Karaçay ve Balkarlar – Mirza Bala

0
162

KARAÇAY VE BALKARLAR

Dil, örf adet, din, içtimai teşkilat, folklor, edebiyat ve tarih itibarı ile bir küll teşkil ettikleri halde, takriben XV. Asırdan sonra, Karaçay ve Balkar (b >m değişmesi ile Malkar) veyahut Tavlı (“dağlı”) adları altında, ayrı-ayrı iki camia olarak, 1944 yılına kadar, şimali Kafkasya’a yaşamış eski bir türk kabilesidir. 1944’te ruslar tarafından, toptan Sibirya’ya tehcir edilen Karaçay ve Balkarların (bk. mad. KALMUKLAR; bibliyografya) sürgündeki mahal ve mukadderatları henüz kati olarak belli değildir. Dağıstan, Çeçenistan, İnguşistan, Osetistan ve Çerkezistan’ı da içine alan “şimali Kafkasya birliğinde “kumuk, Nogay, Türkmen ve Kazak bakiyeleri ile beraber, türk unsurunun mühim bir kolunu teşkil eden Karaçay ve balkarlar 200.000’e yakın bir nüfusa malik bulunuyorlardı (krş. L. Raşonyi, Dünya tarihinde türkler, İstanbul, 1942, s. 244 vd.)

XIII.-XV, asırlarda vukua gelen Kabartay yayılışına kadar (Kabartayların Çerkezistan’dan çıkıp, cenub-i şarkiye doğru yayılışlarının daha sonraları vuku bulduğunu iddia edenler de vardır) Karaçay ve Balkarlar, Kafkasya dağ silsilesinin şimal sath-ı mailinde, asetler (Oset) ile çerkesler arasında, geniş bir saha işgal ediyorlardı. Terek, çerek, Baksan ve Malka vadileri ile Kuban ve Kuman’ın yukarı ve orta mecralarında ve bu ırmaklara akan çaylar üzerinde yaşayan Karaçay ve Balkarlar, büyük at, koyun ve sığır sürüleri için, cenuptaki Elbrus yaylaları ile şimaldeki düzlükleri yaylak ve kışlak olarak kullanmakta idiler. Kabartayların tazyiki altında ikiye ayrılan Karaçay ve Balkarların Balkar kolu Kafkasya dağlarının, Dıh-Tav ve koştan-Tav gibi, en yüksek zirvelerine doğru sıkıştırılıp, sert ve kayalık dağ boğazlarında kapatıldıktan sonra, uzun müddet mukavemetlerinde devam eden Karaçaylar da nihayet kabartay hakimiyeti altında görüyoruz. Mamafih o tarihlerde Kırım yolu ile yayılmağa başlayan islamiyet sayesinde, Kabartaylar ile Karaçay ve Balkarlar arasında bir tesanüt vücuda gelmiş ve ruslar ile asırlarca devam eden kanlı savaşlar bunu siyasi bir vahdete çevirmiştir. 1944’te tehcire maruz kaldıkları zaman Karaçay türkleri, şarkında muhtar Kabartay-Balkar cumhuriyeti, cenubunda Kafkasya’nın Elbrus gibi yüksek tepeleri ile ayrılan Abhazistan, şimalinde muhtar Çeçen-İnguş cumhuriyeti olmak üzere, muhtar karaçay eyaleti halinde, bütün komşuları ile beraber, Rusya federasyonuna dahil bulunuyordu. Balkarlar ise, Kabartaylar ile beraber, ayrı bir federasyon teşkil ediyorlardı (bk. mad. ÇERKESLER).

