Daha Milat öncesi I. yüz yıl Çin anneleri Çin’in temasta bulunduğu Tung-hu’lardan söz açarken bunların bir çok kavimler birliğinden, türediğini, Milat öncesi 89. Yılda ise bu kavim birliği yanında ayrıca bir de Liung-nu birliğinin bulunduğunu açıkça kaydetmektedirler. Zamanla, birkaç yüz yıl boyunca, bir çok savaş ve barış sonuçlarında, bu kavimler arasında geniş ölçüde kaynaşmaların hasıl olduğuna şüphe yoktur. Bundan dolayıdır ki, IV. Yüzyılda Avrupa içlerine kadar girmiş olan Hun Türklerin,etnik bakından, bir çok milletler conglomerat’sı olarak telakki etmek gerekmektedir. Hunlar hakkında malûmat veren muhtelif kaynakların, onları birbirinden farklı tavsif edişleri de, bu ad altında birleşen kavimlerin ve boyların kültür ve seviyeleri durumundan ileri gelse gerektir. Bazı kaynaklar bunları Fin – Ugor yahut Moğol tipi, göçebe yahut yarı göçebe olarak tanıtmak istedikleri halde, diğerleri aksine olarak, tanıtmak istedikleri halde, diğerleri aksine olarak, tamamile oturak şehirde yaşayan ve çağına göre muntazam bir devlet hayatı yaşayan kavim olarak tasvir etmektedirler. Bununla beraber, ayrıca bir de başka başka kavimler grubunun yahut boylarının, aynı kaynaklarda önemle zikredilişi, meselenin hallini ve bu olda sarih bir fikir ileri sürülmesini bir kat daha zorlaştırmaktadır. Akhunlar tabirinin doğması da bu tarihi kaynaklardaki malümatın karışıklığından ileri gelmiştir. Zira, V. Yüzyıldan bu yana, Sasani devletinin yayılmasına ve varlığına, büyük bir tehlike teşkil eden Orta-Asya’daki siyasi hareketler baş gösterince Avrupa basınında bu, “barbarlar harekatı” diye adlandırıldığı halde, gerçekte “akhunlar” ve yahut “Eftalitler” adı altındaki halk birleşmesinden doğan Orta-Asya barbarları kasdedilmiştir. Eftalitlerin ilk hareket sahası olarak Harezm’i gösterenler de vardır ve Ortaçağ başlarında. Kerder (yahut Kürder) sırf burası ile siyasi münasebette gösterilmekte olduğundan, bilgin Lerh de Hun – Kiderit’leri bu kelime ile ilgili görmeye çalışmıştır ki, Akhunlar, bunlar arasından ilk harekete geçeni olmuştur. Hatta, Eftalit etnonimini, Türkleştirilmiş bir kelime olarak telakki edenler de vardır. Bunlara göre bu kelime gûya Masagetlerin Türkleştirmiş oldukları “Gwata – eli”, yani “Gwata – halkı” ndan doğmuştur. Bunların yüksek bir medeniyete örnek olmak üzere, yay biçiminde kurmuş oldukları üzerinde direnenler Fray ile Sayili’dir.

(Prof. Ahmet Caferoğlu Türk Dili Tarihi I-II 1984 (Hun Birliğine Giren Bazı Türk Boyları) Sayfa: 77)

Böylece V. Yüzyıldan itibaren, sınırları içerisine Bedehşan, Toharistan, Garcistan, Afganistan ve kıs men Hindistan gibi muazzam bir sahayı alan Eftalit İmparatorluğu, ister istemez, yerli kültür harekatında da muayyen roller oynamaktan geri kalmamıştır. Çin kaynaklarına bakılırsa, Kişmir, Kandahar, Vahan, Soğd, Buhara ve hatta Kâşgar ve Hotan bunların tasarrufu altına geçmiştir. Buddizm dini aralarında revaç da bulmuştur.

Mamafih V. Yüzyılın altmışıncı yıllarına doğru Orhun vadisinde kurulan büyük Türk devleti, E1talit devletinin son saatını çalmış ve hakimiyetine son vermiştir.

Bununla beraber bir çokları hala yanlış olarak Eftalitleri bu Akhunlardan saymaya çalışmaktadır. Halbuki, bu hata daha geçen yüzyılda düzeltilmiştir. Süryani kaynaklarına bakılırsa, vaktile Akhunlar Kafkasya’ya da inmişlerdir. Şimali-Şarki Kafkasya’yı istila eden Hun boyları ise, kendi öz adlarile beraber ayrıca bir de Sabir adını almışlardır.

(Prof. Ahmet Caferoğlu Türk Dili Tarihi I-II 1984 (Hun Birliğine Giren Bazı Türk Boyları) Sayfa: 79)

Avatar

Leave a reply