IRKIMIZIN KAHRAMANLARI: “AFŞARLI NADİR”

0
271

Nejdet SANÇAR

Türk milletinin anayurtları Türkistan ve Türkiye’de kurduğu devletler, tarih boyunca kurulmuş olan bütün devletlerin en güçlüleridir. Fakat milletimizin, yalnız anayurtlarında dünyanın en büyük devletlerini kurmakla kalmamış, başka milletler üzerinde de yüzyıllarca padişahlık yapmıştır. Çin’de, Hint’te, İran’da, Şimali Afrika’da, Avrupa’da yabancı milletlere buyrukluk eden Türk kahramanları ve padişahları az değildir. İşte, Afşarlı Nadir, ırkımızın böyle kahramanlarından birisidir.

Nadir, İran’a baslık yapmış olan bir Türk’tür. Bu başlık, on sekizinci yüzyılın birinci yarısına rastlar. Şimali Türkler’le dolu bir Türk yurdu olan İran dediğimiz toprak parçası, zaten yüzyıllarca Türk ırkından sülalelerin ve yiğitlerin idare ettikleri bir ülkedir. Nadir, bu ülkeyi kendi soyundan olan Safevilerden almış ve kurduğu Afşar sülâlesi İle İran’da Türk hâkimiyetini devam ettirmiştir.

Babası, Afşarlar’dan asilzade olmayan bir şahıstı. Nadir de gençliğinde çobandı. İran’a baş oluncaya kadar çok karışık ve sıkıntılı bir ömür sürdü. Ozbekler’e tutsak oldu, çetelere başlık yaptı, eşkiyalık etti. Bu yıllar içerisinde yiğitliği ve zekâsı her tarafa yayıldığı için etrafına toplananlarla büyük bir kuvvete sahip oldu. Daha hükümdar olmadan önce İran’ı ele almıştı. Nihayet 1736’da o yurdun resmî başı olarak Nadir Şah adını takındı.

Nadir’in İran ordularının başına geçip komşularına saldırmaları daha hükümdar olmadan önce başlar. İlk büyük seferini Batı sınırdaşı ve ırkının büyük devleti Osmanlı Türkiye’sine karşı yapmıştır. Türkiye o zamanlar kölelerin, dalkavukların ve iktidarsızların elinde çürümekte olan yaşlı bir çınara benziyordu. Buna rağmen, Afşarlı yiğidin karşına dikilişi pek yaman oldu. Nadir, bu yaşlı çınarı temsil eden o çınar gibi yaşlı bir topalı yıkmak için iki sefer yapmak zorunda kaldı. Birinci seferini, 1733 yılının yazında yaptı. Ordusunda Afşarlı atlılar da vardı. Ayrıca Araplardan büyük bir yardımcı kuvvete sahipti. Afşarlı Türk Nadir’in buyruk verdiği İran ordusu ile, Osmanlı Türk’ü Topal Osman’ın baş bulunduğu Türkiye ordusunun yaptığı bu savaş milletimizin iki oğluna da kahramanlık fırsatı yaratmıştı. Hele Nadir, pek korkusuz vuruşuyordu. Zaten o, savaşlarda bizzat saldırmak âdetinde idi. Böyle bir atılışla, İran ordusunun sağ yanına saldıran Türk askerlerini bozmuştu. Fakat onun şahsi kahramanlığı her şeyi hal edemiyor, buyruk verdiği ordunun safları arasında yeni yeni gedikler açılıyordu. Nadir, tehlike gördüğü her yere yetişiyor, açılan gedikleri kapamaya uğraşıyordu. Türkler’in karşısında tutunamayan İran ordusuna manevî güç vermek için oradan oraya koşarken iki atı vuruldu, lâkin Nadir durmadı. Yine saldırıyor, yine vuruşuyordu. Fakat sonunda kolundan yaralanması Afşarlı kahramanı yere yıkınca İran ordusu darmadağın olarak kaçmaya başladı. Nadir de bir ata atlayıp kendini güç kurtardı.

İkinci seferi bu yenilişten iki ay kadar sonra yaptı. Bu kadar kısa bir zamanda 80.000 kişilik büyük bir ordu toplamıştı. Eylül sonlarında iki Türk yine karşılaştılar. Nadir önce Osmanlı ordusunun öncülerine saldırdı, onları bozdu. Sonra Topal Osman’ın karşısına dikildi. Bu savaşta da ilkindeki gibi, pek erce vuruştu. Ordusunun safları arasında dolaşıyor, zayıflayan yerlere yardım gönderiyor, bazan da aksamakta olan yerleri kılıcı İle düzeltiyordu. Bir aralık baldırından yaralandı, aldırmadı. Altındaki at düştüğü vakit bir diğerine atlayıp yeniden vuruşa devam etti. Saldırışları ile Türkiye ordusunu hırpaladı, sarstı. Bu seferki yiğitlikleri boşa gitmemiş, zafer ona gülümsemişti. Topal Osman’a şehitlik
rütbesini armağan eden bu savaş, Nadir’e de büyük bir zafer kazandırıyordu. Türk Nadir, Osman’ı yenmişti. Fakat ne kadar yazık ve acı ki tarih sayfalarına geçecek olan bu parlak zafer bir başka millet adına kazanılıyordu.

