KIRIM

Tarih boyunca muhtelif milletlerin, bilhassa türk ırkına mensup toplulukların, uğrağı olan Kırım’ın en eski sakinleri olarak anılan ve İskit kavimlerinden sayılan Taurlar hakkında, adlarına izafe ile yarım-adanın da Taurida diye adlandırılmış olmasından, 1250 (m.ö.)’de Toas adında bir kıralları olduğundan ve aya taptıklarına dair riveyetten başka, bir hatıra kalmamıştır. III. (m.ö.) asırda Kırım’ın bozkır kısmı Asya’dan gelmiş olan İskit ‘(Saka) göçebeleri tarafından meskun bulunuyordu. VII.-V. (m.ö.) asırlarda da burada yaşamakta devam eden bu göçebelere Herodot “hükümdar iskitler” adını vermiştir ki, bunların Barslı veya barsula (Barsıl, Basıl ve Baslık) türklerinden ibaret oldukları ve hükümdar tabirinin de yunanca kıral manasına gelen Vasil veya Vasilikos ile barsıl veya Basıl arasındaki benzerlikten galat olduğu artık anlaşılmış bulunmaktadır. Şarki Avrupa İskitlerinin VII. (m.ö.) asrın ortalarında, Kafkasya üzerinden yakın şarka yaptıkları sefer esnasında, bir kolu Azerbaycan’da yerleşen bu Barslı Türklerinin daha Hazar imparatorluğu devrinde, İdil kıyılarında yaşadıkları ve Hazar hakanlarının bunların kızları ile evlendikleri malumdur. Yunanlılar tarafından İskitlerin selefleri sayılan Kimmeriler hakkında hemen-hemen hiçbir şey malum değildir. Bunlardan hatıra olarak yalnız yeni-Kale (kerç) boğazına verilen “kimmeri bosforu” adı kalmıştır. VI. (m.ö.) asırda Kırım, sahillerinde yunan kolonileri kurulmağa başladı. İlk olarak Kimmeri bosforu sahillerinde, bugünkü Kerç’in yerinde Pantikapea (573’te) onu takiben V. (m.ö.) asırda bugünkü Akyar’ın yakınında Hersones, daha sonra Gözleye civarına Karkantida ve “Güzel liman” şehirleri tesis edilmiştir. Mamafih yunanlıların Kırım yaylasını zaptetmek teşebbüsleri akim kalmış ve Taur veya Taur-İskit adını verdikleri dağlık bölge ahalisinin şiddetli mukavemeti ile karşılaşmışlardır. Yunanlılar Kırım’ın bozkır kısmı ile, çok sonraları yalnız ticari münasebetler kurabildiler: bu bölge I (m.ö.) asırdan IV (m.s.) asra kadar, İskitler gibi göçebe hayatı yaşıyan e muhtelif ırk ve milletleri içine alan Sarmat camiasının işgali altında bulunmuştur. Bu devirde sahil boylarındaki yunan kolonileri Roma imparatorluğuna dahil bulunuyordu.

