddimede olsun, hikayeler kısmında olsun, her hangi bir kayıt yoktur. Yalnız hikayelerden birinin içinde, kahramanların tavsifleri sırasında, Bügdüz Emen, “Peygamberi gören, gelip Oğuz’da sahabesi olan …” diye vasıflandırılır (nşr. Gökyay, s. 23)ki, bu da mukaddimedeki kaydı teyit etmekte ve Kitab’ı Dede Korkut rivayetlerinin (mukaddime kadar hikaye metinlerinin de) Korkut Ata’yı Peygamberin çağdaşı kabul ettiğini açıkça göstermektedir. Dede Korkut kitabında, gerek Korkut’un, gerek diğer hanların yaşadıkları zaman hakkında başkaca sarih bilgi yoktur. Şecere-i terakime (nşr. TDK. 38b Korkut Ata’yı Bağdad’da Abbasi Halifeliği zamanında yaşamış gösteriyor; fakat zamanı hakkında daha fazla malumat vermiyor. Aynı kitabın başka bir yerinde de Salur Kazan’ın Peygamberinden 300 yıl sonra (bu tarih abbasiler devrine tekabül eder) yaşadığı ve Korkut’un da Salur Kazan ile çağdaş olduğu kaydediliyor. Şecere-i terakime’de Kazan vesilesi ile bir de Korkut’un, Seyyah Korkut mahlası ile Kazan’ı medheden bir şiiri naklediyor (nşr. TDK, 47b-48a; Gümüştepe nüshasından alınmış parça, Gökyay, s. XXVII).

Oğuz destani metinlerinden örnekler ile ilk karşılaşmış olan Fr. Von Diez Korkut Ata’yı, Kitab-ı Dede Korkut’un değil de, risala min kalimat Oğuznama….’nin müellifi sayarak, Kitab-ı Dede Korkut mukaddimesindeki ifadenin de yardımı ile, onun yaşadığı zamanı tayin etmek istemiştir; “Risala…’de Korkut ağzından dervişlerden bahsedilmesi vakıasına dayanan von Diez, Korkut’un 900 yıllarında, yani Türkistan’da islamiyetin ve dervişlerin ilk zuhuru devrinde yaşadığı yolunda bir tahmin yürütmüştür (Denkwürdigkeiten…., II, 289 v.dd.) bu izahın sağlam bir mesnedi yoktur. Onun zamanını tayin etmeği başka deneyenler de olmuştur (M. Cevdet, Dergah, II, sayı 15, s. 337; M. Fahreddin Çelik, Dede Korkut kitabındaki coğrafi isimler, Ülkü, Ankara 1941, sayı 101) Bu iki müellif, metni yanlış anlama neticesinde, Dede Korkut’u Oğuz Han çağdaşı sanmışlardır. Bütün oğuz geleneği Korkut ata’yı Oğuz Han’Dan çok sonra yaşamış sayar; Kitab-ı Dede Korkut’un bu geleneğe aykırı kalamayacağı pek tabiidir. F. Babinger’in makelesinde (El, Leiden tab.) zikredilen; Korkut’un Oğuz Han’ın efsanevi müşaviri ve onun için hikmetler ve dersler ihtiva eden bir kitap telif etmiş bir şahıs olduğu hakkındaki rivayetin de hiçbir mehazı ve mesnedi yoktur.

(İ.A. Korkut-Ata Maddesi, Pertev Naili Boratav , Cilt 6, s. 862)

