BURKAN VE MÂNİ DİNLERİ ÇEVRESİNDE TÜRK SANATI

DOĞU TÜRKİSTAN VE KANSU’DA SANAT MERKEZLERİ

Sanat Eserlerinden Örnekler

Bu incelememizde Doğu Türkistan’ın şu sanat sâhalarını gözden geçireceğiz: mimâri, heykeltrışlık ve taş oymaları, renkli ve siyah-beyaz duvar, kumaş ve kitap resimleri, tahta basması. Daha ziyade göçebeler tarafından yapılan maden işleri ve halıcılığa dair önemli nümûneler de Kansu ile Doğu Türkistan’da bulunmuş ise de bu sanat kolları, bu yazının çerçevesi dışında kalmaktadır.
1- MİMARİ

Mimari şekilleri üç kola ayrılabilir. Kuzey Asya göçebe aemi ile irtibatı olan çadırdan mülhem hücre gibi şekiller; Hind-Kuşan Buddhist ve Çin mimarisi geleneğine bağlanan yapılar; Çin usulünde dört sütun üzerinde bir damdan ibaret köşkler.

En aşağı Han devrinden beri Çinliler sıcak iklim şartları sayesinde hafif tarzda inşa edilmiş bir veya birkaç katlı tahtadan köşklerde yaşarlarken (bk. Watson, s. 130-131); soğuk iklimlerdeki kuzey ve batı komşuları ise ekseriya “toğrak” ağacından bir çerçeve inşa eder ve duvarları aslı toprak olan çamur, kerpiç, tuğla veya balçık malzeme ile doldururlardı. Çinlilerden ayırt edilmek için Hunlar, kendilerinden “çamur kulübelerde oturanlar” diye bahsederlerdi (de Groot, s. 82). Böylece Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan ve başlıca malzemesi toprak olan bozkırlar ile bağlarını ifade ederlerdi.

Belki inşaat malzemesinin bahsettiği imkanların neticesi olarak Çinliler köşeli plânda yapıları tercih ederlerdi. Fakat Kuzey ve Orta Asya halkı yumuşak dalları bükerek münhani unsurlar meydana getirirlerdi. Bükülmüş dallar çadırın veya kurgun’ın kubbesi veya kemerler olarak şekillendirildi. Bu münhani şekiller üzeri ve etrâfı kumaşlarla veya toprak malzeme ile kaplanabilirdi.

1-) İnşa Malzemesi

A) Toprak malzemesi

Hun Şehirleri inşa malzemesi “Pahsa” idie. Balçık çamuru da kullanırlardı.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 336)

Erken Türk devrinde, tuğla malzemenin ancak kalaler, saraylar ve mabedler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Şehirlerde ancak bu gibi harabeler bulunmuşdur ve şahsi mesen kalıntıları ise geç devirde vardır. Esâsen İbn Havkal (s. 380-84) da Hazarlarda tuğla yapısının “ancak kağanın sarayına mahsüs” olduğunu söyler. Başka kimseler “dallarla kafes gibi örülmüş” kubbeli ve üstü keçe ile örtülü Türk çadırlarında yaşardı (k. Esin, “Al-qubbah al-turkiyyah”)

Tuğla yapının bir inkişafı olan tuğla tezyinatı Orta Asya’da Surh-Kotal devrinden beri görülür. Bu tarz tezyinat Hindukuş’un kuzey bölgesinde Batı Türklerine atfedilen kalelerde de vardır (bk. Allchin, Kohzad)

Devamlı surette Batı-Türk hakimiyetinde kalan Şorcuk bölgesi (bk.kısım A, bölüm 7) mimârisinde ekseriya çapraz konmuş tuğlalarla yapılmış duvarda boşluklar bırakan türlü şekillerde tezyinât müşahede edilir (bk. Stein, Serindia, res. 280, ,M. XXII)

Andrews, sırlı toprak malzeme ve topraktan tezyinat tekniklerinin Ho-si bölgesi ile Doğu Türkistan’a Çin’den geldiğini yazar (Catalogue, s. 2). İçi boş tezyini tuğlalar, kabartmalı kiremitler ve sırlı malzeme, Tun-huang’da (bk. Stein, İnnermost Asia, Levha L II); ve Korea (Mc Cune: Payo’d bulunan VII. Yüzyıla âid kurşuni hamur çiniler), de olduğu şekillerde, Lou-Lan, Endere ve Uygur şehirlerinde de bulundu. Bunlar, Han ve T’ang sulaleleri devrine aid işçiliğin tesirlerini göstermektedir. Bu münasebetle, kaydedelim ki, sırlı malzemeye, Türkiye’de, bugüne kadar “Çini” deriz. Çin tarzı sırlı tuğlanın batıya doru ilerleyişi şöyle de gözükür: Tumşuk’un erken Müslüman Hakanlı devri harabelerinde sırlı tuğlalar bulunmuşdur (bk. Hambis: Toumchouq, cild II’de, M. Paul-David’in makalesi. Bernştam sırlı tuğlaların Yeti-su’da Hakanlı devrinde kullanıldığını söyler: Trudi Cuskara dolina, s. 137)

Mâverâ un-Nehr’ın Sâmâni devriden kalan âbidelerinden kalan âbidelerinde sırlı tuğla görülmez. Narşahi (s. 50) “fırınlanmış” tuğla dediği ve kısmen sırıl tuğla olduğunu müşahede ettiğimiz malzemenin kullanıldığına Buhâra’da Hakanlılar devrinde Aslan Han tarafından Ulu Minâr’ın inşası sırasında başlandığını kaydeder.

Yar-hoto’daki (Stein, İnnermost Asia, s. 714, not 8) ve Koço’daki abideler surlar, mabed I, P, Q, Alpha, Gamam çiğ tuğla ve iki ayrı tarzda (levha I, res. 1 B) tertib edilmiş olan kurşuni-mavi renkte renkli tuğlalarla yapılmıştır. Uygur resimleri, bu “az sırlı” mavi (le Coq, Chotscho lev. 61/c), tuğlaların kullanılış usulü hakkında fikir vermektedir. Bunlarla binaların köşe çıkıntıları veya kuleleri kaplanırdı (levha I A, res. 2 a, b), muhtelif Uygur resimlerinde (levha. I A, res. 2 A ve lev. I B), müstahkem bir şehrin surları üzerinde bir bir sıra beyaz ve bir sıra kurşuni renkte sırlı veya renkli tuğla tez yinatı görülmektedir. Uygur dıvar resimlerinde sık sık tasvir edline kale duvarları ve köşklerin kaidesinde de kurşuni, beyaz ve sarı renkli veya sırlı tuğlalar kullanılmış (levha II, res. 2 B; levha IX, res. 1A). Odaların zeminini kaplamak üzere de dört köşeli muhtelif (40x40x37 ve 37×32,5×32,5 cm) kurşuni renklerde çiniler kullanılırdı. Bunların tezyinatı köşeden köşeye çizilmiş ve ortada birbirini kesen hatlar ve köşelerde de birer motifden ibaretdi (levha I, res. 1 a). Resimlerde, havuzların içinin de çini ile kaplı olduğunu görüyoruz (levha I, res. 3 ve Le Coq, Chotscho, levha 3). Bu çiniler koyu mavi zemin üzerinde kurşuni veya beyaz çerçeveli ve köşeden döşeye çizili kırmızı hatlarla sülmenmiştir. Koço’nun Uygur devrine ait başka abidelerde bulunan çini ve çanak parçalarında, osmanlı tezyinatına çok benzeyen çicek ve meyva motifleri ile muvazi hatlardan müteşekkil süsler görünmektedir. (levha I, res. 4 A ve 4 B9). Bu grup ekseriyetle “cilâlı” denen teknik ile vücûda getirilmiş eserlerdir. Mukayese maksadı ile Bernştam’ın verdiği şu bilgi dikkate değer. “Lâk cilâlı” toprak işleri Batı – Türk ve Karluk devrinde Yeti-su’da da biliniyordu ve bir yenilik sayılıyordu (Trudi Çuskaya dolina, S. 78).

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 337)

Damları örtmek için de kiremti kullanılrdı.Koço’kaki M. 768’de Türk sanatkarlarının yapdığı (Müller, Pfahlinschirift” s. 12) mabed “a” nin ayakta kalmış olan koridorlarının tavanları, balçık çamuru ile sıvalı, uzun boyda kesilmiş bambudalar ile kaplıdır; üzerlerine kiremit sıraları dizilmişdir. Uygur resimlerinde, kiremitlerin mavi olduğu gözükür (levha IV, res. 5). Uygurlarda, renklerin ifâde ettiği timsâller meyanında, “gök” rengi “karlık” (esir) timsâli idi. (Bang-Gabain, “Türkische Turfantexte V,” satır 1-16. Bk. F.WK.Müller, Handschriften Reste in Estrangelo-Schrift aus Turfan II, sahife 9, kâinat kubbesi “kalık” tan bir saray olarak anlatılır)

Kalıplara dokülerek şekil verilen alçı tezyinat da Uygurlarca kullanılırdı. Koço’da ma’bed “V” nin dış tzyinatı bu teknik ile yapılmıştı. Tezyinat motifi, Uygurların çok kullandığı bir şekilde idi (levha I, res. 1 B). Bu şekil umumiyetle bodhisttvaların (Grünwedel, İdikut, levha 79, res. B) veya Uygur beylerinin elbiselerinde (le Coq, chotscho, levha 38 B) gürülen, aç şeklinde dizilmiş dört daireden ibârettir.

Tezyinâtı olmayan tuğladan hatta taşdan duvarlar ise duvar resimleriyle süslenmek üzere, boyanmadan evvel ekseriya sıva ile kaplanırdı. Mabedlerin zemini de bu şekilde resimlerle süslü olabilirdi.

B) Tahta işleri:

Eski Doğu-Türkistan’ın evleri Osmanlıların “Bağdadi” dediği tarzda ağaç bir iskelet üzerine bina edilirdi. Doğu Türkistan’da en eski tahta işlerinin Lou-lan, Miran ve Niya’da bulunduğunu bunların Han devri usûlünde “lâk” ile kaplı olduğunu Andrews kaydeder (bk. Cataloğue s. 9 ve 11).

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 338)

Batı-türkleri devrinde, Çin tarzında, sütunlar üzerinde bir çatıdan ibaret köşkler Türkler arasında yayıldı. Gök-Türk hanedânına mensûb bir Türk hatununa aid mezar taşının kitabesinde, hatun köşkünde otururken mahfaza içinde, zarif bir kasımpatı veya orkida çiceğine benzetilir. (Chavannes, Epitaphes). Miladi 894’de Uygur ülkelerini dolaşan Wang-yen-te, birçok köşklerden bahseder. Koço’nun Uygur resimlerinde (levha II ve IX) ve Kansu’daki Uygur devrine ait resimlerde, boyalı tahtadan, birkaz aktı da olabilen, süt katı sepetlik tarzında genişleyen ve payandalara dayanan köşkler vardır. Damların kenarı yukarıya doğru kıvrık ve köşeleri Han devri Çin tarzında kuş başı tasvirleri ile müzeyyendir (muk. Ed. Chavannes, Soulpture). Bunlar “balık” (sûrlar) içinde veya üzerinde inşâ edilmiş. Bu köşkler göllerde, nehirlerde, havuzlarda, dubalar, kayıklar veya çakılmış kazıklar üzerin oturtulmuş birer yalı da olabilirdi (renkli levla I)

Uygur mimarisinde, kırmızı, kurşûni-mavi, sarı veya yeşil; ekseriya da oyma ve yaldızlı olan tahta işleri çok kullanılan unsurlardı. Boyalı ve yaldızlı tahtadan sütûnlar, kafesler, parmaklıklar, bölmeler de kullanılırdı. Uygur köşklerinin ağaç unsurlarının arası, Anadolu evlerinde “bağdadi” denen üsulde, yani tuğla ve sıva ile doldurulurdu (levha II, res. 8)

2-) Mimâri unsurlar

A) Kemer:

Kanus ve Doğu Türkistan âbidelerinde görülen mimâri unsurlar kuzeyde Asya geleneklerinden veya Çin’den mülhem olmadığı vakit, bunların menşeleri Orta Asya Buddhist sanatının doğduğu Gandhara ve Swat’da bulunmakdadır. Aslen ağaçdan olan Hind-kuşan kemerlerinin alçıdan yapılmış modellerinde de aynı şekilleri taklid ederdi. Bu şekillere senbolik manâlar da verilirdi. “Ficus religiosa” yaprağı şeklindeki sivri kemer ve at nalı şeklindeki kemerler vardı. Bu kemerlerin hepsi Doğu Türkistan’da da görülür. Kaşgari’nin kullandığı “eğme” sözü Türkistan kemerlerinin de ekseriyetle eğme daldan iskelet üzerine sıvalanmış olduğunu anlatır. Türkistan’da at nalı şeklindeki “öğme” sözü Türkistan kemerlerinin de ekseriyetle eğme daldan iskelet üzerine sıvalanmış oluğunu anlatır. Türkistan’da at nalı şeklindeki “eğme”lerin uçları helezon şeklinde dışarıya doğru kıvrılmış olurdu (levha III, res. 1, 2 b, 4). Budist kemer şekillerinin yanında Koço’nun Uygur devrinde yarım –daire şeklinde ve Roma tarzında kemerler ve çok sayıda küçük yarım dâirelerden müteşekkil kemerler de vardı.

Gandhara’da olduğu gibi, Doğu Türkistan ve Kansu’da da hücreler mühim bir unsur teşkil etmekte idi. Kızıl öylerinde (Grünwedel, Kultstaetten, res. 202) ve uygur pagoda-külelerinde (levha VII A, res 4), heykellere muhsûs, sıra sıra hücreler dizilirdi. Uygur hücrelerinin üs kısmını “ficus religiosa” yaprağı ve sivri at nalı şekillerinden (levha III, res. 1 ve 2 a) yıldızlı ve boyalı kemerler teşkil ederdi. Bu kemerler hücrenin içindeki heykelin başı etrafında bir hâle gibi dururdu.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 339)

Miran bölgesinde (bu bölgede bir kalede bir Batı Türk yazması bulunmuşdur: bk. Orkun, cild II, s. 61) Hadda mimarisinde rastlanan, iç içe hücreler şeklindeki kubbe altı köşebendleri (pendentif) yapılırdı (levha IV A, res. 9). Uygur kubbe altı köşebendleri de bu şekilde olabilirdi. Yaralov’un işaret ettiği gibi, Orta-Asya Buddhist sanatında hücrenin bir tezyin unsuru olarak kullanılması, İslâm mimarisinde “mukarnas”ın gelişmesine öncü olmuşdur.

B) Sütun:

Hint ve Çin Buddhist mimârisindeki, lotus çiçeği şeklinde kaide üzerindeki kısa boylu sütun şekli, Miladi üçüncü yüzyıldan kalma Doğu Türkistan Miran ma’bedinde görülür (levha II, res. 5). Sütün başlığı, Yunan mimârisinin belki uzak hâtırası olarak bir çift koç boynuzu şeklinde de olabilirdi. Hindistan’ın kısa “lotos” sütunu tedricen yükseldi (levha III, res. 6 ve 9) ve Uygur mimarisinde ince ve zarif bir nisbete vardı. Uygur sütunları ekseri ağaçdan idi ve boya ve yaldız ile süslenirdi.(Levha III, res. 10 a, b, c). Uygur mimârları kadeh şeklinde bir sütûn başlığı da kullanırdı (levha III, res. 10 c): Lotus şeklindeki kaide ve kadehe benzeyen sütun başlığı Hakanlı sanatına da intikal etti (bk. Esin, “Kara-hanlılar”, lev, IV A/5). Kadeh şeklinde sütûn başlığı şekli, çok kısımlarını Türklerin binâ ettiğini kayd ettiğimz Sâmerrâda da vardı.

C) Tâc Şeklinde Dam Tezyinâtı:

Çin’de hükmeden altay sülâleleri devrine ait tasvirlerde (bk. Levha III, res. 11, ve Franz, Abb, 6, Lung-men pagoda), taç şeklinde tezyinât ile birbirinden ayrılmış, üst üste iki kubbeli stûpalar görünür. Bu tarz inşâat Turfna ile Uygur stûpalarında ve stûpa resimlerinde de vardır (bk. Levha III, res. 12 a ve 12 b). Kara-hoto’da da bulunur (levha III, res. 13). Kenarları lotus çicek yaprakları şeklinde motiflerle oyulmuş ve bir tâc’ı andıran bu tezyinat Osmanlı mimarisine de intikal etmiştir ve kapıların üzerinde kullanılır.