Karaçay ve Balkarların menşeleri hakkında muhtelif nazariyeler ileri sürülmektedir. Balkarları da ihtiva etmek üzere müşterek bir ad olarak alınan Karaçay’ın kabilenin efsanevi ceddi Karaçay ve Karça’dan geldiği hakkındaki yaygın bir rivayete göre, bu kabile aslen Anadolu türklerinden olup, sultanın gazabına uğrayan reisleri Karça tarafından, önce Kırım’a ve oradan da Kafkasya’ya götürülmüştür. İkinci bir rivayete göre, çerkezlere karşı savaşlarda bozguna uğrayan kırım askerlerinin, üçüncü bir rivayete göre de Timur ordusunun Kafkasya dağlarına sığınmış bakiyesinden teşekkül etmişlerdir (krş. Mahmud Aslenbek, Karaçay-Malkar faciası, Ankara, 1952, s. 7 vd.) Altın-ordu’nun sukutundan sonra bu bölge üzerinde Kırım hakimiyetini kurmak için yapılan savaşların ve Timur istilası ile Osmanlı hakimiyetinin bir inikası olduğunda şüphe olmayan bu rivayetler içinde Karaçay veya Karça (Karaça?) kabile adı ile Kırım’da içtimai bir sınıf olan Karaçı beyler (krş. V. D. Smirnov, Krımskoe hanstvo pot verhovenstvom otomanskoy portı do naçala XVIII. Veka, Petersburg, 1887, s. 660, 715) arasındaki yakınlık üzerinde de durulabilir. İran’ın Fars eyaleti dahilinde yaşayan ve Anadolu’dan oraya geçtiklerini iddia eden Kaşkay (b. bk. türkleri arasındaki Karaça oymağıın (krş. Mas’ud Kayhan; Coğrafyay-i mufassal-i İran, Tahran, h.ş. 1311, II, 81) adı ile olan benzerlik de dikkate değer. Bütün bu rivayetler ile beraber dil bakımından türkçenin şimal-i garbi gurubuna idhal edilen Karaçay ve Balkarların Kıpçaklara olan yakınlığı, XI. Asarda Kafkasya’ya gelmiş olan Kıpçaklar ile bunlar arasındaki müşterek siyasi hayatın ve kültür hayatının bir neticesi gibi kabul edilebilir. Karaçay ve Balkarların Kıpçıklardan çok daha evvel; kıpçak bozkırlarında göçebe bir hayat yaşadıklarını kabul edenlerden bazıları, onları Hazar türklerin bir bakiyesi telakki ederler. V. Miller (Bolş, sov entsiklopediya, Moskova, 1926, IV, 513 vd.; 1937, XXX, 408) ise, Karaçay ve Balkarları Hun-türk imparatorluğunun yıkılışından sonra teşekkül eden “Kafkasya Bulgarlarının” ahfadı saymaktadır. Hakikaten Hun-türk imparatorluğundan sonra, Azak, Don ve Kuban boylarında yerleşen Bulgar (b. bk.) türkleri VI. Asrın ortalarında, orta Asya’dan gelen yeni türk kabilelerinin baskısı altında, şimale yukarı İdil7e ve garba tuna boylarına yayıldıkları zaman, onlardan bir kol da Kafkasya dağlarına doğru çekilmiş ve “Kara Bulgar” adı ile tanınmışlardır (krş. Konstantinos Porphyrogennetos, Administrando imperio, s. 81) hudud al-alam (nşr. Barthold, s. 38 b; İngl. Trc. V. minorsky, s. 41 vd.)’deki “İç-bulgarlarının” da bunlar olduğuna ihtimal verilmektedir. Bulgarlar ile Balkarlar arasındaki münasebet üzerinde durulduğu gibi, ““ara-bulgarlar””ile ““araçay-Balkarlar””arasındaki münasebet üzerinde durulduğu gibi ““ara-Bulgarlar””ile ““araçay-Balkarlar””arasındaki benzerlik de dikkati çekmektedir. Karaçay veya Karça’’ın Karaça olması ihtimali bu benzerliği bir az daha takviye etmektedir. (krş. Mahmud Aslanbek, göst. Yer.)

Karaçay ve Balkarların türkleşmiş kafkasya yafesileri olabilecekleri hakkında N. Ya. Marr tarafından ileri sürülen en son nazariye mümkün görülmemektedir (krş. Plemennoy sostav naseleniya Kavkaza, Petersburg, 1920; Bolş. Sov. Ents., Moskova, 1937, XXX, 509 ve XXXI, 480)

Karaçay ve Balkarlar eski kabile teşkilatını muhafaza ederler. Bu teşkilata göre, kabilenin başında biy (bey) veyahut tav-biy’ler bulunurdu. Onları hür halkın nüvesini teşkil eden özden ve yahut kara-özden’ler takip etmekte idi. Geniş halk tabakası, kara-kişi, yasakçı ve çağar gibi zümrelerden ibaret idi. En aşağı tabakayı teşkil eden ve Balkarlarda kazak ve karavaş denilen köleler Karaçaylarda kul adı altında birleşiyorlardı. İslamiyetin intişarı, bu eski derebeylik teşkilatını temelinden sarsmış ve kölelik müessesesini de yıkmış idi. Bunun neticesi olarak, kul tabakasında zümreleşme vücuda gelmiş ve serbest bırakılan kölelerden ibaret bir azatlı sınıfı doğmuş idi. Bilhassa osmanlılar devrinde başlayan bu içtimai ve medeni tekamül, rus hakimiyeti devrinde durmuş ve geriye doğru bir seyir takip etmeğe başlamıştır. Orta çağ kölelik nizamına dayanan derebeylik Rusya’sı, yeni imtiyazlar bahşetmek suretiyle, biy ve özdenleri kendine bağlamağa çalışıyor ve kısmen muvaffak dahi oluyordu. Bolşevik hakimiyeti devrinde ise, bütün hakim zümreler imha edilmiş ve mülkiyete nihayet verildiği için, millet, heyeti umumiyesi ile, “sınıfsız bit cemiyet” haline getirilmiştir.