Zeki Velid Togan (Türk destanını tasnifi, Atsız mecm., İstanbul, 1931, sayı 3) Gökyay, s. XX) Dede Korkut’un zamanı meselesine de temas etmiştir; ona göre, dede Korkut’un Peygamber zamanında yetişmiş diye gösterilmesi, onnu Kuök-Türkler zamanındaki Oğuz yabguları nezdinde bulunmuş bir hakim-vezir olarak tayinine imkan verir; Z. V. Togan bu izahında, menkıbede Korkut muasırı olarak zikredilen (Raşid al-Din rivayeti, Gökyay, s. XVIII) Oğuz hanlarından İnal-Sır Yavkuy (Şecere-i terakime’de İnal Yavı han, nşr. TDK; 30a; Gümüştepe nüshası, Gökyay, s. XIV)’un adı ile son Türgiş hakanlarını deviren Karluk yabgusu diye Gardizi’de bahsedilen ilmalsın Cabgu’nun adı arasındaki benzerliği delil olarak kullanıyor. İnostrantsev’e göre (bk. Gökyay, s. IX), Korkut daha yakın bir çağın tarihi bir şahsiyeti olabilir. Onun Korkut Ata’nın tarihi karşılığı olarak gösterdiği ve İbn al-Asir’de Oğuzların kuvvetli oldukları ve Sultan Sancar ile savaştıkları 1141-1142 yılları hadiseleri münasebeti ile adı geçen bozok aşireti reisi Korgut b. Abdülhamid ile bizim Korkut Ata’mızın müşterek bir ciheti yoktur.

Kitab-ı Dede Korkut’ta Korkut ata “Oğuzun bilicisi” diye vasıflandırılır; o ne derse olurmuş, gaipten türlü haber söylermiş, Hak taala onun gönlüne ilham edermiş… (nşr. Kilisli, s. 3) Gökyay, s. 1) Buradaki “bilici” kelimesi hem putperest kahini, hem de müslüman evliyası manasını içine alıyor. Yazıcı-oğlu’nun Selçuk-name (bk. M. Cevdet, Dergah, İstanbul, 1919, sayı 15; kr. Adnan Erzi, İ A, mad. İBN BİBİ; Faruk Sümer, ayn. makale, Türk Foklor Araştırmaları, sayı 30, Ocak 1952)’sinde, Ali Şir Nevai’nin Nasa’im al-mahabba (bk. Gökyay, s. XXIX)’sinde de Korkut’un bu kahinlik vasfına işaret edilmiştir: Risala min kalimat Oğuz-nama’de ise, o kendi ağzından “Oğuz halkının başına hayır gelesini, şer gelesini dedim…” diye yine kahin olarak, tavsif edilmiştir: Ayrıca bu risalede (bk. Diez, I, 182) Korkut’un ağzından dünyada türlü kötülüklerin ve bidatların zuhur edeceğini söyleyen ve kıyamete yakın günleri tasvir eden sözler nakledilir; bu sözler ile XV. Asırda tasnif edildiğini tahmin ettiğimiz bu risalede musannifin kendi zamanının bidatları ve kötülükleri tenkit edilmiş olmalıdır; bilhassa devrin kılık ve kıyafetinin teferruatı ile tehzili bu kanaatı kuvvetlendirir. Osmanlı tarihçisi Edirneli Ruhi ve ondan naklen Müneccim-başıKitab-ı Dede Korkut mukaddimesindek,i osmanlı hanedanının kıyamete kadar süreceğini bildiren ve Korkut Ata’ya izafe olunan kehaneti kitaplarına geçirmişlerdir. (bk. Müneccim-başı, Tarih, s. 852; trc. Nedim, İstanbul, 1285, III, 267; krş. M. Cevdet, Dergah; Gökyay, XLIV) Ruhi’ye göre Korkut Ata’dan naklen geldiğine inanılan bu rivayetten anlaşıldığı üzere, sonunda saltanatın Kayı nesline geçmesi, Oğuz Han’ın vasiyeti icaıdır (müneccim-başı, ayn. esr.) Osmanlı hanedanını meşru’iyetini kuvvetlendirmek gayesi ile oğuz geleneğine sonradan eklenen (krş. P. Wittek, Osmanlı İmparatorluğunun doğuşu, trc. Fahriye Arık, İstanbul, 1947, s. 15-17) Bu kehanet Korkut Ata’dan Başka Muhy al-Din b. Al-Arabi, Mavlana Calal al-Din, Kumral, Abdal ve hatta fetihten önce serez’deki bazı Hıristiyan keşişleri gibi şahsiyetlere de izafe edilmiştir. (Müneccim-başı, Tarih, trc. Nedim, III, 265-267; krş. M. Cevdet göst. Yer.)