D) Ocak:

Soğuk iklimlerde mühim bir mimâri unsuru olan ocak, Tarım’ın kuzey bölgesinde ve bilhassa Turfan manastırlarında, muhtelif süslü şekiller aldı. Manastır hücrelerinde bulunan ocakların şekli çicek kadehini andırırdı (levha III, res 2 d)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 340)

3- Hücreler

A) Çadır Şeklinde Hücre:

Çin kralları Ming-t’ang denen ve içinde âyin icra edilen köşkleri dört cihete nâzır olarak bina ederler ve böylece dünyaya atfettikleri murabba planını temsil ederlerdi. İç Asya Göçebeleri, müdevver ve kubbeli meskenler yaparak, ufkun üzerindeki semavi kubbeyi tasvire çalışırlardı. Matrûti çadırın veyâ çadır şeklinde ki meskenin, bükülmüş ağaç dalları ile tertib edilen bir kubbesi olurdu. Kubbenin ortasında bir ocak deliği bulunurdu. Çadırın veya çadır şeklinde meskenin Hunlarda güneye ve Türkler’de doğuya doğru girişi vardı. Watson tarafından rekonstitüsyonu yapılan Neolitik devri Shensi evi (levha IV A, res. 1), Sibirya’nın paleolitik çadır-evi (levha IV A, res. 2.), Neolitik Kelteminar çadırı (bk. Tolstov, Altkhorezm, abb, 18), ve nihayet bugünki İç Asya “yurt”ları, ve kiriş yapısı kümbetli ve çok köşeli meskenler (bk. Levha IV A, res 3l A ve B ve Esin, al-gubbah al-türkiyyah) çadır ile benzerlikler arz eder. Bütün bu yapılar, üstüvâni bir plânda kakılan direkler üzerine, mahrûti veya yarım-küre şeklinde, kirişten veya bükülmüş dallardan bir kubbenin oturtulması ile meydana gelmektedir. Sanki çadırın keçe örtüsü yerini alır gibi Shensi kulübesinin üzeri balçık çamuru ile sıvanmıştır. Yine çadıra mahsüs bir şekil olan ortadaki ocak hem eski Shensi evinde hem de Altay Türkleri’nin kirişten yurdunda mevcuttur. (levha IV A, res. 3 A)

Çin kaynakları Hunlar’da kubbenin göğü temsil ettiğini ve hükümdarlara mahsus olduğunu kayd eder. Bu kaynaklara göre, kubbeli mezarlar ancak Hun beylerine hasredilmiştir. Hunların müdevver âyin yerleri de vardı. Çinli olmayan eski Shansi ehalesi de ölülerini kubbeli mezarlara defnederlerdi. Eberhard’ın kanâatına göre, kayalara oyulan bu kubbeli âbideler Kansu ve Doğu Türkistan’aki Buddhist “öy” lerine model olmuştur. Han devrinin, kısa bir süre yapılan kubbeli türbeleri (bk. Watson, s. 112) ve Çin’deki Gök mabedlerinin müdevver âyin yeri, Çin topraklarında hüküm süren Kuzey Asyalı hanedanına icra ettiği tesirlerden meydana gelmiştir. Diğer taraftan İç Asya Skit’lerinin kubbeli Türbeleri vardı (bk. Tolstov, “Scythians”). Yarım kubbe şeklinde dagoba, Hindistan ile Nepal’de çok yaygındı. Bununla beraber, Hindistan ve Nepal dagoba ve stupa’ları basit bir yarım- küre şeklinde iken (levha V, res. 1) Orta Asya’da bu mimari şekli yükseldi. Doğu Türkistan ile Gandhara bölgesinde stûpa’nın altına üstünvani bir kasnak ilave edildi. (levha V, res 3 a, b ve 4). Doğu Türkistan stûpa’ları Strzygovsky tarafından, Türk kubbeli çadırlarının (levha IV A, res. 8 a ve 8 b) hükümdârlara tahsis edilen yüksek cinslerine (bk.Esin “Al-kubbah al-türkiyyah”) benzetilmiştir. Miran kalelerinin (levha IV A, res. 9) içinde Gök-Türk “run” ları ile kaleme alınmış yazmalar bulunan odaları (Orkun, cild II, s. 61) ve Batı-Türklerine atfedilen (Allchin, Kohzad) Hindu-Kûş hisarlarının odaları, Türk hükümdarlarına mahsus kubbeli yüksek çadırları ve Miran ile Hindu-Kûş havâlisinde bulunan stûpa’ları andırır.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 341)

Çadıra benzetilen kubbeli ve diğer şekillerdeki hücre tipleri şunlardır: mâil duvarlı (lev. Iv A, res. 12); şeker külahı veya ehram şeklinde hücreler; şeker külahı veya basık yarım-küre şeklinde kubbeli hücreler (levha VI, res. 1 A ve Grünwedel, Kultstaetten, res. 3 b, 22, 112 ve başkaları) birbiri üstüne çaprazvari konmuş ve gittikçe küçülen tahta çerçevelerden müteşekkil huni şekli tavan da (bk. Fourcade, s. 30: Tun-huang hücreleri) çadırın ocağı benzetilmektedir.

Altay milletlerinin hâkimiyetinde bulunman yerlerde kubbeli hücre ile tipleri şunlardır: mâil duvarlı (lev. IV A, res. 12); şeker külahı veya ehram şeklinde hücreler; şeker külahı veya basık yarım-kürere şeklinde kubbeli hücreler (levha VI, res. 1 A ve Grünwedel, Kultstaetten, res. 3 b. 22, 112 ve başkaları). Birbiri üstüne çaprazvari konmuş ve gittikçe küçülen tahta çerçevelerden müteşekkil huni şekli tavan da (bk. Fourcade, s. 30: Tun-huang hücreleri) çadırın ocağına benzetilmektedir.

Altay milletlerinin hâkimiyetinde bulunan yerlerde, kubbeli hücre ile kubbeli çadır arasındaki müşahebetler, perdeler, saçaklar, kubbe dilimleri, kordon ve püsküller gibi çadır unsurlarını taklid eden tezyinat yapılması neticesinde, daha da fazla meydana çıkmıştır.

Tun-huang’da milâdi beşinci yüzyılda yani Tsü-kü’ü ve tavgaç devrinde yapılan otuz iki öy meyanında kubbelerinin ortasına huni şeklinde baca resmi ve çadır tezyinâtı boyanan öyler pek çokdur (lev. VI A) Grünwedel Kızıl’da dilimli kubbesi ve çadır tezyinâtı olan, Gök-Türk devrine ait birçok mağara bulunduğunu kaydeder (Gronwedel, Kultsataetten, res. 22, 183, 258 c: sahife 14 ve 119)

Turfan’da çadır şekilli hücrelerin Grünwedel’e göre mühim bir husûsiyeti de aziz kemikleri etrâfında örülüp içi her yerde dolu olan bu cins yapının Turfanda boş olmasıdır. Böylece Budist stûpa yapısı geleneği çadır mefhûmu ile birleşmiştir. Halbuki Turfan’daki çadır şekilli hücreler (lev. V. Res. 7 a, b, c ve 8 a, b) Dâgoba’ya (lev. V, res. 1) çok yakın olan eski bir Buddhist şeklindendir ve Grünwedel’e göre, Uygurlardan eskidir. Beşinci yüzyılda Turfan’da hâkim bulunan Tsü-k’ü Hunlar’ın da çadır şeklinde kubbeli hücre yapdığını kaydetmiştik (lev. VI A). Uygurlar, aynı nisbetleri muhâfaza etmişdi ve taşıyıcı dıvar aşağı ve kubbe büyük kaldı. Grünwedel’e nazaran, Turfan kubbeli hücrelerinin menşe’i ne olursa olsun, ortasında ocak huni şeklinde baca bulunan kerpiç kubbeli hücrelerin, çadırdan başka herhangi bir bina tarzı ile münasebeti olamaz (idikut, s. 146, 175). Gerek Grünwedel, gerek Stein, Uygur kubbelerini mahalli Türklerin “ak-öy” denen çadırları ile “kemer” adı verdikleri kerpiçden kubbeli hücrelerine (bk. Esin, A yalı., res. 5 b) benzetirler. Uygur devrinden çadır tipindeki kubbeli hücrelere birçok harabelerde rastlanır; Şorcuk’da grup harabeleri, Chong-Hisar harabeleri (Stein, Serindia, levha 50, sahife 1161), Bezeklik manastırı (Grünwedel, Kultstaetten, sahife 90); Toyuk’daki Ma’bed I (Grünwedel, İdikut, s. 175) ve Sengim harabeleri (Grünwedel, İdikut, s. 146) hep kubbeli hücreler ihtivâ eder.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 342)

