Eski Önasya Medeniyetlerinde

“Halk Meclisleri”

Prof. Dr. Füruzan Kınal

Bugün mevcut devlet idaresi şekilleri arasında en mükemmeli sayılan “Democratie” nin kelime manası, grekçe “idaresi” demektir. Eski Yunan şehir devletlerinin Polis bu uusl ile idare olundukları malumdur. Mesela Atina şehir devletinde Areopgae denilen bir asiller meclis vardır. Yaşlı ve tecrübeli aristokratların teşkil ettiği bu meclisin vazifesi istişari mahiyette idi. Bu meclisin yanında, reşit olan hür erkeklerin iştirak ettiği bir “Ekklesia” meclisi daha vardı ki, halkın hükümranlık hakkı burada tecilli ederdi. Savaş ve barış gibi, bütün şehir halkını ilgilendiren meselelerde. “Gerusia” denilen İhtiyarlar meclisinin karar veremediği büyük davlarda toplanır ve o meselenin leh ve aleyhinde olanlar konuşarak umumi efkâri ikna etmeğe çalışırlardı. Bunlardan başka Arkhont’lar denilen dokuz kişilik bir heyet de devletin icra organını teşkil ederdi. Böylece eski Yunan şehirlerinde halk mümkün olduğu kadar kendi kendini idareye halk idaresi anlamına “Democratia” deniliyordu.

Yunan şehir devletlerinin bugün bile ideal devlet idaresi olan bu sistemi kurmalarında acaba daha eski medeniyetlerin tesiri oluşmuşdur? Başka bir deyimle, yunan öncesi Eski Şark medeniyetlerinde de iktidarın halk tarafından kontrolünü temin eden halk meclisleri var mı idi?

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 635)

Bilindiği üzere, Eski yunan siteleri ana vatan olan kıta Yunanistan’dan başka batı Anadolu sahillerindeki Eolia ve İonia’da, bundan başka Kara ve Akdeniz’in en uygun limanlarında birçok koloni şehirleri kurmuşlardı. Bu koloni şehirlerinin o memleketin eski kültürü ile temasa geldiği ve eski Şark kültürünün birçok unsurlarının bu yolla ana vatana nakledildiği bugün artık aydınlanmış bulunmaktadır. Mesela kuzey Suriye’deki Süveydiye limanının 12 km. güneyindeki Ras-Şamra (Eski adı Ugarit) kazılarında bulunan alfabetik çivi yazılı edebi vesikalara, yunanlıların meşhur Chronos mitolojisinin menşeinin doğu olduğunu ortaya koymuştur. Bunun gibi eski Grek devlet idare sisteminde de acaba böyle bir doğu tesiri var mıdır

İşte bu etüdümüzde Yunan kolonizasyonundan önceki devirlerden geriye doğru gitmek suretiyle, muhtelif devirlerde Anadolu ve Mezapotomya medeniyetlerindeki devlet idare sistemlerini tetkik edecek ve vesikalarda bir halk kontrolünü temin eden meclis müessesinin mevcut olup olmadığını araştıracağız.

Yunan kolonizasyonuna tekaddüm eden devirlerde batı Anadolu’ya Phryg ve Lydia devletleri, doğu Anadolu’ya ise zaman zaman değişmek kaydı ile, Asur ve Urartu devletleri hakim bulunuyordu. Bunlardan Phryg ve Lydia devletleri hakkındaki bilgilerimiz, klasik eserlerin verdiği pek mahdut ve emniyetsiz malumat ile bazı arkeolojik vesikalardan ibarettir. Bu vesikalarda Phryga ve Lydia kırallarından bahsedilmekle beraber, meclise ait herhangi bir kayda rastlanmamaktadır.

Doğu bölgesine hakim olan Asur ve Urartu devletlerine gelince; M.Ö. VI. –IX. yüzyıllar arasında en parlak çağlarını yaşayan bu devletler, Eski Şark memleketleri çini karakteristik bir idare sistemi olan ve “Teokratik monarşi” denilen mutlak hükümdarlıklarla idare olunmakta idiler. Bilhassa Şarkın romalıları denilen İmparatorluk devri Asurluları, veraset usulü ile tahta gelen ve her sözü kanun olan kırallar vasıtası ile idare olunmakta idiler. Bu durum Asur İmparatorluğu’nun muhtelif başkentlerinde meydana çıkarılan arşivlerin çeşitli vesikaları ile ispat edilmiştir.