Hemen-hemen bütün rivayetler Korkut Ata’nın keramet sahibi olduğunda ittifak ederler; Raşid al-Din (bk. Gökyay, s. XVIII)’de, o “sahib-i keramet” diye vasıflandırılır: Abu ‘l-Gazi Bahadur Han (Şecere-i terakime, Gümüştepe nüshasından alınmış parça, Gökyay, s. XIV) da “anın kerametleri köp erdi” der. Onun, yukarıda temas ettiğimiz “geleceği keşfetmek” manasında bilicilik vasfı şüphesiz putperest oğuz geleneğinin bir bakiyesidir. Türklerin islam dinine girmelerine dair rivayetlerde, putperest biliciler kendilerine yardımcı kuvvet olarak, ona yönelirler; Tarih-i Dost Sultan’daki kayda göre, Özbek Han’ın müslüman uleması ile kafir kahinler arasında tertip ettiği münazara sırasında bu sonunculara Korkut’tan yardım istemelerini tavsiye etmesi, onların da bu tedbire baş-vurmaları, bu bakımdan manalıdır (bk. Abdülkadir, TM, göst, yer.) Kazak baksılarının onu, “ne ölüdür ne diri” diye vasıflandırmaları, yerli halk ananesinin Sır-Derya’nın suları üzerinde hırkasına oturup, yüz yıl yaşadığı, böylece ölümden kendini kurtarmağa kalkıştığı hakkındaki efsaneleri (Abdülkadir, göst. Yer.) hep Korkut Ata’nın bir şaman-sihirbaz şahsiyeti ile ilgili olsa gerektir. Korkut, İslam devrinin bir hakim kişisi haline getirildikten sonra, pek tabii olarak putperest oğuz bilicisi, keramet ehli bir müslüman velisi olmuştur. Kitab-ı Dede Korkut’ta o bu vasfı ile de canlandırılır (nşr. Gökyay, s. 30 vd.)

Korkut Ata, oğuz menkıbelerinde tasvir edilen çehresi ile bir de eski şark saray geleneklerinde bir çok örneklerine rastladığımız, hükümdarların akıl hocası (bilge-vezir) tipini verir. O, bu cephesi ile Oğuz Han menkıbesinin, yani Oğuzların daha eski destani çağlarının Irkıl-Hoca’sının benzer (krş. Şecere-i türk, nşr. Rıza Nur, İstanbul, s. 29 v.dd.) Menkıbevi oğuz tarihinde Irkıl Hoca ve Korkut Ata’dan başka pek çok müşavir-vezir oğuz kocalarının adları zikredilir. Bunlar çok defa kengeş (müşavir) begler diye vasıflandırılır (Şecere-i terakime, nşr. TDK, 27b28b, 30a-31b; Gökyay s, XVIII, XXII, XXIV) Gerek Raşid al-Din, gerek Abu’l-Gazi bu müşavir-vezirlerin hanlık müessesesindeki rollerini belirtirler. Bunların kurdukları heyet bir nevi saltanat veya niyabet meclisidir; Kay-İnal han’ın, o öldükten sonra han naibi Erki, daha sonra Tümen ve Kanlı-Yavı hanların saltanatı sırasında, Korkut Ata, hanlık müessesesinin mühim bir rüknü, hanın veya naiplerin müşavir-veziri olmuştur (Raşid al-Din’deki rivayet için bk. Gökyay, s. XVIII-XIX; Şecere-i terakime, nşr. TDK 30a-34b; Gümüştepe nüshası, Gökyay, s. XXIV-XXVII). Müşavir-vezirlerin bazılarında bu vazife ve imtiyazın babadan oğula geçtiği de oluyor; Şecere (27b-28a)’’e zikredilen ve hanlara üç batın hizmet görmüş vezirlerden başka Cam-i Cam Ayin (s. 32) Korkut Ata’nın oğlu Ürgeç Dede’nin daha önce mürebbisi (lalası) bulunduğu hanın maiyetinde babasının vazifelerini devam ettirdiğini kaydetmek suretiyle, bu tipten oğuz vezirlerine yeni bir örnek verir. Şecere Korkut Ata ve onun muasırı olan hanlardan çok daha sonra da kahinlik ve müşavirlik vazifesini görmüş hakim Türkmen kocalarını zikrediyor (50b ve tür. Yer.).

