ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ -I-

(SELÇUKLU ÖNCESİ)

Dr. M. Abdulhaluk Çay

Günümüz Türkiyesinin ikinci önemli meselesi Ortadoğu’da çıkarı olan emperyalist devletlerin Türk Milleti’ni bölme çabalarıdır. Tamamen dıştan desteklenen ve Türkiye’deki uzantılarıyla sonuca gitmek isteyen bu bölücülük hareketi iki noktadan hareketle hedefine varmak istemektedir. Bunlardan birincisi Türkiye’de bir etnik mesele yaratmak ve bu yoldan hareketle Türkiye’yi parçalamaktadır. Diğeri ise dolaylı olarak birinci mesele ile ilgili olmakla beraber vasıta değişiktir. Türkiye’deki mezhep ve tarikat kavgalarından faydalanılarak aynı gayeye ulaşılmak istenmektedir.

XIX. yy. başlarından itibaren şiddetini gittikçe artıran bir şekilde körüklenen bu iki husus bazı bilgi noksanlıkları, ihmaller ve bu propagandaların etkisiyle şarlanan Türk münevverlerinin gafletleri sonucu 1960’lı yıllardan sonra tehlikeli boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Meseleye gerçekçi bir teşhis koyabilmek için şu iki husususn kesin olarak belirlenmesinde fayda vardır:

a) Türkiye’de halklar yok, Türk MİLLETİ vardır,

b) Anadolu, çeşitli yy. larda cereyan eden göçlerde Türkleşmiş, bir Türk yurdu olmuştur. Biz burada bu iki hususa açıklık getirmeye çalışacağız.

Anadolu, bilinen en eski çağlardan beri Asya ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi görmüş, çeşitli ırklara mensup birçok kavimlere yurtluk etmiştir. Türk hakimiyetine kadar bu topraklarda çeşitli devletler kurulmuştur. M. Ö. 2000 yıllarından, M. Ö. 3. yy.’a kadar Hititler, Urartular, İyonlar, Etrüskler, Frigler, Lidyalılar, Kimmerler ve Persler gibi büyük çoğunluğu Arı ırktan çeşitli kavimler Anadolu’ya hakim olmuşlardı. Bunların hemen hemen tamamı Türk Hakimiyeti öncesinde artık tamamen kaybolmuş ve yokolmuştu. Türkler’in Anadolu’ya geldiklerinde buldukları ırkı yapı ise m.ö. III. y.’dan m.s. I. yy.’a kadar devam eden Helenistik çağda şekillenmişti. Bu bakından bazı yazarlarnı Anadolu Türkü’nün yapısında hala bu kavimlerin kalıntılıranı hayal etmeleri ilmı gerçeklere tamamen ters olup zorlamadan öteye geçemez.

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 183)

İskender’in m.ö. 323’te ölümünmden sonra imparatorluğu dağılmış, Anadolu’nun büyükçe bir kısmı generallerinden Selvkos’un payına düşmüştür. Bu dönemde Orta Anadolu’da Kapadokya krallığı, Sakarya vadisinden Bogaz’a kadar uzanan sahada Bitinia Krallığı, kuzey batı Anadolu’da Bergama Krallığı, Karadeniz sahillernde Pontus Krallığı güneydoğu Anadolu’nun batı taraflarından Kommagane Krallığı, doğu kesiminde ise merkezi Urfa olan Süryanı Krallığı, Kuzeydoğu Anadolu’da Van gölünden Gökçegöl’e kadar uzanan sahada Ermeni Krallığı bulunmakta idi. Bunlardan Kapadokya, Bitinia ve Bergama krallıkları Rum menşeli, Pontus ve Kommagene krallıkları İran menşelidir. Pontus krallığı daha sonraları Rumlaşmıştır. Süryanı Krallığı ise Samı menşeli, Ermeni krallığı ise Aryanıdir.

M.S. I. yy.’dan itibaren Anadolu’da başlayan Roma hakimiyeti ve onun devamı olan Bizans imparatorluğu dönemlerinde Anadolu doğudan gelen İran ve Müslüman Arap orduları ile Roma ve Bizans ordularının devamlı savaştıkları bir savaş alanı olmuş, bu savaşlar Anadolu’nun Türk öncesi ırki yapısında pek etki yapmamışsa da nüfusun büyük ölçüde azalmasına sebep olmuştur.

Diğer yandan Anadolu’ya Türk akınları ve bilhassa Doğu Anadolu ile Kafkasya’da yurt tutma çabaları İslamiyyet’ten çok daha eski tarihlere inmektedir. Bilindiği gibi m.ö. 1000-500 yılları arasında Karadeniz’den kuzeyindeki Kıpçak Bozkırı Asya menşeli milletlerin yerleştikleri alan olmuştur. Bunlara Yunan kaynaklarında Skuthol, Asur kaynaklarında Aşkuzai adı verilmektedir. İskit genel adı ile bilinen bu topluluklar Saka Türkleri’dir 1 . M.Ö. VII. yy.’daKafkasya, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’nun Sakalar’la Persler arasında paylaşılamayan bir ülke olduğu görülür. Azerybaycan’daki Saka topluluklarının merkezi olan Sakasan şehri, Şamhor-çay’da Gerdiman yakınlarında Utı vilayeti sınırları içindedir 2 . Sakalar’ın efsanevı kahramanı Efrasiyab’la ilgili hatıralara Azerbaycan’ın birçok bölgelerinde rastlamak mümkündür, Bunlar arasında Tebriz’in Darvaza-i Sar adlı kapısında Efrasiyab’ın kesik başının defnedildiği, Arran’da Sang-i Surah’ın Efrasiyab’ın son sığınağı olduğu rivayetleri oldukça yaygındır 3 .

Kafkasya üzerinden Azerbaycan ve Anadolu’ya yapılan diğer bir Türk akını da Asya Hun Terkleri’nin 395 tarihli Anadolu seferidir. Don Nehri bölgesindeki Hun boyları Basık ve Kursık adlı başbuğlarının komutasında Erzurum üzerinden Karasu-Fırat vadisi boyunca Malatya ve Çukurova’ya kadar inmişler, Urfa, Antakya, Sur şehirlerini muhasara etmişler ve Kudüs yakınlarına kadar ulaşmışlardı. Sasanıler’i dehşete düşüren bu sefer, Hunlar’ın gene aynı süratle Orta Anadolu üzerinden Azerbaycan’a ve oradan da üslerine dönmeleriyle sonuçlanmıştı. Üç yıl sonra 398 tarihinde buna benzer ikinci bir Hun seferi daha görülecektir 4

451 yılında Kafkasya üzerinden gelen Akhunlar Mugan’ın güneyine yerleşmiş ve burada Balasagan adıyla bir de şehir kurmuşlardır 5 . Kaynaklarında Halandurak, Ermenice olarak Haylendurk şeklinde geçen Akhunlar’a Arap kaynaklarında Kürd ve Ekrad-ı Bilasagun denilmektedir. Harezmşahlar devrinde kendilerine Mugan Kürdleri veya Mugan Türkmenleri denilen bu topluluklar Akhunlar’ın bakıyeleri olması muhtemeldir. 6 .

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 184)

İkinci büyük göç dalgası 466 tarihlerinde meydana gelmiş ve Avrupa Hunları’na bağlı Ağaçeri Türk boyları Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Sasanı kaynakları bunlara Ak-katları, Bizanslılar ise Akatzir adını vermektedirler. Bu Ağaçeriler’in bir kısmı 1180-1412 yılları arasında Halep ve Şam taraflarına göç etmişler, bir kısım da Güney Azerbaycan’da Erdebil ve çevresinde yurt tutmuşlardır 7

Türkler’in üçüncü göç dalgasını Sabırlar meydana getirmiş, 558 yılında Derbent’i, 575 yılında da Kür nehrini aşarak Baku ile Kuba arasına ve Lenkeran’a yerleşmişlerdir. Sabırlar (Savar, Savır, Suvar veya Sibir)’la birlikte “Hazar” adı altında toplanan Bulgar ve Belencar Türkleri de Arran, Mugan, Gılan ve Lenkeran taraflarına yerleşmişlerdi. Bu Türkler Hazer Türk Devleti’nin teşekkülünde oldukça önemli rol oynayacaklardır. Daha sonra bu Türk devletinin adı Asya’nın en büyük gölüne ad olacaktır: Hazer.

