II – İkinci Devre (M. V-VII. Yüzyıllar). Muhtelif mektebler arasında, birleşik bir uslûba doğru gelişme:

A-Muhit:

Orta Asya Türk sanatının doğduğu bu ikinci devrenin husûsiyetlerinin saymadan evvel bir tarihi çerçeve çizmek belki araştırmaları kolaylaştırır. İkinci devre Hayâtilah ve Ju-juan devletlerinin Orta Asya’ya hâkim bulundukları M.S 5. yüzyılda başladı. M. 552-565 arası Gök-Türk-Türkler Altaydan Orta Asyaya inerek bu iki devleti mağlüb ettiler. Çin kaynaklarından naklen Franke’nin dediği gibi “Gök Türkler doğudan batıya, Liao (Tchili) körfezinden Batı Denizine (Aral ? Hazer ?) ve cenubdan şimale, Göbi’den Baykal gölüne uzanan bir devlet kurdular”. Gök-türk Kağanlığı’nın bir kısmı bulunan Batı Türk Devleti Chavannes’a göre, Doğu’da Altay’dan Batı’da İtil nehrine ve şimalde Tarbagatai’den cenûbda Snid nehrine kadar uzanıyordu. Orta Asya ise Batı Türk Devletinin merkezini teşkil etmekde idi. M.S. 658’de mağlûbiyet neticesinde Batı Türk Devleti yıkıldı fakat onun yerine birbirini takib eden veya birlikde mevcud olan muhtelif Türk devletleri kuruldu. İslâmiyetten evvel Türkistanda başlıca Türk devletleri şunlardı: Gök-Türk Kağanlığı’nın Batı Türk kolu bütün Orta Asya’ya hâkim olmuş ve son devrede de Gök-Türkler Sogd “Demir Kapısına” kadar Türkistan’a ve Kansu’ya akın etmekde idi. (552-630) (mağlûbiyet)- 742 (son); Türgiş Kağanlığı (658-766); Karluk Yabguluğu (766 – M. IX. Yüzyılda Sâmâni futûhatı ve M. X. Yüzyılda İslâmiyetin kabûlüne kadar), M.S. 720 etrafında Beş-balık’da Basmil devleti; hem Aral kıyıları hem Amu-derya boyunda bulunan Oğuz yabguluğu ve beylikleri; Han devrinden beri (m.Ö. 206 –M. 220) Hami ve Kuça şimalinde yaşayıp Tarım ve Kansu’da M. 850 etrâfında kağanlıklar kuran Tölüs boylarından Uygurlar. M. IX. Yüzyılda Karlukların da Kaşgar’a yerleşmesi neticesinde Orta Asya büsbütün Türkleşti. Türkistan yani Türk ili adı M.S VII. Yüzyılda kabûl edilmiş bulunuyordu.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.193)

Fakat sanat tarihcileri umûmiyetle şu kanaattedir:

Orta Asya Türk sanatı Batı Türk Devleti’nin kurulması ile birlikte gelişmedi ve Türklerin Orta Asya medeniyetine intibâkı biraz zaman aldı. Kudirge’de rastladığımız realist-expressionist Türk uslûbu M.S VI-VII. yüzyıllarda Orta Asya’da pek gözükmediği gibi Türkçe kitâbeler de henüz nadirdi. Buna rağmen M.S VI. yüzyıldan beri Türk kağanları hatunları ve tiginlerinin Buddhist âbideler yapdırdığı bilinir. Allchin bir noktaya daha dikkati çeker; Orta Asya’da hem Türkistan’da hem Afganistan’da ve Pakistan’a yapılan kazılar M.V. yüzyılda Hayâtilah’nin yapdığı tahribatdan sonra M.S VI. Yüzyılda Batı Türk devrinde bir imâr faâliyetinin başladığını gösterir. Demek ki M.S VI-VII. yüzyıllarda Türkler sanatı himâye etmişti. Kum-tura ve Varahşa gibi Gök-Türk yazısı ile Türkçe kitâbeler ve yazılar bulunan merkezlerde Türk sanatkârlar da olmuş olsa gerek. Fakat stilistik bakımdan M.S V.-VI. Yüzyıllarda Kudirge eserlerinde expressionnist ifâde ve grafik teknik ile tebârüz eden Türk uslûbu Orta Asya’da M.S VI-VII. Yüzyıllarda nâdir görülür ve ancak M. VIII. yüzyılda inkişafa varır.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.194)

