Dava, yeni̇ bi̇r Türk devleti̇ çıkarmaktır! – M. Kemal Atatürk

0
249

Mustafa Kemal, topçu stajını yapmak üzere Şam’a gitmeden önce Beyrut’ta arkadaş muhitinde yap­ tığı toplantılarda:

—Dâva, yıkılmak üzere bulunan bir İmparatorluktan, ön­ce bir Türk devleti çıkarmaktır.

Demişti. Bu sözlerin taşıdığı büyük mânayı Selânik’e gel­dikten sonra daha iyi anladım. Bu dâvanın cesaretle ortaya atılması kanısına vardım. Fakat bu tezi savunacak kimseyi bulamadım.

Talât Bey’in evinde yapılan gizli Genel Merkez toplantıla­rına bir kaç defa daha katıldım. Her defasında şuna şahit oldum. O zamana göre, Genel Merkez’de kalburüstü sayılan şah­siyetlerden hiç biri ihtilâlden önce ve sonra yapılacak işler hakkında kesin prensipler üzerinde durmuyor, durmak istemi­yordu. Hattâ konuşulmuyordu. Yalmz Sultan İkinci Abdülhamid’e anayasanın nasıl kabul ettirilebileceği, o da hususî soh­betlerde söz konusu ediliyordu. Halbuki ihtilâl öncesi ve sonrasi için sayısız icraat vardı. Bunları şimdiden düşünmek ve bir karara varmak lâzımdı. Meseleyi kapalı da olsa, ortaya atanların fikirleri ifşaat addediliyor ve arkadaşlar arasında
iyi karşılanmıyordu.

— Unutmayınız ki, İttihat ve Terakki âleniyete çıkmış bir cemiyet halini henüz almamıştır. Aldığı gün lüzumlu kararlar verilecektir.

Diyorlardı ve bunun tehlikelerinden bahsediyorlardı. Böy­le düşünmeleri de sebepsiz değildi. Bulgar ihtilâl teşkilât ve komiteciliğini iyi bilen subay arkadaşlarla bazı mülkiye âmir­lerinin her şeyi saklamak ve gizlemek zihniyeti, İttihatçı üye­ler üzerinde etki yapıyor, hâkim oluyordu. Halbuki, Bulgar ih­tilâlini hazırlayanlar, sadece yıkıcılığı hedef tutmuşlardı. Ge­ride mükemmel bir şekilde kurulmuş Bulgar devleti ve ida­resi vardı. Milleti de ona göre hazırlamışlardı. Bulgar ihti­lâl Komitesi, yıkmakla Makedonya’nın Bulgar çoğunluğunu
Bulgaristan’a katacaklar ve bu suretle emellerine kavuşmuş olacaklardı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin karşısında ise, yıkılmak üzere bulunan bir Osmanlı İmparatorluğu duruyordu. Bu İm­paratorluğun içinden bağımsız ve İktisadî bakımdan kendi kendine yeter bir Türk devleti çıkarmak gibi büyük bir gaye vardı. Bu gayeye yalnız anayasanın yürürlüğe konması, yani meşrutiyetin ilânı ile varılamazdı, Bunları bir kaç defa Genel Merkez’de ileri sürmek iste­dim, fakat ne yazık ki, dinleyecek pek az kimseyi bulabildim. En emniyet ettiğim arkadaşlara açıldığım zaman bile:

— Bunları sonra görüşürüz.

Cevabını alıyordum. Arkadaşlarımız meseleler açıklıkla ortaya atıldığı takdirde, daha ihtilâlin başında dağılacakların­dan korkuyorlardı.

— Ah, diyordum, bir Mustafa Kemal Selânik’e gelse, eski arkadaşlarını bir derlese toplasa, bu fikirler, daha kuvvetle müdafaa edilebilir

CEBESOY FUAT ALİ, MOSKOVA HÂTIRALARI, TEMEL YAYINLARI, İSTANBUL, EKİM – 2002, S. 108-110

Avatar

Leave a reply