Karaçay ve Balkarlar, aralarına girdikleri çerkes ve Asetlerin içtimai müesseselerinden müteessir olmakla beraber, kendileri de komşuları üzerinde kuvvetle müessir olmaktan geri kalmamışlardır. Çerkes ve Asetlerdeki halk destanlarının Karaçay ve Balkarlarda da, türkçe olarak, aynı ile mevcut olması bu mütekabil tesirin bir neticesi sayılmaktadır. Karaçay ve balkarlarda türkçe, Asetlerde asetçe ve Kabartaylarda çerkesçe yaşamakta olan Nart kahramanlık menkıbelerinin menşeini Altaylarda gösteren G. N. Potanin (Vostoçnıye motivi v srednevekovom evrop. Epose, Moskova, 1899, 1-4, 384-508, 841-856), bu tesirin tercümanı olmuştur. Bir nevi süt-kardeşliği yaratmak suretiyle çeres kabilelerinin ittihadında mühim rol oynayan atalık (bk. mad. ATA) müessesesinin Selçuklu türkelrinde atabeg adı altında mevcut olduğu malumdur. Adından da anlaşılacağı vecihle bir türk müessesesi olan atalıkın Karaçay ve Balkarlardan alınmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Eski milli türk ananelerine bağlı kalan Karaçay ve Balkarların tavır ve hareketlerinde bir asalet ve vekar hakimdir. Hilkaten mahir bir ve cengaverdirler: Memleketlerinin çok elverişli coğrafi durumu sayesinde, ziraat ve bilhassa büyük ölçüde hayvan sürüleri beslemekle geçinen Karaçay ve Balkarlar çok eskiden beri inkişaf etmiş bir medeni hayat amalik idiler: Kart-Curt, Uçkulan ve Hurzuk vb. gibi, camii, kadısı ve pazarı olan meskun mahalleri bulunuyordu. XIX. Asrın ikinci yarısına doğru, yani asırlarca süren kanlı savaşlardan sonra, 16.000 nüfusu olan bu üç Karaçay kasabası ahalisinin 204-386 koyun ve keçisi 15.000 atı, 4-318 mandası de 26.231 inek ve danası var idi. Gıda maddelerini, giyim ve ev eşyalarını, silah ve istihsal vasıtalarını bizzat kendileri imal ve ihzar eden karaçaylarda, hayvancılığın temin ettiği deri ve yün sayesinde dokumacılık, kürkçülük ve deriden mamul eşya sanatı inkişaf etmiş idi. Yünlü kumaşları ile meşhur olan Karaçay kasabalarında dokumacılık ile 4.000 kürk ve deri işleri ile 3200 kişi iştigal ediyordu. Uçkulan’da 10, Kart-Curt’ta 11 değirmen çalışıyordu. Aynı zamanda ticaret merkezi olan Uçkulan’da 5 cami ve bir mektep, Kart-Curt’ta 8 cami mevcut idi. Karaçay ve Balkarlarda bahçecilik, ormancılık ve arıcılık da inkişaf etmiş idi. Hayvanlardan alınan süt eni iyi neviden yağ ve peynir istihsalini temin ediyordu. Kurşun, gümüş, bakır, çinko ve kömür gibi, yer altı servetleri ile de zengin olan Karaçay ve Balkarlar madencilikte de ileri idiler.

