Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 2

0
185

BURKAN VE MÂNİ DİNLERİ ÇEVRESİNDE TÜRK SANATI

DOĞU TÜRKİSTAN VE KANSU’DA SANAT MERKEZLERİ

7- Tarım’da Batı-Türk Devri:

Juan-juan’ların esâretinde demircilik yapan Gök-Türkler ipek ve mensûcât ticareti ile de uğraşmaktaydılar. Bu sûretle kavuştukları refah ve kudret sayesinde milâdi 552’de Juan-Juan’ları mağlûp edebildiler. Müteakiben, 563 ile 567 arasında Orta Asya’nın hâkimleri bulunan Heftalitlere meydan okudular ve onları da yendiler. Böylece yükselen Gök-Türk İmperatorluğu Liao körfezinden ve doğudaki Tangus ve Çin kültür sâhalarından batıdaki Sâsâni ve Bizans kültür sâhasına kadar yayılmıştı. İmperatorluk 581’de Kuzey (Orkun) ve Batı (Türkistan) kısımlarına ayrılarak iki devlet teşekkül etti.

Yakın Doğu’da artık Batı Türk tesirleri hissedilmeye başladı. Hüsrev Anuşirvan Türk kaganı “Sincibu”nun kızı ile evlendi ve tahta çıkan oğulları Hormizd IV “Türk oğlu” lâkabı ile tanınırdı. Batı Türklerinin kağanı T’ung Yabgu 581-620 etrafı Fars ülkelerini istila etmesi de Türkleri Fars kültürü ile temasa başlattı. Nesturi mezhebinden Hıristiyanlar da Suriye üzerinden Türk dünyasına Bizans tesirleri getirirdi.

Güneyde Batı – Türk İmparatorluğu Türkistan’ın sınırı sayılan Amu-deryâyı aşmıştı ve Hüsan-Tsang 630 etrafındaki yolculuğunda Gök-Türkler’in Toharistan ve Kâbul’da hakim olduklarını anlatır. Al- Balâzuri Hicri 44’de (Milâdi 664) Arabların Multan’da Türkler’e rastlamış olduklarını söyler. Kâbil’de Gandhâra ve Gaznede hâkim bulunan ve Huei-ch’ao’nun 726’da rastladığı (Fuchs) Gök-türk neslinden Türk-Şâhı sülâlesinin cenûb başkenti Udabhândapura idi (Al-Birûni-in Mâ-lid Hind’in de Waihind; bugünkü adı Attlock.). Milâdi 870-900’de Kâbilde sonuncu Türk hükûmdarı Lagaturman’i, Brahman veziri (Stein’a göre Lalliya Shahi) devirip Hind-Şâhı hanedanını kuruncaya kadar başkent o şehirde kaldı.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 325)

Türkler belki Tsü-k’ü Hunların medeniyetinin taşıyıcısı olmaları hasebiyle kültür bakımından kendilerinden evvel Orta Asya’da hâkim bulunan Juan-juan’lardan ve Heftalitlerden daha ileride idiler. Bununla beraber anılan selefleri gibi Gök-Türkler de Budist medeniyeti ve sanatı çevresine animist inançlarla dolu bir kültür mâzisinden geçmekte idiler. Batı Türkleri’nin kültürü ve sanatı Altaylar’ın göçebe muhitinden Orta Asya Budist sanatı çevresine Çin Budhizmi ile hiç olmazsa yedinci yüzyılın ikinci yarısına kadar yakın temasa geçmeden intikal etmiş gözükmektedir. Erken Türk Altay sanatındaki az sayıda Doğu Asya husûsiyetleri belki Çinlilerce Gök-Türklerin menşeinin Kansu Tsü-k’ü’lerine bağlanması keyfiyeti ile izah edilebilir.

Gök-Türkler Orta Asya Buddhist kültürü ile Kagan “Mu-han” ın (vefatı Milâdi 559 yahut 562) ve sonra halefi “Kagan T’opo” nun (vefatı 582) hükümdarlıkları zamanında temas etmişlerdi. Dindar bir Budist olan T’opo et yemezdi; Pagoda’lar inşa ettirmiş; Sangharama’alar ve Budist heykeller ve tasvirler yaptırmıştı. T’opo 575’e kadar on sene Kaganını nezdinde kalan Gandharalı Budist rahibi Jinagupta’nın müridi olmuştu. Batı Türkler’inin kaganı T’ung Yabgu merkezi Hindistanlı Râhip Prabhâkaramitra tarafından 622 civarında Budizmi kabule iknâ edilmişti. Çin kaynakları Türk hükümdarları ve hatunları tarafından altınca ve sekizinci yüzyıllar arasında inşâ ettirilen çok Budist âbidesi zikrederler. Kapisa ve Keşmir’e de Türk Tigin ve hatunlarının yaptırdığı âbideler bulunduğu nakledilir. Heftalitler tarafından Budist âbibedelerin yıktırıldığına, ve bunu takip eden Türk devrinde Budist sanatının tekrar geliştiğine dair nakledilen malûmatı Türkistan’da ve kuzeyli Hindu-Kûş havalisinde Sovyet arkeologları tarafından yapılan kazıların te’yid ettiğini F.R. Allchin kaydetmektedir. Facenna Swat abideleri hakkında aynı görüşü ileri sürmüştür (Swat’da Türk yazıları da bulundu). Budist Kuşan bölgesinin tesirleri Fergâne’deki Türk ma’bedinde (kuba) heykellerde görüldüğü gibi Kabûl’dan geliyordu. (bk. Kâbulda Hazanah ile Kuba heykelleri benzerliği: Pugancenkova – Rempel, s.244)

Umûmiyetle, Grünwedel sanat sahâsında (III. Turfan Expedition, s. 896) ve pelliot yazmalar hakkında (Notes to Marco Polo, “Kao-ch’ang” makalesi) yanı neticeye varıyorlar: Doğu Türkistan, yedinci yüzyılın ortasına doğru, oldukça Türkleşmiş bir kültüre sâhibdi.

Orta Asya’nın tedricen Türkleşmesi ve birbirinden uzak münferid kültür sahâlarının Batı Türk İmperatorluğu’na idarii keyfiyetleri, altıncı ile sekizinci yüzyıllar arasında, Kansu’dan Bamyan ve Sogdak iline kadar yeknasak bir sanat uslübünün doğmasında bir başlıca amil olmuştur. Müşterek bir sanatın doğmasındaki üçüncü âmil, Mahâyâna Buddhisminin velilerine âi menkıbelerinin husûsiyetleri ile ilgilidir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 326)

Batı Türkleri’nin Yabgu’sunun bir kuzey bir de güney “ordusu” vardı. Her ikisinin de daima Tarım’ın kuzeyinde eski Wu-sun ve Hun ülkelerinde bulunduğu anlaşılıyor. Yabgu’ların sarayları yazın bugünki Kulca yahut Ebi-nor gölü ve tokmak civarında; kışın da Talas’da veya Kuça kuzeyinde Yulduz vâdisinde idi. Bu mevki’ler hem İpek Yoluna hem de Tarım’dan Orkun İli ve Çu vâdileri ile Talas, Tokmak, Balasugun ve İspicab şehirlerine giden Ti’ien-shon geçitlerine hâkim bulunmakta idiler. Bilâdi 605’de Batı Türklerinden Bişbalık, Koço, Karaşehir ve Hami’yi alan Uygurların Tarım’ın kuzeyinde kalan bölgelerde de gözü vardı. Hami milâdi 608’de Batı Türkleri tarafından geri alındı.

Milâdi 607’de, Batı Türklerinin Kaganı “Ch’ou-lo-heou,” bugünki Türkistan’a tekabül eden topraklarını, batı ve doğu eyâletleri olmak üzere, ikiye ayırdı. Batı Türkistan, Şaş’da (bugünki Taşkend) ikamet eden bir nâib tarafından; Doğu Türkistan, Kuça’nın kuzeyinde, Şorcuk Ming-öy’ü civarında, Yulduz vadisinde ordusu bulunan diğer bir naib tarafından idare edilmekte idi. Miladi 610 etrafında, Ch-ou-loheou Kagan’ın ordusu, T’ien sahn’ın doğu kısmında, hami yakınlarında bulunuyordu. M. 629’da Batı-Türkleri’nin Kaganı T’ung Yabgu’nun hakimiyetindeki Bişbalık, Kuzey Türkleri’nin taarruzuna uğradı. T’ang-shu Bişbalık’dan bahsederken, “Kagan-stûpa” adını verir. Bu keyfiyet Bişbalık’ın da Koço gibi, bir mukaddes şehir olması imkanını hatıra getiriyor.(Koço’yu teşkil eden birçok manastırlar ve ma’bedler yanında, kudsi olmayan tek bina, kagan sarayı idi). T’ung Yabgu’nun vefâtı üzerine Yu-ku Şad (mustakbel Tuli kagan), Bişbalık’ı idare etmek üzere bir Yabgu tayin etti. Milâdi 640’da “She-Kuei” Kagan’ın ordusu Guçen havalisned muhtemelen, Bişbalık’da veya civarında bulunuyordu. M. 648-657 arasında, Turfan, Çinliler’in istilasına uğradıktan sonra, Bişbalık’a P’ie-ting (kuzey merkezi) adı verildi ve burada Çinliler 50 sene bir vali bulundurdular. Aynı tarihlerde Türk beyleri de bu bölgede hüküm sürüyorlardı ve Çinliler’in emrinde bir Gök – Türk beyi “Ashina Ho-lu” Bişbalık’ın 60 li (30 km) batısında bir Türgiş şehri olan “Moho” da ordu kurmuştu. Milâdi 714-4 etrafında Orkun yazıtlarında Kapagan Kagan diye adı geçen Kuzey Türkleri kaganı Bişbalık’ı Çinliler’den geri almağa teşebbüs etti. M. 720’den sonra Bişbalık dâhil olmak üzere bütün Tarım havzası tekrar tamamen Türkler’in eline geçti ve bir Gök-türk beyi “Ashina She” İdikut unvanı ile Uygurlardan evvel mâni dinine intisab ettikleri anlaşılan Basmil boyuna mensub yerli Türk kavimlerinin hükümdarı oldu. Uygurlardan evvelki Turfan Mânihai eserlerinin kime atfedileceği tereddüdler muvâcehesinde bu keyfiyet oldukça önemlidir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 327)

(bk.Aurel Stein, Innermost Asia, ek Q: Koço’da bulunan; Gök-türk yazısı ile resimli Mânihâi türkçe metin)

Tarım’ın kuzeyindeki diğer Türk kavimleri arasında “Ch’ou-youe” lar “Chou-mou-koen” ler, Bişbalık “Sha-to” ları, Bişbalık ve Turfan’ın geniş sâhalarına yayılmış olan Türgiş’ler zikredilebilir. Yukarıda temas edildiği üzere Uygurlar Han devrinde Hami’de yaşıyorlardı ve milâdi 605’de Turfan’da ve Bişbalık’da bulundukları kaydedilmiştir. Bu Türk kavimleri Tarım havzasına yayılırken başka Türk kavimleri de Kuzey Asya’daki yurtlarından cenûba doğru iniyorlardı.

Çinliler’in kaydettiğine göre Hun devrinde “Samarkan’ın batısında” yaşayan; ve Gardizi’ye nazaran doğu Avrupa’nın sınırlarına varan Kırgızlar Doğu istikametinde ilerlemekte idiler ve T’ang devrinde Tarım’ın kuzeyindeki bölgelerde (Cungurya, T’ien-şan) görüldüler.

Orta asya uslubundaki erken Türk eserlerinin Tarım havzasının kuzey bölgesinde aranması gereken mevki’ler böylece bilhassa Bişbalık, Yar-hoto, Koço, Çıkan-köl’daki adanın üzerinde bulunan Uygur devrinden evvelki harabeler ve Turfan ile Kara-şehir arasındaki bölgedir. Turfan’ın 224 km. güneybatısında kâin Uşak-tal bu bölgeye dahildir. Doğu Türkistan naiblerinin “ordu” su olan Kara-şehirin yakınındaki Yulduz vadisi hep Batı-Türk hakimiyetinde kalmıştır. Kara-şehir’in etrafı, Budist sanatı eserleri bulunan yerlerle çevrilir. Bunların en tanınmışı Kara-şehir’in 25 km. güney-güneybatısındaki Şorcuk Ming’öy’ü dır. Şorcuk sonraları Uygur sanat merkezi de olmuştur. (bk. Bölüm 8). Kara-şehir’in 16 km. cenûb-batısında Bağdad-şehri; Şorcuk’un 31 ve 32 km. güneybatısında Koral ve Hora: Korla’nın 160 km. güneydoğusunda Ying-pi’an, ve 96 km. batısında Ağrak; Ying-pan’ın 105 km. güney-güneydoğusunda Merdek mevki’leri de Budist sanat eserleri bulunan yerlerdendir.

Ağrak’ın 160 km. batısındaki Kuça (Kaşgari’ye göre Küçe veya Küsen) mühim bir merkezdi. Doğu-Türksitan’ın Batı-Türk nâibinin “ordu”suna pek yakın bulunan küçe’ye Hunlar büyük ölçüde hulûl etmişlerdi (bk. Bölüm 5) Bununla beraber, Türkler’den evvelki devrlerden Küçe’lilerin, kendilerine muhsus bir Hind-germen dili vardı (Toharca B). Küçe bölgesi âbidelerinde pek az türkçe kitâbelere rastlanmaktadır.San’at üslupları da, Türk san’at eserlerindeki kuveetli ifade tarzından uzak ve gözelleştirmeğe temayül eden bir tarzda idi. Bu sebeble, Küçe âbideleri umûmiyetle Tohar’lara atfedilir. Ma’mâfih, F. W.K. Müller Kızıl’daki dıvar resimleri yapıldığı devirde, Küçe halkının Türk olduğunu, ancak Hind-Avrupa âyin metinleri kullandıklarını ileri sürer (Sitzungberichte Preuss, Akad, Wiss, 1907). Filhakika Kızılın geç devirden öylerinde Uygur tarzını hatırlatan resimler vardır (Grünwedel, Kultst. Res. 397 a, b). Türk usûlünde yüzünü bıçaklıyarak matem merâsimi yapanların da tasvir edildiğini Prof. Von Gabain Chotscho da kaydetmişti. (Grünwedel kultst. Res. 415). Erken Uygur devrinden Kiriş resimlerinde ise (Grünwedel, Kultstaetten, res. 431 – 435), klasik devir Kızıl resimlerindeki güzelleştirme temâyülüne özenmeyi hatırlatan bir tarz müşâhede edilir. Grünwedel, şöyle demektedir:

“Sanki başka türlü mevzu’lar alışık bir el, bu yerde ananevi olan şekilleri tekrar etmeğe gayret eylemektedir” (Kultstaetten, s. 185).

