Di̇lsi̇z ve Adsız

0
291

Kanije uğruna dilin vermiş,

Bir de canını verse kime ne

Adsız, barut mahzenine ateş saçar,

Kule yıkılınca Türk’ün Kanije

Kanije ufuklarında şafak söküyordu. 1600 yılının 21 Eylül günü başlamak üzereydi Gece, duvarların onarımında çalışan Türk esirlerini, nöbetçiler zindana götürdüler. Bu günlerden beri böyle devam ediyordu. Kanije kalesinde son akınlarda esir edilmiş 60 Türk vardı. Damat İbrahim Paşa kaleyi kuşattığından beri, gündüzleri top atışiyle açılan gedikleri, geceleri Türk esirlere tamir ettiriyorlardı. Esirler yosunlu, kalın duvarlarla çevrili zindana girdiler, arkalarından ağır demir kapı kapandı. Hepsi bitkin ve perişandı. Türk toplarının açtığı gedikleri elleriyle kapamak zorunda kalmak onlar için dayanılmaz bir işkenceydi. Yaşlı bir Türk:

-Kâfirin elinde oyuncak olduk, dedi. Yaşamaktan utanıyorum. Yiğitlerimizin zaferini biz geciktiriyoruz. Canları pahasına açtıkları gedikleri, her gece biz tıkıyoruz.

Hepsinin gözleri yaşarmıştı. İçleri yanıyor ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Ölüme gönüllüydüler fakat, kâfirler, onları öldürmeyip işkence yapıyorlardı. İçlerinde 13 yaşında bir de çocuk vardı. Bu kahraman Türk çocuğu, bir akında ağasının yanında savaşırken tuzağa düşürülür esir edilmişti. Türkler hakkında bilgi alabilmek için çocuğa işkence yaptılar, konuşturamaymca da. dilini kopardılar. Esirler ona «ADSIZ» adını takmışlardı. Konuşamadığı için adını öğrenememişlerdi. Adsız, hiç kimseye sokulmaz, bir köşede kendi kendine otururdu. Gözlerini sıkı şıkı yumar, başkalarıyla gözgöze gelmek bile istemezdi. O sabah da konuşulanları duymuyormuş gibi, hareketsiz oturuyordu. Yaşlı Türk, onu işaret ederek:

-Şu çocuğun haline bakın dedi, konuşturmak için neler etmişler, onun öcünü almayı bile beceremiyoruz.

Adsız başını çevirdi, yaşlı Türk’e baktı, birden yerinden kalktı. İlk defa bir şeyler söylemek istiyordu. Gırtlağmdan acaip sesler çıktı, yüzü kızardı, yumruklarını göğsüne vurdu, sonra eliyle zindanın kapısıni göstererek yumruklarını havada salladı. Türklerden biri :

-İntikamımı alacağım” demek istiyor, dedi.

Adsızın gözlerinde kin dolu ışıklar parlıyordu. Yavaş yavaş zindanın gerisine doğru yürüdü, duvarın dibine çöktü. Hıçkırıklarının duyulmaması için yüzünü avuçlarına gömdü.

. Türkler başlarını önlerine eğdiler ve o gün akşama kadar hiç konuşmadılar. Türk toplarının uğultusunu dinlediler. Macaristan’da Balaton gölünden çıkan Berk ırmağının ortasında bir adacık üstünde bulunan Kanije kalesi çetin kuşatmaya dayanıyordu. Etrafını çeviren bataklığın tek geçidi olduğu için Damat İbrahim Paşa, kaleyi toplarla yıpratmadan hücuma geçmek istemiyordu.

Top ateşi üç gün daha devam etti. 24 Eylül akşamına doğru büyük kulede 2 gedik açıldı. Hava karardığı için Sadrâzam ve Serdar Damat İbrahim Paşa hücumu sabaha bıraktı.