Bu devreye tekaddüm eden ve M.Ö. IX-XII. asırlar rastlayan Geç Hitit devri Anadolusunda da birçok şehir devletleri vardı. Bunlar bilhassa orta ve güney-doğu Anadolu bölgesinde muhtelif konfederasyonlar halinde, yani dahili işlerinde muhtar, dış işlerde tabi devlete bağlı olarak yaşıyorlar, müşterek menfaatler veya tehlikeler karşısında aralarında birleşiyorlardı. Bu şehir devletlerine verilen “Geç Hitit” isminin de gösterdiği gibi, bu küçük şehir devletlerinden her biri, kendisini Büyük Hitit Devletinin varisi saymakta idi. Geç Hitit şehir devletlerine ait abidelerin çoğu büyük taş bloklar üzerine hitit hieroglif yazısı ile yazılmıştır. Ancak kısmen okunmağa muvaffak olunmuş bu abideler, bize bu nehir devletlerinin de monarşik bir idare sisteminin hakim olduğunu gösterirler. Zira bu abidelerin çoğu şehrin kıralı adına dikilmiş, onun veya babasının icraatını öven anıtlardır. Geç hitit şehir devletleri arasında tarihini en iyi bildiğimiz Kargameş ve Malatya kıral sülalesi seçereleri buna şüphe bırakmamaktadır. Bu devre ait vesikalar içinde şehir devletlerinde birer meclis bulunup bulunmadığına dair herhangi bir kayıt yoktur.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 636)

Geç Hitit şehir devletleri, malum olduğu üzere, Büyük Hitit Devletinin M.Ö. XII. yüzyılda vukubulan Ege göçleri ile yıkılmasından sonra kurulmuş idiler. Büyük Hitit Devleti zamanında (M.Ö. 1200-1400) her şehrin bir “İhtiyarlar Meclisi” olduğunu biliyoruz. Mesela bir vesikada (KUB XX 52) bir bayram dolayısıyla muhtelif şehirlerin “İhtiyarlar heyet’lerinin fırtına tanrısana getirdiği hediyeler sayılmaktadır. Hitit kırallarından II. Marsilis de annallerinde (Kbo V 8 IV 10): “Tamnia şehrine gittiğim zaman, İhtiyarları beni karşılamağa geldiler” demektedir. Aynı annallerde Hitit kıralından af dilemeğe kadınlarla birlikte ihtiyarların da geldiği bildirilir (Die Annalen des Mursilis, s. 70) Pappu masalında da Şudu’llu ihtiyarlardan bahsedilir (KUB XXXIV 8 ı, 17) madduvattas metninde “Pitaşşa şehrinin ihtiyarları” zikredilmektedir. Bundan başka Madduvattas, hitit kıralına karşı isyan etmek için Dalava şehrini kandırdığı zaman, Dalava şehrinin İhtiyarları onunla birlikte yürümeğe karar vermişlerdi. Aynı suretle Şeha nehri (büyük Menderes) memleketi muahedesinden öğrendiğimize göre, Manapa, Dattas, hitit kıralına yenilince, kusurunu bağışlaması için, ricacı bir heyet halinde “kadınları ve ihtiyarları” yollamıştı.

Böylece gerek Büyük Hitit Devletinin kendisine ait şehirlerde, gerekse ona tabi olan küçük şehir devletlerinden birer “ihtiyarlar meclisi” müessesesinin varlığına şüphe yoktur. Esasen bunu hititlerin “Eğer bir adam” kanunları ile de biliyoruz. 71. Maddede şöyle denilmektedir:

“Bir örüzü, bir atı veya bir sığır her hangi bir kimse bulursa, onu kıral kapısına götürür, fakta onu kırda blursa, ihtiyarlara gösterir ve sonra ona bağlar, hayvanın sahibi onu bulursa onu geri alır ve bulanı hırsız olarak tutamaz. Fakat eğer İhtiyarlara göstermezse, o hırsızdır”.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 637)

Büyük Hitit devleti zamanındaki bu İhtiyarlar Meclisinin vazife ve salahiyetleri nelerdi. Bu kanan maddesine göre İhtiyarlar heyeti adli işlere bakmakta idi. Fakat kaç yaşından sonra hititli vatandaşlar bu meclise girebiliyorlardı.? Üyelik seçimle mi, yoksa kıral tarafından tevcih şeklinde mi elde ediliyordu? Bu soruları cevaplayacak hiçbir vesikaya sahip değiliz.

