HORASAN

HORASAN, hur “güneş” ile aşan “doğan” kelimelerinden mürekkep olup, doğan güneş memleketi manasına gelmektedir (P. Horn, Grundriss der iranichen Etymologie, nr. 23; Grundriss der iranischen Philologie, I/II, 176; Vis u Ramin, s. 119; krş. Yakut, Mu’cam, bk. mad. Horbaran; “arp” kelimesine mukabil kullanılır). İran’ın doğusundaki bu geniş arazi, Amu-Derya (Ceyhun)’nın cenubundaki ve Hindu-Kuş (Paropamisus)’un şimalindeki memleketler ihtiva ettiği gibi, siyası bakımdan Maveraünnehr (Transoxania) ile Sicistan (Sacastene)’ıda hudutları içine almıştır. Sasanıler devrinde dördüncü iklimde gösterilen Harasan Eranşahr’ın bir parçası idi; azospan uncanını taşıyan bir ispahbez ile, her biri memleketin bir rub’unda icray-i hükumet eden dört marzpan tarafından idare edilirdi; bu dört bölge şunlar idi: I. Marv-Şahacan; 2. Balh ve Toharistan; 3. Herat, Buşane, Badgis Sicistan; 4. Maveraünnehr (İbn Hurdazbeh, s. 18). Bu eyaletin 37.000.000 dirhem tutarında varidatı var idi. Arap coğrafyacılarına göre, bu memleketin hudutları, şarkta-Sicistan ve Hindistan (Vahhan değil), garta-Guz’lar sahrası ve Cürcan; şimalde-Maveraünnehr ve cenupta (cenub-i garbıde)-Fars sahrası ve Kumis (Irak-ı Acem) idi. Mühim şehnirleri: Nişapur, Marv-Sahacan, Herat, Balh; diğer şehirleri, Tus, Nasa, Abivard, Sarahs, Asfizar, Badgis, Cürcan, Bamiyan, Garcistan ile Toharistan da hudutları içine giriyordu. Bugün aynı adı taşıyan vilayet, eski Horasan’ın yarısından az bir sahayı işgal eder; memleketin Sarahs’tan başlayarak, şimale çıkan, sonra cenuba inen ve yarı yolda Maşhad ile Herat’tan geçen bir hattın şarkında kalan kısmı tamamiyle Efganistan’a aittir. Marv ile Amu Derya arasındaki bölge rus arazisidir. Maşhad, mesahası iyice küçülmüş olan bu vilayetin idare merkezi olarak kalmıştır. Horasan’ı cenupta sınırlandıran dağlar silsilesinin, 3.300 ile 3.900 m. arasında, yüksek noktaları vardır. Bu memlekette su kıttır; burası devamlı olarak akmayan dereler ve bu akar-suların yer-altı mecraları boyunca sıralanmış kuyular ile sulanmakta olup, yer-yer meydana gelmiş, bir vahalar bölgesi manzarası gösterir. Nüfusu az ve ırk itibarı ile karışıktır.

Müslüman fütuhatı sırasında, Herat, Badgis ve Buşeng, Balazuri (s. 405, I, 12)’nin ‘azim diye adlandırdığı bir amirin idaresine verilmişti; bilhassa Herat, eftalit hunların (Haytal, balazuri, s. 403; Tabari, Tarih, I, 2885) oturdukları yer idi. Öyle ki şimalde, son Fars arazisinin hududunda, Bazam adında bir marzban’ın idaresi altında bulunan Marv al-Ruz şehri bulunuyordu. 31 (651/652) yılında, Fars ve Huzistan’dan kalkan ve ‘Abd Allah b. ‘Amir b. Kurayz’in ümerasından, al-Ahnaf lekablı Zahhak b. Kays’in kumandasında bir ordu Fahla (Partların yurdu olan Pahlav) arazisi üzerinden Horasan’ı istila ve Toharistan’ı zaptetti; Balh ahalisi ile bir teslim anlaşmasına vardı (krş. Sebeos, s. 137). İbn Kutayba’den gelen rivayete göre (Mukaddasi, s. 293), bu eyalet halkı sür’atle ihtida etti; bununla beraber, dik başlı ve isyankar ruhlu olan horasanlılar, merkezı idareye karşı, sık-sık, ayalanmışlardır. ‘Ali ile Mu’aviya arasındaki iç harp sırasında, araplar Nişapur’dan kovuldular (Tabari, I, 3249, 3350; Balazuri, s. 408) ve çinliler Toharistan valiliğine bir türk getirdiler; ‘Ali, Nişapur ahalisine boyun eğdirmek için, 37 (657) yılında, Hulayd b. Ka’s’i gönderdi (Dinavari, s. 163).

Mu’aviya, hilafetin mutlak sahibi olur-olmaz, ‘Abd Allah b. Amir b. Kurayz’i Basra valiliğine getirdi ve onu Horasan’ı yeniden fethe me’mur etti; 42 (662)’de ‘Abd Allah da, kaymakan sıfatı ile, bu vazifeyi Kays b. al-Hayşam’e tahmil eyledi; fakat 43 (663)’te, daha halife ‘Osman zamanında Sicistan’da valilik yapmış olan ‘Abd al-Rahman b. Samura’yi Balh ile Kabil’i istirdada me’mur etti. Bu şehirlerden birincisi 51 (671)’de al-Rabi’ b. Ziyad tarafından, ikinci bir defa daha, istirdat edilmiştir; 90 (708) yılında Badgis tarhanı Nayzak ayaklandı, Toharistan yabgu (cabgu)’sunu esir etti; fakat ertesi sene, Kutayba b. Muslim’e mağlup oldu, esir edildi ve öldürüldü.