Uygur sanatkârlarının zengin tahayyül kudreti, bilhassa Sengim ağzı mevkiinde, pek çok çeşitde çadır usûlünda tezyinât meydana getirmiştir. Türk eseri olduğunu bildiğimiz (Müller, “Pfahlinschrift”, s. 19-21) Sengim’de, Ma’bed II’nin iç tezyinâtı (Grünwedel, İdikut, s. 126), yarı açılmış bir çadır perdesi arasından görünen ağaçlar ve kuşların belirdiği manzaralar tasvir eder. Yine Sengim’de, Ma’bed VI da, bir kubbenin tepesinde, çadırın ocak deliğini andıran bir boşluk, figüratif yıldız resimleri ile bezenmiş bir gök tasvirine sanki açılmaktadır. (levha IV A, res. 12). Çift kubbeli hücrelerde, alt kubbenin tepesi deliktir ve o delikden üst kubbede semâ tasvirleri görünür. Sengim’de, Ma’bed VI’nın kubbesinde çadırın perdeleri, perdelerin saçakları, hatta saçakların ucuna takılmış küçük çanlar, tasvirlerde gösterilmiştir (levha IV B)

Çadır şeklinde kubbeler hakkındaki mülâhazaları şu netice ile bağlayabiliriz: İç Asya’da İskit ve hun devrinde başladığı anlaşılan çadırdan kubbeye intikal Tsü-k’ü, Gök Türk ve Uygur devirlerinde gelişmeye devam etmişdir. Kansu ve Doğu Türkistan’ın çadır perdesi tasvirleri ile süslenmiş kubbeli hücreleri bu gelişmeden doğmuştur. Hattâ Türk sanatında çadır’dan kubbeye geçiş osmanlı devrinin sonuna kadar tesbit edilebilir: Na’im Hicri 1051’de Sinan Paşa ve Sepet Köşkünün “otağ-ı humâyûn” binâ edildiğini anlatır.

Budist Türklerin, Kansu ile Doğu Türkistan’daki mimârisinde Hun ve Türk geleneğinde olduğu gibi, kubbeli hürce hükûmdar çadırına tekabül etmekte (bk. Esin, Al-qubbah al-türkiyyah) ve tahtda oturan şahsın başı üzerinde göğün timsali olarak tutulan şemsiyeyi (Dede Korkut destanlarında buna “günlük” denmektedir) temsil etmekde idi. Buddhist türbesinde “kubbe” Çakravartin’in küllerinin bulunduğu mahal veya tasviri üzerine dikilirdi. Buddhist mabûdlarının heykelleri üzerine gerilen, dört ahşab sütunun taşıdığı “günlük” (bk. Grünwedel, İdikut, s. 31, Koço, Ma’bed P, Q) ve sütunlara asılı beyaz bayraklar ile tuğlar (bk. Levha VI, res. B, türkçe yazılar ve Uygur resmi bulunan Koço Ma’bed I); heykelin yanındaki çıngıraklar, Kâşgari’nin (bk. Kurvi Çuvaç) şu beyitinde hükûmdar alâmetlerinden mülhemdi:

“Kurvi çuvaç kuruldu

Tuğum tikip uruldu”.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 343)

Kaşgâri bu beytin manasını şöyle izâh eder:

“Hükûmdâra muhsus, müdevver şekildeki ipek çadır kuruldu”.

Tuğun vurulması ise şunu hatırlatıyor:

Çin’de ve Türkistan’da tuğları taşıyan direklerin tepesine ziller ve dümbelekler asılı çarh-ı felek şeklinde dâireler takılırdı. Osmanlı ordularının mûsiki âletleri meyanında “felek” adı verilen böyle bir “çarh”mevcuttu. Davullu veya çıngıraklı tuğu yere vurularak yapılan tören kadîm Chou’lardan beri Çin kaynaklarında bir hükümdâr merasimi olarak anlatılır (Granet, s. 263)

B) Başka Hücre Şekilleri

Kubbeli hücre inkişâf ettikçe, basit çadır şekillerinin yerini daha gelişmiş modeller aldı; bunlar mahallerinde gelişirdi, veya Buddhist mimârisinin daha eski nümûnelerinden intikal ederdi.

i)Toparlak Plânda Yüksek Kasnaklı ve Kubbeli Hücre

Yarım kürre şeklindeki Hind ve Nepal dagobaları ile başlayıp yüksek kasnaklı Gandhara ve Miran şekillerine kadar inkişâf eden klasik Budist stûpasının gelişmesine (Seckel, res. 10 ve 11) B. I. A bölümünde temâs olundu. Miran II ve III müdevver stûpaları ile Kaşgar civarındaki Mauritüm stupaları (lev. V, res. 3 a ve 4) böyledir ve Doğu Türkistan’ın Budist kubbeli hücresinin gelişmiş bir tarzı sayılabilir. Bunlar muhtemelen Gandhara sanatı prototiplerinden mülhemdir.

ii) Tepesi Kesik Dört Köşeli Piramid veya Paralellelepiped Şeklindeki Kubbeli Hücreler:

Dört köşeli plân üzerine üstü kesik piramid veya parallelepiped şeklinde inşâ edilen hücreler Kansu ile Doğu Türkistan’ın kuzey kısmında güney bölgelerdeki müdevver hücreler kadar eskidir. Tun-huang’daki erken öyler (Fourcade, pl. 6) ve Kızıl mağaraları (Le Coq, Bilderatlas, res. 231, Malerhöhle), filhakika, mâil dıvarlı, üstü kesik piramit şeklindedirler. Milâdi 444’de Koço’da proto-Türk Tsü-k’ü hükûmdarı tarafından veya onun hâtırası için inşâ edilen mabed M’de (bk. Franke, Tempelinschrift) dahi böyle bir hücre bulunmakda idi; dört köşeli plân üzerine inşâ edilmiş olan bu hücrenin kubbe şeklini bilmiyoruz. Turfan’ın ve Uygurlar’ın dört köşe hücreleri ekseriyetle kubbelidir. Bu husûs, Koço Külliye K Kütüphanesi ve hücreleri gibi Manihâi’lere âid âbidelerde bulunduğu için İrâni tesirlere atfedilmiştir. Fakat, Siwet-ulan’ın eski ma’bedindeki türbö (bk. Aalto, Aufzeichnungen, res. 1) de dört köşelidir. Ramstedt’ın çizdiği resim kubbesi veya damı olmayan bir mık’abdan ibaret olduğu için tepesi bilinmemektedir. Kezâ, kül Tigin’in dört köşe olan ma’bedinin bir çatı ile örtülü olduğu sanılır. (Jisl)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 344)

Dört köşeli plânla ilgili olarak köşe mefhûmunun Türkler’deki ehemmiyeti de hatıra gelir. Çin târihlerine göre, Hunlar’da ve Türkler’de, hükümdârın dört başlıca yardımcısına dört köşe adı verilirdi. Koço’nun dört köşesinde bulunan dört kulede, azizlerin külleri ve kemikleri ve dini yazmalar muhâfaza edilirdi. Tun-huang ma’bedlerrinin dört köşesindeki kubbe altı köşebendler üzerinde bulunan “küzetkici” (lokapala, cihet ma’budu) tasvirleri de köşelerin ehemmiyetini tebârüz ettirmektedir.

C) Dört Kardinal Cihet ve Dört Köşe İstikametindeki Mihverlerde Çıkıntıları Bulunan Kubbeli Hücre:

Dört kardinal cihet istikametindeki mihverleri tebârüz ettiren İç-Asyalıların dünya planı, mihverleri haç şeklinde birbirini kesen Çinli Ming-t’ang’inde ve Shang mezarlarında görülür (bk. Eberhar, Lokalkulturen, s. 23). Buddhist “mandal” (mandala) plânının, bu mefhum ile ilgili şekilleri vardı. (bk. Stein, Serindia, Ch. 90186) ve başka mandallar). Türkler’de de aynı mefhumlar câri idi; onlara göre dünya hükümdârı, Tun-huang’deki mühürlenmiş ma’bedde bulunan bir falnâmede ifade edildiği, dört cihet veya köşeye hâkim idi:

“Kan olurupan ordu yapmış

İli turmiş. Tört buluntakı..
Irk-bitiğ, fal XXXVIII

(Han tahta oturarak başken kurdu

İli durmuş. Dört bucakdaki..)

