Atatürk’ün Dil Politikası – Osman F. Sertkaya

0
322

ATATÜRK’ÜN DİL POLİTİKASI

Osman F. Sertkaya

Türk dili asırlar boyunca milli duyguları kuvvetli her Türk münevveri tarafından çeşitli şekillerde müdafaa edilmiş, fakat islamdan sonra Arap ve Fars dillerinin baskısı altında kalarak 19. asra kadar gelmiştir. 19. asırdan itibaren, Türk münevverleri, dil meselelerine yeniden ve daha kuvvetli bir şekilde eğilmişler; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Şeyh Süleyman Efendi, Kemalpaşazade Sait Bey, Muallim Naci, Tevfik Fikret, Ahmet Rasim, Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp dil davasının üzerinde ayrı ayrı durmuşlardır. (1-Sadri Maksudi Arsal. Türk Dili İçin. 1930. “Dil ıslahı fikrinin tarihçesi”, s. 457 – 475; Hasan Reşit Tankut: Türk dili savaşında ileri gelenlerimiz, Türk Dili, 1934, No. 20, s. 49 – 62; Faruk K. Timurtaş: Dil Davası ve Ziya Gökalp; Dil Davası ve Ziya Gökalp, İstanbul 1965, s. 21-28.)

Cumhuriyetten sonra dil davası ile Atatürk bizzat ilgilenmeye başlamış, 1928’de harf devrimini yapmış, 12 Temmuz 1932’de “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”ni kurdurmuştur. (2- M. Şakir Ülkütaşır: VI. Türk Dil Kurultayı’na kadar dil üzerinde çalışmalara bir bakış, Türk Dili, “Belleten”, Sert III, 1948, No. 12-13, s. 5-6.)

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.41.)

Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğu zaman devrin Türkiye’sinde dilci sayılabilecek şahıslar çok azdı. Atatürk de dilci değildi. (3- Agah Sırrı Levent: Atatürk ve Dil Davası, Türk Dili, 1953, No. 26, s. 2; Ahmet Caferoğlu: Büyük Türk Kültürcüsü Atatürk, Türk Kültürü, 1963, No.13, s. 71: “Dilci değildi ve böyle bir iddiası da yoktu. Ne Sezar gibi tarih yazmayı, Ne de ikinci Katerina gibi sefirleri vasıtasıyla dilcilik yoluna sapmayı düşünmüştü. Yegane gayesi, devlet dilinin tam müstakil olması idi. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, koca Şarkın ilk ve tam müstakil bir devlet olacaktı. Böyle bir devlet de, ancak müstakil bir dille yaşayabilirdi.”) Fakat dil bahislerinde herhangi bir meseleye, olduğundan daha fazla ihtimam göstermiş, bazan sabahlara kadar yalnız o meseleyi düşünmüş ve daima doğru yolu bulmuştur. Tutmuş olduğu yolun yanlış olduğunu anladığı zaman da gayet ustaca geriye dönmesini bilmiştir. Hatta ölüm döşeğinde iken bile “Aman dil, aman dil” diye sayıklaması, (4- R. Eşref Ünaydın: Aman Dil!, Türk Dili, 1959, No. 98, s. 54-55; Prof. Dr. Nihat Reşat Belger’le mülakat.) mirasını Dil ve Tarih Kurumlarına bırakması, (5- Atatürk’ün vasiyetnamesi, Türk Dili “Belleten”, 1938, No. 33, s. 34-35.) onun dil meseleleri üzerinde ne kadar hassas olduğunu gösterir.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin 1932 den 1938 e kadar olan programı, cemiyeti himaye eden Atatürk’ün dil politikası nedir? Bunu Atatürk’ün ideolojisinden, Cemiyetin ilk yıllarındaki yayından ve arkadaşlarının hatıralarından öğreniyoruz.

Atatürk’ün 1932’den 1938’e kadar olan dilciliğini 3 devrede inceleyebiliriz.

1) 1. Devre, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşundan Tarama Dergisi’nin çıkmasına kadardır (12 Temmuz 1932 – 1934.)

Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşundan itibaren tasfiyeciler (6-Peyami Safa: Türk dili için bir rapor, Türk Dili, 1952, No. 4, s. 2.) Atatürk’e de hulul etmek imkanını bulmuşlardır. Onların tutmuş oldukları bu aşırı (7- Hikmet Bayur: Atatürk ve Dil devrimi, Türk Dili, 1954, No. 31, s. 374.) yolda Atatürk onları desteklemiştir (Aşırı tasfiyecilik devresi)

II)2. Devre, Tarama Dergisi’nin çıkmasından Güneş – Dil Teorisi’nin ilanına kadardır (1934-24 ağustos 1936.)