Karaçay ve Balkarların tarihi mukadderatı komşu çerkes kabilelerininki ile bir arada mütelea edilmelidir. Alıtn-ordu devleti içinde, büyük hanlara tabi ve bu hanları şehzadelerini terbiye etmekle mükellef mümtaz Çerkezistan vilayetinde Karaçay ve Balkarların, ırki ve kavmi bağlılıkları dolayısı ile, mühim bir mevki işgal ettiklerinde şüphe yoktur. Bir türk ananesi olan atalık müessesesinin bilhassa bu zamanda inkişaf ettiği de dikkate şayandır. Altın Ordu’dan sonra Çerkezistan üzerindeki hakimiyat hakkı da Kırım hanlığına intikal etmiştir. Fakat fi’len müstakil olan Çerkezistan’ın Kırım hanlarının şehzadelerini terbiye etmekte devam etemsi eski bağlılığın çözülmemiş olduğunu göstermektedir. XV. Asrın son yarısında, Kırım’ın osmanlı himayesine geçmesi ile Çerkezistan üzerindeki hakimiyet hakkı da osmanlılara intikal etmiş bulunuyordu. İslamietin temelli olarak yerleşmesi, bilhassa bu tarihten sonra, osmanlı hakimiyeti devrinde başlar. Resmen hiçbir muahedeye istinat etmeyen Osmanlı hakimiyeti zaten bu mıntaka ahalisinin islamiyet sayesinde manen hilafet makamına bağlanması ile teessüs edebilmiştir. Bu devirde rus istilasına karşı başlayan savaşlarda, Karaçay ve Balkarlar, Osmanlı devleti tarafında olarak, faal bir rol oynamışlardır: kabartay beylerinin temsil ettiği ve Rusya tarafını iltizam eden Baksan zümresine karşı, Osmanlı ve Kırım tarafını tutan Kaşkatav zümresini bu türkler teşkil etmekte idi. 1804’te bütün Kafkasya dağlıları ile ruslar arasında cereyan eden Çegem meydan muharebesinde, Karaçaylar ön safta çarpıştılar. Rusya ile osmanlı nüfuz bölgeleri arasında, Kuban ırmağını hudut tayin eden 1812 anlaşmasından sonra, rus bölgesine isabet eden karaçay üzerinde rus tazyiki şiddetlendi. 1822’de rus tabiiyetinde oldukları ilan edilen Karaçaylar buna karşı isyan ettiler. Karaçaylara boyun eğdirmek için, ruslar 1828’de taarruza geçtiler. Kart-Curt, bir aylık muhasaradan sonra, 20 teşrin I.’de “Elburs’un eteğinde Karaçay’ın istinat noktası” zaptedilmiş ise de mücadele devam etmiştir. Şeyh Şamil’in savaş yıllarında ve onun naipleri Süleyman Efendi ile Muhammed emin zamanlarında, yani 1845-1860 yıllarında, karaçay sahasında ruslara karış mukavemet devam etmekte idi. Balkarlar ise, Kabartayların 1825’te vuku bulan tesliminden 2 yıl sonra, 1827’de, silahlarını bırakmak zorunda kalmışlardır. Karaçay-Balkarlar, bütün bu savaşlarda, arazi, nüfus ve milli servetlerinin büyük bir kısmını kaybetmişlerdir: Münbit arazileri, ve-barkları, köyleri, yayla ve hayvanları elerinden alınmıştır. Köylerine rus muhacirleri iskan ediliyor, kendileri i,e diğer kafkasyalılar, gibi, Türkiye’ye hicrete icbar ediliyorlardı. Karaçay ve Balkarlar buna karşı büyük zayata mal olan umumi bir kıyama baş vurdular. Ardı-arası kesilmeyen bu kıyamlar, 1873’te umumi bir mahiyet almış ve Karaçay ve Balkar türklerini telafisi imkansız, büyük ölçüde nüfus ve servet kaybına uğratmıştır: bununla beraber hürriyetine aşık olan bu cesur ve kahraman halk, 1905 ihtilalinden faydalanmak ve kaybettiği topraklarını geri almak teşebbüsünde bulundu, fakat muvaffak olamadı. Karaçay e Balkarlar, çarlığın devrilmesi ile neticelenen 1917 ihtilaline büyük ümitler bağladılar. “Milletler kendi mukadderatlarını bizzat kendileri tayin eder” prensibine dayanarak, 11 mayıs 1918’de ilan edilen müstakil Şimali Kafkasya Cumhuriyeti içinde Karaçay ve Balkarlar milli hayatlarını kurmağa başladılar; fakat bu müslüman cumhuriyeti, önce Çar tarafdarı beyaz rus generallerinin, sonra da kızılların darbelerine maruz kaldı. Şimali Kafkasya cumhuriyeti içinde Karaçay ve Balkarlar milli hayatlarını kurmağa başladılar; fakat bu müslüman cumhuriyeti, önce Çar tarafdarı beyaz rus generallerinin, sonra da kızılların darbelerine maruz kaldı. Şimali Kafkasya cumhuriyetinin sukutundan sonra, Karaçay ve Balkarlar, 1921 yılına kadar, silahlı mukavemetlerinde devam ettiler. Kızılların zaferinden sonra, Şimali Kafkasya Cumhuriyeti, kabile esası üzerine, ayrı ayrı eyaletlere parçalanırken, Balkarlar-Kabartay bölgesine, Karaçaylar, Karaçay-Çerkes muhtar eyaletine idhal edildiler. 12 teşrin II. 1926’da neşredilen bir karar-name ile de muhtar Karaçay eyaleti teşekkül etti (şimali Kafkasya Cumhuriyetinin parçalanması hakkındaki tafsilat için bk. mad. ÇERKESLER).