Budist mefhûmunda, dünya hükümdarı çakravartin dünyanın ortasından yalnız dört kardinal ciheti değil dört köşeye müteveccih diagonal istikametlere de hâkim olarak tasvir edilirdi. Tantra mezhebinde bir Türkçe metin (bk. Bang-Gabain, Türksche Turfantexte V, satır 62-63) istiğrâk hâlindeki “bakş” ye şunu emreder: dünyayı dört kardinal cihetli (tört yıngak) ve dört köşeli (tört bulung) bir şekildir. Bunlarda duran dört “küzetkiçi” ile dört “yek” i (cin) tasavvur etmelidir. Muhâyâna Buddhismini bu dünya tasviri ve köşelerde duran “küzetkici”ler ibâdeti Doğu Türkistan’da meydana geldi. Başka yerlerde bilinmiyordu. Prof. Eberhand “küzetkici”lerden Vaisravana veya Kubera (Türkçesi Basaman veya Kupiri) ibâdetinin, Hoten Türklerin’de yaygın olduğu kayd ederken; bu ma’bûdun Türklerin Gök-tengiris ile birleştirildiğini zannetmektedir. Bu bakımdan dört cihet ve dört köşe diagonal mihverleri üzerinde çıkıntısı bulunan erken hücre tiplerinin, Hoten’in kuzeyinde, Mahâyâna Buddhism’inin doğum yeri ve târihi ile ilgili bir bölge ve zamanda meydana çıkmış olması tabiidir. (Farhad Bey Yaylak’ındaki dördüncü yüzyıla âid stûpa’lar ve Rawak vihâra’sı; bk. Stein, Serindia, levha 158; ve Buddhist Arts, res. 156). Bu tip hücreler Türk bölgelerinde daha da gelişti (bk. Grünwedel İdikut-shahri, Ma’bed Z; ve Stein Serindia, res. 270 ve levha 50, Kiçik Hisar stupa’ları. Bu kitabımızda levha VI B, res. 5 A, 5 B, 6 A)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 345)

Murtuk’da, Uygur devrine âid 13-16 sayılı “öy” ler de haç tarzında mihverli planlar üzerine inşâ edilmişti (bk. Grünwedel Kultstaetten)

d)Çok köşeli hücre:

Sekiz köşeli şekillerin de, cihet ve köşe istikametleri senbolismi ile ilgisi vardı. Sekiz köşeli olan veya sekiz köşeli kaide üzerine inşâ edilmiş bulunan stûpa’lar, hem Çin’in Tabgaç devrinde Honan’da, M. 523 târihinde inşa edilen Sung-Yüeh pagoda’sı; (bk. Boyd, rs. 23), hem de Gandhara’da (bk.Seckel, res. 10) mevcûd idi. Sekiz köşeli kaide üzerinde dikilen (levha V, res. 14 b, c) veyâ bütün binâsı sekiz köşeli olan stûpa’lara (levha V, res. 17) Turfan mimârisinde çok rastlanırdı. Uygur metinlerinde, sekiz köşeli şekil kâinat’ın bir timsalı olarak gösterilir (Bang-Gabain, “Türkische Turfantexte V”, satır 62 ve 63) Bir Uygur dıvar resminde, ruhların cezâlandırıldığı cehennem, üstü kubbe ile örtülü sekiz köşeli bir hücre olarak tasvir edilmiştir (lev. V, res 18). Sekiz veyâ daha çok köşeli hücrelerin dış görünüşü bazen oktogon, bazen ehram şeklinde idi (lev. V, res. 17, lev. VI B, res. B, 6, 7). Uygur san’&atındaki diğer bir husûsiyet de Buddhist ma’bûd tasvirlerinin tahtlarının ve kaidelerinin sekiz köşeli olmalarıdır. (Beziklik, ma’bed XIII dıvar resmi; bk. Andrews, Shrines, Levha XXX)

Hun ve Türk geleneğinde “dört köşeler” adı verilen hükümdarın en yakın yardımcıları (bk. B, I, 3, B, ii), onun etrafında dört köşeli bir çerçeve halinde dizilirlerdi. Hunlarda “Altı köşeler” tesmiye edilen ikinci derecedeki beyler ise belki altı köşeli bir şekil teşkil ederlerdi. Bu husûs belki ortaçağ Türkleri’nin altı köşeli dünya plânını tahayyül ütmelerine yardımcı olmuşdur. Altı köşeli plân dört cihet ile evc ve haziz (yukarı ve aşağı cihetler) timsâli idi.

e)Kubbe ve Kubbe-altı köşebendi cinsleri:

Çadır kubbesinde olduğu gibi (bk. B, I, 2 a) bina kubbeleri de, dilimli ve eğilmiş ağaçdan çerçeve üzerine yazılırdı. Doğu Türkistan’ın Uygurlar’dan evvelki ve Uyğur devri merkezi kubbeleri, muhtelif biçimlerde idi (alçak yarım kürre,tam yarım kürre, yarım ellipsoid, soğan, şeker külahı ve ehram şekli; levha V ve VI)

Stûpa’ların gelişmesinde müşahede edilen yükseliş temayülü, üst üste kubbe şeklinin doğmasını intâc etmiştir. Bu tipin eski bir nümunesi Taht-i Bahi’de vardır (bk. Waldschmidt, res. 8 c). Fakat oradaki üst kubbe yalnız gösteriş için yapılmıştır çünki içi doludur. Hakikaten içi boy olan üst-üste kubbeler ise Turfan’da çokdur. (bk. Lev. V, res. 14 a, b, c; Grünvedel, İdikut, Ma’bed Alpha, Bu Türk sanatkârları eseri 768 târihlidir. Müller, “pfahlinschrift”, s. 12 Grünwedel, Kultstaetten, Murtuk öyleri no. 13 ve 16)

Çadır veyâ ağaç yurttan (lev. IV A, res. 2, 3 a, 4 a, b) gelişdiği sanılan kubbe şekillerinden, şeker külahı veya ehram şeklinde künbed, Shensi’de Neolithik devirden beri biliniyordu (lev. IV A, res. 1) Böyle bir kubbe kalıntılarına, altıncı ilâ yedinci yüzyıl eserlerinden Kızıl öylerinden birinde rastlanır (lev. VI B, res. Ia) Aynı devrede, Keşmir’de de ehrâm biçiminde künbedler yapılıyordu. Bunların da ağaç binâlardan gelişdiği sanılır (Rowland, s. 112). En iyi muhafaza edilmiş misâller Latitaditya (724-760) devri Buddhist abideleridir, fakat bu şekil künbed en eski devirlerden beri Keşmir binâlarında vardı. Uygur mimârisinde de sekiz veya daha çok köşeli hücreler ehram şeklinde yükselirdi. (lev. Vı B, res. 5 b, 6, 7). Doğu Türkistan dıvar resimlerinde, şeker külahı şeklinde künbed hissini veren şu tertibe de rastlanır (lev. VI B, res. 2): İç Asya’da hükümdâr ve mabûdların başı üstünde duran şemsiyelerin sayısı ehemmiyete göre çoğalmakda idi. Çoğalan şemsiyelerin mimarideki ifadesi bunları aynı direk üzerine gittikçe küçülen boylarda dizmek ile olmuştu. (lev. VIB, res. 3, 4 a, b, 9). Uygur stûpalarının şemsiyelerin üst-üste şemsiyelerden mürekkep kümbet şeklinde bir ehram kubbe olmadan da bina üstüne konuyordu (Oldenburg, res. 36), Stûpaların şeker külahı şeklindeki künbedleri erken İslâm devri Türk türbe kümbetlerine tesir etmiş olabilir (bk. Yaralov Hakınlı devri, M. Onirinci yüzyıldan Ayşe Bibi ve Balacı Hatun türbeleri).

Tun-huang ve Kızıl öylerinde sık görülen bir mimari şekli, tepesinde, huni biçimi aydınlık yeri bulunan, kesik tepeli bir ehram görünüşündeki künbed idi. Üst üste dizilen ve her sırada birbiri ile 45 derece istikameti değişen ve gittikçe küçülen kiriş çerçevelerden müteşekkil idi. (bk. Levha VI, res. 15 A, b, c ve Lee-Coq, Bilderatlas, res 232-34). Bu cins künbedler aynı devirde Tangus bölgelerinde ve Silla devrinde Kore’de de yapılmakta idi (bk. Mc. Cune)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 347)

Bir Miran kalesinin fırınlanmış tuğladan yapılı iç içe kemerlerden müteşekkil kubbe altı köşebendinden (levha VI A, res. 9) yukarıda bahs olunmuş idi. Grünwedel, bu cins hücrelerin Koço’da bulunduğunu, fakat gerek Koço’da, gerek Ara-tam’da daha fazla rastlanan tarzın, dörtte bir kürre parçası biçiminde kısımlardan iki tanesinin bitiştirilmesi ile meydana getirilen “yaprak” şeklindeki kubbe altı köşebendleri olduğunu kaydeder. Buhârâ’daki Sâmâni türbesinin bu tarzdaki kubbe altı köşebendi, o bölgede istisnâi bir şekil olarak, Doğu Türkistan’da daha eski târihlerden beri mevcûd nümûnelerden her halde taklit edilmiş olsa gerektir. Yassı üçgen şeklindeki “Türk” kubbe altı köşebendinin prototibi Hami civarında Ilı-köl’de vardır (bk. Levha V, res. 11 c ma’bed II, hücre M.)