VI-VII yüzyıl Orta Asya sanatının Türk olmayan veçhesi yerli geleneğin devâmına işaret eder. Esâsen Saka, Tohar, Sogd dillerinde yazmaların mevcûdiyeti de bu kültürlerin yaşamağa devâm ettiğini gösterir. Akrabalık veya müşterek göçebe kültürünün tezâhürleri sebebinden “Hayatilah” ve “Ju-Juan” eserlerini Türk eserlerinden farketmek zordur. Tibetlilerin Doğu Türkistan’ı M.S 670-750 arası istila ettiğine göre onlarla Türkler arasında da karşılıklı tesirleri olmuş olsa gerek. 658’de Türkler Çin boyunduruğunu kabul ettikden sonra Çin tesirleri pek çoğaldı. Türkistan’da dört tane Çin askeri merkezi kuruldu. (Koço, Kuça, Hoten, Kâşgâr). Suyâb’da da bir beşinci askeri merkez bazen mevcut idi. Bu sebepten Çince yazılı resimler Orta Asya çağırılan Çinli sanatkârlara atfedilir. Fakat erken Uygur eserlerinde de Türkçe yazılar yanında hem Çince hem Brahmi yazıları görülür. Böyle hallerde bir eserin hangi kültüre atfedileceğini karar vermek için uslûbuna bakmak gerekecekdir. Her halde M.S 658’de Türkistan’ı alan Çinliler M.S 678’de Tibetliler tarafından Küke-Nor’da mağlüb edildiler ve daha sonra da Türklerin mukavemeti ile karşılaşarak az zamanda Türkistan’ı terk ettiler. Taşkend Türk Tudunu Bağatur Çinliler tarafından öldürüldükten sonra Bagaturun oğlu müslümanları imdâda çağırarak bunlar ile Çinliler arasında M.S 751’de Talas muhârebesine sebebiyet vermişti. Bu târihi muhârebede Kurlak Çinlilerle birlikde iken onlara karşı döndüler ve mağlûb olan Çin bin yıl (M. XVII. Yüzyılda Tarımı istilâ edinceye kadar) Türkistan’dan tard oldu

Chavannes’a göre,

Batı Türk ve Hazar devletlerinin kurulması ve yayılması neticesinde Orta Asya’nın muhtelif bucakları arasında irtibât teşekkül etti ve Çin, Hindistan, Fars ve Doğu Roma arasında kültür cereyanları birbirine ulaşabildi. Batı Türkleri mükerreren Farsın baız illerini aldılar ve A-shi-na’lar ile Sâsâniler arasında evlilik bağları kuruldu; Batı Türkleri Doğu Roma ile de elçi teâti etmekde idiler. Bunların neticesinde Fars ve Doğu Roma kültürü ve bu arada Hıristiyanlık bazı Türk boylarına nüfuz etti. Türklerin Sinde ilerlemesi ile Sind ve Hind tesirleri, Ajanta uslûbu Orta Asyaya girdi.

Sitilistik ve teknik gelişme:

Batı Türk devri Orta Asya sanatına bakılırsa hakikaten birleşmiş bir uslûba meylin başlangıcı müşâhede edilir. Artık Orta Asyanın muhtelif bucaklarındaki eserler biraz birbirine benzemekdedir. Batıda Afrâsiâb, şimâlde Kızıl, cenûbda Balalık-tepe, Hoten, Bâmiân ve Fundukistan gibi ayrı merkezlerin eserleri arasında bağlar hissedilir. Halbuki müşterek bir dini kültür de mevcud değildi. Afrâsiâb ve Balalık-tepe eserleri Buddhist gözükmemekdedir diğerleri ise Buddhist merkezlerdi. Her halde aynı devletin hudûdları içinde bulunmak seyahati kolaylaştırıyor ve sanatkârlar bir merkezden diğerine gidebiliyordu. Benzerliklerin muhtelif vecheleri vardı. Tertib bakımından bu ikinci devrede her yerde karışık levhalar hâkimdir. Çin sanatındaki gibi sınıflara ayrılmış itibâri mâhiyetde ve kendi sınıfları dâhilinde de birbirlerine pek benziyen şahıslar kalabalık tertibler içinde yer alır, gök, al, ak, kara renkde şahıslar da belki sınıflar ile ilgili bir mânâ ifâde ederlerdi. Filhakika Hind idilinde varna hem sınıf hem renk anlamına gelir. Türkçede de bey “örüng” halk ise “kara” sayılırdı. Türk devrinden bir Kızıl mabedinde ise gök, al, ak, kara renkde şahısların Türklerin Çinlilerden aldığı şekilde cihet ve unsurların renk timsalleri ile ilgili olduğu anlaşılır.