Tutulan yolun yanlış olduğunu anlaması ve dönüş için yol araması (Tereddüt devresi).

III) 3. Devre: Güneş – Dil Teorisi’nin ilanından ölümüne kadardır (24 Ağustos 1936 – 10 Kasım 1938.)

Türk diline yabancı kelimelerin kullanılmasının lüzumuna inanılan ve bu kelimelerin Türkçe asıllı olduğu ilan edilen (Güneş – Dil Teorisi devresi).

I. DEVRE:

Türk Dili Tetkik Cemiyeti adından da anlaşılacağı üzere Türk dilini tetkik etmek için Atatürk’ün buyruğu ile 12 Temmuz 1932’de resmen kurulmuştur. (8- Türk Dili Tetkik Cemiyeti Nizamnamesi, Türk Dili, 1933, No. 1, s. 4; Ruşen Eşref Ünaydın: Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğundan ilk kurultaya kadar, Türk Dili, 1933, No. 2 (ilave), s. 2-3; M. Şakir Ülkütaşır: VI. Türk Dil Kurultayı’na kadar dil üzerine çalışmalara genel bir bakış, Türk Dili “Belleten”, 1948, No. 12-13, s.6.) Cemiyetin kurucu üyeleri Türk dili incelemelerinin geniş bir planını yapmak için münevverleri bir araya toplayarak cemiyete bir yol çizmek istediler. 4 Eylül 1932’de gazete ve radyolarla yapılacağı ilan edilen (9- Ruşen Eşref Ünaydın: Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğundan ilk kurultaya kadar, Türk Dili, 1933, No. 2 (ilave) s. 12.)ilk dil kurultayı 26 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayında Atatürk’ün huzurunda toplanmış, bu kurultayda söz alan Türk ve ecnebi münevverler fikirlerini olduğu gibi ifade etmişler, kurultay 9 gün çalışmış, cemiyetin tüzük seçimler gibi meselelerini de hallettikten sonra 5 ekim 1932 tarihinde sona ermiştir.

İlk kurultayın kapanmasından sonra Türk Dili Tetkik Cemiyeti ikinci kurultaya kadar olan zamanda milletle elele vererek tarama ve derleme işlerine girişmiş ve böylece “Osmanlıcadan Türkçe’ye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi” çıkartılmış, Dergi’nin önsözünde, “Bir sözün dergide bulunması, o sözün dilimize gireceği manasını anlatmaz. Dergideki sözler, öz Türkçe karşılık arayanların seçmesine arz ediliş ham veya az işlenmiş malzeme demektir” (10- Osmanlıcadan Türkçe’ye söz karşılıkları Tarama Dergisi, Türk Dili Tetkik cemiyeti, 1934, s. 9.) denilerek, Dergiye, herhangi bir Osmanlıca kelimenin yerine birkaç Türkçe karşılık konulmuştur. Devlet dairelerindeki muharebelerin ve gazetelerin Tarama Dergisindeki karşılıklarla yazılmsa,ı üstelik bunda bir ittirad gözetilmemesi bir dil anarşisi doğurmuştur. Çünkü, birisi kalem yerine cizgiç derken diğeri kamış, bir başkası kavrı, sızgıç, yağuş, yazgaç, yuvuş (11- Osmanlıcadan Türkçe’ye söz karşılıkları Tarama Dergisi, Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 1934,s.425.) demiş, herkes ancak kendi yazdığını anlamıştır.

Atatürk’ün dilciliğinin bu ilk devresi en aşırı özleştirmeyi hedef tutan bir istikamette idi. Türk dili Tetkik Cemiyeti bu seneler tamamen tasfiyecilerin tesirinde kalmış ve yapmış olduğu kelime tasfiyesinde korkunç bir ifrata düşmüştür. Şey kelimesini bile türkçe olmadığı için kullanmamak dili bir çıkmaza sokmuştur. Falih Rıfkı bu durumu: “Bu dar özleştirme sıkıntıları içinde bir gün, arkadaşlarından birine bir nutuk söylettiğini hatırlıyorum. Hiçbir yabancı kelime kullanmayacaktı. Ayağa kalktı, nutuk bir kekelemeden ibaretti. Kendisine dedim ki:

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.43.)

-Sanki iç Asya’dan gelen biri size derdini anlatmaya çalışıyor. Ama derdi nedir? Hiç birimiz öğrenemedik. Güldü, sonra yalnız olduğumuz bir gün:

  • “**Çocuğum beni dinle, dedi, Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir. Dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar. Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız” sözleriyle anlatarak devam ediyor. “Fakat bir noktada ısrar etti. Türkçe’de kalacak kelimelerin aslında Türkçe olduğu izah edilmeli idi”** (12- Falih Rıfkı Atay: Atatürk ve Dil, Türk Dili, 1951, No. 3, s. 5; Abdülkadir İnan: Dil ve Atatürk, Bilgi “Muallimler Birliği neşir organı”, No. 230 – 231, s. 31. Atatürk tutmuş olduğu yolun aşırılığını biliyor ve bu yoldan dönmek istiyordu! Falih Rıfkı’ya söylediği bu sözü başkalarına da söylemiştir. İsmail Habib Sevük ve arkadaşlarına bir gün, “Bu dil işi bir tutumla sökmeyecek; ben öldükten sonra döneceklerine ben kendim dönerim” dediği bilinmektedir. İsmail Habib Sevük: Dil davası, 1949, İstanbul, s. 29; N. Özdoğru: Türkçemiz, 1958,s.17.)

İkinci dil kurultayı 18 Ağustos 1934 cumartesi günü Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün himayesinde toplanmış, 6 günlük bir çalışmadan sonra 23 ağustos 1934 Perşembe günü sona ermiştir. (Türk Dili Tetkik Cemiyeti bu kurultayda Türk Dili Araştırma Kurumu adını almıştır.)

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.44.)

Atatürk bu imzayı ilk olarak 3 Şubat 1935 tarihli beyannamesinde kullanmıştır. Üçüncü dil bayramını kutlama tebriğini de bu imza ile yazmıştır: “Üçüncü dil bayramını kutlayan telgrafınızı aldım.. Türk Dil Kurumunun verimli çalışmasını ve bütün yurttaşların dil işlerine gösterdiği büyük ilgiyi sevinçle anarım. Bayramınız mutlu olsun. – Kemal Atatürk.. (19- Türk Dili, 1935, No. 13,s.1.)

“Kamal Atatürk” imzasının yalnız kendi özel yazılarında kullanılmış olması, diğerlerinde ise “K. Atatürk” imzasının kullanılması da gayet manidardır. Mesela Rıza Pehlevi’ye verdiği 20 Mart 1935 tarihli cevabında “Kamal Atatürk” diye imza ettiği halde aynı tarihli hükümet kararnamesini “K. Atatürk” diye imza etmiştir. 1936’dan sonra bu imzaya rastlanmamıştır. (20-Abdülkadir İnan: Atatürk devrine ait hatıralar, Türk Kültürü, No. 25, s. 60-61.)

II. DEVRE :

Arapça ve Farsça kelimelerin tamamen tasfiyesi bir dil çıkmazı yaratmıştı. Türk Dili Araştırma Kurumu Başkanı Saffet Arıkna bu durumu bir parça frenlemek için Atatürk’e Falih Rıfkı ve onun görüşünde olan yazarlardan bir kılavuz komisyonu kurulmasını teklif etmiştir. Atatürk de bu fikri uygun bularak Saffet Arıkan’a bu komisyonun teşkili için yetki vermiştir. (21-Falih Rıfkı Atay: Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, İstanbul, 1955, s. 57; Abdülkadir İnan: İki Hatıra, Türk Dili, 1957, No. 74, s. 63-66.)

“Osmanlıcadan Türkçe’ye, Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları” Komisyonu, Türk Dili Araştırma Kurumu Umumi Merkez Heyetinin verdiği karar üzerine 24 Aralık 1934 de Ulus gazetesinde çalışmalarına başlamış, Komisyon çalışmalarına 3 Ocak 1935 de Atatürk’ün arzusu ile Anadolu Kulübü’nde kendilerine ayrılan salonda devam etmiş, 21 Ocak 1935 de İstanbul’a Dolmabahçe Sarayı’na taşınmış, oradan 27 Şubat 1935 de tekrar Ankara’ya dönülmüş ve 2 Mart 1935 de yine Anadolu Kulübü’nde çalışmalara devam edilmiş, hazırlanan karşılıklar 25 Mart 1935 tarihinde Ulus’ta ilan edilmiş, yaymalar 4 Mayıs 1935 te tamamlanarak kılavuz çalışmaları 9 Mayıs 1935 de sona ermiş, (22-Omanlıcadan Türkçe’ye ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları, Türk Dili, 1936, No. 16, s.8.), 1935 Haziranında “Osmanlıcadan Türkçe’ye” 26 Eylül 1935 “Dil bayramı”nda ise “Türkçeden Osmanlıcaya” cep kılavuzları yayınlanmıştır. (23- Osmanlıcadan Türkçe’ye ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuları, Türk Dili, 1936, No. 16, s. 8.)

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.46.)

Kılavuz komisyonunun seçimi Türk Dili Araştırma Kurumu Umumi Merkez Heyeti tarafından 18 Aralık 1934 tarihinde Falih Rıfkı Atay, Fazıl Ahmet Aykaç ve Naim Hazım onat’a verilmiştir. (24- Türk Dili, 1935, No. 12, s.12.) Falih Rıfkı ise komisyon şakanı olarak Türk Dili Araştırma kurumu Merkez Heyeti üyelerini komisyondan hariç tutunca (25- Abdülkadir İnan (Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lügat – Ferit Devellioğlu, 1439 sayfa, Ankara 1962) “Tanıtma”, Türk Kültürü, No. 8, s. 53-54; Abdülkadir inan; Dil ve Atatürk, Bilgi “Muallimler Birliği neşir organı”, No. 230 – 231, s. 31.) bu üyeler Atatürk’e komisyon üyelerinin Osmanlıca taraftarı olduklarını telkine çalışmışlar, Atatürk de Merkez Heyetinin komisyona katılmasını arzu etmiştir. (26- Falih Rıfkı Atay: Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, Sel Yayınları “Atatürk Kütüphanesi”, İstanbul 1955, s. 57-58; Abdülkadir İnan: Dil ve Atatürk, Bilgi “Muallimler Birliği neşir organı, No. 230 – 231, s. 31.) Komisyon 12 Ocak 1935 tarihinden itibaren müşterek çalışmaya aşlarken, iki kutubun münakaşaları da beraber başlamıştır. İşte arapça hükm kelimesinin türkçe olduğunun ispat edilmesi bu tarihlerdedir.

Dolmabahçe Sarayı’nda çalışan komisyonda Falih Rıfkı ve tarafları ile (ilk komisyon üyeleri) Merkez heyeti üyeleri arasında çok sert münakaşalar olmuştur. Falih Rıfkı tarafından Türkçe’de karşılığı olmadığı için, bu kelime türkçeleşmiştir diye müdafa edilen hüküm kelimesine Naim Hazım Onat ile Yusuf Ziya Özer şiddetle karşı koymuşlar ve o gün bu kelime üzerine bir hayli münakaşa edilmiştir akşama doğru Falih Rıfkı’ya Abdülkadir inan yaklaşarak: “-Falih bey ben bir çok lehçe biliyorum. Bir Yakup Kadri, Falih Rıfkı lehçesi de biliyorum. Bilmediğim tek lehçe Dil Kurumu Lehçesi” (27- Falih Rıfkı Atay: Dil Davası, Türk Kültürü, No. 43, s. 633 – 636 (61 – 64); Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, İstanbul 1955, s. 59.) dedikten sonra “Hiç üzülmeyin Hüküm keliemsini yarın türkçe yaparız.” Diyerek ertesi gün Falih Rıfkı’nın eline bir kağıt sıkıştırıvermiştir. Kağıtta “Ök” kelimesinin Türkçe’nin bir çok lehçelerinde akıl manasında kullanıldığı ve “ük” şeklindeki misallerinin yanında “-um, -üm” eki ile isim yapıldığı …. mealinde şeyler yazılı olduğundan Falih Rıfkı komisyonda hüküm kelimesini “ük+üm” kullanıla kullanılan “Hüküm” şeklinde izah etmiş ve mesele kapanmıştır.

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.47.)

Bu şekilde yüzlerce münakaşadan sonra çıkan cep kılavuzlarının bile Tarama Dergisinin yarattığı dil anarşisine tesir etmediğini gören Atatürk artık özleştirmenin bile sınırlı olacağını kabul etmiş bulunuyordu. Sabah, Millet, Devir, Kuvvet, Kemal, Hatıra… vs. gibi kelimelerin Ulus gazetesinde yayınlanmasıyla Falih Rıfkı’ya şöyle demiştir: “-Memleketimizin en büyük bilginlerini, yazarlarını bir komisyon haline aylarca çalıştırdık. Elde edilen netice şu bir “küçük lügattan ibaret. Bu Tarama Dergileri ve Cep kılavuzları ile bu dil işi yürümez. Falih Bey biz Osmanlıcadan ve Batı dillerinden istifadeye mecburuz”. (28- Abdülkadir inan: Dil ve Atatürk, Bilgi “Muallimler Birliği neşir organı”, No. 230 – 231, s. 31.) Atatürk çeşitli dil kitapları okuyordu. Kendisi bile “Özleştirme”den vaz geçmiş ve dilde kullanılan kelimelerin muhafazasına karar vermiştir. Bu hususta bir hatırasını Ahmet Cevap (Emre) ve M. Şakir Ülkütaşır şu şekilde anlatıyorlar.

“Yıl 1935

Atatürk bir gece, Çankaya’daki köşklerinde – aynı zamanda bir ilim ve edebiyat mecmaı olan meşhur sofrasında – yine dil meseleleri görüşülürken “Arapça”ya ait bir sarf (gramer) kitabı istiyor. Hacı Zihni efendinin bulunup kendisine takdim edilen “Elmüşezzeb” adlı sarfını o gece okuyor, tetkik ediyor. Ertesi akşamki toplantıda bermutad davetli bulunan Dil Kurumu ileri gelenleri ile sofraya katılan diğer zatlara hitaben şöyle diyor. –Arkadalar kitap, katpi, mektup, ilim, alim benim, ketebe, yektubü, lemyektüp …. geri kalanı arabındır. (29- M. Şakir Ülkütaşır, Atatürk’ten üç hatıra, Tüürk Yurdu, No. 290, s. 43; Türk Kültürü, No: 13, s. 87; Ahmet Cevat Emre: Atatürk’ün inkilap hedefleri, s. 54; Abdulkadir İnan: Dil ve Atatürk, Bilgi “Muallimler Birliği neşir organı”, No. 230-231, s. 31.) Dili teşkil eden “kelime”lerin üzerinde durduğu gibi Türkçe’nin cümle yapısı hakkında da o zamanki görüşü çok enteresandır. Türkçe’de devrik cümlenin olmadığını ve bunun Atatürk tarafından bizzat söylendiğini Abdülkadir İnan’ın bir hatırasından öğreniyoruz. (30-Abdülkadir İnan: Atatürk ve Devrik Cümle, Türk Yurdu, No: 386(4), s. 28.) “Atatürk Türkçe cümle kuruluşunun Garp dillerinden daha mükemmel olduğunu izah ederek “Türk konuşurken önce somut şeyi sonra soyut anlam bildiren kelimeyi söyler. (Ahmet geldi.) der, çünki Ahmet somut varlığı, geldi soyut anlamı ifade eder. Türkün tabii söz dizimi budur. Bunu ancak heyecan, korku, şaşkınlık gibi haller bozabilir.” Demiştir. Onun bu sözlerinde bu husustaki görüşünün doğruluğu aşikardır.

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.48.)

III. DEVRE:

“Türkçe de kalacak kelimelerin aslında türkçe olduğu izah edilmeli.”

İşte Atatürk’ün dilciliğinin 3 devresini teşkil eden Güneş – Dil Teorisinin bütün dillerdeki kelimelerin Türkçe olduğunu iddia etmenin sebebi budur. O hiçbir zaman yüzde yüz türkçe konuşulamayacağını anlamıştı. Hiç olmazsa dilde kullanılan kelimelerin türkçe asıllı olduğu ispat edilmeli idi. Böylece dildeki aşırı tasfiyeciliği de durdurabilecekti. Bu yüzden Güneş – Dil teorisini ortaya atmıştır.

Güneş – Dil teorisi Atatürk’ün dil teorisidir. Atatürk bu teoriyi Dr. Phil, H. V. Kvergic’in 135 senesined Viyana’dan kendisine gönderdiği “La psychologie de quelques elements des langues turques” isimli basılmamış tezini okuduktan sonra yazmış ve 24 Ağustos 1936 Pazartesi günü toplanan ve 31 Ağustos 1936 tarihine kadar süren 3. Dil kurultayında ilan etmiştir. (31- Agah Sırrı Levent: 30. Yıldönümünde Dil Devrimi ve Dil Kurumu, Türk Dili, 1962, No. 133,s.5; Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK., 1960, s. 431.) (Bu kurultayda kurumun adı bir defa daha değiştirilerek Türk Dil Kurumu halini almıştır.) Bu Teori de “Madem ki kullanmakta olduğumuz bir çok yabancı kelimelerin aslı türkçedir. Şu halde bunları atmağa hiçbir sebep yoktur.” Şeklinde yorumlanmıştır. Zaten yukarıda söylediğimiz gibi Atatürk de bu teorinin bu şekilde yorumlanmasını istiyordu ve bunda da muvaffak oldu. Aşırıcılık (32-Hikmet Bayur: Atatürk ve Dil Devrimi, Türk Dili, 1954,No.31,s.374.) tasfiyecilik, özleştirmecilik, uydurmacılık durdu ama Osmanlıcayı türkçeleştirmek devam etti ve edecektir.

(Osman F. Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası, Türk Kültürü Dergisi, Yıl : V. Sayı : 49, S.49.)

Avatar

Leave a reply