Mabedlerde mabûdun heykelinin bulunduğu en büyük hücrenin tepesi adı geçen merkezi kubbelerden biri ile örtülürdü. Bu büyük kubbeli hücrenin etrâfındaki giriş kısımları veya tavvâf için yapılan dehliz ise ekseriyetle düz tavanı olurdu. (lev. XIII). Nâdiren dehlizin girişinin sivri kemeri devam eder ve balık sırtı şeklinde bir tavan teşekkül ederdi. (bk. Le Coq, Chotscho, s. 2: geç Uygur devrinden ma’bed dehlizi, Grünwedel, Kultstaetten, res. 322 b: at nalı şeklinde giriş kemerinin devamından teşekkül eden dam ile ördülü Kızıl ma’bedil). Dehlizler ve ikinci derecede hücreler “beşlik” denen yarım-üstüvâni şekilde de örtülürdü (lev. XIII)

Kuleler:

Çok katıl Kuleler Çin’de Tabgaç devrinde (Farnz, res. 6, Lungmen; lev. I a, res. 7, Yun-Kang, altıncı yüzyıl, Boyd, s. 20, res. 23: Honan da Milâdi 543 tarihli Mount Sung pagodası) ve Kore’de VI-VII ci yüz yıllarda (Mc. Cune, s. 101) gelişti. Bu kuleler Budist yazmaların muhafazası için kullanılırdı. T’ang devri Ming-T’ang binâları kule şeklinde idi ve bir havuz üzerine inşa edilirdi. Alt kat dört mevsimi ikinci kat ayın menzillerini üçüncü kat güneşin menzillerini temsil ederdi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 348)

Han devrinin gözetleme kulelerine benzeyen çok katlı yüksek âbideler (Boyd, levha 5 ve 6), gözetleme kulesi binâ etmeğe alışık olan Türklere cazib gelmiş olsa gerektir. (bk. B, I, 6, a). Wang-yen-te tarafından 984 tarihinde kayd edildiği ve Koço harabelerinin teyid eylediği gibi (levha VII A), Uygur ülkelerinde “idiz ev” lere (kuleler: Müller Uigurica II, s. 38) çok rastlanırdı. Bu kuleler üst üste dikilmiş, gittikçe küçülen paralellepiped’ler şeklinde idi: Tepeleri üstüvani de olurdu (levha VII A, res.2 a, b). “İdiz veler”in üzerinde de kubbeler ve “şeref şemsiyeleri” bulunurdu (levha VII A, res. 3) Kulelerin cebheleri, hücreler ile tezyin edilir ve bunların içine kandiller veya tasvirler

lurdu (levha VII A, res. 4). Koço’da ziggurat’ı andıran “W” kulesi (Grünwedel, İdikut, res. 43) dahi bu tarife uygundu, fakat eb’âdı daha geniş ve kısa idi.

Ma’bedlerde sanctum’un genişlemesi meselesi:

Kansu ve Doğu Türkistan mimârları, kubbeli sanctum’u büyütmek problemi ile karşılaşınca, dehlizler ilâve ettiler, veya kubbeli hücreleri çoğaltdılar.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 349)

ii)Yanında dehliz bulunan kubbeli hücre:

Koço’da, Tsük’ü devrine aid ma’bed “M” deki merkezi hücre’nin iki yanda iki dehlizi vardı (levha VI, res. 14 b). Dört köşeli ve merkezi kubbeli olan ve iki yanında daha küçük odalar bulunan “sanctum” tertibi Batı Türkistan’da görülür. Batı türkleri’nin Türgişlerin, Karlukların ve Hakanlıların, altıncı yüzyıldan onüçüncü yüzyıla kadar başkenti kalan Tokmak’da Türgiş devrinden (658-766) bir mabedde bu vardır (Esin, “Ak-beşim”, lev. I/I). Uygur devrinde de Sengim Ma’bed X da aynı tertib rastlanır (Grünwedel, İdikut, res. 148)

Kansu ve Türkistan mağaralarında müstatil planda oyulmuş mabedler (levha VI, res. 13 a, b, c, d, e) de, etrâfında dehlizler bulunan kubbeli hücre şekline yakın bulunuyordu. Düz tavanı olan müstakil plandaki odaların medhal kısmı, dehliz vazifesi görürdü. Odanın iç kısmında, bir kubbe altında ma’bûdun hat üzerinde oturmuş tasviri bulunurdu.

Siwet-ulan’da(Şivet Ulan) görüldüğü üzere (Aalto, Aufzeichnungen, res. 1) medhal’in karşısına gelen dıvar’ın önüne, mihver üzerine vaz’edilmiş taht üzerindeki ma’bud heykeli veya sanctum bulunan, müstatil şeklinde ma’bedler, Orkun bölgesinde de vardır.

b)Kubbeli hücrelerin çoğaltılması:

Kubbe altı mesâhasını genişlettirmek meselesine diğer bir hal çaresi kubbeli hücrelerin çoğaltılması idi. Doğu Türkistan’da bu hal çaresi mağaralara oyulmuş râhip hücrelerinin veya küçük mabedlerin sıralanması sureti ile “Ming-öy” tertiblerinin doğmasından tabii bir tarz da gelişti (levha V, res. 5). Bu tarz gelişme Kanton civarındaki bir birine muttasıl Han devri türbelerinde de müşahede edildi. (Watson, s. 112); Han türbeleri Budist öylerden mülhem sayılır.

Turfan’da Koço mezarlık ve Manastırlarında, birbirine bitişik olmayan kubbeli hücrelerin de sıralanmış olduğu görürüz (levha VI B, re. 14 a; levha XII ve Koço’daki Mânihâi külliyesi. Bk. Le Coq, Chotscho s. 7). Birbirine muttasıl olmayan kubbeli hücrelerin sıralanmasına, Uygur harabelerinde çok rastlanır (Astâne yanındaki Lopçuk ma’bedi: bk. Le Coq, Chotscho, s. 2. Stein, Serindia, s. 336, Sorcuk, Uygur devri harabesi II, Aynı eserde, s. 1119, Stein’in sıralanmış Türk çadırlarına benzettiği Çong-Hisar kubbeli hücreleri) Üzkenddeki Hakanlı türbeleri de bu şekilde yan yana dizilmiş kubbeli hücrelerdi. Türk mimârisinin bir husûsiyeti olan iki sıra türbelerden müteşekkil sokaklar (Şah-ı Zinde, Semerkant) böyle gelişecekdi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 349)

Kubbeli hücrelerin sıra ile dizilmesinden muhtemelen mülhem olarak, başka bir tertib Türk sanatı bakımından aynı derecede önemli bir inkişaf gösterecekdi. Bu tertibde, büyük bir kubbeli hücre ortada yer alıyor ve etrafında, daha küçük kubbeli hücre veya kemerler, toplanıyordu. Bu tertibe, ilk olarak, Soper’in Tsü-kü Hunları denen proto-Türk millete atf ettiği Tun-huang öylerinden 272 numerolu mabedde rastlıyoruz (lev. VI A, alt sırada, ortadaki 272 no. Lu plân). En büyük kubbe üstünde Tun-huang usûlünde, çaprazlama, birbirinin üstüne konan ve gittikçe küçülen tahta çerçevelerin teşkil ettiği huni şekli yer almaktadır (orta sıra, 272 no. Lu kesim). Dört köşe plânda bu “öy”ün her tarafında altışar kubbeden dört tarafında yirmi kubbeli hücre bulunuyordu. M. VI-VIII. Yüzyıllarda Oğuz ilinde yedi kubbeli hücreden mürekkep orta kubbesi yüksek olan bir yapı mevcut idi (Agaeeveres 12). Çok kubbeli tertip mustatil plân üzerine ve büyük kubbeli hücre bir ucda bulunmak üzere Şorcuk’da bir öyde de gözükür (lev. VI B, res. 13 e)

Turfan kuzeyindeki dağlarda, Kurutka, Ma’bed I’de, dört köşe bir bina üzerinde beş kubbe vardır. Ortadaki kubbe büyükdür ve köşelerde kubbeler daha küçükdür. Fakat, yalnız tezyini veya senbolik bir maksad ile yapılan bu köşe kubbelerinin içi dolu idi (Grünwedel, İdikut, s. 166). Kemerler üzerine oturdulmuş dokuz kubbe şekli Hakanlı Türkleri’nin ilk câmilerinden birinde tekerrür eder (Hazar Câmi’i, Esin, “Kara-hanlı” res. 3 ve 4). Merkezi bir kubbe etrafında küçük kubbelerin toplanmasından ibâret tertib erken Anadolu medreselerinde (A. Kuran, Anadolu medreseleri, Ankara 1969, Yağı-basan medresesi) ve Osmanlı câmilerinde âbidevi zirvesine erdi.

