Cengiz Han’ın Cihan Hakimiyeti Fikrinin Maddi ve Manevi Kaynakları 2

0
201

Cengiz Han’ın Hakimiyet Hakkı ve Kozmolojik Unsurlarla İlişkisi

Türk telakkisinde kozmolojik unsurlar özellikle güneş, ay ve yıldızlarla temsil edilen öğeler hem kozmik hem de dini ögelerdir. Oğuz Kağan destanı da dahil olmak üzere Türk tarihi boyunca bu unsurlara vurgu yapılmaktadır. Bir kısım araştrmacı Türk kültüründe güneş ve ayın oynadığı rolü Maniheizmle ilşkilendirmişse de kaynaklar bu anlayışın Maniheizmden asırlar önce mevcut olduğunu göstermektedir. Çin kaynakları, Hunlarda şan-yü‟nün sabahları otağından çıkarak güneşin doğuşuna, geceleri de aya saygısını sunduğunu naklederler. (Han Shu, 2004: 8-9).

Göktürkler için de ay muayyen bir mana ifade etmiştir. Thomsen‟e bakılırsa Kül-Tigin düşmana karşı hücum ederken ay şeklinde başında bir zineti taşımaktaydı. (Caferoğlu, 1931: 115). Bunun yanında Gök-Türkler, doğan güneşi üç veya dokuz defa selamlarlardı. Günün başka zamanlarında ise, sadece doğuya selam vermek, yine güneşi selamlamak anlamına geliyordu. (Ögel, 1971, c.I: 124). Aynı inancın devamını Cengiz Han‟ın hayatında da görmekteyiz. Moğolların Gizli Tarihinde: Merkitlerin elinden tutsaklıktan kurtulan Cengiz, Burhan Dağ‟ında saklanmış, düşmanları gidince dağdan inerek kemerini boynuna ve şapkasını koluna asarak güneşe karşı dönerek ve eliyle göğsüne vurarak, güneşe karşı dokuz defa diz çöküp tövbe, istiğfar etmiştir. ( MGT, 1995: 40-41).

Gök-Türkler, Uygurlar, Hakani Türkleri döneminde ve daha sonra da hem güneş ve ay, hem kün – ay hükümdarlık simgesi olmuştu. (Esin, 2001: 148). Moğolların Gizli Tarihinde Güneş ve Ay‟ın hükümdarlık hakkı konusunda oynadıkları mühim rolle alakalı olarak şu şekilde bir bilgiye rastlamaktayız: “Cengiz‟in cedlerinden Alan-ho-a adlı bir kadının Dobun Mergan‟dan iki çocuğu olmuş ve kocası ölmüştür. Kocası olmadığı halde iki erkek çocuk daha dünyaya getirmiştir. Bu çocukları diğer iki oğluna şöyle açıklamıştır:

“Fakat her gece sarışın bir adam, evin (çadırın) bacasından (damdaki açıklıktan) sızan ışık vasıtasıyla girerek karnımı okşuyor ve onun nuru vücuduma geçiyordu. Çıkarken de Güneş (veya) Ay‟ın nurları üzerinden sarı bir köpek gibi sürünerek çıkıyordu. Bu (hadise) üzerine fikir yürütülürse, onların Tanrı oğlu oldukları ortaya çıkar. (Kardeşlerinizi) kara başlı (adi) insanlarla mukayese ederek nasıl öyle konuşabiliyorsunuz ? Onlar bütün insanların Han‟ı oldukları zaman, adi halk hakikati anlayacaktır.” (MGT, 1995: 8).

Osmanlılarda da ay ve hakimiyet arasında bağlantı mevcuttur. Rivayete göre Osman Gazi, Şeyh Edebali‟nin zaviyesinde misafir iken Kur‟anı çok ta‟zim eder. Yatınca geceleyin rüyasında şeyhin kucağından çıkan bir ay kendi koynuna girer. Bunun üzerine Osman Gazi‟nin göbeğinden çok muazzam bir ağaç yükselir ve dalları dünyayı sarar. (Turan, 2002: 847). Bu durum Osman Gaziye dünya hakimiyetinin kozmik unsurlarla müjdelenmesidir. Aynı inanış Cengiz Han döneminde de mevcuttur. Moğolların Gizli tarihinde Temuçin (Cengiz) dokuz yaşında iken babası, Cengizin akrabaları olan Torgut kabilesine mensup Olhunoutlar‟dan oğluna kız istemeye gitmiş yolda Unggriratlar”dan dei-seçen”e rastlamış Dei-seçen ona şöyle demiştir:

“Kaynım Yesugai ! Ben bu gece bir rüya gördüm. Beyaz bir asil doğan, Güneşle Ay‟ı pençeleriyle yakalayarak uçup geldi ve ellerimin üzerine kondu. Kaynım Yesugai bu rüya herhalde senin oğlunla geleceğini göstermek istemiştir.”(MGT, 1995: 19-20)

