A. Zeki Velidi Togan

AMU-DARYA, bu nehrin yunan menbalarında görülen ismi (lat. Oxus) Türkçe büyük nehir manasında bilhassa Amu-Derya ve Sır-Derya ile bunların kolları hakkında kullanılan ögüz (bk. Kaşgari, I, 59, 322; III, 252) kelimesinden gelmiş olsa gerektir. Önce Vambery (Die Scheibaniade, Leipzig, 1885, mukaddime XII; Das Türkenvolk, Leipzig, 1885, 5, 383) tarafından ileri sürülen bu fikre, Biruni’nin Oğuz ve Batlamyus’un (Amu-Deryalılar) kavmine dair mülahazalarını gözden geçirirken, aşağıda yeniden temas edeceğiz. Türkçe öz boy, yani ögüz boyu (haritalarda Uzboy) ve kagan ögüzü isimleri de, Amu-Derya’nın Türkler tarafından Ögüz tesmiye edildiği zamandan kalma bir hatıradır. Marquart oksos kelimesini, eski iran dillerinde, “büyüyen” ve “taşan” manasında olacağını zannettiği vahşu kelimesinden çıkarmaktadır (Wehrot und Arang, Leipzig, 1939, s. 3) Amu-Derya’nın yukarı sağ kolu olan Surh-Ab (bu kolun daha yukarısına Kızıl su derler)’ın aşağı kısımlarına verilen Vahş ismi ile eski havrizmlilerde ve eftalitlerde su ilahına ve bilhassa Amu-Derya perisine delalet eden vahş ve oahşo kelimeleri (bk. Marquart, ayn. eSr., 33) aynı oxus = ögüz kelimesinin güttüral bir talaffuzu şekli mi dir (kelimeyi Vahş nehir üzerinde oturan türker oğuş talaffuz etmektedirler) yoksa bir iranca kelime mi dir, bilmiyoruz. Her halde Amu-Derya ile ilgili bir su kültü bu Amu-Derya ve Sır-Derya havzalarında yaşayan oğuz türklerinde de mevcuttu (bk. Z. V. Togan, İbn Fadlan’s Reisebericht, 265). Sasaniler zamanında İranlıların bu nehre Veh-rod veya Beh-rod dedikleri malumdur (bk. Marquart, ayn. Eser., s. 16, 35) İslam devrinde Amu-Derya ile Sır-Derya Anadolu’daki Ceyhan ve Seyhan nehirlerine kıyasen Ceyhun ve Seyhun tesmiye dilmiş ise de, bu isimler halk diline girmemiş, yalnız kitaplarda kalmıştır (Yakut’un “Ceyhan” maddesinde bu isimin Maveraünnehr de Ceyhan adındaki bir şehirden alınmış gibi gösterilmesi bir yakıştırmadan ibarettir) Amu-Derya ismi ise, şimdiki Çarcuy kasabasının eski isim olan Amül ve Amuya’ya nisbetle Ab-i Amuya, Derya-i Amuya, türkçesi olan Amul deryası yahut Amu deryası tabirlerinden gelmektedir. Araplar bu nehre Nahr-i Balh adını da verirler: çin menbalarında nehrin ismi Kui-şui (“Kui nehri; bk. Marquart, göst. Yer.” 3) dir ki, “Öküz” nehri” demek olas gerektir. Bugün Amu-Derya’nın yukarı mecrası sayılan Aksu=Pene nehri, Arapça coğrafya kitaplarında, Pamir de yaşayan Vah (Vahan) kavminin ismi ile, Vah-Ab tesmiye edilmiştir. Timur tarihinde (Zafername, Culcutta, I, s. 179 vd.) Pene suyu Amu-derya nın yerli ahali ise Alay dağlarından gelen vahş (Kızılsu-Sürhab) nehrini Amu-Derya’nın başı saymaktadır. Asıl nehir, beş kolunun dağlardan ovaya inerek birleştiği noktadan sonra, kitaplarda Ceyhun (Amu-Derya) ismini almaktadır; bu beş kolun adları İştahri’de (s. 296) Ahşo (Yahsu), Berban (külab-Derya) Pargar (Belcuan Kızılsuyu) Andicarag, (Tayırsu) Vah-Ab (Pene) olarak geçmekte ve bunların birleştiği nokta Ahren (bugün nehrin sol sahilinde bulunan Hazret-i İmam Şahib)den bir az yukarıda gösterilmektedir biruni burasını Hubsare (yahut Husare) tesmiye eder (Z. v. Togan, biruni’s Picture of the World, s. 43) Diğerlerine göre, Vahş ve Kafirnihan nehirleri beş nehrin son ikisini teşkil etmekte ve nehirlerini birleştiği nokta Penc-Ab tesmiye edilmekte ve nehre ancak bu noktadan sonra Ceyhun denilmektedir (bk. Amin Ahmed Razi, Haft iklim; Ch. Schefer, Description topographique de Bukhara, ilave s. 244). Bu Pencab, mevki’i şimdiki Ayvac (mukaddasi, 292; Barthold, Türkistan, s. 72)a tekabül ediyor.