O gece Türk esirlerini her zamankinden erken zindandan çıkardılar, Büyük kulenin gedikleri tamir edilecekti. Bu kulenin altında kalenin barut mahzeni vardı. Esir kafilesi karanlık koridorlardan geçerek barut mahzeninin önüne geldi. Burada kulenin merdivenleri başlıyordu. Dar basamaklardan tek sıra halinde çıkmaya başladılar, arkada küçük Adsız ilerliyordu. Adsız bir ara durdu, hafifce başını çevirdi, barut mahzeninin kapısında duran nöbetçiye baktı.. Sonra hızla basamaklan çıkıp arkadaşlarına yetişti. Esirleri sabaha kadar hiç durmadan çalıştlar. Türk toplarının yıktığı duvar onarıldı. Günün ışıkları belirirken, nöbetçiler dönüş işaretini verdiler. Türk esirler, yorgun ve üzgün, ağır ağır ilerlediler, tek sıra halinde kulenin merdiveninden inmeye başladılar. Adsız, gene en arkada geliyordu. Merdivenlerin yarısına geldiği vakit Adsız’ın gözleri barut mahzeninin kapısına takıldı, çocuk bir an duraladı. Mahzenin, kapısı açıktı. Nöbetçi duvara takılı meş’alenin altında durmuş tütün sarıyordu. Birazdan barut fıçılarını duvarların üstüne taşımaya başlıyacaklardı, Adsız bir iki basamak daha indi. Dilsiz çocuğun yüzü hafifçe kızarmıştı, gözlerinde garip bakışlar belirmişti, göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Nihayet son basamağa ayağını attı, tekrar duraladı. Türkler koridorun sonuna doğru uzaklaşmışlardı, neredeyse esirlerin nöbetçisi onun geride kaldığını farkedecekti. Fakat Adsız kararını vermişti. Barut mahzeninin nöbetçisi tam önündeydi. Adsız birden fırladı, duvardaki meş’aleyi kaptı ve nöbetçinin sırtına atıldı. Nöbetçi kesik bir çığlık kopardı, dengesini kaybederek mahzenin kapısından içeri yuvarlandı. Adsız da onunla beraber düşmüştü. Ama hantal vücutlu iri yarı nöbetçiden evvel doğruldu, kalktı, bir hamlede mahzenin demir kapısını itip kapadı, sürgüsünü sürdü. Nöbetçi ve Adsız mahzenin içinde kapanmışlardı. Adsızın elindeki meşale alev alev yanıyordu. Nöbetçi düştüğü yerden doğrulduğu vakit Adsız’ın ne yapmak istediğini anladı, gözleri korkuyla açıldı, Kapının önünde dimdik duran Türk çocuğuna dehşetle baktı:

-Hayır.., Yapma… sakın yapma bunu, diye inledi.

Adsız, aylardan beri ilk defa gülümsüyordu. Esir düştüğünden beri ilk defa gözlerinde mutlu bir bakış vardı. Meşaleyi hafifçe salladı. Nöbetçi son bir gayretle kımıldadı, çocuğun üstüne atıldı. Tam o anda Adsız, elindeki meş’aleyi barut dolu fıçılara doğru fırlattı. Dilsiz çocuğun gırtlağından yükselen sevinç dolu boğuk haykırış, müthiş bir patlamanın gökleri tırmalayan sesine karıştı.

Adsız’ın ateşlediği barut mahzeni, Kanije kalesinin en buyük burcunu havaya. uçurmuştu. Kaleyi savunan askerlerin büyük bir kısmı da bu kuledeydi. Geriye kalanlar hiç bir ümidin kalmadığını görünce Türk ordusuna teslim oldular.

13 yaşında dili koparılmış, adı bilinmiyen kahraman Türk çocuğu, Kanije zaferi ıçin canını vermiş, kâfirden ıntikamını almıştı.

ŞENER NURAN, TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, MİLLİYET KÜTÜR KULÜBÜ, EKİM 1966, S. 76-80

Avatar

Leave a reply