İSKİTLER

0
307

Rukiye ÖZTÜRK

Atlı kavimler medeniyetinin önemli bir halkasını oluşturan İskitler tarih sahnesinde uzun süre kalmayı başaran nadir milletlerden biridir. Onlar bozkır kavimleri arsında gerek siyasi tarihleri gerekse kültürleri bakımından önemli bir yer tutmaktadır. İskit kabilelerinin işgal ettikleri saha oldukça geniş olup, Tuna nehrinden Çin’in batı sınırına kadar uzanır. Bu muazzam düzlük doğal bir coğrafi otlak yeri oluşturur. Kuzeydoğu step bölgesi yüksek Pamir, Tiyen-Şan, Altay dağ kolları ve Batı Türkistan üzerinden batıya ve aşağı tuna bölgesine kadar bütün Güney Rusya’ya yayılmaktadır. Batıda Silezya’ya kadar uzanan bu bölgenin Doğu Türkistan ve Gobi bölgesiyle olan bağlantısı doğudaki çok sayıda geçitle kurulabilmektedir. Bu bölgenin doğusunda geniş çöller vardır. Öte yandan batıda, doğunun aksine oldukça verimli topraklar bulunmaktadır. Daha eski zamanlarda bu bölgenin kuzeye doğru bataklıklar ve sık ormanlarla kaplı olduğu bilinmektedir. Güneye doğru uzanan geniş sahalar Hazar Denizi ve Karadeniz, geri kalan kısımlar ise İran’daki dağlık arazinin yükselen dağ dalgaları ve Kafkas silsilesiyle sınırlandırılmıştır. Batı Türkistan step bölgesi ile İran’daki dağlık arazi arasında nispeten sıkı bir bağlantı bulunmaktadır.

Yukarıda kapladığı saha belirtilen İstep bölgesinin Karadeniz’in kuzeyinde ki Hazar Denizi ve Tuna Nehri arasındaki batı bölümü MÖ.2. binin başları ve MÖ.8.yy’lar arasında Orta Asya kökenli bir kavim olan Kimmerler tarafından iskan edilmiştir. Bugünkü Moğolistan ve Türkistan’da yaklaşık olarak MÖ. 800 yıllarında meydana gelen ve oldukça uzun süren bir kuraklık Orta Asya ve Güney Rusya bozkırlarında kayda değer bir nüfus baskısına sebep olmuştur. Otlakların kuraklıktan zarar görmesi neticesinde adı geçen coğrafyada yaşayan her kavim yeni otlaklar elde edebilmek için batısındaki komşusuna hücum etmiştir. Böylece bütün bozkır sahası hareketli bir hale gelmiştir. İskitler kavimlerin doğudan batıya doğru birbirlerini sıkıştırmaları sonucunda tarih sahnesine çıkmışlardır.

Herodotos da “Göçebe İskitler Asya’daydılar; Massagetlerle yaptıkları bir savaşta yenildiler. Araxes ırmağını
geçerek Kimmerlerin oturdukları yerlere geldiler” demektedir. Greklerin Kuzey Karadeniz civarıyla ilişkileri MÖ. 750 ile 550 yılları arasındaki kolonizasyon dönemiyle başlamıştır. Bu ilişkilerle birlikte Grek seyyar ve tacirlerin yeni keşfedilen söz konusu bölgeyle ilgileri kendini göstermiştir. Dolayısıyla bu dönemden itibaren İskitler Grek kaynaklarında görülmeye “hippomolgi” başlanmıştır. (kısrak Homeros’un sağanlar) ve (XII,1-7) İlayda’sında
“galaktophagi” (sütle görülen beslenenler) terimlerinin İskitlere atıf olduğu bilinmektedir. MÖ. 8.yy’dan sonra Grek
kaynaklarında İskit adı ve İskitler hakkındaki bilgilere sık sık rastlanmaktadır. Hesiodos’un şiirlerinde İskitler’e “Skudai” adıyla rastlanılmaktadır. Bundan sonra ki kaynaklarda İskit adı “skythai” olarak geçmektedir.

