Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı

Gören düşmanların tebdili şaştı

Kelle koltuğunda üç gün savaştı

Yiğitlere serdar oldu Genç Osman

Yıl 1630. Haziran 15 inci günü 4 üncü Murat tarafından, Bağdat’ın fethiyle görevlendirilen Veziriazam Hüsrev Paşa, Mihriban kalesi önünde İran ordusunu dört taraftan çevirmişti Öğleye doğrua amansız bir cenk başladı. İran ordusu sayıca üstündü ama Türk askerlerinin önünde pek dayanabilecek benzemiyordu.

Büyük ve kahraman bir asker olan Hüsrev Paşa en ön saflarda savaşa katılmıştı. Atının üstünde aslan gibi kükrüyor, kasırga gibi kılıç sallıyordu.

-Vurun yiğitlerim, vurun serdarlarım, zafer bizimdir.

Hüsrev Paşa, bu coşkunluk içinde etrafının İranlı askerlerle sarılmaya başladığını farketmiyordu. İran subaylarından biri, Veziriâzamı yok etmeyi aklına koyup, bir bölük askerle paşaya hücuma geçmisti.

O sırada cenk meydanının korkunç uğultusu arasında ince bir ses yükseldi.

-Savulun kâfirler, yüce serdarımızı çevirip, pusu kurarsınz ha?

Oynak beyaz bir atın üstünde ince yapılı bir Türk yiğidi fırtına gibi İranlıların arasına daldı. Etrafındaki düşmanın kellesini bir anda biçerek, Hüsrev Paşa’nın yanına vardı. Birden Paşa da durumu anlamıştı. Şahlanan atını arkasından sarmaya çalışan İranlıların üstüne sürdü. Beyaz atlı yiğit, ince sesiyle nâralar atarak yanıbaşında kılıç sallıyor, kılıcı her inişinde bir düşmanın hakkından geliyordu. Hüsrev Paşa bir ara onun yüzünü gördü. Bıyıkları daha çıkmamış, çocuksu çizgilerden kurtulmamış, çok genç bir yüzdü bu. Vücudu ise belli ki vaktinden evvel gelişmişti. Kılıç tutan bileği ince, fakat çelik gibi kuvvetliydi.

Biraz sonra, Veziriâzaımı yok etmek isteyen İran subayı, askerleriyle beraber cansız yere serilmişti. Savaş bir saat kadar daha devam etti. Mihriban kalesi, Türklere teslim oldu.

İran ordusunu büyük bir bozguna uğratan Hüsrev Paşa kuvvetleri o akşam Hemedan’a girdi. Askerlere dinlenme verildi. Hüsrev Paşa, aralarında dolaşarak, yaralıların hatırını sordu, gazileri tebrik etti. Sonra otağına çekilerek, paşalarını ve beylerini çağırttı.

Veziriâzam Hüsrev Paşa, vakur, azimli ve cesur bir adamdı. Fakat hiddetlendiği zaman şiddetinin önüne geçilemezdi. Toplantıya gelenler onun yüzünün asık ve kaşlarının çatık olduğunu görünce ürkmüşlerdi, ne söyleyeceğini heyecanla beklediler. Paşa sert bir sesle ağır ağır konuşmaya başladı:

  • Bağdat seferimize çoluk çocuktan ziyade serhat boylarında, kan ve ateş içinde yetişmiş tecrübeli asker istedim. Bunun için «sakal ve bıyığına. tarak batmayan gençler dahil olmasınlar» diye emir vermiştim. Bu sabah kır atının üstünde bir çocuk yanımda savaştı. Sakalı, bıyığı taraklanacak kadar büyümemiş, hatta çıkmamış bile. Yaşı bu kadar küçük. Anlarım ki, emrime karşı gelinmiş, orduma çocuklar da katılmış.

Paşa sustuğu zaman derin bir sessizlik oldu. Kimse bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Onun, emirlerine karşı gelenleri nasıl cezalandırdığını bildikleri için konu şamıyorlardı. Nihayet Anadolu Beylerbeyi Zor Murtaza Paşa, söz dileyip konuştu:

-Emirlerinlze asla karşı gelinmedi. Orduda çoluk çocuk yoktur. Gördüğünüz kır atlı yiğit, Genç Osman olsa gerek. Onun yaşı küçüktür ama, cesareti, savaş bilgisi ünlü serdarlara denktir. Yanınızda savaşırken bunu ispat etti sanırım.

Hüsrev Paşa bir an sabahki olayı düşündü, küçük diye kızdığı yiğit belki de hayatını kurtarmıştı. Yüzündeki sertlik kayboldu:

-Ne olursa olsun, yaşı küçük olduğu için Genç Osman geri göreve alınsın.

Bu konu o akşam kapandı, Hüsrev Paşa, çocuk yiğidi bir daha sorup aramadı. Fakat 14 Temmuz 1630 günü, Çamhal’da, düşman ordusunun hezimete uğradığı savaşta Veziriâzam tekrar onu gördü. Kır atlı çocuk, cengin en kızgın anında ileri atılmış, Türk yiğitlerini coşturmuştu. Hüsrev Paşa, gene şaşırdı, hattâ emri dinlenmediği için kızdı.

Çamhal, savaşı da zaferle neticelendi. Veziriâzam o akşam gene beylerini, paşalarını topladı;

-Bu gün Genç Osman denilen çocuk en önde savaşır. Görürüm buyruğum hiçe sayılmış, çabuk bulup getirin onu… diye gürledi. Fakat Zor Murtaza Paşa yerinde doğruldu, kartal bakışlarını Hüsrev Paşa’nın gözlerine dikerek konuştu:

~ Emriniz üzerine geri gönderdik, «beni savaştan ali koyarsanız, tek başıma düşman ordusuna saldırırım,» diyerek direndi. Gördüğünüz gibi Çamhal’da bire yirmi savaştı, Yaşı ufaktır, diye hiddet buyurmanız bizi bir güçlü yiğitten ayırır Paşam…

Hüsrev Paşa, karar veremiyordu. Murtaza Paşa haklıydı; emri yerine getirilmediği için böyle bir şehbaza kıyılmazdı

-Hele bir yüzünü görelim, dedi, belki affımıza mazhar olur.

Paşalar, beyler rahat bir nefes aldılar. Zor Mustafa Paşa:

-Genç Osman benim erlerimin arasındadır, izin verirseniz gidip, huzurunuza getireyim, dedi.

Hüsrev Paşa’nın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, ama memnuniyetini belli etmek istemedi:

-Tez getir, görelim şu küçük uşağı…

Anadolu Beylerbeyi Zor Murtaza Paşa, dışarı çıktı. Bütün paşaların ve beylerin gözleri kapıya çevrilmişti. Merakla bekliyorlardı. Çok geçmeden Murtaza Paşa içeriye girdi. Arkasında 14 -15 yaşlarında görünen aslan yapılı Genç Osman geliyordu. Beraberce Veziriâzama yaklaştılar. Genç Osman yere diz vurup ulu serdarı selâmladı, sonra karşısında dimdik durdu. Çok güzel bir erkekti bu çocuk genç. Hüsrev Paşa onu uzun uzun süzdü, sonra yumuşak bir sesle konuştu:

-Kaç yaşındasın Osman?

-Ondördümü sürerim.

-Belli, çok küçüksün, daha sakalın, bıyığın bile terlememîş. Sakalına bıyığına tarak batmayanlamn orduya alınmamasını emretmiştîm. Sen bu emre karşı gelirmîşsin. Bunun cezasının idam olduğunu bilmez misin?

Genç Osman gururla başım kaldırdı, içinde şimşek gibi bakışlar çakan gözlerini Paşa’nın yüzünde dolaştırdı:

-Serhat boylarında at oynatmanın yaşı olmadığını bilirim paşam, dedi. Yiğitlik ve mertlik tarak batan bıyıkla. ölçülüyorsa, benim de bıyıklarıma tarak batar.

Sözlerini bitirir bitirmez elini göğsüne soktu, demir gibi sert dişli bir sakal tarağı çıkardı ve birden üst dudağına sapladı. Tarak, yumuşak ete, dişlerinin köküne kadar gömülmüştü. Genç Osman’ın ağzının kenarından sızan ince bir kan şeridi, göğsüne damlamaya başladı. Yiğit çocuk, olduğu yerde kıpırdamadan duruyor, Hüsrev Paşa’ ya gülümsiyerek bakıyordu Herkesin gözü dolmuştu. Sertliği kadar mertliğiyle de tanınan Hüsrev Paşa. kalktı, Osman’ın yanına geldi, şevkatle sırtını okşadı:

-Git yaranı tımar et Genç Osman, dedi, yarın sabah şafakla yola çıkacağız.

Genç Osman, hâlâ üst dudağına saplı duran tarağı çekip çıkardı, sonra veziriâzamın önünde saygıyla eğildi, paşalar Beyler, yaşlı gözlerle ona bakıyorlardı, hepsinin içine sevgi ve hayranlık dolmuştu.

Bu olaydan sonra Genç Osman Murtaza, Paşa’nın alemdarı oldu. Başarılı savaşlar vere vere ilerlediler. Türk ordusu 5 Ekim’i 6 Ekim’e bağlayan Cumartesi gecesi Bağdat kapılarına dayandı. Kuşatma günlerce bütün şiddetiyle devam etti. Topçu ateşiyle açılan gedikler şehitlerle doluyordu. Bağdat, yaralı bir kaplan gibi direniyordu.

8 Kasım akşamı askerlerin arasında, dolaşan haberciler, ertesi günü büyük hücuma geçileceğini müjdelediler. Ulu serdar veziriâzam Hüsrev Paşa, kale burçlarına, bayrak dikecek kahramanlara üstün rütbeler vaad ediyordu.

9 Kasım sabahı, sabah namazından sonra hücum başladı. Bağdat kalesinin en güçlü burçları önünde Zor Mustafa Paşa. kuvvetleri çarpışıyor, korkunç ve kanlı boğuşmalar bu cephede oluyordu. Ünlü ve zorlu bir kumandan olan Murtaza Paşa, yanında Genç Osman en önde döğüşüyordu. Murtaza Paşa, kuvvetleri kısa zamanda duvarlara vardılar. İlk sıralardaki yiğitler topların açtığı gediklerden yukarı tırmanmaya, başladılar. Paşa ile Genç Osman’ın yanında savaşan baş sancaktar, elinde sancakla fırladı, bir hamlede burca tırmandı. Fakat tam sancağı dikeceğî sırada vuruldu. Kahraman sancaktar yavaş yavaş çöküyordu, büyük gayret sarfetmesine rağmen. sancak elinden kurtulmak üzereydi.

Genç Osman birden atını hendeğe sürdü, uçarcasına kale bedenine atladı. Son nefesini veren sancaktarın elinden sancağı aldı, en üstteki duvara doğru tırmanmağa başladı. Kurşun yağmur gibi yağıyordu. Genç Osman hiç aldırmadan ilerliyordu. Nihayet istediği yere vardı sancağı dikti, Bağdat surlarının üstünde dalgalanan sancağı, kalenin önünde savaşan bütün asker görmüştü. Sevinç içinde yepyeni, bir güçle saldırmaya başladılar. Fakat vücuduyla sancağa siper olan Genç Osman vurulmuştu. Başında, göğsünde, sırtında kurşun yaraları vardı, ama bütün benliği, yıkılmamak için ölümle savaşıyordu. İnsan üstü bir güçle ayakta duruyor, sancak direğini bırakmıyordu. Murtaza Paşa, Genç Osmanın vurulduğunu görünce çılgına döndü.

Vuruşu vuruşa kale bedenine vardı, bir hamlede Osman’ın yanına tırmandı, sancağı elinden aldı. Osman o anda yere çöktü. Genç Osman çoktan ölmüştü. Biraz sonra Anadolu Beylerbeyi Zor Murtaza Paşa da kalbinden vuruldu, Osman’ın yanına düştü. Artık Bağdat burçları, Türk yiğitlerinin eline geçmişti. Sancak uğrunda şehit düşenlerin başına dikildi, etrafına nöbetçiler kondu.

Bağdat burçlarında şehit düşen Genç Osman asırlarca kalplerde yaşadı. Hayatı destanlaştı, küçük yiğit bir halk kahramanı oldu. Onun hikâyesini Anadolunun çeşitli şehirlerinde değişik anlatırlar. Vezir kumandan, bey olduğu söylenir. Aslında Türk tarihinin eşsiz kahraman çocuklarından biridir Genç Osman.

Şair Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman için yazdığı şiir, onu edebiyatımıza da mal etti.

İptida Bağdat’a sefer olanda

Atla hendeği geçti Genç Osman

Vuruldu sancaktar, kaptı sancağı

İletti bedene dikti Genç Osman

Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı

Gören düşmanların tebdili şaştı

Kelle koltuğunda üç gün savaştı

Yiğitlere serdar oldu Genç Osman

Sultan Murat eydür gelsin göreyim

Nice kahramandır ben de bileyim Vezirlik isterse üç tuğ vereyim

Kılıcından al kan saçtı Genç Osman

Kul Mustafa karakolda gezerken

Gülle kurşun yağmur gibi yağarken

Yıkılası Bağdat seni döğerken

Şehirlere serdar oldu Genç Osman.

TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, NURAN ŞENER, MİLLİYET KÜLTÜR KLÜBÜ, EKİM – 1966, 54-60

Avatar

Leave a reply