Kırgızistan – R. Rahmeti Arat

0
152

KIRGIZİSTAN

Kırgızlar, Çin kaynaklarının verdiği malumata göre, I.-II. (m. ö.) asırlarda şarki Tiyan-Şan ile Tannu-ola arasındaki sahada, Kien-kun (Ge-gun, Kik-kun) adı ile zikredilen müstakil bir devlet kurmuşlardı. 201-49 (m. ö.) yılları arasında Hunlara tabi olarak, bu birleşik devletin garp kısmındaki Usun birliğini teşkil etmişlerdi (bk. Sobran. Sved., I, 443). Usunlar Hunlar tarafından Tiyan-Şan’a doğru itilmişlerdir. Milattan sonra Usun birliği dağılmış ve bu birliği teşkil eden kavimler sırası ile KökTürk, Karluk, Kara-Hıtay ve nihayet Moğul Devleti’ne tabi olmuşlardır.

VI. asrın sonlarında Kırgızlar, Çinliler tarafından Hakas ismi ile zikrediliyorlar Asya’nın şimal-i şarki kısmında Şarkta – Baykal gölüne ve Cenupta – Şarki Türkistan’a kadar uzanan bir devlet teşkil eden Harkasları Çinliler uzun boylu, sarı saçlı, al yanaklı, mavi gözlü ve oldukça medeni bir kavim olarak tavsif ederler. Bu malumat İslam kaynaklarının da te’kit edilmektedir. XI. asırda İranlı müverrih Gardizi, mechul bir kaynaktan alarak Kırgızların saçlarının açık renkte olduğunu ve bundan dolayı Kırgızlar ile İslavlar arasında bir karabetin mevcut olduğu zannedildiğini söylüyor. Çin kaynaklarında Kırgızlardan bahsedilmesi bunların çok eskiden mühim ticari münasebetlerin geliştiği mıntıkada yaşamış olmalarından ileri gelse gerek. Dinleri şamanlık olan Kırgızlar hayvan besleme ve ziraat ile meşgul olurlar altın ve demir işlerlerdi. Din ve yazıları Uygurların kine benzerdi Müslüman memleketlerinden gelen kervanlar da Kırgızlara kadar uzanıyordu. Kırgızların başlıca ihracat maddelerini “misk” teşkil ediyordu. XI. asır Azerbaycan şairi Hakim Katran Tabrizi’nin divanında Kırgızların (Hirhiz) güzel memleketi ve bunun ile ilgili yerler için bk. Divan (nşr. Muhammed Nahçivani, Tebriz, 1333 h. ş.) s. 137, 170, 179, 346, 438 v. b. İslam coğrafyacılarının malumatına göre de, Kırgız ülkesinde medeniyet tedrici bir şekilde ilerlemekte idi. Burada Kırgız hakanının oturduğu bir şehirden bahsedilir. Dinleri şamanlık olan Kırgızlar, hayvan beslemekten başka ziraat ile de meşgul olurlardı. Bunlar arasında altın ve demir işçiliği inkişaf etmiş bulunuyordu.

Justinian II.’ın elçisi Zemarkhos 569’da Kök-Türk kağanından aslen Kırgız olan bir esiri hediye olarak almış olduğunu kaydeder. Hakaslar Çinliler ile 648’de münasebeta girişmişler ve Tang sülalesine tabi devlet sıfatı ile, muhtelif ziyaret heyetleri göndermişlerdir. Bu sülalenin tarihinde kayıtlı birkaç Kırgızca kelimeye (msl. ay “hilal”) rastlanmaktadır.

Orhun abidelerinde Kırgızlar, yukarı Yenisey’de, Kem ve Kemçik havalisinde, Kögmen Dağlarının şimalinde (bugünkü Tannu-Ola) oturan bir kavim olarak zikredilir. Pek sakin durmadıkları anlaşılan Kırgızlar (kırkız) Kök-Türkleri çok uğraştırmışlar (krş. H. N. Orkun, Eski Türk yazıtları, İstanbul, 1936 – 1941, IV, 162 – 163). 758’de Kırgızlar Kök-Türklerin yerine geçen Uygurların hakimiyetini muvakkat olarak tanımış olmakla beraber, bu pek devamlı olmamıştır. 836-841 yıllarında Çinlilerin müttefiki sıfatı ile Uygurlara karşı mücadelede üstün gelmiş ve hatta Uygur Devleti’nin bir kısmını kenid hakimiyetleri altın almağa muvaffak olmuşlardır.

(İ.A. Kırgızıstan Maddesi, R. Rahmeti Arat, Cilt. 6, s. 737)

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku