AŞIKPAŞAOĞLU TARİHİNDEN SEÇMELER: 133. BÂB

ATSIZ

Bu Bâb Onu Beyan Eder ki Sultan Mehmed Han Gazi, Kastamonu’ya, Sinob’u ve Padişahıyla Bütün İlini ve Koyulhisar’ı ve Trabzon’u Bir Seferde Nasıl Fethetti, Bunların Ahvâlini Bildirir.

Uzun Hasan’dan evvel işittiğin hâdiseleri, Rûm padişahı ki Sultan Mehmed Gazi’dir, onların giderilmesine meşgul oldu. Bu niyet için bir gün Mahmud Paşa’ya: “Bu benim hatırımda bir nice nesneler vardır. Onu umarım ki Hak Taâlâ bu ben zayıfına onu dahi nasib ede. Biri bu ki: Şu Îsfendiyar ili ki Kastamonu ve Sinop’tur. Biri dahi Koyulhisar’dır.
Biri dahi Trabzon’dur. Bunlar benim gayet huzurumu giderirler. Daima bunların hayali gönlümde, gözümde nakışlanmıştır” dedi.

Mahmud Paşa: “Devletli sultanım! Allah’ın inayeti, Peygamber’in mûcizâtı ile hemen o tarafa yönelseniz, bunların hepsi hâsıl olur” dedi.

Hünkâr: “Mahmud! Zamanıdır ki bu bâbda göreyim neylersin” dedi.

Hemen padişahgemiye bindi. Bursa’ya müteveccih oldu. Mudanya’ya vardı. Oradan bindi, yürüdü, Bursa’ya vardı. Orada oturdu.

Mahmud Paşa burada, İstanbul’da yüz parça gemi donattı. Sinob’a gönderdi. Daha henüz gemiler gitmeden İsmail Beğ’e bir mektupla kul gönderdi ki mektup içinde şöyle dedi:

“Trabzon’a gemiler göndeririz. Kerem ve lûtfedesiniz. Sinob’a varınca gemilerimizin her ne türlü ihtiyacı olursa onu padişah hatırı içini dostluk ve muhabbet göstermek için onların işlerini görüveresiniz. Kapdana harç akçasını vermişizdir. Eğer yetişmezse padişaha Bakır Küresinden tayin olunan akçadan masraf ne ise edesiniz. Azablar’ını edepsizlik edecek olursa onların hakkından gelesiniz. Tâ ki edepsizlik etmeyeler. Eğer her ne suretle idama müstahak olursa mecal vermeyesiniz. İdam dahi edesiniz. Benim gönlüm sana hoştur”

diyerek kulun eline bu suretle mektup verip gönderdi. Kul, İsmail Beğ’e gitti. Mahmud Paşa geçip Edirne’ye gitti. Vardı, orada Rumeli askerini topladı. Azab’ını, Serehor’unu, hepsini alıp Bursa’ya geldi. Hünkârla buluştu. Anadolu Beğlerbeğisi de Anadolu askerini Sultanönü’ne topladı. Bütün asker hazır oldu. Mahmud Paşa dahi Bursa ovasına kondu. Oradan İsmail Beğ’e bir kul daha gönderdiler ki: “Oğlun Hasan Beğ’i yarar yoldaşlarla Ankara’ya gönderesin. Gele, orada benimle buluşa” dedi. İsmail Beğ’e evvel varan kul ile her ne ki mektupla emrolunmuşsa, Azab askerine
dedikleri gibi etmişti. Oğlunu dahi buyurdukları kanun üzerine gönderdi. Bu tarafta Karamanoğlu İbrahim Beğ dahi bir oğlunun yanma asker verip gönderdi. Padişah Ankara’ya varınca bunlar da gelip yetiştiler. Ankara’da hünkârla buluştular.