Daha II. (m.s.) asırdan itibaren Kırım uzak şimalden gelen Got kabilesinin akınlarına maruz kalmağa başlamıştır. Bu akınları Hun türkleri durdurabildiler. Büyük hun hakanı Oktar’ın oğullarından biri olan muncuk’un kumandasındaki Hun orduları, 374’te, İdil’i aşarak şarki Avrupa’yı istilaya giritikleri zaman, Kırım’a hemcivar olan Don, Doneç ve Dneper ırmaklarının aşağı mecrası ile Kırım ve Azak sahilleri Sarmat camiasına dahil Alanlar ile meskun bulunuyordu. Bunlar Kafkasya ve Kırım ile birlikte oktar’ın diğer oğlu ve Attila’nın amcası Aybars hakimiyeti altına geçmişlerdir. Aybars’ın Alanlardan ve hun camiasına dahil Akçeri türklerinden teşkil ettiği süvarileri, bütün Avrupa’yı istilaya karar veren Attila’nın emrine vermiş idi (m. Brion, Atilla, tür. Yer.) alanların bir kısmı ise, dağlara ve deniz sahiline çekilip, III. Asırda kurulan Sudak (Sogdak ve Aradavda (sonraları Fecodosia ve daha sonra Kaffa= Kefe) şehirlerini de zapttetmişlerdi. Daha XIII. Asırda, yani Kırım’ın Altın-ordu devleti içine girdiği devirde bile, bu ülkenin yayla kısmında bakiyelerine rastlanan Alanlar, aynı bölgeye sığınmış olan Got bakiyeleri ile birlikte buranın yerli ahalisi sayılmışlardı. Hun-Türk imparatorluğunun yıkılışından sonra Kuban, Azak ve Don munsablarında muhtelif türk kabilelerinin, o cümleden Bulgarların oturmakta olduklarını görüyoruz. VI. Asrın ortalarına doğru orta Asya’dan gelen ve içlerinde Avar türklerinin de bulunduğu yeni türk akınlarının baskısı altında üç kola ayrılıp şimale (orta İdil sahillerine) garba (tuna’ya) ve cenuba (Kafkasya dağlarına) doğru göç etmeğe başlıyan bulgarların Kırım’da bir kol bırakmış olmaları kuvvetle muhtemeldir. Kafkasya dağlarına doğru çekilip, “Kara Bulgarlar” adı ile tanınan bir kolun ahfadını teşkil eden bugünkü Balkar türkleri arasında Kırım’dan neşet etmiş olduklarına dair bir rivayetin mevcudiyeti bu ihtimali kuvvetlendirmektedir (krş. İA, VI, 218, mad. KARAÇAY-BALKAR). Bu devirde sahil boylarındaki kolonilerin Bizans hakimiyeti altına geçtiği görülmektedir. Bizans’ın istinat noktalarını hersones, Sudak ve Kerç teşkil ediyordu. Dağlık Kırım’ı tarassut etmek için, cenup sahillerinde Haraks (Ay-Todor burnu yakınlarında) Gorzuviti ve Aluston (Aluşta) müstahkem mevkileri inşa edilmiş idi. Kırım’ın bozkır kısmı ise, VII. Arasında Hazar türk devletinin idaresine geçmiş bulunuyordu. Gotların dağlara sıkıştırılmaları da aynı tarihe rastlar. Hazarlar Kırım’ı, büyük Gök-türk devletinde olduğu gibi, tudun veya tuyun unvanını taşıyan valiler vasıtası ile idare ediyorlardı. Bu valilerden Fanagur7un adı 710 yılı vekayiinde zikredilmektedir. Gotlar kendi şehirlerinde muhtariyete malik idiler: Hazarlar bu muhtariyeti yavaş-yavaş kaldırdılar ve 787’de Gotlara ait olan cenubi Kırım’daki Doros kalesini zaptetmekle, onları tamamiyle hakimiyetleri altına aldılar. Hazarlar Hersones’i de zapt ve ilhak etmiş olduklarından, Kırım VIII. asırda Hazar ülkesinin bir vilayeti haline gelmiş idi. (F. Burun, Çernomorskie, Gotı, Zap. Akad. nauk., 1874, XXVI, 25 vd.; A. A. Vakil’ve, Gotı ve Krimu, İzvestiya akademii istorii mater, kulturı, Moskova, 1921, I; 1927, V)

Büyük Hazar türk devletinin yıkılışından sonra dahi burası Hazaria (veya Gazaria) adı altında küçük bir devlet olarak mevcudiyetini muhafaza edebilmiştir. İbn Hurdazbeh ve onu takiben Kudama ve Mas’udi daha X. asırda bile Azak denizi ile beraber bazan Karadeniz’e de Hazarlara izafet ile, Hazer denizi adını vermişlerdir. Hükümdarlarına Arhon (Orhan?) denilen ve Azak havzasını da içine alan bu küçük Hazar devleti 1083 tarihinde henüz müstakil bir türk devleti olarak yaşamakta idi. Anadolu Selçuklu emirlerinden Husam al-Din Çoban’ın, ticaretin emniyet altına alınması için, 1221’de yaptığı Kırım seferi esnasında bu bölge için henüz Hazer tabiri kullanılmakta olduğu ve bu memlekette Sudak, rus, saksin ve Kıpçaklar ile harp edildiği görülmektedir (krş. İA, mad. HAZARLAR) Kırım’da hüküm süren Hazar türklerinin Taman yarımadasında Taman-Tarhan (rus. Tmutarakan) başka adı ile Samkirç şehri var idi. Duaeper ve karadeniz yolu ile gelen iskandinavyalı Ros (sonraları rus) korsanları, 1016’da bu şehri, bizanslıların yardımı ile, Hazarlardan almışlardı. Husam al-Din Çoban rusları Taman’da mağlup ederek haraca bağladı ve Sudak kalesini de fetetti. Aynı seferde adı geçen Sakinelrin aşağı İdil’de, belki de Azak’a ve Kırım’a kadar olan sahada, hüküm süren Saksin Suvar (suvarin) türkleri olduğundan şüphe edilmemektedir: Mahmud Kaşgari’nin Hazarların yerini işgal eden bir türk kavmi olarak bahsettiği bu türklerin adına Biruni’de de rastlanmaktadır. Husam al-Din Çoban’ın seferinde adı geçen Kıpçaklar (b. bk.) ise Hazarların yıkılışı üzerine ve Peçenek türklerini takiben, komşu boz-kırlar ile beraber, Kırım’ı da zaptederek yerleşmişlerdi. Sudak başta olmak üzere, Kırım’ın şark sahillerindeki limanlar da Kıpçakların elinde bulunuyordu.

Mevcudiyetlerini ve türk kültürüne bağlılıklarını zamanımıza kadar muhafazaya muvaffak olan Kırım’’aki Karayim türkleri Hazarların ahfadı sayılmaktadır. Musevi dininde olan bu türklerin daha XI. Asırda türkçe tevratları var idi.

(İ.A. Kırım Maddesi, Mirza Bala , Cilt 6, s. 744-745. sayfalarından alınmıştır.)

Avatar

Leave a reply