Dede Korkut kitabında Korkut Ata vezir diye vasıflandırılmıyor, devlet adamı karakteri ile belirtilmiyor. Bu kitapta onu, kelimenin içine aldığı bütün manalar ile “ozanlar-başı” vazifesinde görüyoruz.

Oğuzlara dair menkıbevi tarihlerde ve destani-edebi metinlerde, Korkut Ata’ya izafe edilen bazı işler daha vardır; güzel sözler, vecizeler, hareket düsturu, mahiyetinde hikmetler söylemek; gerek oğuzların eski çağlarına ait rivayetleri, gerek kendi zamanında geçmiş hadiseleri anlatan hikayeleri inşad etmek; hanların beylerin medhiyelerini söylemek; eğlence ve merasim toplantılarında şarkılar çalmak (“şadlık çalmak”) iyi insanlara hayır dualar etmek; “yum vermek” alkış tutmak; kötülere kargış etmek; törenleri kutlamak vb. Bunlar ozanların başlıca faaliyetleridir ve Korkut bu itibarla ananevi ozandır.

Dede Korkut kitabının giriş kısmında, oraya dersedilen birçok vecize ve atasözlerinin Korkut Ata’dan menkul olduğu söylenmiştir. Keza, Risala min kalimat Oğuz-nama… adlı mecmuadaki bu mahiyette sözlerin de metinde hep Korkut Ata’nın hikmet ve vecizeleri diye kabul olunduğu tasrih edilmiştir. Bu risaledeki sözlerin bir çoğu esasen Dede Korkut kitabında da rastladığımız sözlerdir. Bu edebi kaynakların dışında Raşid al-Din onu “güzel sözler söylemiş bir zat” sayar (bk. Gökyay, s. XXII); Ali Şir Nevai de onun “köp mev’iza amız magazlık sözlerinden” bahsetmek suretiyle, bu cephesine işaret etmiş oluyor (bk. Gökyay, s. XXIX); Nevai, onu hem geçmiş şeyleri, hem de gelecek olanları bilen bir insan diye vasıflandırarak, “ananelerin nakili” olması vasfına da işaret etmiştir. Kul Ata adlı bir azeri şairi, Leyla ile Mecnun mesnevisinde, Korkut Ata’yı “öğüt verici hakim bir pir” olarak zikreder ve meşhur sözlerinden bazılarını nakleder (Gökyay, s. XXXIV, krş, ayn. mll., Ülkü, Ankara, IX, sayı, 55, s. 342) Korkut Ata’nın destani ananenin kaynağı, destancı şair (ozan) olduğuna dair tam bilgiyi kitab-ı Dede Korkut’ta buluruz. Raşid al-Din’in “Korkut Ata’nın hikayelerinin pek çok olduğunu” belirten ibaresi de (bk. Gökyay, s. XXII) Korkut’un destani hikayelerin nakili-oğuz destancısı olarak kabul edilmes,i ananesini tekit eder mahiyettedir. Abu l-Gazi Bahadur Han (Şecere, 48a; Gümüştepe nüshası, Gökyay, s. XXVII-XXVIII)da Korkut Ata’ya izafe olunan, Salur Kazan’ı medheder mahiyette, bir şiiri nakletmek suretiyle onun ozanlık cephesinin bu menkıbevi silsilenamede de kabul edilmiş olduğunu anlatıyor. Son zamanlarda tespit edilmiş sözlü halk ananeleri ile hak edebiyatı mahsullerinde de Korkut Ata asıl ozanlık vasıfları ile belirtilmiştir. Kazak ve Kırgızlarca o eşsiz bir halk şairi, kopuz ve tanburanın mucidi, baksıların piridir; baksınlar, evliyalar arasında ondan istimdad ederler (Abdülkadir, göst. Yer.) Kazak, ve Kırgızların yurtlarında iki dağ, adlarını Korkut Ata’nın tanburasından almıştır (Hamid Hamdi, TM, II) Castagne (ayn. esr.) sihirbaz, halk tabibi, kahin ve musikişinas Korkut hakkındaki menkıbeleri naklederken, onun Kazak-Kırgızlara kopuz çalmasını öğrettiğine, destani, hususi bir şarkıyı icat ettiğine dair bir rivayete de işaret ediyor. Bu rivayet Dede Korkut kitabında sarahatle tespit olunan ve Korkut’u Oğuzların ilk destanesi olarak gösteren ananeyi tekit bakımından dikkate değer.

Kitab-ı Dede Korkut’un 1950’ye kadar bir tek nüshası malum idi. Dresden kütüphanesindeki bu nüshadan ilk önce Fleischer (Cat., nr. 86) bahsetmiş, 1815’’e Fr. Von Diez (Denkwürdigkeiten von Asien, II, 399-419) eserin mufassalca bir tahlilini yapmış, Depe-Göz hikayesinin de metni ile tercümesini neşretmiş idi (ayn. esr., II, 419-435). Barthold, 1894 ile 1903 arasında, Deli Dumrul, Boğaç Han, Kazan Bey’in evinin yağmalanması ve Bamsı Beyrek hikayesinin metinleri ile rusça tercümelerini neşretti (Zapiski vostoçnago otdeleniya…, 1894, VIII; 1897-1898, XI; 1900, XII, 1903, XV). 1916’da Kilisli Rifat dresden nüshasından Diez’in istinsah ettiği ve Berlin’de bulunan (Pertsch, Cat., nr. 203) nüshanın fotoğrafından türkçe tam metni arap harfleri ile neşretti. 1938’de orhan Şaik Gökyay, Dresden nüshasını esas tutarak, haşiyelerde bazı izahlar, geniş bir giriş, lügatçe ve fihrist ilavesi ile eserin latin harfleri ile transkripsiyonlu yeni bir neşrini yaptı. 1950’de, Ettore Rossi, Vatican kütüphanesinde Kitab-ı dede Korkut’un altı hikaye ihtiva eden ikinci bir nüshasını buldu (Ettore Rossi, Un nuovo manuscritto del Kitb-ı Dede Qorqut, Rivista degli Studi Orientali, Roma, 1950, XXV, 34-43) ve 1952’de bu nüshayı, faksimile halinde ve başına mufassal bir giriş, sonuna da lügatçe ve fihristler ilave ederek, 12 hikayenin tercümesi ile birlikte, neşretti (Ettore Rossi, II kitab-ı Dede Qorqut, Vatican, 1952). Vatikan nüshası metinleri, bazan eskilikleri hazfetmeğe veya yeni kelime ve tabirle ile değiştirmeğe kadar varan müdahalelerden doğmuş nüsha farkalrı göstermesine rağmen, Dresden nüshasındakilerin aynıdır; istinsah tarihleri, XVI. Asır olarak tahmin edilen her iki nüsha daha eski bir nüshaya irca olunabilir (Dede Korkut mevzuu ile ilgili diğer neşriyat için bk. O. Ş. Gökyay ile E. Rossi’nin zikredilen eserleri; Fahreddin Kırzıoğlu, Dede Korkut Oğuznameleri, İstanbul, 1952)