MÖ.5.yy’dan itibaren İskitya ve sınırları hakkında coğrafi bilgiler veren temel kaynak Herodotos’un eseridir. Herodotos iki farklı mütalaa vermektedir. Bunlardan birincisi Pers kralı Darius’un İskitya seferi dolayısıyla
söyledikleridir. Herodotos İskitya’yı bir kare görünümünde takdim etmektedir; İskitya iki kenarı deniz kıyısı olan bir dörtgen çizer, denize bakan kenarlarının uzunluğu eşittir. Güneyi Istros (Tuna)dan Kimmer Bosporosuna kadar
uzanan Karadeniz sahili, Doğusu, Maiotis Gölü (Azak Denizi) ve Tanais(Don), kuzey taraf; Tanais’den Istros’a kadar uzanan bölge ve batı tarafı; Istrosdur. Ülkenin güney tarafı 20 günlük yol veya 4000 stad yani yaklaşık 700 km’dir. İkincisi ise Herodotos’un Olbia’daki Greklerden ve Aristeas isminde MÖ. 7. yüzyılda yaşamış bir seyyahtan öğrenmiş olduğu bilgilerdir; “Borysthenes ırmağından başlayarak, önce Kallipidai Skythlerine rastlanır. Daha kuzeyde başka bir halk vardır; Halizonlar. Bunların yaşayışları da Kallipidailerin ki gibi Skythlerden epeyce değişiktir, buğday ekerler ve bununla beslenirler, ayrıca soğan, sarımsak, mercimek ve darı da eker ve yerler. Halizonların yukarısında çiftçi Skythler vardır; bunlar da buğday ekerler ama yemek için değil satmak için. Daha yukarıda Neuriler kuzeyinde,
bildiğimiz kadarıyla insanların yaşamadıkları bir bölge uzanır. Bu uluslar Borysthenes’in batısında Hypanis ırmağı boyunca dağılmışlardır.”

“Boryshenes ırmağını geçince ağaçlık bölgeden sonra içeri doğru çiftçi Skytler oturular, Hypanis ırmağı Yunanlıları bunlara Borysthenesliler derler. Kendileri adlarının Olbiopolitler olduğunu söylerler. Bu çiftçi Skythler gündoğusu yönünde üç günlük yol boyunca bir bölgeyi tutarlar; Pantikapes adı verilen ırmağa dayanırlar: Kuzeye doğru Borysthenez ırmağını çıkarken, on gün boyunca onalrın ülkelerinden geçilir; ondan ötesi büyük çöldür, çölden
hemen ötesinde bambaşka bir halk Androphaglar vardır. Bunlar Skyth soyundan değildirler.”

“Bu çiftçi Skythlerin doğusunda Pantikapesi geçince, göçebe Skythler sürülerini otlatırlar; toprak sürmez ekin ekmezler. Bu göçebeler gün doğusu yönünde Gerras ırmağına kadar uzanan bölgeyi tutarlar.” “Gerras’tan ötesi şahane Skythler ülkesi denilen yerlerdir; Skythlerin en yiğit ve kalabalık bölümü buralarda yaşarlar. Sınırları şöyledir: Güney
yönünde Taurik, doğu yönünde Kremnes denilen deniz çarşısı, ülkenin bir bölümü Tanais’e kadar dayanır. Kuzeyde, şahane Skythlerin ötesinde Melankhlenaslar otururlar, ayrı ırktandırlar.

Tanais’i aşınca ilk ulus Sauramatlardır; bu Sauramatlar Palus-Maiotis’in meydana getirdiği körfezin dibinde kuzeye doğru on beş günlük yol boyunca uzanır; daha kuzeyde ikinci bir bölge gelir; Budinlerdir. Budinlerin kuzeyi yedi günlük çöldür, bu çölü aşıp az doğuya kayınca Tyssagetlerin yurdudur. Kalabalık ve ayrı soydan bir ulustur, avcılıkla
geçinirler. Bunların sınırında aynı bölgede lyrkailer denilen kimseler otururlar; bunlarda avcılıkla yaşarlar. Bu halkın kuzey doğusunda başka Skythler vardır, bunlar şahane Skythlerden ayrıldıktan sonra gelip bu ülkede yerleşmişlerdir.

İskitlerin oturduğu sahanın iklimine gelince; şimdi olduğu gibi o zamanda bozkırın Asya kesimi kış aylarında son derece keskin soğuklara, yazın de oldukça yakıcı sıcaklara maruzdu. Herodotos’a göre İskitya’da “sekiz ay süresince dayanılmaz soğuk olur. Yere su dökülse donar, çamur olmaz, ateş yakılsa çamurdan başka bir şey ele geçmez ve deniz donar. Kış sekiz ay sürer.” Diodorus Siculus’da İskit kışının aşırı soğuk geçtiğini söylemektedir; “aşırı soğuk yüzünden en büyük ırmaklar donar, donmuş buz üzerinden ordular geçer, şarap ve diğer bütün içecekler donar, bıçakla
kesilmek zorunda kalır. İnsanların elleri ve ayakları sürtündüğünde giysiler tarafından kesilir.”