VII. yy. da yaşamış olan Ermeni tarihçisi Molsey Kagankatvasi, “Agvan Tarihi”, adlı eserinde Doğu Anadolu ve bilhassa Azerbaycan arazisinde yurt tutmuş bazı topluluklardan bahsederken şu önemli bilgileri vermektedir: “Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup taştan koç, at vb. gibi heykeller yontmakta da oldukça usta idiler.” 8 . Burada verilen bilgi, Selçuklu Çağrı Bey’in 1015/1016 tarihinde Doğu Anadolu’ya yaptığı seferle ilgili olarak Bizans kaynaklarında verilen bilgilere oldukça yakındır.

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 185)

İran Sasanı imparatorluğuna son veren Araplar Emevıler zamanında kurulan iki sugur (uç vilayetinden (Tarsus ve Malatya) hareketle her yıl yaz ve kış seferleri yaparak Anadolu içlerine birçok akınlarda bulundular. Zaman zaman Marmara ve Ege kıyılarına kadar ulaştılar. Bu arada dört defa da İstanbul’u kuşattılar. Arap İslam orduları Azerbaycan’a girdiği sırada merkez Erdebil olmak üzere burası Hazar Hakanlığı’na bağlı idi. Araplar, istila sırasında ordugah olarak Meraga’yı uygun görmüşlerdi 9 . Araplar’ın Doğu Anadolu ve Azerbaycan’a girmeleri tam manasıyla bir istila şeklinde cereyan etmiş, birçok Arap kabileleri bölgeye yerleştirilmiş ve yerli halkın toprakları ellerinedn alınarak sertleştirilmiştir 10 . Bu arada İslam orduları içinde, müslüman çeşitli Türk topluluklarının da Azerbaycan’a geldikleri bilhassa Abbasıler zamanında (750-1258) Türk asıllı komutanlar için büyük bir güven kaynağı idililer. Bu Türk emırlerinden Mübarek et-Türkı, Kazvin’in iç kalesini tamir ettirerek buraya kendi adını vermişti. Diğer bir Türk komutanı Zirek et-Türkı ise Halife Mütevekkil tarafından Merend’de isyan eden Benı Bu’ays emırleri üzerine gönderildi (848). Daha sonra Muhammed b. Sul adlı diğer bir Türk komutanı da Ermenistan ve Azerbaycan valiliğine tayin olunmuştu 11 . Diğer yandan Türk emırlerinden Buga’nın 4.000 kişilik bir kuvvetle Azerbaycan’a geldiği ve Şamhor’a 20.000 civarında Hazar ve Bulgar Türkü yerleştirdiği de bilinmektedir. IX. yy.’ın en önemli olaylarından birin teşkil eden Babek isyanı Azerbaycan’da patlak vermiş ve bu isyanını bastırılmasında Türk komutanlar ve Türk orduları oldukça etkili olmuşlardır. El-Bazz şehri merkez olmak üzere isyan eden Babek, kısa zamanda Ermenistan, Isfahan, Hemedan ve Musul’a kadar hakim oldu (816/817). Halife Mu’tasım (833-842), isyanın bastırılması için Türk komutanlarından el-Afşın Haydar b. Kavus’u görevlendirdi (3 Haziran 835). Afşın, Erdebil’i elegeçirdi ve el-Bazz kalesini zabt ve tahrip etti. Ermenistan’a kaçan Babek, Afşın’ın komutanlarından Ebu’s-Sac tarafından yakalanarak (15 Eylül 837), Berzend’de Afşın’a teslim edildi. Daha sonra Babek Halife’ye teslim edilmiş ve O’nun emriyle 4 Ocak 838 tarihinde idam edilmiştir 12