Fakat Büyük Hitit devletinin teokratik monarşi sistemiyle idare olunduğunu gösteren bir çok vesikalar vardır. Mesela kıral III. Hattusilis apologyasında:

“Ben tanrı tarafından sevkedilen bir insan olduğumdan ve tanrıların himayesinde yürüdüğümden, insanların olduğumdan ve tanrıların himayesinde yürüdüğümden, insanların yaptıkları hatalara hiçbir zaman düşmedim”demektir.

Başka bir vesika (İboT I 30) ise, “memleket Fırtına tanrısına aittir. Gök, yer ve insanlar Fırtına tanrısına aittir. O Labarna’yı (kıralı) kendi vekili yaptı ve ona bütün Hatti memleketini verdi. Labarna, bütün memleketi onun adına idare eder” şeklindeki açık ifadeler, hitit devlet idaresinin teokratik monarşi olduğuna şüphe bırakmamaktadır. Gerçekten hitit kıralları baş tanrı Teşüb’un gözdesi idiler, bütün başarıları bu kuvvetten iler geliyordu. Teokratik monarşilerde adet olduğu üzere, kırallığın babadan en büyük oğula geçmesi de Eski Delvte kırallarından Telipinus’un fermanı ile kanunlaştırılmıştı. Fermanda;

“Kıral tanrı olunca (ölünce), en büyük oğul kıral olsun, oğlu yoksa, ikinci derecede bir kadından doğan oğlu kıral olsun, o da yoksa, kızan bir koca bulunsun, o kıral olsun!” denilmektedir.

Büyük Hitit devletinin yaşadığı iki asrın (M.Ö. 1200-14000) tarihini Boğazköy (Hattusas) da bulunan devlet arşivinin vesikaları ile gayet iyi bildiğimiz halde, bu vesikalar arasında Hitit Devletinde kırallık müessesesinin yanında bir de temsilciler meclisinin bulunduğunu gösteren hiçbir kayda rastlamıyoruz. Şu halde Anadolu’ya Yeni Hitit devletinin hakim olduğu M. ö. 12-14 asırlarda Hitit devleti teokratik monarşi şeklinde idare olunmakla beraber, her şehirde birer İhtiyarlar heyeti vardı, Fakat kıralın salahiyetlerini denetleyen bir asiller meclisi veya bir halk meclisi yoktu.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 638)

Halbuki Hattusas arşivinin Eski Hitit devleti Zamanın (M.Ö. 1400-1800) ait sayıca mahdut vesikalarında İhtiyarlar meclisinden başka, iki meclisin daha varlığını müşahede etmekteyiz. Eski Hitit kıral sülalesinin 3. Kıralı sayılan I. Hattusili’nin hititçe ve akkad’a olmak üzere iki dilde yazılmış olan vasiyetnamesinde “Şehrin ihtiyarları oğlumu kendi istifadesi için (bile) çağıramaz ve konuşamazlar. Hatti’nin ihtiyarları oğluma hitap edemezler!” demektedir. Ayın vasiyetnamenin ilk satırında ise: “Büyük Kıral Tabarna asiller meclisinin adamlarına DUGUD adamlarına şunu bildirir ki” tarzında bir hitap vardır. burada asiller meclisine hititce “Panguas” Akkadca nüshada ise ERİNMES nakbati, yani nakbati askerleri denilmektedir. Bu suretle Panguas denilen meclisin askerlik vazifesiyle mükellef asillerin meclisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu meclis hakkında Eski Hitit devleti kırallarından Telipinu’nun fermanından batı bilglier elde edilebilmektedir. Bu vesikada Telipinu, birkaç büyük saray memurunun kendisen nasıl suikast yaptığını anlattıktan sonra, “Pankus onları ölüme mahrum etti” demektedir. Böylece meclisinin yargılamak ve ölüm cezası vermek yetkilerine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Aynı vesikada Hitit kıralı, kıraliyet ailesi içinde cinayetlerin çoğalması üzerine “Hattusas’ta Pankus’u toplantıya çağırdım” demektedir. Böylece bu meclisin yargılamak ve ölüm cezası vermek yetkilerine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Aynı vesikada Hitit kıralı, kıraliyet ailesi içinde cinayetlerin çoğalması üzerine “Hattusas’ta Pankus’u toplantıya çağırdım” demektedir. buna göre Pankus meclisi daimi bir meclis değildi, kıralın lüzum gördüğü meselelerde, kıralın daveti üzerine idare merkezinde toplanıyorlardı. Nitekim Fermanını 30. Satırında: “benden sonra kim kıral olursa, erkek kardeşlerine, kız kardeşlerine fenalik ederse, ona karşı Pankus’u toplayınız!” denilmektedir. Bu suretle Pankus meclisinin kıralları bile yargılama yetkisinde olduğu ve bir nevi yüksek mahkeme niteliğinde de bulunduğu anlaşılmaktadır. Fermanın 31. Satırında bu mesel daha etraflı açıklanmakta ve: “Erkek kardeşleri, kız kardeşleri arasında fesat çıkarılan krala, kendi başı ile öder! Onu pankusa veriniz! Niyeti ispat edilirse, başı ile öder” fakat “Onu gizlice öldürmeyin!” demek sureti ile bütün Eskiçağ tarihinde eşi bulunmayan bir hukuk anlayışı örneği verilmektedir. Bu fikir aynı suretle 32. Satırda “Siz onu cezalandırmadan önce, Pankusu toplantıya çağırınız!” denilerek hukuka karşı duyulan bu saygı teyit edilmektedir.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 639)

Böylece Pankus meclisinin mevcudiyeti ile bir taraftan kıralın şahsi düşmanlarını öldürmesi önlendiği gibi diğer taraftan da ölüm cezalarını bir meclise verdirmek suretiyle kan gütme davalarına mani olunmaktadır. Pankus meclisinin üye sayısı ve üyeler için gerekli evsaf hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Metinlerde de Pankus adamı gibi bir sıfata raslamıyoruz.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 640)

Hattusili’nin vasiyetnamesinde hitap ettiği ikinci bir sosyal sınıf daha vardır ki, metnin hititcesinde LU MES DUGUD = DUGUD adamları denilen bu sınıf, hitit katipleri tarafından akkadcaya “kabtuti” diye tercüme edilmiştir. Bu kelimenin akkadca kabatu (ağır, saygı değer olmak) kelimesinden çıktığı kabul edilmektedir. Fakat bu DUGUD adamları tekil veya çoğul halinde Yeni Devlet zamanına ait çeşitli metinlerde çok geçmekte ve şimdiye kadar muhtelif bilginler tarafından muhtelif manalar verilmektedir. Bunlar ister sedat Alp’ın tercüme ettiği gibi “Komutanlar” olsunlar, ister muhtelif birlik veya bölgelerin seçkin temsilcileri olsunlar, muhakkak olan şudur ki, I. Hattusili zamanında DUGUD adamları sosyal bir sınıf teşkil ediyorlardı. Fakat bu sınıfın kendilerine mahsus bir meclisi olduğu hususunda hiçbir kayıt yoktur. Belki de Pankus meclisine DUGUD adamları da girmek salahiyetini haizdiler. Gerçi Eski Hitit devletinde “Tulias” denilen ikinci bir meclisin daha bulunduğu Hitit Kanununun 55. Maddesi ile bilmekteyiz:

“Eğer Hati memleketinin adamları ve Timar adamları Kıralın babasının huzuruna gelerek “Siz timar adamlarısınız” diyerek bize hiç kimse ücret vermiyor” diye rica ederlerse, o zaman kıralın babası meclisin (Tulias) huzuruna gelir ve (onlara) “Arkadaşlarınız nasıl yapıyorsa sizler de öyle yapın!” denilmektedir.

Burada timar sahiplerini yeni bir imtiyaz istemeleri karşısında, karılan bu meseleyi meclise getirmesi ve orada reddi mevzu bahistir. Bu maddenin demokrasi tarihi bakımından önemi aşikar olmakla beraber, Tulias denilen mu meclisin DUGUD adamlarından veya Kabtuti’lerden mürekkeb olduğuna dair hiçbir kayıt yoktur.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 640)

Bu suretle Eski Hitit devletinde biri asillerin teşkil ettiği pankus denilen bir senato ile Tulias denilen ikinci bir meclisin bulunduğunu görüyoruz. Şimdi. I. Hattusili’nin zamanından yarım asır önceye yani Kuşşara sülalesi zamanına bakalım.

Bu devreye ait elde yalnız Kuşşare kıralı Anitta’nın tableti vardır. Bu tek vesikada da meclise ait herhangi bir kayıt yoktur. Fakat Anitta’nın son verdiği “Asur ticaret kolonileri devrinin” bol vesikaları arasında bu hususta da bazı bilgiler vardır. Bilindiği üzere, M.Ö.l800-12000 yılları arasına rastlayan bu devrede orta-Anadolu’da bir çok şehir devletleri vardır, bunlar “rubaum” denilen mahalli prensler tarafından idare ediliyorlardı. Kayseri civarındaki Kültepe’de bu kolonilerden biri olan Kaniş şehrindeki Asur ticaret kolonisi (kaniş Karumu) kazılarında Asurlu tüccarların bütün iş mektupları, senet ve kontratları bulunduğu gibi, Kolonistlerin mahalleleri, evleri, dükkanları içinde günlük hayatta ilgili muhtelif eşya ve eserleri meydana çıkarılmıştır.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 641)

Bunlar arasında Kültepe’de ilk bulunan vesikalardan olup ilk defa Eiser-Lewy tarafından neşredilen iki tablet, koloni devrindeki meclisler hakkında verdiği bilgi bakımından önemlidir. Bunlardan TC 123 çok bozuk halledir, fakat kaniş Karumu ile ilgili meclis tüzüğünden bahsettiği anlaşılmaktadır. TC 112 (=EL290) ise Kaniş Karumu meclislerinden ve bu meclislerdeki usullerden şu şekilde bahsetmektedir;

“Onlar meselelerini …ona…

3) sonra Büyük Küçük

4) meclislerinde toplanacaklar ve katibe

5) söyliyecekler. Büyük Küçük (Meclisler) kâtip

6-7) hür Büyük Beylerin hepsi olmaksızın

8) bir tek kişi

9) kasa memuruna ve katibe emri veremez.

10) Büyüğü Küçüğü toplayamaz

11-12) Kanun: Katip hür Büyük Beyler olmaksızın toplarsa

13) 10 Şekel gümüş

14) katibi öder

15) Hazurun içinde herhangi biri

16) kasa memuruna yaklaşamaz

17) Karum evinde yerini değiştiremez.”

Bu metinde kısaca “Büyük ve Küçük” ler denilen toplulukların biri ihtiyarlara, diğeri genç, ihtiyar, Karum’un bütün erkeklerine mahsus iki muhtelif meclis olduğu kabul edilmektedir. Metin bize bu iki meclisin birlikte toplandığı zaman tatbik edilecek usullerde bildirmektedir. Bu tüzüğe göre, “Hür Büyüklerin çoğunluğu olmaksızın, üyelerden birinin arzusu üzerine katip Genel meclisi toplayamaz. Toplarsa 10 Şekel para cezası öderdi”. Üyelerden her hangi birinin kasa memuruna (Muhasibe) yaklaşması ve “Karum evi” denilen meclis içindeki yerini değiştirmesi de yasaktı. Bu metinde demokratik bir anlayışı ifade eden çoğunluk (Namedum) kelimesi şayanı dikkattir.

İkinci Tablet (TC 112) bozuk olmakla beraber, meclis usullerinden bahsettiği anlaşılabiliyor:

“Katip, hazır bulunan topluluğu üç kısma ayıracak ve onlar kararlarını verecekler. Gerek hazır bulunan topluluğa, gerekse hür Beylerin beşte birine….başkanı riyaset edecektir. Meclis adamları (mesular)…olmayacaktır. Onların bulundukları yerde katip onları (üçe) ayıracak, onlar meseleyi konuşacaklar, karara varamadıkları zaman, Küçük ve Büyük (Meclisi) toplayacaklar.”

Buradaki son cümleden, bu metinde alı geçen meclisin “Büyükler” yani İhtiyarlar meclisi olduğu anlaşılmaktadır, zira “onlar kara veremedikleri takdirde Genel Meclis toplanacaktır” denilmektedir. Katibin meclis mevcudunu üçe ayırmasiyle Lehte, aleyhte ve müstenkif olanlar diye bir tasnif, yani bir çeşit oylama mevzu bahis olduğu kabul edilmektedir.

Görülüyor ki, Anadolu’da Asur ticaret kolonileri zamanında Kaniş (Kültepe) Karumu iki meclis ile idare olunmakta idi. aynı idare sisteminin Anadolu’daki diğer şehirlerde bulunan karumlarda da cari oluğuna şüphe yoktur. Esasen EL 339’da Buruşhatum (Hitit vesikalarında Puruşhanda) şehir Karumu’nun “Küçük ve Büyük” meclislerinin bir dava hakkında hüküm verdiği bildirildiği gibi, EL 262’de de Vahşuşana Karumundaki büyük ve Küçük meclislerden, EL 269 numaralı vesikada ise Kaniş Karumu’nun Büyük ve Küçük’lerin verdiği bir karardan bahsedilmektedir.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 642)

Fakat Asur ticaret kolonilerindeki bu meclisler için siyasi iktidarın halk tarafından kontrolü mevzu bahis olamaz zira, anadolu’daki bu ticaret koloniler,i yerli prenslerin müsaadesi ile ve yalnız ticari maksatla kurulmuş birer teşekkül idiler. Yerli prenslerin idaresindeki şehir devletlerinde de aynı şekilde çifte meclis olup olmadığı hususu şimdilik açık kalmaktadır. Zira Anadolu’nun en eski yazılı vesikalarını teşkil eden Kültepe metinlerinde sadece birkaç şehir devletinin adı geçmekte, fakat bu kırallıklarda meclis bulunduğuna dair hiçbir kayda rastlanmamaktadır.

Asur ticaret kolonilerinde müşahede edilen bu iki meclisden”Büyükler” denilen meclisin “ihtiyarlardan müteşekkil bir Senato, “Küçükler” denilen meclisin de genç, ihtiyar bütün erkeklerin iştirak ettiği bir Genel meclis olduğu zannedilmektedir. Asur ticaret kolonilerindeki bu çifte meclisli sistem, Mezopotamya şehir devletlerindeki müesseselerden örnek almış olmalıdır. Çünki Asurlu tüccarlar herhalde kendi ana vatanları Asur şehrindeki örf ve adetlere göre Anadolu’da da yaşamakta idiler.

Gerçekten Mezopotamya’da I. Babil sülalesi zamanında da bu tarzda iki meclis bulunduğunu görüyoruz. Bu devre ait yeni bulunan Kiş mektuplarından birinde ismi okunamayan mektup sahibi Tutumişu’ya, mevzu bahis için görüşülmesi için şehri ve ihtiyarları toplamasını yazmaktadır. Bu devre ait başka bir hukuki vesikada Dilbat şehir meclisi’nin bir dava hakkında verdiği karar yazılıdır. Diğer bir mektupta is,e bir mahkeme dolayısıyla mektubu yazan dava sahibinin “Şehri topladığı” bildiriliyor. Başka bir vesikada ise “Hakim şehir topladı” denilmektedir.

Bu vesikalarda geçen “Şehir” kelimesiyle şehir meclisinin kasdedildiği kabul edilmektedir. Bu vesikalardan başka bizzat Hammurabi kanunlarında Ş 202’’e suçlunun mahkeme meclisi önünde kırbaçlanması mevzu bahistir. Bu vesikalardan anlaşıldığına göre, eski Babil’de de bir İhtiyarlar meclisi bir de Bütün erkelerinin iştirak ettiği bir Genel meclis veya bir halk Meclisi vardı. Bu devirde vatandaşlar arasındaki anlaşmazlıklara ihtiyarlar bakardı, fakta onların halledemediği vak’alarda bütün şehir toplayarak bir karara varıyorlardı.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 643)

Her iki meclisi de herhangi bir kimse toplantıya çağırabiliyordu. Şehir meclislerinde büyük ceza davalarına bakılıyordu, ancak bu meclis ölüm cezası vermek yetkisini haizdi. Babil’de ki bu şehir meclislerine kadınların iştirakini gösteren bir kayıt yoksa da göklerdeki tanrılar meclisine tanrıça İştar’ın girdiğini Gilgameş destanı ile bilmekteyiz.

Mezopotamya’da I. Babil sülalesinden önceki İsin-Larsa sülaleleri devrinde de aynı müesseselerin varlığını görüyoruz. Yeni bulunan ve hukuk tarihi bakımından son derecede önemli olan bir vesikada İsin Kıralı Ur-Ninurta’nın, kocasının öldürülmesinde suç ortağı olan, fakta mahkemede hakikati söylemekten imtina dene, “Susan Kadın” davası yüzünden nippur şehrinde “Vatandaşlar Meclisi”ni olağan üstü toplantıya çağırdığı ve bu davanını bütün safhalarının yazılarak ve bir nev’i “İctihad kararı” olarak muhafaza edilmesini emrettiği bildirilmektedir.

İsin-Larsa devrine tekaddüm eden III. Ur sülalesi zamanına gelince (M.Ö. 2150-1950) bu devrin gayet mebzul olan vesikaları arasında meclisle ilgili hiçbir kayda raslayamıyoruz. Çünkü III. Ur sülalesi kıralları, Akkad kıralları gibi kendilerini tanrı sayıyorlardı. Bu sülale kırallarından bilhassa Şulgi ve ŞU-SIN isimlerinin başına tanrı determanatifi koydukları gibi, şehrin zenginleri tarafından bu tanrı kırallara vakfedilmiş mabedlere ait inşaat kitabeleri de bu durum desteklemektedir. Diğer taraftan III. Ur sülalesi zamanında Mezopotamya’daki şehir devletlerinin siyasi bir birlik içinde bulundukları ve her şehrin başında bulunan Ensi’lerin idare merkezi Ur’a veya Nippur’a bağlı olarak idare olunduklarını birçok vesikalarda bilmekteyiz.

III. Ur sülalesinden evvel Mezopotamya’ya hakim olan Gutiler istilası ve Akkad İmparatorluğu zamanında bu hususta bir şey bilmiyoruz. Fakat Akkad devrinde ‘(M.Ö. 2150-2350) iki bucuk asır evvel ki Messilim çağında (M.Ö. 2500-2600) yaşadığı zannedilen Uruk şehrinin efsanevi kıralı Gilgames zamanında Uruk şehrinde bir “İhtiyarlar meclisi’nin yanında bir de “Asker doğmuşlar” meclisinin varlığını görüyoruz. Gerçekten Gilgames ebedi hayatı bulmak için yapacağı büyük yoluculuğa çıkmadan evvel, Uruk şehrinin ihtiyarlarına danıştığı ve onlardan oğüt aldığını görüyoruz.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 644)

Diğer taraftan Nippur’da bulunan ve Sumer kahramanlık devrine ait epik şiirlerden birinde şöyle bir hadise anlatılmaktadır: “Kiş şehir kıralı Agga, Uruk şehrinin gittikçe gelişmesinden ürkerek, Uruk şehrine yolladığı bir haberci vasıtasiyle Uruk’un Kişe tabi olmasını, aksi halde şehri zaptedeceğini” bildiriyor. Bu haber üzerinde Uruk kıralı Gilgames, derhal İhtiyarlar meclisini toplantıya çağırıyor. İhtiyarlar barışı korumak için Kiş kıralının arzusuna boyun eğmeğe karar veriyorlarsa da, bu fikri kabul etmek istemiyen Gilgames, meseleyi bir defa da “Asker doğmuşlar” meclisine getiriyor. Bu meclis Kiş şehri ile harbe karar veriyor ve “Casus belli” ilan ediliyor.

Demokrasi tarihi bakımından son derecede alaka çekici olan bu vesika, bize Mezopotamya’da tarih öncesi devirlerin küçük sitelerinde halk hizmetlerinin iki meclis ile idare edildiğini göstermektedir.

Bu vesikaya göre Uruk ihtiyarlar meclisinin vazifesi istişari mahiyette olduğu halde, “Asker doğmuşlar” meclisinin salahiyetleri teşrii olmalı idi. Bu ikinci meclis, isminden de anlaşılacağı üzere, herhalde yalnız erkek vatandaşların iştirake ettiği bir meclis idi ve bu gibi savaş ve barış meselelerinde, harb liderinin seçilmesinde veyahut Nippur şehrinin içtihad kararında olduğu gibi bütün efkârı umumiyi ilgilendiren büyük cinayet davalarında suçlu için hüküm veriyordu.

Böylece Yunan öncesi devirlerde anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerindeki şehir devletlerinde, toplumu ilgilendiren meseleler ya İhtiyarlar meclisinde veya “Halk meclisi” yahut “Genel Meclis”diyebileceğimiz bir mecliste görüşülüp, tartışılıyor ve yeryüzündeki örneğe göre tasavvur ettikleri Tanrılar meclisinde olduğu gibi, fikir ve kanaatlarını “Böyle olsun!” diye bildiriyorlardı.