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 419)

Şimdiki Kafirnihan nehrine arapalar Ramiz derlerdi; bugün bu isim bu nehrin yukarı kollarından birine verilmektedir. Surhan-Darya ise, İslam menbalarında Çağan-Ruz ismi ile zikredilir. Amu-Derya’nın yukarı kollarını teşkil eden bu nehirler üzerinde yahut aralarında bulunan vilayetleri kısaca sayalım: Vahab (Penc) nehri, Vahan ülkesinden sonra Badahşan, Şuğnan ve Karran vilayetleri arazisinden geçer. Penc ile Vahş arasındaki mıntaka, yani şimdiki Belcuan ve Korgan-epe vilayetleri eskiden Huttal yahut Huttalan ismi ile tanınmıştı. Kızılsu’yun arasından aktığı Alay dağları, Mahmud Kaşgari (l, 77, ala şeklinde) aynı isimle zikr edilmiştir; Pamir (Bamir veya Famir) kelimesi, bu mıntakanın umumi ismi olarak arap coğrafyacılarında (Ya’kubi ve Dimaşki) geçer. Nehrin bir az daha aşağısında, şimdiki Kara-Tegin7e (bu isim Timur tarihlerinde Kayır-Tegin = Kazir-Tegin şeklinde yazılmıştır) tekabül etmek üzere, Jast (kelimenin yazılış şekilleri için bk. Marquart ayn. Esr., s. 54; Barthold bu kelimeyi bütün yazılarında Raşt okumuştur. Jast şekli için bk. Biruni, Kanun = Biruni’s Picture of the World, s 49 ve Hudud al-alam, neşr. Minorsky, 361) vilayeti ve kalesi ve daha aşağıda ise Kumiz (Batlamyus ta Hiuen-Tsang’da ku-be-to; bk. Marquart ayn. Esr. 55 vd. e Minorsky, ayn. Eser., 363) vilayeti zikredilir. Vahş ile Ramiz (Kafirnihan) arasında şimdiki Feyzabad’a tekabül eden vilayet Vaşgird ve Vaşeird tesmiye olunur. Ramiz ile Surhab (orta Vahş)ın sağ kolları arasında kumiçi Mukaddasi, 283; hudud al-alam 362) kavmi yaşardı. Kumiz ve Kumiç aynı bir türk kavminin ismidir. Kafirnihan boyunda Aharun (hiuen-Tsang’da Ho-lu-mo= şimdiki Hisar) ve Şüman (Hiuen-Tsang da Şuman= Şimdiki Kafirnihan kasabası) şehir ve vilayetleri ve bugünkü Duşenbe nehri (eski ismi Ruz-i Kisvan) üzerinde Aban kisvan (şimdi Duşenbe) şehri bulunuyor ve Surhan (Çağan-Ruz) havzasındaki Dinev vilayeti Çaganyan vilayeti tesmiye olunuyordu. Amu-Derya’nın sol kolarından Kökçe (bu isim ilk defa Baburname, var, 202’de geçer) suyunun havzası yuarı Toharistan’ı, Kundus (Dargam=havzası ise, Toharistan vilayetinin merkezi kısmını teşkil ediyordu. Bugün de eski ismini taşıyan hulm (Timur tarihlerinde Kahim ruz) nehrinin tarihi devirlerde Amu-Derya’ya döküldüğüne dair malumat yoktur; bu nehrin havzası da bazan Toharistan’dan sayılmıştır. Balhab nehri ise, jeologların tetkikatına göre, vakit vakit şimdiki Ahça mıntakasından geçerek, Kalif Özboyu ile birleşmiştir.