Araplar’ın Azerbaycan’a hakim olmalarıyla beraber Arap dili ve kültürü de bölgenin Araplaşmasında etkili olmuş, ancak bu kısa bir zaman sonra Farsça ve Fars kültürü içinde kaybolmuştu. IX. yy.’ın ikinci yarısından itibaren Abbası devleti sarsılmaya başlamış ve yer yer yerli sülaleler kendi bölgelerinde yarı bağımsız olarak hareket etmeye başlamışlardı. Bunlardan birisi de Azerbaycan’a hakim olan Sac Oğulları sülalesidir . 13 Ebu’s-sac Dıvdad b. Yusuf Dıvdesi’in oğlu Muhammed el-Afşın’ın kurduğu bu beylik (889-890/929) bölgede kurulan ilk yarı-bağımsız Türk beyliğidir. Sac Oğulları’ndan sonra Selçuklular’ın bölgeye girmesine kadar Azerbaycan’da çeşitli emırlikler hakimiyet kurmuşlardır 14

Görüldüğü gibi XI. yy.’a kadar Anadolu’ya Türk göçü Kafkasya’nın kuzeyinden vuku bulmuş ve Türkler’in yerleşmeleri öncelikle Azerbaycan’da gerçekleşmiştir. Çeşitli zaman aralıklarında yapılan bu göçler sonunda Azerbaycan’a yerleşen Türk unsurlar, yerli Arı topluluklarla karışmışlar ve bu Türkler’in çoğunluğu asimile olarak, yerli unsur tarafından temsil edilmişlerdir. Varlıklarını devam ettirebilenler Azerbaycan’a daha sonra gelen Türkmen topluluklarıyla karışmışlardır. Ancak Azerbaycan’da tam anlamıyla bir Türk yerleşmesi Selçuklular ile başlamış, İlhanlılar devrinde hız kazanmış, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevı hanedanları döneminde ise tamamlanmıştır. Daha sonraları çeşitli Türkmen toplulukları Selçuklular’ın açtığı yoldan hızla ilerleyerek Anadolu’yu doğudan batıya doğru fethetmişlerdir.

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 186)

Diğer yandan Bizans imparatorluğu Anadolu’da uzun yıllar devam eden savaşlar sonunda azalan Hıristiyan nüfusunu hem takviye ve hem de doğudan gelen tehditlere karşı müdafaa için Balkanlar’dan miktarı hayli kalabalık Hıristiyan Türk nüfusu Anadolu’ya iskan etmişti. Bunlar arasında Peçenek, Kuman, Uz, Bulgar Türk toplulukları önemli yer tutar.

Bizans Makadonya sülalesi İmparatorlarından II. Nikephoros Phokas (963-969), I. Johannes Tzimiskes (969-976) ve II. Basileios (976-1025) dönemlerinde karşı hücuma geçerek İslam sugur vilayetlerini ele geçirerek buradaki İslam ahaliyi, bu arada ilk müslüman Türk topluluklarını imha etmişti. Bazı Türk toplulukları Kafkasya’da tutunmayı başarabilmişler, ancak bunlar da Arap ve Fars kültürünün etkisiyle asimile olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardı. Bu bakımdan Selçuklu fetih hareketinden önceki Anadolu’ya gelen Türk topluluklarının bugünkü Türk toplumuna kan vermesi düşünülemez. Bugünkü Anadolu Türk toplumunu şekillendiren gruplar XI. yy.’ın sonlarından itibaren buraya yurt tutmaya gelen çeşitli Türk gruplarıdır. Bunlar arasında Oğuzlar, Kanglılar, Kıpçaklar, Uygur ve Tatar gibi Türk grupları ile akla gelenlerdir. Bu bakımdan bugünkü Anadolu Türklüğü’nün menşeini Anadolu Selçuklu hanedanının bölgeye getirdiği Türk topluluklarında aramalıdır. Gerçekten de Selçuklu dönemi (1071-1308) tarihi, sadece bölgeyi ele geçirmiş ve hakimiyet kurmuş bir hanedanın tarihi değildir. Bu dönem, büyük kesimiyle Türkmenler’den meydana gelmiş, Anadolu’da yeni bir yerleşmenin, yurt tutmanın tarihidir 15 .