Eski Şark medeniyetlerindeki bu meclisleri gerçi zamanımızın halk tarafından seçilerek gelen temsilcileri ile ölçemeyiz, zira bu çok eski devirlerde Şehir dediğimiz siyasi toplumlar, bugünün büyücek bir kasabası gibi idi. Yani bütün şehir halkının hemen bir meydanda toplanması kabil idi. Hatta Yunan Polis’leri için bile durum aynıdır. O halde eski anadolu ve Mezopotamya şehir devletlerinde varlığını gördüğümüz bu meclislere, demokratik idare tarzının nüvesi olarak bakılabilir mi?

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 645)

Bu fikri ilk defa Th. Jacobsen ortaya attı ve bu meclislerin mevcudiyeti ile siyasi iktidarı imkan nisbetinde muhtelif ellerde bulundurmak istediğine işaret etti. Daha sonra S.N. Karemer de Kaneş vesikalarını da nazarı itibare alarak bu fikre iltihak ettiğinin bildirdi. Fakat G. Evans bu görüşe itiraz etmekte ve antikitede Hellenistik devre kadar demokratik bir anlayışın varlığını reddetmektedir. A. Falkenstein ise bu hususta

“Par Contre je crois qu’il ne faut pas exagere I’importence de I’Assemblee des citoyens libres” demektedir.

Evans’a göre Mezopotamya sitelerinden birinin kuvvetlenerek diğerleri üzerinde hegemonya kurmağa, yani merkezileşmeğe başladığı zaman, bu sitelerin istiklalini ortadan kaldırmak zorunda idi. Böylece gerek Akkad İmparatorluğu’na tekaddüm eden devirlerde, gerekse III. Ur sülalesi zamanında Sümer devletleri bir otarşik devletler kümesi idiler. Bu görüşe Lambret de iltihak etmektedir.

Neticede tetkiklerimiz gösterdi ki, Eski Şark medeniyet tarihinde gerek Anadolu, gerek Mezopotamya’daki küçük şehir devletlerinde ihtiyarlar meclisinin halledemediği davalarda veya bütün bir şehir halkını ilgilendiren meselelerde halk bir arada toplanıyor ve kendi meselesi hakkında kendisi karara varıyordu. Gerçi bu halkın kendi kendini idare etmesi demekti, fakat eski şehir devletleri bunu demokratik bir anlayışla yapmıyorlardı. Bu küçük şehir devletlerinde gördüğümüz bu hareket modern tarih görüş ile demokratik olarak tefsir edilmektedir. Fakat hakikatte küçük şehir devletlerinde ilk zamanlarda edilmektedir. Fakat hakikatte küçük şehir devletlerinde ilk zamanda kolaylıkla kabil olan toplanma, zaman ilerledikçe güçleşmiş ve tarihi devirlere doğru yakınlaştıkça, bir taraftan şehirlerin büyümesi, diğer taraftan teokratik monarşilerin kurulması ile evvelce halk meclislerinde bulunan siyasi iktidar kırallık müessesenin tekeli altına girmiştir.

Bu neticeyi Yunan Polis’lerinin demokrasisi ile karşılaştırdığımızda, buradaki idare sisteminin tamamen siyasi iktidarının halk tarafından paylaşılması veya en az halk tarafından kontrolü gayesine dayandığını görürüz. Çünki esasını eşitlik mefhumundan alan bu fikri Platon’un “devlet”i ile tevsik edebildiğimiz gibi, halkta siyasi şuurun ilk tecellisini de Yunan tarihinin klasik çağına borçluyuz. Yani eski Yunan demokrasisini, Mezopotamya’nın tarih öncesi şehir devletlerinde doğmuş ve II. Binyıl Anadolu’sunda gelişmiş iki meclisli bir idare tarzının tabii bir tekamülü neticesi olarak kabul edemeyiz. Zira merkeziyetçi teokratik monarşilerin kurulması ile demoktaritk müesseselerin başında gelen halk meclislerinin ortadan kalktığını görüyoruz. Bu müessesenin ortadan kalkmasından asırlarca sonra ise Yunan polislerini bir halk idaresi mefhumuna erişmiş olarak görmekteyiz.

(Prof. Dr. Füruzan Kınal –Eski Önasya Medeniyetlerinde “Halk Meclisleri” Belleten Ekim 1962 Cilt: XXVI Sayı: 104 Sayfa: 647)

Avatar

Leave a reply