Dede Korkut kitabındaki hikayeler, Dresden nüshasındaki sıraya göre şunlardır: I. Derse Han oğlu Boğaç, 2. Salur Kazan’ın evinin yağmalanması 3. Bay Büre Beg oğlu Bamsı Beyrek, 4- Kazan oğlu Uruz’un tutsak olması 5. Duha Koca oğlu Deli Dumrul, 6. Kanlı Koca oğlu Kan-Turalı, 7. Kazılık Koca oğlu Yegenek, 8. Basat ile Depe-Göz, 9. Begil oğlu İmren, 10. Uşun Koca oğlu Segrek, 11. Salur Kazan’ın tutsak olması, 12. İç-oğuza taş-oğuzun asi olması. Bu on iki hikayeyi, mevzuları itibarı ile 3 gruba ayırabiliriz: I. Oğuzların komşu kavimleri ile veya aralarında savaşları (8 hikaye): 1., 2., 4., 7., 9., 10., 11., ve 12., hikayeler; II. aşk maceraları (2 hikaye): 3. Ve 6. Hikayeler; III. Mitolojik unsurlar taşıyan kahramanlık maceraları (2 hikaye) ve5 ve 8. Hikayeler. Görüldüğü gibi, hikayelerin büyük kısmı menkıbevi bir tarihin hadiselerine hasredilmiştir: Eserde, eski hususiyeti taşıyan serbest bir destan nazmı ile yer yer nazma yaklaşan ahenkli bir nesrin imtizacı neticesi meydana gelmiş kendine mahsus bir hikaye şekil ve üslubu hakimdir; kitap, eski malzemeyi çok defa olduğu gibi alan, fakat bunu yeni unsurlar ile zenginleştiren ve bütün terkibinde büyük bir maharet gösteren usta bir kalemden çıkmış intibaını verir. Vakalar, bugünkü Kafkasya Azerbaycan’ı ile, şimal-i şarki Anadolu (Kars-Pasinler-Bayburt-Trabzon bölgesini) yu içine alan bir ülkede geçer; oğuzların oturdukları yerler Oğuz-İli adı ile gösterilir. “Kafir illeri” ise Gürcü, Abhaz (Abaza) ve Trabzon rum ülkeleridir. İslam-öncesi türk adet ve inanışlarından pek çok izler taşıyan Dede Korkut kitabında bütün teferruatı ile göçebe oğuz türesine uygun içtimai bir nizam içinde yaşayan kahramanların islam ideali uğrunda savaştıkları noktası üzerinde israrla durulmuştur. Destanın başlıca şahsiyetleri, iç-oğuz ve taş-oğuz adı ile iki büyük guruba ayrılan oğuzların “hanlar hanı” Bayındır han ile bu iki gurubun reisleri Kazan Bey ve Alp Arız, bazıları boy adları ile anılan 24 boy beyleri ve bu boylara her hangi bir şekilde bağlılıkları belirtilmeyen beylerdir; bu adların büyük bir kısmının tarihi şahısları göstermekten ziyade, izafi şahsiyetler olduğu görülmektedir; bunların çoğuna, Oğuz kabile adlarında ve oğuzların yayıldıkları sahalardaki yer isimlerinde rastlanmaktadır.

Kitapta zikri geçen hadiselerin tarihi esası ve coğrafi zemini, eserin telifi tarihi gibi meseleler, diez’den beri, bir hayli münakaşa edilmiştir. Diez, Odissea’daki Cyclopes hikayesi ile Depegöz hikayesinin benzerliğine bakarak, Trova’da harbedenler arasında Oğuzların ataları olan kavimlerin de bulunmuş olması ihtimalini ileri sürmüş idi. Yunan edebiyatının destan ve mitoloji motiflerinden Dede Korkut kitabında tek iz bu değildir; “Ulysse’in yurduna dönüşü” hikayesinin bir oğuz şekline Bamsı Beyrek hikayesinde, Alkess ile Admetos’un maceralarının bir benzerine Deli Dumrul hikayesinde rastlarız (bu karşılaştırmalar için bk. Pertev Naili Boratav, Folklor ve edebiyat, İstanbul, 1939, I, 73, 109 vd.; ayn. mlll., Halk hikayeleri ve halk hikayeciliği, Ankara, 1946, s. 37; ayn. mll., Notes su” “Azrail” dans le folklore turc, Criens, IV, sayı I; A. Cevat Emre, odüsseia trk. Trc., nşr. TDK, I; suad Y. Baydur, evripides’in Alkestis’i Dede Korkut’un deli Dumrul’u, Kafkasya mecm., Münih, 1952, sayı 4; W. Ruben Ozean der Mürchenströme, I, 25; Erzahlungen des Damons, Anhang; 12 erzahlungen des Dede Korkut, nr. 133. Helsinki, 1944; bu son eserde Dede Korkut kitabındaki diğer bütün mitoloji, destan ve masal motifleri de Anadolu dışındaki türk zümrelerine, başka milletlere ve bilhassa hind edebiyatına ait malzeme ile karşılaştırılmıştır) Barthold; dede Korkut metinlerine ilave ettiği notlarda ve başka bazı yazılarında, eserin telifinin Yıldırım Bayezid (1389-1402) devrinden daha evvele götürülemeyeceği, bunu 1400 yıllarında Ermenistan yaylasında ve Ak-Koyunlular devrinde vuku bulmuş olacağını ileri sürmüştür (bk. Barthold, El, madd. ABKHAZ ve GHUZZ; krş. O.Ş. Gökyay, Dede Korkut s. VIII, XL). Fuad Köprülü, Dede Korkut hikayelerini, Oğuzların yayıldıkları yerlerde yaşayan bir destan ananesinden kopmuş parçalar saymıştır (Türk edebiyatı tarihi, İstanbul, 1926, s. 250) Kitabın telif tarihi bahsinde ise, önce Barthold’un fikrini tervic ettiği halde, sonradan eserin XIV. Asrın başlarında meydana geldiğini kabul etmiştir (bk. Gökyay, s. XL) Rıza Nur, destandaki vakaları Selçuklular devri hadiselerine bağlamak istemiş (Reponse sur l’Oghouzname, Alexandrie, 1921, s. 4 vd.; krş. F. Köprülü, Halk edebiyatı Ansiklopedisi, “Abaza” mad., İstanbul, 1936). Z. V. Togan ise, bunları Oğuzların Anadolu’ya gelmeden önceki tarihleri ile ilgili görerek, kök-Türklere bağlı oğuz yabguları devrine çıkarmak istemiştir (bk. Gökyay, s. XXXVIII-XXXIX). Azerbaycanlı Hamid Arasıl (Azerbaycan edebiyatı tarihi, Kadim devir bölümü, Baku, 1943, s. 32) ve Nihad Sami Banarlı (Resimli Türk edebiyatı tarihi, İstanbul, nşr. Yedigün, s. 120) bu kitabı ferdi bir sanat yaratması mahsulü değil de, tamamiyle bir halk destanı addetmişler, buna mukabil Muallim M. Cevdet (Dergah mecm., İstanbul, 1919, II, sayı 15) Ali Ertan (Edebiyatımızın meşhurları: Dede Korkut İstanbul, ts. 1945’ten sonra basılmış olmalı, s. 4) ve W. Ruben (ayn. esr., s. 193) kitabı, Dede Korkut’un telif veya tasnif etmiş olduğunu kabul etmişlerdir. Son yıllarda bu mevzuu ele alanlardan ettore Rossi (II Kitab-ı Dede Qorqut s. 31-35) destanda zikri geçen hadiselerin Ak-Koyunlular tarihi ile ilgisi üzerinde durmuştur; Faruk Sümer (Dede Korkut kitabına dair bazı mülahazalar, Türk Folklor araştırmaları, İstanbul, 1952, sayı 30) kitabın tespit ve tasnif tarihinin, kendilerini Bayındır han’a nisbet eden Ak-Koyunluların şevket devri, yani XV. Asrın ikinci yarısı olacağını kabul etmekle beraber, destandaki vakaların bu oğuz zümresinin tarihi ile ilgisiz ve tamamiyle IX-XI. Asırlarda Oğuzların Sır-Derya’nın şimalindeki eski yurtlarında kafir Peçenek ve Kıpçaklar ile mücadelelerinin hatıralarından ibaret görmektedir. Nihayet Fahreddin Kırzıoğlu (Dede Korkut Oğuznamleri, İstanbul, 1952); Dede Korkut destanlarını coğrafi sahnesine sıkı sıkıya bağlı kalarak (Dede Korkut kitabında zikredilen yer adlarının bir çoklarını isabetle tespit etmiştir, bk. yan. Esr., s. 58-120) kitaptaki maceraları, 200 (M.Ö.) ile 400 (M.S.) yılları arasında bu bölgede yaşamış ve hüküm sürmüş olan türk aslından kavimlerin veya sülalelerin (İskitler, Partlar ve Arsaklılar) detanları olduğunu iddia etmiş, buna dair, deliller ileri sürmüştür; bu müellife göre, Dede Korkut Hikayeleri, Bu altı asırlık tarihi hadiselerin devamlı bir destan ananesi halinde yaşadıktan sonra, islami bir kisveye bürünmüş şekillerinden ibarettir; sade yer adlarının değil, bir çok şahıs isimlerinin de bu eski kavimlerin ve onların tarihi kahramanlarının adları ile ayniyetini isbat mümkündür.