Böylece Tsü-k’ü Hun devrinden beri Doğu Türkistan’da “kemer” denen kubbeli hücre klasik mimârideki sütun arası mesâfesine mümâsil bir ölçü birimi olarak belirmektedir. A. Kuran’ın kaydettiği gibi bu ölçü birimi Osmanlı mimârisinin sonuna kadar kullanıldı.

Müstakil birimleri çoğaltarak âbidevi neticelere varmak usûlü Uygur devrinde kulelere de tatbikedildi. Böylece Koço’daki Ma’bed P en yükseği ortada duran 85 kuleden müteşekkil bir tertib arz eder (lev. VII A, res. 1 a, b). En yüksek kule ortadadır ve etrafında diagonal istikamette bulunan, dört orta boyda kule vardır. Diagonal mihverler üzerinde de, dört murabbâ şeklinde tertib edilmiş yirmişer küçük kuleden müteşekkil dört grup kule bulunmaktadır.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 350)

Balık: Surla muhât şehir, saray, ma’bed ve manastır külliyeleri.

Şehirler

Si-yu-ki’nin mukaddemesinde, Çinli müellif, Çin’in batısındaki ülkelerin bu hususiyetini kaydeder: bu ilerde surlar ile muhat külliyeler vardır. Filhakika, Kansu ve Türkistan’ın bütün külliyeleri; şehirler, saraylar, manastırlar, sûrlarla tahkim edilmişdi.

Kalyânamkara ve Papâmkara hikâyesinin Uygur türkçesindeki şeklinin Pelliot tarafından neşredilen ve Orkun’un türkçeye naklettiği metinde “Luu Kanları” (Ejder hanları)’nın “balığı” anlatılır. Uygurların indinde bir hükümdâr şehrinin şeklini anlatan bu metne göre, “balık” “yeti hat karam” (yedi kat hendek) içinde idi. Şehrin üç sûru vardı. En içdeki sûrda “ordu kapağı” (hükümdârın sarayı kapısı) bulunuyordu (varak XXXIX – XLIII)

Han devrine ait sûrla muhat külliyelerde (Boyd, levha 12) herhangi bir plâna göre dizilmemiş, fakat gelişi güzel tarzda inşa edilmiş binâlar bulunurdu; buna mukabil Türk müstahkem külliyelerinde ekseri mütevâzın bin plan tatbik edilirdi: Surların teşkil ettiği çerçevenin veya kaidenin merkezine veya mihverler üzerinde bulunan başka bir noktaya esâs binâ veya mihverler üzerinde bulunan başka bir noktaya esas bina veya hücre inşa edilir ve etrafına müştemilat ilave olunurdu. (levha IX, res. 1, 2, 5.)

Sûrlar içinde yuvarlak külliyelere Kuzey Asya ve Batı Türkistan’da çok rastlanır (meselâ: a-Beş-oba güneş ma’bedi, bk. Levin Potapov, s. 6. B-dıvarla muhat Türk kurganları, bk. Radloff, Alterthümer. C- Kang-kü) (Kuşan sonrası) devirleri müstahkem şehirleri, bk. Tolstov, Altkhorezm, res. 24 b.) Bunlar, Doğu Türkistan’da nâdiren görülür (Ying-pan’da, bk. Stein, İnnermost Asia) ve bilhassa Hun ve türk kurganlarında bulunur (Bernstam, “Istoriko-arheol, ocerki”, s. 70 et seq)

Afrâsiâb ve Belh gibi poligonal plânda şehirler (lavrov, res. 132, 146) Doğu Türkistan’da nâdirdi. Sekiz köşeli “balık”lar, Uygur devrinin bur hûsusiyeti olarak meydana çıkmakda ve o devre ait resimlerde çok gürülmektedir (levha IV, res. 2). Le Coq’un tahminine göre aslen bir Budist stûpa olan ve şimdi Eshâb-Kehf ile ilgili addadilen Toyuk külliyesi altı köşeli sûrla muhât bulunmaktadır. (Le Coq Chotscho, levha 14, res. 9). Altı köşeli külliye daha geç bir yapıya da işaret edebilir. (bk. B. I, 3, d).

Kansu ve Doğu Türkistan’da iki esas tipde “balık” inşâ edildiği anlaşılıyor: her ikisi de dört cihete müteveccihdi. Biri murabba, diğeri mustatil planda yapılmakda idi. Han devrinde Çin sûrlu külliyeleri ekseri dört köşe olurdu (Boyd, levha 12). Hunların yapdığı Kansu’daki Ku-tsang şehrinin uzunca mustatil şeklini Çinliler şayanı dikkat bulurlardı.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 351)

Bişbalıkda kuzeye doğru bir çıkıntısı olan gayr-i muntazam bir mustatil şeklinde idi (pl. VIII A, rs. 1). Batı Türkistan’da mustatil şeklindeki şehirler çoktu (bk. Tolstov, altkhorezm. Res. 24. A, 43; Canbaz Kale ve Toprak Kale; Voronina, res. 6: Penç-Kend). Kuzey Asya’da da müstatil inşaat tarzına rastlanırdı: (bk. Okladnikov, levha 50: Ivolga üzerindeki Ulan-ude hun şehrinde bulunan iki büyük saray). Ulan-ude’nin etrafında dört sıra alçak (1, 5 m) kerpiç duvar örülmüştü. Kül-Tigin, külliyesinin etrâfındaki ala boyalı duvarlar da, bir mustatil keşkil ediyordu (jisl). Mustatil içinde doğu batı mihveri boyunca bir yol vardı. Oğuzlara âid Yengi –kend şehri de, kuzeye doğru bir çıkıntısı bulunan müstatil şeklinde inşa edilmişdi. (bk. Tolstov, altkhorezm. Res. 82)

Proto-Türk Chou (M. Ö. 1059-249) devrinde başlayan (Franke, Geschitchte, I/114-116, 141, 240) Çin tipindeki dört köşeli surlu külliye (Han devri müstahkem “balık” modeli, bk. Boyd levha 12; Yeşim Taşı Kapısı mevkiindeki kale, bk. Stein, Tracks, levha 180) kâinâta atfedilen dört köşe şeklini tekrarlıyordu(bk. B, I, 3, b). Hunların da dört köşeli külliyeleri vardı. Tsit-ki Shan-Yü, Samarkand civarında, tahminlere göre Talas’da, müstahkem dört köşeli bir şehir binâ etmişdi.

Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki birçok Gök-Türk şehirleri dört köşeli idi (Tonguz-baş ve Kızıl-şehir; Stein, Innermost Asia, plan 40. Atbaş: Ögel, Kültür tarihi, s. 174-176; Alay: bk. Levha VIII A, res. 3; Çaldıvar; bk. Levha VIII A, res. 2 A. Kara-hoto’da dört köşeli dii levha VIII A, res. 4)

En eski bunaları Tsü-K’ü’lerden Ngan-chou’ya âid “m” mabedi ile duvarının içinde örülmüş heykeller bulunan “v” mal’bedi olan ve Çin tarihlerine göre kuruluş tarihi M. Ö. 60’dan evvel bulunan Koço şehri dahi, dört cihete müteveccih gayri muntazam bir murabba teşkil eden surlarla muhat bir “balık” idi. Murabba’nın her kenarı 1365 metre boyunda idi. (levha VIII B, res. 1). Duvarlar, fırınlanmamış tuğladan inşâ edilmiş, sırlı tuğla sıraları ile tezyin edilmişti (bk. B, I, i, a): Sûrların birkaç kısmı, belki dıvar resimleri yapılmak üzere, sıvanmış bulunuyordu. Koço, sûrları müzeyyen olan, bir mukaddes şehirdi. Uygur resimlerinde, “ordu”ları ihâta eden surların çok defa resimler ile süslenmiş olduğu görülür (levha IX, res. 2 ve 5). Tamamen simetrik bir plân üzerine inşâ edilmiş olması itibâriyle, mukaddes bir şehir olduğu muhtemel bulunan Çaldıvar’ın sûrları da oymalı süslerle müzeyyendi (levha VIII A, res. 2 a, 2 b ve 2 c). Alay ise (levha VIII A, res. 3) askeri bir müstahkem şehir intibâını veriyor. Koço’nun surları kısmen ikinci bir muvâzi duvar ile takviye edilmiş bulunuyordu.