Muhtelif resim teknikleri de imtizac halinde idi ve hem ışık ve gölge tezadlarını hem de grafik usûlleri beraber kullanan bir karışık teknik teşekkül etmişti. Umûmiyet ile, şekiller kara ile ve bazen bir gölge sathı ile çevrelenirdi. Işıklı çıkıntılara leke şeklinde beyaz boya ile işâret edilirdi. Fakat, ışık ve gölge tezadlarına dayanan Hellenistik gelenekde teknik gerilemekde idi. Toprak-Kale’de rastlanan grafik teknik (lev. Id) ise inkişâf ediyordu. Samarkand Ihşid’lerne atfedilip M. VI-VII. Yüzyıldan sanılan Afrâsiâb duvar resimlerinde gölge yok gibidir. Toprak-Kale’de görüldüğü şekilde (le. I d) resimler kara ve kırmızı ile çevrelenmişdir. M. VI-VII. Yüzyıl Tun-huang ve Kızıl resimlerinde koyu satıhların etrafı beyaz çizgi ile çevrelenirdi. Karışık tekniğin neticesinde üst-üste boya tabakaları teşekkül etmiş ve kimyevi ihtilâtlar vücud bulunarak ikinci Devre resimleri ekseri kararmışdır. Nisbeten erken bir merkez olup M. V-VI. Yüzyıldan sanılan Balalık-tepe resimleri mor ve sarı renkler ile tebârüz eder. Bunun dışındaki İkinci Devre resimlerinin ekseriyeti karanlık idi. Siyah ve kahverenkleri Afrâsiâb’da paslı kırmızı ile Kızıl ve Tunhuang’da mavi ve mavi-yeşiller ile birleşdiriliyordu. Badahşan ve cenûbi Toharistan’dan gelen lâcivert boyası ekseri Mânihâi resimleri sathını teşkil ediyordu. İkinci Devrede lâciverd hakim oldu. Birinci Devrede beğenilen zenginlik, şişmanlık kuvvet tezahüratı (lev. I d) İkinci Devrede yok olur ikinci devrede güzellik mefhûmu, Yunan Ephêbos’unun (lev. Ic) çevikliği ile Tabgaç Bodhisattva’sının (lev. VIIIa) ruhâni zerâfetini birleşdiriyordu. Bu mâhiyetde hayâli şahıslar türlü kifâfetlerde gözüküyordu. Bazen Yunan tulgası giyiyor (lev. Xa) bazen Hind peştemallarına bürünüp tâc takıyordu (lev. Vc); bazen de Orta Asyalı ve Türk beyleri gibi kaftan, çakşır ve çizme giyiyordu (lev. VIII b-c) Hayali şahısların çehreleri, bulundukları muhite göre, Geç Hellenistik zevkinde ve sarı saçlı veya İranoid görünüşünde kara saçlı ve kara gözlü olabiliyordu. Göz kapaklarının teşkil ettiği çizgi aşağıya kıvrıkdı. Doğu Türkistan’da Çin târihlerinin tarif ettiği Wu-sun, Kâşgarlı, bazı Hun, Gök-Türk ve Kırgızlar gibi “kırmızı saçlı ve yeşil gözlü” şahıs tasvirleri de gözükür.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.195)

Hsüan-tsang Batı Türk kağanı T’ung Yabgunun yarı-çıplak esmer Hindileri beğenmediğini söyler. Buna rağmen Hind kültürü tezahürleri Orta Asya’nın estetik mefhûmlarına tesire devam ediyordu. Hoten resimlerinde âsana’larda (murakebe oturuşları) murakebe halinde, gözleri yarı-kapalı veya içeriye doğru şaşılaşmış şahıs tasvirler çokdur. T’ung Yabgu her halde Kızıl resimlerini iyi tanıyordu. Çünki Kızıl bir Türk ordusunun bulunduğu Yulduz vâdisine pek yakındı. Kızıl resimlerinde sarı saçlı Europeoid tasvirleri Hind heykelleri gibi tek ayağa ağırlığını vererek saçlı Europeoid tasvirleri Hind heykelleri gibi tek ayağa ağırlığını vererek bir kalçası yana itilmiş şekilde durmakda ve hafif tebessüm etmekdedir.
İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı- İkinci Devre

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı – Üçüncü Devre

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı – Dördüncü Devre

Avatar

Leave a reply