Bizim kanaatımıza göre, Dede Korkut destanlarında türklere (bilhassa oğuzlara) ait tarih, mitoloji ve folklor bakiyelerinin ve diğer milletler-arası destan ve masal motiflerinin yanında, eserin oluşunun incelenmesi bahsinde aynı derecede ehemmiyetle göz önünde tutulması gereken başlıca iki tarihi-menkıbevi tabaka mevcuttur: I. Oğuzların Sır-Derya şimalindeki yurtlarında IX-XI. Asırlarda, gerek Peçenek ve Kıpçaklar ile gerek kendi aralarındaki savaşları 2.) Ak-Koyunlu Türkmen devletinin Anadolu, İran ve şimali Azerbaycan’daki fütuhatı ile komşu Gürcü, Abaza ve Trabzon rum ülkeleri ile harp ve sulh münasebetleri, Dede Korkut destanları, eski şekilleri ile şüphesiz bu son tarihi devirden önce de herhalde sözlü anane olarak, yaşıyordu. Fakat bunların bir sanat eseri halinde telif veya tasnifi, XV. Asrın ikinci yarısında, belik Uzun Hasan’ın saltanatı sırasında vaki olmuştur. Kitabı her halde eski oğuz destanı ananesini iyi bilen ve sanat kabiliyeti yüksek bir ozan tasnif etmiştir: bu ozan, eski oğuz destanını yeni unsurlar ile zenginleştirerek ve ona yep-yeni bir şekil vererek, yeniden canlandırmıştır: kitabın müellifi, belki de her iki yazmanın mukaddimesinde Korkut Ata’dan nakledilen hakimane sözlere”… ozan aydır” (Vatikan nüshasında; “Korkut Ata ağzından ozan aydur” şeklinde) ibaresi ile kendi hikmetlerini, ismini tasrih etmeksizin, ilave eden ozandır; bu mukaddime kitaba, müstensih tarafından sonradan eklenmiş değil, destan metinlerini tasnif eden sanatkarın kaleminden çıkmıştır.

Bibliyografya: Mevzu ile ilgili başlıca neşriyat makalede zikredilmiştir. Yukarıda temas edilen meseleler, “Dede Korkut incelemeleri serisinden” olarak, TM’da çıkacak olan makalemizde etraflı şekilde ele alınacaktır. Kitab-ı dede Korkut’un Oğuzların tarih ve destanları ile ilgisi hakkında bk. bir de mad. OĞUZ.

(PERTEV NAİLİ BORATAV)

(İ.A. Korkut-Ata Maddesi, Pertev Naili Boratav , Cilt 6, s. 860-866 sayfaları arasından alınmıştır.)

Leave a reply