Nadir’in Türkiye ordularını yenerek İran’a kazandırdığı zafer, yalnız bu değildir. Bir yıl kadar sonra yine sırf kendi zekâsına ve askerliğine dayanan ikinci bir zafer daha kazanmıştır. Yine büyük bir Türkiye ordusunu yenmiş, ordunun kumandanı olan Köprülüzade Abdullah Paşa başta olmak üzere ırkından binlerce kişiyi topraklara sermişti.

Türkiye’ye karşı kazandığı bu zaferden sonra, son Safevî hükümdarının ölümü üzerine Nadir, İran şahı oldu. Fakat çobanlıktan yükseldiği hükümdarlık onu yerinde oturtmadı. Nadir gibi bir adam vuruşmadan, ülkeler aşmadan duramazdı. Şahlığından bir yıl kadar sonra yeni, büyük bir savaşa hazırlanmaya başladı, bu sefer, birçok cihangirleri çeken Hindistan’a yapılacaktı.

O sıralarda Hindistan’da Babür Şah neslinden Mehmet, padişah bulunuyordu. Savaş olmaması için Nadir’e bir elçi gönderdi. Fakat Nadir, ordusunu yeni zengin ufuklara doğru sürmekten vazgeçmedi, ilerledi. İlk büyük çarpışmayı Kabil’de yaptı. Elli bin kişilik Hint ordusunu az zamanda darma dağın etti; kale teslim oldu.

Hint padişahı Kabil’in düşmesi haberini alınca korktu. Zaten bir zamandan beri Hint padişahları daima zevk ve safa içinde yaşadıklarından yarı kadınlaşmış gibi idiler. Hükümet, başının fena olduğu her yerde olduğu gibi, kadınların, dalkavukların, cahillerin ve iktidarsızların elinde idi. Bu durumda Nadir’e karşı durmak mümkün değildi.

Savaşmasını bilmeyen Hintlileri tepeleyerek ordusuyla ilerleyen Nadir, önemli bir vuruşmayı da Lahor’da yaptı Lahor kumandanı bu karşılaşmada iyi dövüştüyse de, Hintliler’in hemen dağılmaları şehri Nadirin eline düşürdü.

Son büyük karşılaşma Delhi’de olacaktı. Hint padişahı buradan büyük bir kuvvet toplamıştı. Nadir, bu ordunun bir kısmını vurdu, tepeledi. Bir aralık meselenin görüşme ile halli tarafına gidildi, iki hükümdar buluştular. Fakat tam bir anlaşma olamayınca, Nadir ordularına savaş buyruğu verdi, Delhi’ye girdi. Şehirde çıkan isyanı da pek kanlı şekilde bastırdı. Türkler’in elinde bulunan zengin Hint, başka bir Türk’ün önünde dize gelmişti. Nadir, istediği barışı imzalattıktan sonra ancak masallarda rastlanabilecek kadar büyük bir servetle İran’a döndü.

Nadir’in son büyük seferi Türkistan üzerine oldu. O cağlarda zaten dağılmış ve parçalanmış olan Türkistan, Nadir gibi bir devin önünde duracak halde değildi. Afşarlı padişah bu seferinde de birçok yerleri İran’a ekledi.

Nadir, zafer ardında koştuğu sıralarda tebaasına karşı adaletle hareket etmişti. Fakat son zamanlarına doğru zulme ve zalimliğe başladı. Zalimliği günden güne arttı. Ağır vergiler koyuyor, isyanları pek kanlı şekilde bastırıyor, pek çok adam astırıyordu. Fakat bu zalimlik sonunda, kendi ölümünü hazırlamış oldu. Öldürüleceklerini haber almış olan Afşar beğlerinden birkaçı canlarını kurtarabilmek için Nadir’i yok etmeye karar verdiler. Nadir bunlardan ikisini eliyle öldürdüyse de Afşarlı Salih Beğ, şahı yere serdi.

Çobanlıktan koca bir ülkenin başına kadar yükselen Nadir, yiğitlikte ve zekâda büyük Türk padişahlarındandır. Hindistan’ı ve Orta Asya’yı zapt etmesi, Topal Osman Paşa gibi bir kahramana üstün gelip Türkiye’yi yenmesi yiğitliğinin ve zekâsının delilleridir. Yorulmak bilmeyen bir azme, övünülebilecek bir kafaya sahipti. Son zamanlarındaki zulmüne gelince, bir Batı tarihçisi bunun hakkında “O’nun zalimliği hükmettiği Acem milletinin ahlâksızlığından ileri gelmiştir” der.

Afşar yiğidi Nadir, ırkımızın kahraman olduğu kadar da talihsiz bir çocuğudur. Çünkü bütün ömrünce yiğitliğini ve zekâsını yabancı bir millet için kullanmış, kendi ırkının devletlerini ve ordularını yenerek kazandığı zaferleri, Türk düşmanı bir milletin tarihine mal etmiştir.

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI, NEJDET SANÇAR, AYLI KURT YAYINLARI, 1943, S. 49-51

Avatar

Leave a reply