İsmail Beğ oğlu Hasan Beğ ki Ankara’ya geldi, hemen tutup Kapıcılar Çadırına nettiler. Bu işi etmeden önce, İsmail Beğ’in kardeşi Kızıl Ahmed, padişah yanında idi. Bolu Sancağı onun tımarı idi. Mahmud Paşa onun aklını- da çalmıştı. Daima ona derdi ki: “Hünkâr, babanın ilini sana sadaka etti”. Bu suretle berat dahi yazdırıp Kızıl Ahmed’e vermişti Hemen ki Hasan Beğ’i tuttular, Hasan’ın sancağını Kızıl Ahmed’e verdiler. Kastamonu’ya gönderdiler. Kızıl Ahmed Beğ dahi yürüdü. Kastamonu’ya vardı. Memleketin halkı dahi bildiler ki bu gelen Kızıl Ahmed’dir yine kendi beğlerinin oğludur, bütün halk ona itaat ettiler. İsmail Beğ dahi gördü ki ülke Kızıl Ahmed’e döndü, o dahi sürdü, Sinob’a indi. Hünkâr dâhi Kastamonu’ya yetişti. Oradan Sinob’a yürüdü. Gelip Sinob’un kapışını kapattı Ama Kapı Kullan ile hünkâr bir konak geriye kondu. Mahmud Paşa, Kızıl Ahmed ile Sinob’un üzerine indiler. Hisarın önüne kondular. Mahmud Paşa ata binerek hisar dibine vardı. İsmail Beğ’i kale duvarı üzerine çağırttı. Geldi. Mahmud Paşa aşağıdan İsmail Beğ’e:

“Hey beğim! Niçin kaçarsın? Bu halkın hepsi işittiler ki bu memleket kardeşini bekledi. Her sipahi ki geldi, yine mülkünde, tımarında kaldı. Şimdi sen bu bir tek hisarınla padişahla nasıl cebelleşirsin? Bu şehirin limanını da elinden aldılar” dedi. İsmail Beğ dahi Mahmud Paşa’ya: “Ben padişahtan korkarım ki beni ve benim oğlancıklarımı öldürür
derim”

dedi. Mahmud Paşa: “Hâşâ ki padişahımız bunun gibi iş ede” dedi. Elhâsıl Mahmud Paşa, İsmail Beğ’i iyice inandırdı. Kendisinin haslarından ne kadar mal olursa ziyadesiyle vereler. Kendisi nerede isterse orada tımar vereler diye kandırdı. İsmail Beğ dahi inanıp bu andlaşmayı kabul eyledi. Mahmud Paşa gelip hünkâra haberi bildirdi. Padişah dahi
göçtü. Gelip hisara karşı oturdu. İsmail Beğ hisardan çıktı. Hünkâra geldi. Hünkârın elini öpmek istedi. Hünkâr: “İsmail Beğ! Sen benim büyük kardeşimsin. Reva mıdır ki elimi öpesin” dedi. Elini öpmeye bırakmadı. Elhâsıl hünkâr hisara girdi. Her ne ki muradı idi, onu elde etti. Ondan sonra İsmail Beğ dahi Devrekani’ye (Yahut: “Evine”.) vardı. Bütün yakınlarını yanma getirdi. Oğlu Hasan Beğ’i hünkârla birlikte gönderdi. Padişah dahi Kastamonu hisarına ve Ayafnı (Yahut: “Ayağını”.) hisarına, Sinob’a kendi kullarından er koydu. Bütün memleket kendi asıl Sipahilerine bırakıldı. Bütün memleketin askeri toplandı. Kızıl Ahmed’e verdiler.

Sual: Ya Hasan Beğ seferde kiminle yürüdü?

Cevap: Hünkâr ona Bolu Sancağını verdi. Kendi sancağı ile yürüdü.

H. NİHAL ATSIZ, AŞIKPAŞAOĞLU TARİHİ, DEVLET KİTAPLARI, BİRİNCİ BASILIŞ,

İSTANBUL – 1970, S. 78-79

Avatar

Leave a reply