Cengiz Han’ın Töre’si

Türkler Kağanlarını dünyaya nizam ve intizam verme duygularıyla seçerken Eski Moğollarda ise hanlar, savaş zamanlarında, akınlar, yağmalar ve türlü eşkıyalıklar yapmak için seçilirlerdi. Bu sebeple Türkler, Moğollara “Cete”, yani çete ve eşkıya diyorlardı. Tabii olarak böyle amaçlar için seçilen Moğol hanlarının hükümdarlık ve devlet gibi hukuk anlayışlarına dayanan kuruluşlarla bir ilgileri olamazdı. (Ögel, 1971, c.II: 80). O halde Cengiz Han devleti nasıl bu kadar başarılı olabilmişti? Çünkü Cengiz‟in zamanında, resmi kanun Türk töresinden ibaretti. Cengiz hükümetinin törecisi‟de (Vezir?) Dokuz Oğuzlardan “Ye-lu Taşi” adli bir tigin idi. (Gökalp, 1976: 27). Nitekim Moğolların gizli tarihinde kullanılan ve Türkçe ile aynı anlamlarda kullanılan pekçok kelime dikkati çekmektedir. Bu konudaki kanaatini dile getiren Albay, bu kelimelerin Türkçe olduğunu ifade eder. Ayrıca bu kelimelerin devlet kavramıyla bağlantılı kelimeler olması ayrıca dikkat çekicidir. Gizli tarihte geçen, yarlık (Hükümdar buyruğu), cacır (Türkçe çadır), Töre (Türkçe töre), ulus (Türkçe ulus), tanma, tanma cı (Büyük memur) “Türkçe tanmacı”, tumen (bin), Türkçe tümen”, tuh ( bayrak), “Türkçe tug”, jasah (yasa), Türkçe “yasa”, elci Türkçe elçi” anlamlarına gelir. (Albay, XI. TTKongresi: 535-537). Türkler devlet yönetimi, hakimiyet hakkı, dünya düzeni gibi kavramları tarihin erken dönemlerinde oluşturmuş törelerinin içine yerleştirmişlerdi. Bu yüzden bir Türk devleti yıkıldığında yerine kurulan devlet öncekinin devamı niteliğinde oluyordu. Aynı durumun Cengiz Han devleti içinde geçerli olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden araştırmacılar sadece Cengiz Han yasalarının değil aynı zamanda, Timur tüzüklerinin, hatta İslam devrindeki Hakaniyye, Selçuki, Osmanlı, Akkoyunlu, Ramazanoğulları, İran‟daki Afşar ve Kaçar devletlerinin ilhanlık kanunnamelerinin umumiyetle Göktürk ve Oğuz töresinden alındığını belirtirler. (Gökalp, 1976: 28)

Bazı araştırmacılar Cengiz Han‟ın da Türkçe bildiğini kuvvetle iddia ederler. Cüveyni, Cengiz Han‟ın Türkçe bilmediğini nakletsede anlattığı hikaye Türkçenin o dönem önem ve kıymetini göstermesi bakımından önemlidir.

“Bir gece Arapça konuşan bir münkir, Kaan‟ın huzuruna gelip: “Dün gece Cengiz hanı rüyamda gördüm. Bana “Oğluma söyle hepsi de kötü kişiler olan Müslümanları öldürtsün dedi.” demesi üzerine Kaan, biraz düşündükten sonra “Cengiz Han, seninle tercüman aracılığıyla mı, yoksa tercümansız mı konuştu ? diye sordu “tercümansız” cevabını alınca Sen Türkçe veya Moğolca biliyor musun ?” diye sordu. Adam “hayır “cevabını verdi. Bunun üzerine Kaan “Cengiz Han‟ın Moğolcadan başka dil bilmediğini kesin olarak biliyorum. Bundan senin yalan söylediğin anlaşılıyor” dedikten sonra emir verdi, adamı öldürdüler. (Cüveyni, 1999: 212)

Bu yazı İbrahim ONAY beğin Turkish Studies 7/4, Fall 2012, p. 2441-2455 çalışmasından alınmıştır.

Kaynak:
CÜVEYNİ, Alaaddin Ata Melik, Tarih-i Cihan Güşa, çev: Mürsel Öztürk, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1999.
MOĞOLLARIN GİZLİ TARİHİ, Yazarı Bilinmiyor, çev: Ahmet Temir, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3.Baskı 1995.
ALBAY, M. Necati, “Moğolların Anonim “Gizli Tarih”İnde Bulunan Türk Adları Ve Bunların Önemleri”, XI. Türk Tarih Kongresi, 535- 537.
CAFEROĞLU, Ahmet, “Tukyu Ve Uygurlarda Han Unvanları”,Türk Hukuk ve İktisat Tarih Mecmuası, Cilt 1, (1931) : 105-119.
CAFEROĞLU, Ahmet, “Cihan Edebiyatında Türk Kobuzu”, Ülkü Dergisi, S.45, (1936) : 203-215
ESİN, Emel, Türk Kültür Tarihi, “İç Asyada ki Erken Safhalar”, Ankara: AKDT. Yüksek Kurumu Yayınları, 1985.
ESİN, Emel, Türk Kozmolojisine Giriş, İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2001
ÖGEL, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları 1, 2, İstanbul: MEB Yayınları, 1971.
ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 4.Baskı, 2003.
ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 2, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 3.Baskı, 2006.

Avatar

Leave a reply