İskitlerin kökeniyle ilgili pek çok görüş ortaya atılmıştır. Durmuş “İskitler (Sakalar)” adlı çalışmasında İskitlerin Orta Asya kökenli yani Türk olduğunu ispatlamıştır. MÖ. 8.yy’da Orta Asya’dan çıkan İskitler MÖ. 7.yy’ın ilk çeyreğinde
hissedilir bir güç olacak şekilde Asur sınırına kadar ulaşmıştır. İskitler ve Asurlular arasındaki savaşlar döneminden sonra Asur kralı Asarhaddan yüklü miktarda hediye göndererek ve İskit kralı Bartatua ile kızını evlendirerek İskitlerle barış sağladı. Bundan sonra İskitler Palastine ve Mısır’a yönelmiştir. MÖ. 630 –625 yılı olaylarıyla ilgili bilgi veren Diodorus Siculus “İskitlerin Karadeniz’in güneyine ilerleyerek güçlerini Mısır’daki Nil’e kadar yaydıklarını, Trakya ve Mısır arasındaki pek çok soyu idarelerine aldıktan sonra doğuda Okyanus’a kadar diğer taraftan Caspia denizi ve Maeotik Gölüne (Azov Denizi) söylemektedir. Herodotos’a kadar egemenliklerini yaydıklarını göre “ Psemmetichus I (MÖ. 663-609) ağır bir vergi ödeyerek İskit hücumlarından ülkesini korumuştu.” İskitler Mısır’dan Asurya’ya geri döndüler ve MÖ. Yaklaşık 650-620 yılları arasında antik doğunun en zengin devletlerinden biri olan Medya onların etkisi altında kaldı. MÖ.612’da bir İskit –Med ordusu Nineveh’i ele geçirdi ve Asur İmparatorluğunu devirdi.

Herodotos Asya’daki İskit hakimiyetiyle ilgili olarak şöyle der; “İskitler yirmi sekiz yıl Asya’da hükmettiler. Her halktan vergi almakla kalmadılar aynı zamanda bu halkların sahip olduğu her şeye hücum ettiler.” Bundan sonra İskitler Urartu’ya çekilmişlerdi. Bir kısmı burada kalmış, büyük çoğunluğu da Güney Rusya’da refah içinde yaşayan akrabalarını görerek, gelip bu verimli topraklara yerleşmiştir. Ksenophan, Pers İmparatorluğunun Batı Anadolu valisi Genç Kyros’un tahtı ele geçirmek amacıyla on bin paralı Yunan askerinin de katıldığı bir ordu ile II. Artakserses’e karşı ayaklanmasını anlattığı “Kyros’un Anabasis’i” adlı eserinde şu bilgiyi veriyor; “Bundan sonra dört plethron genişliğindeki (yaklaşık 120 metre) Harpasos nehrine (Çoruh) ilerlediler. Bundan sonra İskitlerin memleketine girerek bir ovada dört günde yirmi parasang gittiler ve köylere vardılar. Burada üç gün kalarak erzak tedarik ettiler.” Bu cümleden maada MÖ. 4.yy’ın başlarında Doğu Anadolu’da İskit egemenliği devam ediyordu.

Şüphesiz İskitler Orta Doğu ve Asya’nın yerli halkıyla temaslarında atlı ve piyadelere karşı nasıl savaşacaklarını ve iyi tahkimat kurulmuş şehirleri nasıl ele geçireceklerini tecrübe etme fırsatı buldular. İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki egemenlikleri Sarmatların İskit egemenliğine son vermelerine kadar sürmüştür. M.Ö.3. yüzyıl başlarında Sarmatlar Don Nehri’nin doğu kıyılarına yaklaşmışlar ve aynı yüzyılın sonlarına doğru da Don Nehri’nin batı kıyısına geçmeye muvaffak olmuşlardır. Sürekli sıkıştırılan İskitler M.Ö. 2.Yüzyılın başlarına kadar eski imparatorluklarının sadece bir bölümünü, özellikle orta kısmını ellerinde tutabilmişlerdir. Böylece Kimmerlerden İskitlere geçen egemenlik Sarmatların M.Ö:2. yüzyıl başlarında İskitya coğrafyasında büyük bir güç olarak ortaya çıkmalarıyla el değiştirmiştir. Böylece bu kültür coğrafyasında Sarmat dönemi başlamıştır.

RUKİYE ÖZTÜRK, GREK VE LATİN KAYNAKLARINA GÖRE İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA ASKERİ KÜLTÜR (M.Ö.V.YY –M.S.VI. YY ), S. 3-8

Avatar

Leave a reply