Koço’nun surları yetmişden fazla burç ile de takviye edilmişdi (levha VIII B, res. 3. A). Her biri 15-20 metre derinlikde olan burçlar, tepesi kesik ehram şeklinde, Doğu Türkistan’da biten toğrak ağacından bir çerçeve üzerine güneşde kurutulmuş tuğla ile inşa edilmişti. Aurel Stein’a göre, Han devrinden beri Kansu’dan Kaşgar’a kadar bütün kuleler bu tarzda yapılırdı. Alay’da da aynı şekiller görülür (levha VIII, res. 3).

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 352)

Tonyukuk yazılı Taşının doğu tarafındaki metnin 54 ncü satırında Tonyukuk ikinci Gök-Türk devletinin her tarafına pek çok “kargu”lar (gözetleme ve ateş kuleleri) inşâ ettirdiğini söyler. Doğu Türkistan Gök-Türk devletinin bir kolu olan Batı Türk kağanlığının bir ili idi. Daha geç tarihlerde, Hakanlı devrinde, “kargu” kelimesinin yerini “tura” almıştır. (Kutadgu-Bilig). Tepesi kesik ehram şeklindeki burçlar Türk Harzemşahları devrinde Harezm’de de inşâ edildi (tolstov, Altkhorezm, levha 85, res. 4)

Koço kargularının mazgalları üçgen şeklinde yapılırdı (levha VIII B, res. 2 a); bu çeşit mazgalların prototipi Gandhara’da bulunur. “Omega” mabedinde ve Koço’nun başka âbidelerinde, mazgallar, tuğlaların türlü tertibi suretiyle muhtelif başka şekillerde de yapılırdı (levha VIII B, res. 2 b.)

Başka müstahkem “balık” larda, mesela Çaldıvar’da, müdevver köşe kuleleri (levha VIII A, res. 2 A); Koço’nun “Beta” mabedinde (levha XIII) kubbeli ve tezyinatlı olan köşe kuleleri vardı. Bu tezyinatın sebebi, köşe kulelerine atfedilen görevlerdi. Koço’nun köşe kulelerinde velilerin kemikleri ve dini yazmalar muhafaza edilirdi. Uygur resimlerinde köşe kulelerinin renkli tuğla levhaları ile süslenmiş ve pagoda kubbeleri gibi (levha VII A, res. 3) çiçek kadehi şeklinde kubbelerle örtülmüş olduğu da (levha VIII C ve B, res. . 3 b) görülür. “Kara-hanlıların İslâmi âbideleri” adıl yazımda erken Türk-İslâm minârelerinin toparlak ve tepesi kubbeli köşe kulelerinden geliştiğini isbata çalışmışdım.

Koço’nun dört köşe surlarının her tarafının ortasında birer kapı vardı. Kapıların yanlarında boyalı ve yaldızlı tahta işi kalıntılarının bulunması Uygur resimlerinde görüldüğü gibi (levha VIII b, rs. 4; ve levha IX, res. 5), sûr kapılarının üzerinde köşklerin bulunduğuna işaret etmektedir. Yine resimlerde görüldüğü gibi kapılar kemerli idi (levha VIII B, res. 4). Uygur sanat eserlerinde tasvir edilen üstü çivi dekorlu ağır kale kapıları Tamin ibn Bahr’ın anlattığı muhtemelen Ordu-balık olan “Toguzguz Kaganı şehrinin” demir kapılarını hatırlatır. Birbirini haç şeklinde kesen iki mihverin üzerindeki iki ana yol Koço’yu dört kısma ayırırdı. Bu dört yol-ağzı tertibine “tört beltir yol” denirdi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 353)

b)Saraylar:

Mukaddes bir şehir olan Koço’da, hükümdarın sarayı şehrin merkezinde idi. Sarayın etrafını mabedler, stûpa’lar ve mezarlıklar sarmışdı. “Han-tûra” denen “E” saray harâbelerinden başka, herhangi bir mesken kalıntısına rastlanmamıştır. “Han-tûra”, 15 metre yüksekliğinde sed üzerine inşa edilmiş kuzeye müteveccih kısmı çift sıra sûrlarla muhât bir müstahkem “ordu” idi. Harâbeler arasında seddin seviyesinden, daha 15 metre yükselen bir çift küle bakiyesi durur. Han-tûra’nın divanhaneleri seddin kuzeyinde ve batısında bulunurdu. Odalar kubbeli ve yassı tavanlı idi. Muhtelif dıvarlar, üç kat alçı ve mermer kireci sıvası ile kaplanmış ve renkli resimlerle süslenmişdi. Resimler arasında, bir hükümdar tasviri sonradan kaybolmuş. Diğer resimler doğancılar, sâkiler, kapı kulları ve ormanlık manzaraları tasvir etmektedir.

Proto-Türk Tsü-k’ü’lere âid Milâdi 444’de inşa edilen “M” Buddhist ma’bedi, “E” sarayı harabesinin doğu cihetine ittisal etmekde idi. Belki Turfan’lı Mânihâi Bakmil’ler, veya Miladi 762’de Mâni dinine intisab eden Uygur hükümdârları tarafından binaedilen “K” Mânihâi ma’bedi de sarayın yanında idi. Burada, muhtemelen Koço’nun Türgiş devrine âid olan Türgiş sikkeleri de bulundu. Saray teşrifâtı ile ilgili türkçe yazmalar (bk. F. W. K. Müller, Der Hofstaat eines Uighur Königs) ile, hükümdârlara mahsus al sancak (bk. Kâşgari, madde “al”) taşıyan Türk beylerini takvir eden resimler, “K” Mânihâi ma’bedinin kitaplığında meydana çıkarıldı (bk. Le Coq, Chotscho, levha 2, res. e)

Yar-hoto’nun saray harabeleri (bk. Stein, Innermost asia, s. 712 ve devamı) muhtemelen Uygur dıvar resimlerinde görülen (levha IX, res. 3 ve 4) sûrlu bir avlu içindeki saraylara benzerdi. Koço’daki “Hantura” ise her halde Uygur duvar resimlerindeki diğer tarz saraylara müşabihdi; yüksek, dört köşeli veya poligon şeklinde bir sed üzerinde ikametgâh köşkü bulunurdu (levha IX, res. 1 ve 5). Seddin altı zemin katını teşkil etmekte idi. “Öy, bark” tabirinin “(ev, bark” ta’birimizin Uygur teleffuzu: bk. Bang-Gabain, Türkische Tufantexte V, s. 81) ifade ettiği mimari şekle yani avlu içinde köşke Uygur sanatında böylece rastlanır (levha IV, res. 3 ve 4) Esâs ikâmetgah köşkünden başka seddin mihverleri üzerinde seddin kenarında veya seddin dört köşesinde inşâ edilmiş küçük köşkler de bulunurdu (levha IX, res. 5; Uygur köşkleri için bk.: B/I/b). Müştemilatın bu mütevâzın tarzda tertibi, Çin sûrlu külliyelerinden farklıdır. Bunlardan surlar içindeki binalar gelişi güzel dizilmiş (bk: B/I/b). Müştimilatın bu mütevazın tarzda tertibi Çin surlu külliyelerinden farklıdır. Bunlarda surlar içindeki köşkler gelişi güzel dizilmiş (bk. Boyd, lev. 12) veya esas köşkün kenarına muttasıl, hizmetkârlara mahsûs küçük köşler yapılmıştır (Chavannes, Sculpture).

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 354)

Uygur resimlerinde, şehirlerden uzak olan yerlerde, daha mütevâzı tarzda, fakat yine sûrla muhât “balık” lara da rastlanır (levha IX, res, 3 ve 4).

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 1. Bölüm 1- Kansu’ya Kuzey’den Giriş
2- Kansu Hun Devletleri
3-Kansu’da Uygur Kaganlıkları ve Beylikleri
4- Tarım Havzasına Doğu’dan Giriş 5- An-hsi’den Kâşgar’a Güney Yolu
6- An-hsi’den Kaşgar’a Giden Kuzey Yolu ve Tarım Havzasında Hun Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 2. Bölüm 7- Tarım’da Batı-Türk Devri 8- Doğu Türkistan’da Uygur Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 3. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler
1- Mimari Örnekler

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 4. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 2- Heykeller

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 5. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 3- Resim

Avatar

Leave a reply