Karaçay ve Balkarlar ikinci dünya savaşının sonlarına doğru, Sovet hükümeti tarafından, 1943’te kabul 1944 şubatında tatbik ve 1946’da resmen ilan edilen bir karar-name ile, top-yekun Sibirya’ya tencir edilmişlerdir: Bir gün, bir gece içerisinde, kızıl ordu kıtaları tarafından yapılan bu tehcir esnasında, Karaçay ve Balkarların mukavemet eden bir kısmı, mahallinde imha edilmiştir: Kendileri ile beraber hiçbir eşya almadan, kamyonlar ile istasyonlara, ortadan da vagonlara doldurulup, sürülen Karaçay ve Balkarlardan bir kısmının da Sibirya’ya varmadan, şimali Kazakistan kamplarında öldükleri hakkında alınan raporlar birleşmiş milletlere bildirilmiştir: Sovet resmi makamları, tehcirden iki yıl sonra yaptıkları açıklamada, sürgüne maruz kalan Kırım türkleri ile Çeçen ve İnguşlardan bahsederken; karaçay ve Balkaralrı, “ve bir çokları” gibi. Mübhem bir tabir içinde ifade etmişlerdir ve mucip sebep olmak üzere, “çeteler kurarak, almanlar ile iş-birliği yaptıklarını ve halkın da bu çeteler ile mücadele etmediğini” ileri sürmüşlerdir; fakat Karaçay ve Balkarlar işgal sahası haricinde kalmış olduklarından hadd-i zatında gayr-i insani olan bu iddia esasından çürüktür. Şimdi Karaçay ve Balkarların yurtlarına rus muhacirleri iskan edilmektedir.

Karaçay ve Balkarların, bilhassa şifahi halk edebiyatı, gerek şekil itibarı ile ve gerekse muhteva bakımından, çok zengin olup, tarihi hikayeler, destan, hayati ve lirik manzume ve türküler, masal, ata sözleri ve bulmacalardan ibarettir; kahramanlık destanları Nogay, Kazak ve Özbeklerinki ile bir yakınlık arzeder. Tarihi hikayeler, Örüzmek ve Açine gibi, türküler kabilenin yaşadığı kadim tarihi devirleri canlandırır. Kanamat, Hasauk ve Hoş gibi türkülerde rus istilasına karşı mücadele terennüm edilmektedir. Hayattan alınma içtimai, ailevi ve merasimlere has türkülerden başka, ınar deilen lirik kadın türküleri bilhassa yaygındır. Avcılık, sürücülük ve hayvanların hayatını tasvir eden manzumelerden başka, mitolojik masallar arasında, Emegeler masılı Korkut Ata hikayesindeki Tepegöz’ü andıran ve “bir defada bütün Karaçayları yutan” mitolojik dev insanlardan bahseder.