Esâsen, Küçe 856 târihinde, ve tekrar onbirinci yüzyılda, Uygurların başkenti de olmuştur. Küçe etrafında, san’at eserleri bulunan mevki’ler şunlardır: Kızıl (12,5 km. cenûb-doğuda), Kiriş (40 km. kuzeydoğuda) ve Kum-Tura (35 km. cenûb batıda) Kiriş ve Kum-Tura da, daha geç bir tarihte, Uygur merkezleri oldular (Bk. Bölüm A/8). Kum-Tura, “öy” lerinde Batı – Türk devrine ait olması muhtemel, Gök- Türk yazısı ile Türkçe Buddhist kitabeleri bulundu. Küçe yakınlarındaki başka arkeolojik mevki’ler arasında, Hitay – Şehri (güneydoğuya 70 km.), Tonguz – baş ve Kızıl-şehir (cenûb-batıya 64 km.) Tograk-akın ve Tacik (batıya 64 km.), Yulduz-bağı (batı-cenûb-batıya 32 km.) ve Cığdalık öylerinde (batıya 112 km. Muz-ard suyu üzerinde) de kayda değer kalıntılar vardır.Küçe’den batıya doğu 200 km. Mesafede Ak-su gelir. Ak-su bölgesinde birçok Batı-Türk kurganı bulundu. Daha ileri batıya doğru gidince, Küçe’ye 440 km. mesafede Kelpin’e varılır. Kelpin’den 32 km. güneyde Tumşuk ve Hakan-şehri gelir. 102 km. batıya doğru gidilince Kara-baş’a, 208 km. gidilince Türk tarzında sayılan resimlerin de bulunduğu (Le Coq Buddh. Sp., c.V, S.31) Kâşgar’a, ve cenûb-batı istikametinde 192 km. gidilince Yarkend’e ulaşılır.Türk kitap resimlerinin bulunduğu Duldul-Akur (bk.bölüm A/8) Kâşgar’ın 58 km. Kuzeydoğusu’ndadır.

8- Doğu Türkistan’da Uygur Devri:

Han devrinden beri, Uygurlar, Doğu Türkistan’da yabancı değildi. Uygurlar’ın da mensub bulunduğu Tölüs’leri, Han devrinde Hami bölgesinde yaşadıklarını, Bişbalık, Turfan ve Kara-şehir’in Milâdi 605’de Uygurlar atarfından BatıTürkler’in elinden alındığını, bundan evvelki bölümde kaydetmiştik. M. 605 ile 608 arasında, Tölüs’ler, hemcinsleri Batı-Türkleri’nin idaresine karşı isyan ederek Çinliler’in himayesinde geçmişlerdi. 647 ile 658 arasında Turfan ve küçe şehirlerini Batı-Türklerin’den zabteden Çin Ordusu, âsi Türk boyları lie ittifak halinde bulunmakla kalmayıp, başılca birlikleri, çok sayıda Tölüs’leri de ihtivâ eden, Türk başbuğları emrindeki Türk kuvvetlerinden müteşekkildi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 329)

Doğu Türkistan’ın, ilk önce, 647 ile 658 arasında Çinli-Uygur müşterek kuvvetleri tarafından; sonra da, 672 ile 760 arasında, Turfan bölgesinin, Tibet’liler tarafından istilası, doğu kültürü unsurlarının Doğu Türkistan ve Kansu’ya hulûl etmesine ve bu iki bölgenin san’atında yeni bir safhanın başlamasına sebebiyet vermiştir. Çin tesirleri ekseriya Türklere ve bilhassa Çin kültürü çevresinde yaşamış olan Uygurlar tarafından nakledilmekte idi. Esâsen, Doğu-Türkistan’ın T’ang’ların Tarım’a girmesinden ancak yirmi sene sonra, Tibet’liler ön plana geçtiler ve Çinlilerin az zaman evvel Hoten, Kaşgar, Küçe ve kara-şehir’de kurmuş oldukları “Dört askeri merkez” i, 670 ile 692 arasında, Çinliler’in elinden aldılar. 678’de, Tibetli’ler, Küke-nor civarında Çin ordusunun imhâ ettikten sonra, Kansu ve Tarım’da Türk’ler ile Tibetliler kaldı. Bununlar beraber Çinliler Turfan’da 791’e kadar; ve “Dört askeri merkez” e ise 751’de çereyân eden Talas muhâremesine kadar, ismen sâhib kaldılar. Fakat hakikatde, bu ülkeler Türkler tarafından meskûn olup Türklerce idare edilmekte idi. Küce ve Turfan bölgesinde Uygurlar; Turfan şehri ile cenûbi Tarım’ın başka bir kısmında Karluk’lar hâkim idi. Talas muharebesinde Karluk’ların, Çinlileri terk ile Arablara İltihak etmesinin önemli neticeleri oldu; İslâmiyete Türkistan’ın kapıları açıldı ve Çinliler ibn sene için Orta Asya’dan tard edilmiş oldu. Uygurlar Doğu Türkistan’a hâkim oldu.

Uygurlar’a atfedilecek san’at eserleri ele alınırken, Hirth tarafından müsahede edilen şu husus da göz önünde tutulmalıdır: XIX. Yüzyılda,Çinliler türkçe kitâbeleri silip yerine çince kitâbeler yazmışlardır.

Tibet tesirlernie gelince, Pelliot, Tibet’lilerin, Türkistan’da, kültür bakımından önemi olan pek az belge bıraktıklarını söyler. Bununla beraber Grünwedel’in kaydettiği gibi, doğu Türkistan’da, bilhassa geç Uygur devrine ait Lamaist san’at unsurlarına rastlanır. Ma’mafih, Lamaist sanılan unsurların hem Uygur devrinden, hem Milâdi 730 etrafında yayılmaya başlayan Lamaism’den daha eskidir. Bunlar, Lamaism üzerine Türk Tantrik san’atının (Kuba Ma’bedi; Pugancenkova-Renpel, s.244; Uygur Bezeklik Ma’bed IX. Eserelri, LeCow, Chotscho) icar ettiği tesirler olarak kabul edilmelidir. Uygur san’atının geç devrinde de bulunan Lamaist san’atın daha gelişmiş şekilleri ise, ancak Tibet tesirlerine atf edilebilir. Ligeti’nin, Bilinmeyen İç Asya adlı eserinde belirttiği gibi, Kansu Uygurları, Moğol devrinde, Lamaism ile yakından ilgili bulunmakta idiler.

Bütün bu tesirler, Doğu Türkistan san’atının öz hususiyetini değiştiremediği ve Doğu Türkistan san’atının sekizinici yüzyıldan sonraki vârisleri de Uygur Türkleridir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 330)

Kırgız’lar Uygurları yenerek Ordu-balığı işgal ettikten sonra, Uygurlar, evvelce de tutunabildikleri başka ülkelere dağıldılar. Bir kısmı T’ien-shan ve Kuzeydoğu Türkistan’a yerleşti ve Bişbalık (Pei-ting) ile Küçe (An-si, Kiu-tuz, Kuca) Yar-hoto (Si-chou) ve Koço (Kao-ch-ang) da 850-1250 arasında devletler kurdular. Küçe ve Koço Mas’ûdi tarafından (Murûç al-zahab) “Toguzguz Kaganının başkenti Kuşan” diye tarif edilir. E. Pinks’in, Kin-shih ve T’ang-shu metinlerinden nahklettiği gibi, Küçe Uygur kaganlığı 856’da Çinliler tarafından tanınmıştır. Küçe Kaganlığı X. Yüzyılda Koço ile birleşmiş ve XI. Yüzyılda yine ayrılmıştı. XI. Yüzyılda “sarı elbiseler giyen Arslan Han” (Bretscheneider, s. 245) Küçe’de hâkimdi. Küçe’nin 856 ile XII. Yüzyıl arasında, bir Uygur Kaganlık merkezi olması, Küçe civarındaki IX-XI ici yüzyıl arası Buddhist resimlerinin Uygurlara atfı meselesini öne atmaktadır.

860 ile 873 arasında, Uygurlar, hâkimiyetlerini Yen-ki (karaşehir)in 350 km. batısında bulunan Lien-t’ai’ye kadar batı istikametinde genişletmişlerdi. Onbirinci yüzyılda Kâşgari, “Uygur” maddesinde, Uygurların başlıca merkezleri olarak şu şehirleri sayıyor: Bişbalık, Koço Canbalık ve Sulmi, Kaşgari, “Türkmen” kelimesinde, Sulmi’nin İran dili konuşan ve bir yabancı mütsevli olan Zû al Karnaîn tarafından inşâ edildiğini yazar. Küçe’yi ise, Kaâşgari Uygur ilinin sınırında bir şehir olarak anlatır. “A-duan” eğer Bretscheneider’in (I/209) sandığı gibi Hoten ise, Moğol devrinde Sarı uygurlarla meskûn bulunuyordu.

Koço kaganının kıslık başkenti Koço, seviyesi deniz sathından biraz aşağı olan, pamuk ve üzüm yetişen ve üzüm şarabı sıkılan Turfan havzasında idi. Koço’nun bir mukaddes şehir olduğunu ve orada, ma’bedlerden başka, bina olarak, yalnız kaganın sarayı bulunduğunun evvelce kayd etmiştik. Uygur Koço’nun kağanlarının yazlık merkezi Bişbalık’da idi. Wangyen-te Miladi 982’de Koço kaganına elçi gittiği zaman, Bişbalık’a çıkışını anlatır.Dağların kar ile ötürülü zirvelerini, ejderlere dair efsaneler ile ilgili mağaraları, kağanın atlarının otlaklarını (Kaşgari’ye göre Işık Köl yakininde Barshan’da) görmüşdü. Çin elçisi, nihâyet, kağanın yazlık merkezi bulunduğu ve bir göl kenarında olan Bişbalık’a varır. Orada, pagoda şeklinde biri çok kulelerin ve üç büyük ma’bedin bulunuğu kaydeder. Wang-yen-te bu ma’berdlerin 637 tarihinde inşâ olunduğundan bahsedildiğini nakleder (anılan tarih Batı-Türk veya Uygur devrine tekabül edebilir. bk. bölüm A/7): Wang-yen-te’ye göre, Uygurlar çalışkan ve san’atkârdı. Bir çoğunun elinde saz aletleri görülürdü, şehirde musiki sedâları işitilirdi. Hınamlır güzel ve itinâlı tarzda giyinirlerdi. Saçları üzerine lak cilâlı serpûşlar (boğtak?) takarlardı. Arab seyyah Tamimin binBahr de “Toğuzguz “Kaganına” aid bir şehri ziyaret etmişti. Mevzu’bahs kagan muhtemelen Ordu-balık, Koço veya Bişbalık uygur kaganı idi. Tamin bin Bahr, demir kapılı, kuvvetli sûrlarla çevrilmiş olan şehri anlatır.

Kale dıvarları üzerinde “bir altın kubbe” gördüğnü söyler. Tamin bin Bahr’ın bu ifadesi, Ordu-balık’da Uygur kaganının altınlı çadırını veya Bişbalık’daki “Kagan Stûpa’yı görmüş olabileceğini hatıra getiriyor.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 331)

Dokuzuncu yüzyılda Tarım bölgesinin kültürü Uygurlar ve Batı Türkleri’nin bakiyeleri olan Türgişler ile Karluklar tarafından tamamen Türkleştirilmişti.Kaşgar şivesi klasik Türk dili olmuştu. Dokuzuncu yüzyılda Doğu Türkistan’dan yalnız konuşma ve yazı dili değil fakat Burkan, Mâni, Mazda ve Nesturi Hıristiyan (Koço civarında Balayık ma’bedi: K. Le Coq Chotscho, levha 71) dinlerinin tâyin lisanının Türkçe olduğunun Pelliot kaydeder.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 332)

Bölüm A/3’de Uygurların yedinci yüzyılda Budizm’e intisâbı ve Bügü Kagan’ın da 762’de Mânihâi’liği kabul eylediği anlatılmıştı. Uygurların aynı zamanda bağlı bulundukları bu iki din fakat bilhassa Budist Uygur sanatının uslübûnu tayin etti. Uygur sanat eserlerinin bulunduğu başlıca merkezler şunlardır:

M. 768’de Türk san’atkârlarının manastırlar başlıca merkezler şunlardır:

  • M. 768’de Türk san’atkârlarının manastırlar yaptığı (Müller, “Pfahlinschrift”) Koço;

  • tamamen Uygur olan Bezeklik öy’leri (Koço’nun 14 km. kuzeyinde);

  • Koço’nun 13 km. doğusunda bulunan Toyuk;

  • Bezeklik’in 12 km. doğusunda olan ve M. 767’de Türkleri manastırlar yapdırdığı Sengim;

  • Koço’nun yanındaki Astâne mezarlığı; Koço’nun 13 km. kuzeyinde Murtuk, 36 km. doğsunda Yutoğ, 3 km. kuzeyinde sassık-bulak, 16 km. cenûbunda Chong-hisar;

  • Koço’nun kuzeyindeki Kızıl dağlarında Kurutka, Lamçın ve Bulerek.

Koço’nun 40 km. batısında, Turfan bölgesinin eski başkenti Yar-hoto’da büyük sayıda Uygur yazmaları ve san’at eserleri bulunmuştur. (bk. Aurel Stein, İnnermost Asia). Bişbalık, Ilı-köl ve Aratam da bilhassa Uygur merkezlerindendir. Şorcuk Ming-öy’ündeki Stein tarafından tarif edilen (Serindia) XIII, XVII ve XVIII sayılı öyler ile Grünwedel tarafından tarif edilen (Kultstaetten) 8 ve 9 sayılı öy’ler Uygur devrindendir. Grünwedel Kiriş’de de uygur devrine aid öyler bulunduğu duymuş fakat oraya gidememiştir. Takriben Milâdi 856 da ve bilâhere onbirinci yüzyılda Küçe bir Uygur başkenti oluduğuna göre Küçe’ye 12,5 km. mesafede bulunan Kızıl’ın geç öylerindeki Uygur üslûbunda eserler yanılma tehlikesi pek olmadan Uygurlara atfedilebilir. Kızıl öylerinde erken Uygur üslûbunda olan ve Uygurlara atfedilebilecek eserler meyânında şunlar da kayd edilebilir:

  • Nâga-râjah yönündeki, elinde böri başlı Gök-Türk bayrağı veya “tös” ü tutan alp resmi (lev. XIX, res. 1); Bezeklik devri Uygur “vaçrapan” (vajrapani) leri tarzında zoomorfik husûsiyetleri olan (levha XXII, res.5) “yek” (cin) lerin tasvir edildiği Maya öy’ü (Grünwedel, Kultst. Res. 397 a, b). Le Coq, Kum-Tura’nın Türk kitabelerini kaydetmişti. (Buddh. Spaetantike, cild III, s. 13). O târihten beri böl. A/7’de söylendiği üzere Pelliot yanı mevki’de Gök-türk hattı ile yazılmış bir Budist kitâbesi (bk. Hambis, Inedits s. 5) ile Uygur resimleri buldu. Bu buluntular ve Kaşgar’ın 61 km. kadar kuzeydoğusundaki Duldul-Akur Uygur resimleri Prof. Hambis müteeffa Mile Hallade ve diğer alimler tarafından neşredilecekti. Uygur eserleri dünya müzelerinde birçok odalar doldurmuştur;

  • Berlin-Dahlem’de Staatliche Museen’de Turfan odası ile depoda bulunan henüz neşredilmemiş birçok eserler; Yeni-Delhi’de National Museum’da Bezeklik odasında, Tun-huang eserleri arasında henüz neşrolmamış eserler meyanında;

Leningrad’da, ermitage Müzesinde ve Institut Vostokovedeniya’da, Tokyo’da otani Kolleksiyonunda, ve sârie.Turfan Uygurları da geç tarihlere kadar Buddhist san’atını yaşattılar. M. 1255’de Cuvaini, Turfan’da, Uygurların “mel’ün ağacının” (Mânihâi timsâli) (lev. XXII) duvarda resmini gördüğünü söyler. Rubruck’da, o târihlerde, Turfan kuzeybatısında Ala-köl güneyinde şimdiki Kopal yanındaki Kayalık’ta Uygur mabedlerine rastladı. Uygur “toyin” (rahib) lerinin kendi yapdıkları üç mabed ve manastırları vardı. Heykel ve resimler de yapıyorlardı. Çin kaynaklarında onbirinci yüzyılda ve 1368’e kadar Uygur eserlerinden bahsedilir (bak. Böl. A/3). M. 1419’da Turfan’dan geçen Temürlü elçileri Turfanı henüz Budist buldular. Mabedlerde “eski ve yeni” heykeller vardı. Aurel Stein’in olmaya başlamış ve şehirde bir cami ve derviş tekkesi yapılmıştı. Burkan dininde olan ekseriyet ise Menglü Temür adında “cıvan” bir beyin idaresinde idi. Burkan manastırı tekkenin komşusu bulunuyordu. Aurel Stein bu manastır harabelerinde pek çok Uygur yazmaları bulmuştu. Manastır’da 1419’da çok güzel resim ve heykeller olduğunu Temürlü sanatkâr Giyâsuddin Nakkâş hâtıralarında kaydeder.

Onbirinci yüzyılda Kâşgari’nin “Batı Çin” (sin al-sufla) dediği Kâşgar, Hakanlı sülalesinden Satuk Buğra Hanın İslâmiyeti kabûl etmesinden sonra artık vechesini değiştirdi. İhtidâ menkibelerinin sahnesi olan Kâşgar Türk-İslam medeniyetinin müberek bir merkezi sayıldı.

Böylece Doğu Türkistan bölündü. Tekrar kuzey ile güney farklarını aks ettiren iki kısma ayrıldı. Kâşgar ile Hoten Müslüman Karlukların bölgesi oldu. Turfan ile onun kuzeyli ve Küçe, Budist ve Mânihâi kültüründe kaldı.

Buddhist Turfan Uygurları, artık Kansu’daki kardeşlerine ve Tangut ile Moğollar gibi Doğu Asyalı milletlere döndüler, onlara kültürel tesirde bulundular. Onbirinci yüzyılda Müslüman ve Türk kaynaklarının Kara-Hitay dediği Liao sülâlesi Tarım’a ve az sonra bütün Türkistana hakim oldu. Kansu uygurları gibi (bak. Böl. A/3), Turfan Uygurları da Kara-Hitay himayesine girdiler. Son Kara-hitay “Gurhan” ının oğlu bir Uygur âlimi tarafından yetiştirilmiş idi. Onuncu yüzyılda, yalnız Tarım bölgesinde Uygur memleketine münhasır kalan Buddhism, Küçe ve hoten’de tekrar ilerledi. Onikinci yüzyılda Buddhist san’atının yeniden parladığı muhtemel görünüyor. Bu devirde, Uygur üslubunda Buddhist dıvar resimleri, yalnız Koço’da değil, fakat Kurlak kültürünün hakim bulunduğu Çul’da bulunmakda idi. (lev XX B, res. 2)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 333)

İslâmiyetten önceki Türk ve bilhassa Uygur sanatının İslâm dünyasında tesirleri hakkında bugün sanat tarihçilerinin ekserisinin şübhesi bile kalmamıştır. Ancak tesirlerin hangi yollardan geçtiği daha uzun araştırmalara muhtaçtır. Muhtelif yollar söz konusu olabilir.

Sâmerrâ şehrinin Türkleri barındırmak üzere 836 etrafında binâ edildiği zaman ekseri âbideleri ve bu arada hem mimâri hem heykel hem de resimleri ile ün salmış Hakan Sarayını bir kısmı gayri-i Müslim olan Türklerin (Türk al-acem) vücûda getirdiğini devrin tarihçisi A-Ya’kabu kaydeder. (Al-Buldan)

Tamim B. Bahr’in seyâhatnânesinde (Minorsky bask., s. 285) sekizinci yüzyılda Talas muharebesinde (m. 751) veya Uygur kaganı ile Müslümanlar arasında olan muhtelif çarpışmalarda Uygurların Müslümanlara esir düşmüş olabileceği ve bunların kâğıt yapmasını ve başka sanatları (silâh) Semerkantlılara öğrettikleri fikrini verecek mübhem bir ifade vardır. Bilindiği gibi ekseriyetle kâğıt yapmak sanatının Talas muharebesinde esir alınan Çinlilerden Semerkantlıların öğrendiği sanılır. Fakat Çin kelimesi o devirde bugünkü manasında değildi ve bu sebepden erken metinler husûsunda anlaşmamazlıklar da oldu. Kâşgari’den öğrendiğimize göre (Sin, Hitây madd.) o devirde Çin kelimesi bugünki Çin’den başka Orkun illerini Uygur ilini ve hatta Kâşgar’ı dahi kaplıyordu. Bugünki Çin’e o zaman “Ma-Çin” (Sanskrit Maha-Çın: Büyük Çin) denmekde idi. Esâsen Ts’in ve T’ang devirlerinde Çinliler de kendi memleketlerine Maha-Çin adını verirdi. (Beal, s. 240-241) Yine Kâşgari’nin terminolojisine dönersek Hitay’a “Orta Çin” denmekde idi. Hitay sözünün ise artık orkun abidelerinde olduğu gibi Kitan iline değil, Karakurum bölgesine Orkun’daki eski Türk merkezine işaret ediyordu (Kalkaşandi, IV/80). Kâşgari göre “Batı” veyâ “Aşağı Çin” ise Kâşgar ili idi. Kâşgari gibi Türk illerini iyi bilmeyenler ise Çin sözü ile sadece gayr-i Müslim Türk illerini kasdederlerdi. M. Onuncu yüzyılda Ibn Havkal (s. 92) “bütün Türk illeri Çin’dir” diyordu. Marvazi (s.2), Uygur memleketini Çin’in bir parçası biilyordu. Bâihaki (s. 32), Çin’in başkenti olarak Kaşgari tanıtıyor ve “Çinlilerin” (Kaşgarlıların) resimde maharetini medhediyordu. Nitekim bir merkezi Kâşgar olan Hakanlı Türk sülalesi de paralarında kendilerini çini ve tabgaç hükümdarı olarak bildirmektedir. Karluk İllerinde Çul resimlerinde Bernştam’ın tesbit ettiği gibi Uygur tesirleri olduğuna ve “Çin” başkenti denen ve mâhir ressamların bulunduğu Bayhaki tarafından kaydedilen Kâşgar Hakanlı ülkesinde de “bedizci” (Ressam) ler bulunduğuna göre (Kutadgu-bilig, beyt 4458), bu merkezlerden Uygur sanatı İslâm medeniyetine tesir etmiş olabilir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 334)

İslam edebiyatında “Çin” ile berâber “Çiğil ve Hoten” eserlerinden de bahsedilir. (Samarkandi, s.. 300-302), Kaşgari’ye göre Kaşgar ile Talas arasındaki bütün Türklere Çiğil denirdi. Demekki yine “Çin” kelimesinin işâret ettiği bölge İslâm aleminde gayr-ı Müslim Türk san’atı tesirlerini taşımışdır. Hoten de ancak 1026’de Hakanlı devrinde esâsen İslâmiyete girdi. İslâm edebiyatında Nigâr-hâne i-Çin denen hakikatte Mânihâi eserlerin bulunduğu yerin Çiğil memleketinde olduğu da tasrih edilir.

Mâni’nin resim katibı Arjang’in Gaznede onbirinci yüzyılda bulunduğu rivayet edildiğine göre (Abu Al-Ma’ali, s. 18), bumerkezde Mânihai eserlerin bulunduğu yerin, Çiğil memleketinde olduğu da tasrih edilir.) Anadolu Selçuklu sanatı ve metinleri de bize ipuçları vermektedir. Ibn Bibi (Erzi Tıpkı basımı, varak 89, 219) Kandahar, Halac ve “Halluh” (Karluk) “but” ve “Farhar” (vihara)larından bahseder. Kaşgari’ye göre Halaçlar, Oğuzlara yakın Türklerdi. Simirnova, (s. 16-17,33), bunların Sir-Derya havzasında Türkçe para bastığını ve Penc-kend hükümdarlarının bu soydan olduğunu tespit etti. Afganistan Halaçlarının da Budist olduğu anlaşılıyor. Hattâ Türk-Şahi’lerin Halaç olduğu da sanılır (Togon, “Eftalitlerin”). Nitekim Anadolu Selçuklu devrinde “Türk uslûbu” resim sanatı mevcuttu (Uzluk, s.27). “Halluh” (Karluk) Budizmi hakkında da Arapça kayıtlar vardır (Esin, “Başkı”, not 9).

Moğol devrinde ise, Uygur ve diğer Türk sanatkârları, hem doğuya hem İslâm dünyâsına yayılarak derin kültürel izler bırakdılar. İlhanlı mülkünde Budist mabedler inşâ edildi. Türk sanatkârları her sahada çalıştı. Selçuklu. Moğol ve Temürlü devrinde yer alan ve bilhassa resim sanatı ile ilgili bu Orta Asya Türk tesirleri hakkındaki bilgi resim bölümünün (B/III) sonunda anlatılacaktır.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk San’atı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 335)
Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 1. Bölüm 1- Kansu’ya Kuzey’den Giriş
2- Kansu Hun Devletleri
3-Kansu’da Uygur Kaganlıkları ve Beylikleri
4- Tarım Havzasına Doğu’dan Giriş 5- An-hsi’den Kâşgar’a Güney Yolu
6- An-hsi’den Kaşgar’a Giden Kuzey Yolu ve Tarım Havzasında Hun Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 2. Bölüm 7- Tarım’da Batı-Türk Devri 8- Doğu Türkistan’da Uygur Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 3. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler
1- Mimari Örnekler

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 4. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 2- Heykeller

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 5. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 3- Resim

Avatar

Leave a reply