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 187)

Selçuklular’a bağlı Türkmenler’in Anadolu’da yurt tutmasıyla başlayan türleşme hareketini üç safhada incelemek mümkündür: XI. yy.’da başlayan yerleşme IXXX. yy.’da gerçekleşen Türkmen yerleşmesi ve Türkleşme, Osmanlı dönemi. Bu safhalardan ilk ikisi aşağı yukarı Anadolu’nun Türkleşmesi’ni tamamlamıştır. Osmanlı Devleti, Anadolu’da bu Türkmen yerleşmesinin sonunda meydana gelen tarihin kaydettiği en uzun süreli ve en muazzam devletlerinden birisi olmuştur. Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı ve Anadolu’dan artık Turchia diye bahsedildiği bu dönemde diğer bir hakikat da şuydu:

“Anadolu’daki Türkiye’nin yanında Çin sınırından Karadeniz’e kadar uzanan sahada, bozkırlarda, Türkistan denilen, tamamen Türkler’le meskun başka bir Türk yurdu daha mevcuttu.”

16 .

Anadolu’da Türk hakimiyetinin başlangıcı sayabileceğimiz Malazgirt Zaferi (26 Ağustos 1071) öncesinde Kafkasya’da yukarıda açıklandığı üzere oldukça önemli bir Türk unsuru bulunduğu gibi, İran, Horasan, Kafkasya ve Bağdad’a hakim Büyük Selçuklu hanedanı bu Türmenler’e dayanıyordu. Cahen , Anadolu’nun XI. yy.’ın sonunda serbest bir Türk gelişme sahası olduğunu belirttikten sonra bunun sebeplerini de şöyle açıklamaktadır:

“XI. yy.’daki Küçük-asya’nın Antik çağdakine benzemediğini hatırlatmakta yarar var… Her şeyden önce iki husus iyice belirtilmelidir: zayıf nüfus yoğunluğu ve halkın bir kısmının yeni menşei, unsurlarından pek çoğunun Yunanlaşmamış olması Küçük-asya’nın çevresindeki vadiler, özellikle, bir tarafta Ege’ye doğru, diğer taraftan Ermenistan’da gayet kalabalık iseler de, Orta bölgenin yarı çöl iklimli yaylaları seyrek bir nüfus veya sadece nüfusun yoğunlaştığı birkaç noktadan ibaretti. Antik çağ sonunda kazanılmış olan halk ziraı çalışmalar ve sulama alışmış olduklarından, çalışmalarına engel olacak istila hareketlerinde özel bir nazik duruma sahiptiler. Halbuki bundan daha beteri başlarına gelmişti. Arap istilası bir fetih ile sonuçlanmamış, Bizans ise bunları tamamen geri atamamıştı. Ülke üç asır boyunca akınlara ve karış-akınlara maruz kalmıştı. Halkın bu durumdan son derece fazla acı çektiklerini tahmin etmek hiç de zor değildir. Üstelik Bizans, yukarı Fırat taraflarını boşaltarak bölgenin ahalisini (bir hristiyan tarikatına mensup olan Panlicienler) sistemli bir şekilde Trakya’ya sürüyordu… Cezire’nin Monofizistleri Malatya bölgesine yerleşmişlerdi… Daha sonra Ermeniler, kalabalık bir şekilde ülkelerini terkederek Kapadokya, Kilikya, Antakya ve Urfa taraflarına göç etmişlerdi.”

17 Cahen, Anadolu’da önemli sayılabilecek bir nüfus yoğunluğunun olmadığını bu şekilde açıkladıktan sonra mevcut nüfusun bir bütünlük arzetmediğine, Rumlar’ın şehirlere yerleşmiş küçük bir azınlık olduğuna ve Rumlar’la Ermeniler arasında devamlı bir çekişmenin mevcudiyetine de işaret etmektedir 18 .

Bütün bunları tamamlayan diğer bir hususiyet de Anadolu’daki Bizans yönetiminin, hür köylüleri derebeylerin elinde serfleştirmiş olmasıdır. Bu bakımdan Anadolu’da bir dış müdahaleye karşı nüfus yoğunluğu gibi ne millı ne de etnik bir birlik mevcut değildi.