Müşterek bir dile malik olan karaçay ve Balkanların alfabe ve yazılı edebiyatları da müşterektir. Sovyetler birliğinde yaşayan bütün türkler ile beraber, 1926 yılına kadar arap harfleri kullandıkları halde, o tarihten sonra latin alfabesini kabul etmişler iken, 1940’tan itibaren, yine Sovetler birliğindeki türkler ile beraber, rus harfleri üzerine yeni bir alfabe kabulüne icbar edilmişlerdir. Karaçay türkçesinde, ilk matbu eser olarak, 1916’da İsmail Akbay tarafından yazılmış olan Ana Tili adlı ilk kıraat kitabı kabul edilmektedir. İsmail Akbay, 1926’da intişar eden “Rus-Karaçay lugati”nin de müellifidir. Latin alfabesinin kabulünden sona, yerli ağız ve şivelere resmiyet verildiği devirde, Karaçay türkçesinde ilk edebi eser veren şair, edebiyatçı ve mütercim Umar Ali’dir, Karaçayca İlk eebi müntahabat mecmuası’nın müellifi olan Umar Ali, karaçay-Balkar gramari’nin de muharriridir, Umar’ın Rus-Karaçay ve Karaçay-Rus lügati adlı iki cildlik bir eseri de vardır. Şair Ashat bici, bilim adlı edebi müntehabattan başka yabancı dillerden bir çok edebi eserler de tercüme etmiştir. Orijinal edebi eserler sahasında şairlerden bilhassa İslam Karaçaylı, İsa Karagöz, H. Baykul, A. Örten, A. K. Batçay ve M. Urus temayüz etmişlerdir. Manzum halk edebi şekillerinden de geniş surette istifade eden bu şairler Karaçay ve Balkarların milli mazisini terennüm ettiler. İslam Karaçaylı, aynı zamanda karaçayca Tavlu caşav (“dağlı yaşayışı”) gazetesinin de müdürüdür.

Nesre gelince Hasan Appay ilk romancı sayılmaktadır. 1935’te basılmış olan ve Kara sandık adını taşıyan iki cildlik bu edebi eserin mevzuu sovet hakimiyetinden evvelki devirlerden alınmıştır. Ahmed batır ve diğer piyeslerin müellifi olan A. K. Batçay ilk tiyatro eseri yazan muharrirdir. Yabancı dillerden muvaffakıyetle tercüme yapanların başında Umar Ali, A, S. Gerbek, Y. Korkmaz, M. Kipke ve A. Cirik gelmektedir.

Bibliyografya: Metinde gösterilenlerden başka bk. bir de A. N. Samoyloviç Kavkuz i turetskiy mir (Azerbaycanı tetkik ve tetebbü cemiyetinin ahbarı. Bakü, 1926, nr. 2) W. Pröhle, Karatschaische Studien (keleti Szemle, Budapest, 1909, X); ayn. mll., Balkarische studien (ayn. esr., Budapest, 1914, XV XVI); Umer Ali, karaçay (Rostov, 1927); ayn. mll., Karaçay-çerkes, avtonom. Oblast (Moskova, 1923); ayn. mll., Karaçay-Balkar grameri (Rostov, 1930); L. Dobrukin, kabarda i Balkarya (Rev. Vostok, Moskova, 1933 sayı 3-4); S. Vorobyev ve D.A. Sarahan, Kabarda i Bolkarya (Rostov, 1932); A. K. Borovkov, Karaçay-balkar, yazık (leningrad, 1932); U. Bayramkul, Karaçay dilinin grameri (karaçayca) Kislovodak, 1931; M. Aleynikov, Karaçaysk. Skazaniya (Kavkaz, Tiflis, 1885); Entsiklopediçeksk ya slovar (nşr. F. A. Brokhaus A. Efron) Petersburg, 1891, IIa, 812, XIV, 1895, s. 466; Bolş, sov. Ents klopediya (Moskova 1926) IV, 514 vd. (Moskova, 1937) XXX, 401-420, 483-505; diya (Moskova, 1931), V, 117 121; karaçay ve Balkarların tehcir ve imhası hakkında KALMUKLAR maddesindeki bibliyografyadan başka bk. bir de Münich’te türkçe ingilizce ve rusça olarak intişar eden Kafkasya dergisinin ağustos 1951’den mart 1952’ye kadar çıkan 1, 2-3, 4-5, 7 ve 8. Nüshalarındaki makeleler: A. Bahadur, kuzey Kafkasya halkının toptan imhası; A. Kantemir, birleşmiş milletlerde Kafkasya’Daki katl-i amlar; Mahmud Arslanbek, Sovyetler tarafından Karaçay halkının imhası; nureddin Katl-i amın sebepleri, R. Traho, Kafkasya’daki katl-i amın sekizinci yıl dönümü, bk. bir de Karaçay-Balkar, Çeçen-İnguş milletinin imhasının sekizinci yıl dönümü münasebetiyle verilen konferanslar (I. Mehmed Ketey’in konferansı) İstanbul, 1952. (MİRZA BALA)

(İ.A. Karaçay ve Balkarlar Maddesi, Mirza Bala , Cilt 6, s. 216-221. sayfaları arasından alınmıştır.)

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku