BELH

BALH, Yunan. BAKTRA eski Farsca BAHTRİ (aslında bir memleket adıdır) ve orta Farsça İ BAMİK (“parlak” ) sıfatı ile birlikte BAHL, BAHL Amu-Derya’ınn cenubunda ve bu nehrin şimdi artık ona karışmayan Dehas adlı kolu üzerinde Koh-i Baba adlı dağın ovaya doğru yayılan şimal yamacı üstünde dağın geçitlerinden Amu-Derya’ya giden mühim ticeret yolu üzerinde kaindir. Burası evvelce kadım Horasan satraplığının siyası ve sonraki Toharistan devletinin irfan ve din merkezi olmuştur.

İran efsanesi bu şehrin tesisini Kay Lohrasp’a hamleder. Bu ismin şekli ve sahibine padişah unvanı verilmesi efsanenin ilkin Baktrian’da Kuşan devrinde zuhur etmiş olduğunu gösterir. Efsane bundan başka balh’in kuruluşu ile zerdüşt dininin zuhurunu da birbirine bağlar ki bundan da Balh’in tarihi ehemmiyetini Keyaniyan devrine borçlu olduğu belirir; zıra o devirde burası Horasan satraplığına makarrı idi ve erkenden mukaddes bir şehir haysiyetini kazanmıştı. İskender’in bu şehri İskenderiye namı altında, yeniden te’sis etmiş olduğuna dair deveran eden efsanede tarihı bir hakikat mündemic bulunması pek mümkündür. Baktria yunan kıralarının makarı olduğu zamanlarda Balh bir Yunan kültürü merkezi idi; fakat müteakip devirde yani Tohar, Kuşan ve Akhunlar devirlerinde tarihi ehemiyetini kaybetmişse de bilhassa Kuşan padişahlarının saltanatı zamanında Buddha mezhebinin intişarından itibaren, memleketin irfan ve din merkezi olarak kaldı (işte bundan dolayı, ona “padişahın küçük şehri”, farsça şahvaran unvanı verilmişti). Buddha dini ile beraber, zerdüşt mezhebinin de, arap istilası günlerine kadar, Balh’de yanyana mevkilerini muhafaza ettikleri şüpheden varestedir. Bu itikatlara ayrıca Mani dini ile Nasturi hıristiyanlığı da inzimam ediyordu. Mamafih buddha dini saliklerinin diğerlerinden daha çok olduğu da muhakkaktır. Bir Budist manastırı olduğu adından da anlaşılan Navbehar mukaddes mabedi dünyanın her tarafından ve ekseriya Çin’den bile gelen Buddha salikleri tarafından ziyaret ve tavaf edilirdi. Arap müellifleri tarafından bu maruf mabed hakkında verilen malumak (yüksek bir kubbe etrafında 360 hücre), ziyadesi ile müphem ve ekseriya çok mübalagalı ve hayalı unsurlar ile karışık olduğundan, bu tariflerden, bina hakkında, doğru ve hakikı bir fikir edinmek mümkün değildir. Navbehar’ın en büyük reisi rahip Bermek, Arapların burayı fethi zamanında, Balh’te en yüksek mevkii işgal ediyordu. Bermekıler [b. Bk.] denilen meşhur vezirler silsilesi bu Bermek rahip ailesinden neş’et etmiştir.

İlkin 32 (653) senesinde Şahr (yahut al-Zahhak) b. Kays al-Ahnaf [bk. AL-AHNAF]’ın Balh’e kadar ilerlediği ve şehri teslim olmaya zorlattığı rivayet olunur. Lakin bunu takip eden” isyan hareketlerinin” de gösterdiği gibi, bu hadise o zaman Hindukuş havalisine yapılan akınlardan ibaret gibi görünüyor. Arap vakayinamelerine göre 42 (663)’de Kays b. Al-Haysam ikinci defa Balh’i zaptederek Navbehar’ı yıkmıştır. Filvaki J. Marquart’ın Çin kaynaklarından yaptığı araştırmalardan (krş. Bir de Vehrot und Arang, s. 41 v.d.) 661’de yeni Arap akınları vukua geldiği ve bunun neticesi olmak üzere müdafaa tedbirlerinin bir kat daha şiddetlendirildiği anlaşılmaktadır. Tohar prenslikleri kendi talepleri üzerine Çin vilayetlerine tahvil edilmiş ve prensler de Çin valileri sıfatını almışlardı. Yezdogird’in oğlu Peroz tarafından Çin’in yardımı ile Sasani devleti yeniden kurulacak idi. Halbuki Çin hükumeti bu teşebbüsün icab ettirdiği askeri yardımın yapılmasına müsaade etmediğinden Tarhan Nezak’in ilk isyan hareketi 51 (671)’de tenkil edildi. 90 yılında ise, Kutayba b. Muslim bu huzursuzluklara ve istiklal savaşlarına cebren nihayet verdi. Vaziyetin kararsızlığı Arapları Buddha mezhebi saliklerine de Ahl al-kitab muamelesi yapmaya hatta muhtelif isyan hareketlerinde” mürtedlere karşı müslüman şeriatı ahkamını bütün şiddeti ile tatbik etmemeğe mecbur kılmıştır. Kutayba memlekette sulh ve müsalemeti tesis ve ahalisine İslamiyeti kabul ettirmiş olan ilk emir olarak görünüyor. Fakat Araplar arasındaki kabile husumetleri ile İslam alemindeki mezhep ihtilafları çok geçmeden asayişi yine ihlal eylemiştir. 107 (726)’de Horasan valisi Asad al-Kasri [b. Bk.], bu dahilı muharebeler esnasında harap olan Balh’in yeniden inşa ve imarına Dihkan Barmak’i memur eyledi ve Barukan’da bulunan Arap garnizonu ile o zamana kadar Mervruz’da kalmış olan merkezı idare teşkilatını bu şehre naklettirdi. Abu Muslim takriben 130’da Abu Da’ud al-Bakri’yi Toharistan ve Balh’te iktidarın Abbasılere tevdiine matuf inkilabı hazırlamaya memur etti. Yerli hükümdar sülalesinin İslamın şimal-i şarkı hududu ülkelerindeki bu ihtilal ve iğtişaşlara rağmen nüfuz ve mevkilerini muhafaza edebildiklerinin bir delili olarak, III. (IX.) asrın yarısına doğru hottal hanedanından Da’ud b. Al-‘Abbas (bk. Marquart, Eranşahr, s. 300 v. dd.) ismine birini, Balh valisi olarak, görüyoruz ki bu zat o şehirde kendisi için Navşad adında bir saray bina ettirmişti. Şaffari hanedanının müessisi olan Ya’kub b. Al-Lays, 257 (870)’ye doğru, bu sarayı tahrip etti. 287 (900)’de, Şaffarilerin yerine Saman-oğulları devletin başına geçti. Şehrin al-İştahri (daha ziyade Balhi)’den öğrendiğimiz o devirdeki haline ait malumata bakılırsa balçıktan inşa edilmiş ve birçok yerlerinden kapılar açılmış bulunan (Ya’kubı’ye göre, 12; İstahri bunlardan 7’sinin adlarını vermiştir) hisarı ile Balh’in görünüşü pek parlak olmasa gerektir.

Samanoğulları ile İlig-Hanlar arasında vuka gelen muharebeler esnasında şehirde pek çok tahribat ika edilmişti; o zaman Balh valisi olan Fa’ik dahi bu muharebelerde rol oynamıştır. Fakat bu kadım hükümdarlar payitahtı, sebüktifin ve gazneli büyük Mahmud’un muvakkat makarrları olarak, yeniden ehemmiyet kesbeylemişti. Büyük Mahmud’un vefatından az bir zaman sonra, balh, sefleri Cagribeg olan, Selçukluların hükmü altına girdi (432=1040). VI. (XI.) asrın ortasına doğru, balh’e hakim olmak davası yüzünden, Gurıler ile Selçuklular arasında kavgalar çıktı. Gurılerin ileri hareketlerini yeni bir türk-oğuz (guzz) istilası durdurdu. Bu akıncılar Balh’i dahi işgal ettiler. Fakat 594 (1198)’te Gurı sülalesinden Bamiyanlı Baha al-din Sam şehri aldı. Balh 603 (1206)’te Hvarizmşah Muhammed’in imparatorluğuna ilhak edildi. Nihayet 617 (1220)’de Cengiz Han akıncıları Balh’ yağma ve tahrip ettiler; şehir bu felaketten hiçbir zaman kalkınamadı. İbn Batuta’nın şehri hakkında verdiği malumattan bu tahribatın ne derece mühim ve külliyetli olduğu anlaşlır. Cengiz Han öldükten sonra, balh, Maveraünnehr ile beraber, oğlu Cağatay’ın hissesine düştü ve bu aile Timur tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar, onların elinde kaldı. Timur ailesinin bir çok kolları 900 (1500) senesine kadar Balh’te hükümran oldular. Müteakip asırlarda Balh ekseriyetle bir taraftan Özbekler ve Caniler, diğer taraftan da türk-hind imparatorları arasında bir niza ve ihtilaf mevzuu teşkil etti: bir aralık müstakil yaşamağa bile muvaffak oldu. Efganistan ile hudutlarında bulunan memleketleri iran Safevı imparatorluğuna ilhak etmiş olan afşarlı Nadir Şah’ın vefatından sonra, 1160 (1747)’ta balh, buhara emırleri tarafından 1243(1826)’te zaptedilinceye kadar, dolayısiyle bile olsa, durrani ailesinin nufuzu altında kaldı. 1257 (1841)’de tekrar Afganistan’a geçti ki, hala bu devlete ait bulunmaktadır.

Şimdiki şehir 500 kadar evi ile Arapların haklı olarak Umm al-bilad (“beldelerin anası”) adını verdikleri eski Balh’in bir bölgesinden ibarettir. Bu şehir geçirmiş olduğu bunca sarsıntılara rağmen az çok ehemmiyetini muhafaza etmiş olmasını Mukaddasi tarafından sitayişle zikredilen Dehas nehir kolunun suladığı arazi ve tarlalarının feyiz ve bereketine borçludur. Balh harabeleri dikkate şayandır. Budistlik devrinden kaldığı halde bir karakter hususiyeti olarak İran efsanesine ait isimler (krş. Taht-i Rüstem) taşıyan harbeler zamanın te’sirine İslam devrine ait olanlardan daha ziyade mukavemet etmiş görünmektedir. Balh’in an’anevı kudsiyeti ‘Ali’nin kabri olduğu iddia edilen ve ilk defa olarak XII. Asırda zikredilmiş bulunan Mezar-ı şerif sayesinde bugüne kadar devam eder.

Bibliyografya: Biblioth. Geogr. Arab., I, 278, 286; II, 325 v.d.; III, 301 v.d.; V, 322 v.dd.; VI, 18, 32 v.dd., 116, 210 v.dd.; VII, 287 v.d.; Mas’udı, Muruc (tab. Paris), IV, 47 v.dd.; Yakut, I, 713 v.d.; IV, 817 v.dd.; İbn Batuta, III, 58-63; İbn al-Aşir ve Tabakat-i Naşiri’de mevcut tahirı malukat, Schefer, Chrestom. Pers., I, 56-94, 65-103 frs.: J. Marquart, Eranşahr, tür. Yer.; bilhassa 87-91; Yate, Afganistan, s. 256, 280.

(R. HARTMANN.)

(İ.A. Belh Maddesi, R. Rahtmann, Cilt. 2, s. 485-487 sayfaları arasından alınmıştır.)

Avatar

Leave a reply