Abu Muslim ve Abbası poropagandası, tarafdar kazanıp, Emevı hilafetini ortadan kaldıracak kuvvetlerini toplamak imkanını Horasan’da bulmuştur. Bu hadiseler üzerine uydurulduğu aşikar olan bir hadıse göre, guya Peygamber: -“Horasan tarafında kara bayraklar gördüğünüz zaman, onları karşılamağa gidin; zira onların arasında Mahdi bulunacaktır”.- demiş (Muhtahhar b. Tahir al-Makdisi, Livre de la creation, nşr. Huart, II, 156). Bu sözlerde ayaklanmayı önceden haber veren bir işaret görmek istenmiş olacak; fakat, daha bu müellifin zamanında mezkur hadıs, Abu Muslim’in isyanı ile izah ediliyordu (ayn. esr., II, 157). İsyan etmiş olan araplar arasındaki iç savaşlar uzun zaman kargaşalığı devam ettirmişti; yemenlileri temsil eden Azd’ler ile Muzar soyunadn Tamim’ler ve ‘Abd al-Kays’ler, hakimiyeti paylaşamıyorlardı: birinciler, uzum zaman iktidarda kalan al-Muhallab hanedanı ile zaferi elde eder gibi olmuşlardı. Naşr b. Sayyar, Şam’daki halifeye Abbası hareketini haber vemiş ise de, takviye kuvvetleri elde edememişti; Abu Muslim şi’ıleri etrafına toplayarak, karargahını Marv yakınlarına kurduktan sonra, bu şehrin sokaklarında, Naşr ile İbn al-Karmani arasında cereyan eden, savaşa karışıp kolaylıkla başarı elde etti ve Naşr’ı firara mecbur etti (130=748); çok geçmeden, bütün memleketin fethi tamamlandı.

Horasan fi’lı istiklalini 205 (830)’te halife al Ma’mun tarafından şark eyaletlerinin valisi tayin olunan Tahir b. al-Husayn’in kurduğu Tahiriler sülalesi idaresinde elde etmiştir; Amr b. al-Lays al-Şaffar bu memleketi, 283 (896)’’te, hakimiyeti altandı bulunan Sicistan topraklarına ekledi; Horasan, az sonra 287 (900)’de İsma’il al-Samani tarafından Maveraünnehr’e ilhak edildi. 384 (994)’te gazneli sultun Mahmud b. Sebük-tigin tarafından işgal olundu. Selçukı Tuğrul Bey 429 (1037)’da Nişapur’u zaptetti, fakat şehir halkı 430 (1038)’da ayaklandılar; o sırada Sultan mas’ud Horasan’ı tekrar fethetti ise de, uzun zaman sahibi kalamadı, zıra ertesi yıl Tuğrul Bey, gazneli hukümdarı kat’ı bir mağlubiyete uğrattı. 552 (1157)’de, Sultan Sancar’in ölümünde, Guzz’lar akınlarını tekrarladılar ve memlekit yeniden tahrip ettiler; Horasan’ın bir kısmı, bu sırada, Sancar [b. bk.]’in kölesi Aybeh al-Mu’ayyad’in hakimiyetini tanıdı. Bütün bu kargaşalık ve inzibatsızlıklar Hvarizmşahlar ile Gurilerin hareketlerini kolaylaştırdı; en sonunda memleket birincilerin hakimiyeti altında girdi. Cengiz Han’ın fütuhatı 617 (1220)’de Horasan’ı istiklalinden tamamiyle mmahrum bıraktı.

736 (1320)’da moğul hanı Abu Sa’id’in ölümü üzerine, memleket, Kertler ve serbedar [b.bk.]’lar sülaleleri ile, Timur’un harekete geçmesi tarihine (738=1381) kadar yeniden canlanır gibi oldu; Horasan, Timur’un oğlu Şahruh zamanında, imparatorluğun merkezi haline geldi. Özbek Şaybak Han, Şah İsma’il I. ile paylaşmak için savaştıkları bu eyaleti, 913 (1507)’te, fethetti. Horasan, Nadir Şah’ın ölümünden sonra, Ahmed Şah Abdali tarafından 1160 (1747)’ta, Nişapur ile Maşhad haric olmak üzere, Efganistan’a ilhak edildi. 1249 (1833)’da Kamran, rusların desteklediği Feth-‘Ali Şah oğlu ‘Abbas Mirza’ya karşı Herat’ı müdafaa etti ve o sırada, Efganistan’ın başlıca şehirlerini işgal etmiş bulunan ingilizler ile bir muahede akdetti; Pottinger tarafından imza olunan bu anlaşma ile Kamran, Şah Şuca’ı metbu olarak tanıyordu. O tarihten beri Horasan iki parçaya bölünmüş halde kalmıştır ki, bu parçaların hududu, Sarahs yanında Heri-rud’dan başlar; İran vilayeti Sicistan’ın şarkında Hamun gölüne hadar şimalden cenuba iner.

İ.A. Horasan Maddesi, Cl. Huart, Cilt: 5 Kısım: I

Avatar

Leave a reply