(Dr. M. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Mart 1983, Anadolu’nun Türkleşmesi I (Selçuklu Öncesi), Cilt: XXI Sayı: 239 Sayfa: 188)

  1. 1- İskitler’in Hint-Avrupa kavimlerinden olduğu iddiaları varsa da bunu doğrulayacak deliller yoktur. Fakat İskitler’in Saka adını taşıyan Türk toplulukları olması ihtimali daha kuvvetlidir (bk. A. Zeki Velidî Togan, Bugünkü Türkili-Türkistan-Ve Yakın Tarihi, İst. 1942-47, s. 86 vd.
  2. 2- A. Zeki Velidî Toğan, “Azerbaycan”, İslam Ansiklopedisi,s. 97.
  3. 3- Togan, a.g.m., s. 97.
  4. 4- İbrahim Kafesoğlu, “Asya Türk Devletleri”, Türk Dünyası El Kitabı, Ank. 1976, s. 700-701; Anyı yazar, Türk Millı Kültürü, Ank. 1977, s. 53.
  5. 5- Togan, “Azerbaycan”, İA., s. 97-98; Aynı yazar “Azerbaycan Etnoğrafisine Dair”, Azerbaycan Yurt Bilgisi, c. II (1933), s. 48-49.
  6. 6- Togan, “Azerbaycan”, İA, s. 98; Aynı yazar, “Azerbaycan Etnoğrafisine Dair”, AYB, s. 49.
  7. 7- Togan, “Azerbaycan”, s. 98-99.
  8. 8- Rasim Efendiev, Daşlar Danışır Neolit Devrinden XIX. Yüzyıladek, Kençlik Baki, 1980, s. 9.
  9. 9- W. Barthold, “Azerbaycan ve Ermenistan”, trc. İsmail Aka, Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 14-23 (Ankara 1970-74), s. 77-78.
  10. 10- Togan, “Azerbaycan”, s. 96.
  11. 11- Togan, a.g.m., s. 100
  12. 12- M. Nizamettin Tebrizli, Bugünkü Azerbaycan Davası, Esas ve Sebepleri, İst. 1946, s. 15-16; Hakkı Dursun Yıldız, “Abbasıler Devrinde Türk Kumandanları, El-Afşın Haydar b. Kavus”, İ.Ü.E.F. Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4-5 (1973-1974), s. 12; Aynı yazar, “Azerbaycan’da Hüküm Sürmüş Bir Türk Hanedanı, Sac Oğulları I., Ebu’s-Sac Dıvdad b. Yusuf Dıvdest”, İÜEF Tarih Der., Sayı: 30 (Mart 1976), s. 12.
  13. 13- Uşrusana menşeli olan Ebu’b-Sac, Afşın’ın komutanlarından idi. Babek isyanının bastırılmasında küçük bir birliğin başında görev almıştı (Bk. H.D. Yıldız, Ebu’s-Sac Dıvdad b. Yusuf Dıvdest, s. 110-111; Aynı yazar, Ebu Ubeydullah Muhammed el-Afşın, s. 29; Aynı yazar, Ebu’l-Kasım Yusuf, s. 62
  14. 14- Bu devirde Kafkasya’da altı müstakil sülale ortaya çıkmıştır. Bunlar: Sacoğulları, Caferiler, Şeddadıler, Haşımıler, Mezdeıler, Sallarıler’dir.
  15. 15- Claude Cahen, “Les tribus turques d’Asie Occidentale pendant la periode seljukide”, Wiener Zeitschrift für die Kunde des Morgenlandes, 51 (1948-52), s. 178
  16. 16- Claude Cahen, “Le probleme ethnique en Anatolie”, Cahiers d’Histoire Mondiale”, Paris II/2 (1954), s. 351.
  17. 17- C. Cahen, le probleme ethnique en Anatolie, s. 352.
  18. 18- C. Cahen, a.g.m., s. 353
Avatar

Leave a reply