Amu-Derya, Balh’ın şimalinde Patte-Keser (araplarda Malah yahut milah) ve Termiz yanında, son büyük sağ kolu olan Surhan nehrini de alır. Burası, Biruni (al-Aşar albakiya, s. 130)’de “yedi nehrin birleştiği yer” (macma al-anhar al-sahb’a) diye tesmiye edilmektedir. Burada nehrin ortasında bulunan adacığa, muahhar ösbek menbalarında, orta Aral adı verilir. Timur devrinde (Zafarname I, 81) zikri geçen bu adaya araplar, 704 senesinde burayı fetheden Osman b. Mas’ud’a nisbetle (Belazori, 419; Tabari, II, 1164), Cazirat Osman demişlerdir. Sonra Amu-Derya Kalif’e (arap menbalarında Kalif) gelir ve buradan doğru Hvarizm istikametinde akar. Kalif, arap müelliflerinin tasvir ettikleri zamanda, nehrin her iki sahilini işgal etmekte idi ise de, şehrin asıl kısmı sol sahildi bulunuyordu; şimdi ise, şehir ancak sağ sahilde bulunmaktadır. Bundan sonra gelen Kerki (eski ismi ile Zamm) araplar zamanında Amu-Derya’nın başlıca geçitlerinden biri olduğundan, buraya nisbetle nehire bazan Zamamm nehri de denilmiştir. Zamma ile Amul arasındaki iskan ve ziraat sahaları, hep nehrin dar sol sahiline münhasır kalmıştır. Sağ sahildeki Burdalık, bir türkmen kasabası olarak, timur zamanında da zikredilir: Amül’ün karşısında bulunan Farab (Feriber)in yanında dar bir ziraat sahası, bugün olduğu gibi, eskiden de türkmenler ile meskun idi. Bundan sonra sağ sahilde Gavhore mıntakasına kadar, hiçbir iskan sahası mevcut olmamıştır. Nehrin sol sahilinde Hezaresb’e kadar ziraat ancak dar bir şerit üzerinde yapılmakta idi. Amül’den 5 günlük mesafede bulunan Tahiriya köyü (şimdiki Kabaklı ciarına tesadüf eder) Hvarizm’e ait sayılırdı. Ondan 16 fersah aşağıda bulunan Dargan mevkii bugünkü Darganata mahalline tekabül eder. Bundan sonra gelen Düldül-Atlagan (bu isim, Hazret-i Ali’nin Düldülünün buradan karşı sahile atlamış olduğuna dair, bir halk efsanesine istinat etmektedir) adındaki boğazda Amu-Derya 360 m. Kadar daralır; eski ismi, ileride bahis mevzuu olacağı gibi, Dahan-i Şir (“Arslan Ağzı”)dir. Buradan 4 fersah aşağıda, sağ sahilde Gavhore kanalı başlıyorud, bu kanaldan da 5 fersah aşağıda, Garbhaşne kasabasında sağ sahilde ve Pitnek ten başlayarak, sol sahilde mezru ve mamur Hvarizm ovasından itibaren, uzanıyordu. Buradan itibaren Amu-Derya, Hvarizm’in ziraat sahalarına, kanallar vasıtası ile, taksim edilir.

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 420)

Miladi X.-XII. Asırlarda nehrin esas yatağı, Havarizm’in eski payitahtı olan (kaş şimdiki Şah Abbas Veli) kasabasının garbından ve Kerder yatağından Aral gölüne (Buhayrat-i Curcaniya) akmakta idi; mamafih bu asırlardan evvel ve sonra nehir, yatağını değiştirmiş ve bu, bazan Kalif ile Kerki arasındaki sahada vukubulmuş, nehir bazan Aral yerine, Hazer denizine dökülmüş, bazan da Hvarzim’in şarkındaki Kızıl-Kum çöllerine doğru yol almıştır. Amu-Derya’nın eski yatakları olarak Hvarzim’den, Sarıkamış hufresi üzerinden, şimdiki Kızılsu şarkındaki Bala-İşim istasyonuna uzanan ve orada Hazer denizine ulaşan bir yatak, Kalif ile Kerki arasından merv’in şarkında Üç-Hacı istasyonuna uzanan diğer bir yatak, çarcuy’un garbında Unguz yatağı, Amu-deryanın Aral istikametindeki mecrasının şarkındaki “sağ Hvarizm”in şarkına uzanan Akça-Derya yatağı gösteriliyorsa da bunların filhakika nehir yatakları mı yahut buraları eskiden deniz iken, teşekkül eden arizalar mı olduğu, şayet yatak iseler, bunlardan Amu-Deryanın hangi zamanlarda akmış bulunduğu uzun zaman jeologlar ve tarihçiler tarafından münakaşa edilmiştir. Mesela buralarda bizzat tetkikatta bulunan tabiiyatçılardan bazıları, Hvarzim ve Kalif özboylarının ve Unguz’un eski Amu-derya yataklarından ibaret olduğunu, diğerleri ise (mesela Konşin) bunun aksini isbat etmek davası ile, büyük eserler neşretmişlerdir. Hatta müsteşriklerden de Goeje, 1873 senesinde bu meseleye ayrı bir eser tahsis etmiş ve islam menbalarında Amu-Derya’nın Hazer denizine döküldüğüne dair kayıtları tevil ederek, bu menbalarda ancak nehrin Aral gölüne aktığını gösteren kayıtların itimada şayan olduğunu ileri sürmüştür: Yalnız asrımızın bidayetinde rus jeologlarından Voiekov, Berg vs. Amu-Derya’nın eski mecraları meselesi ile tekrar meşgul olmuşlardır: Barthold ise, nehrin 1221-1575 seneleri arasında, Hvarizm Özboyu üzerinden, muhakkak Hazer denizine döküldüğünü isbat eden vesikalar bulmuş ve zikri geçen jeologların tetkikatı da bunu teyit eder mahiyette olduğundan, amu-derya’nın XIII.-XVI. Asırlarda Hazer denizine akmış olduğu ilim alemince kabul edilmiştir: bu asırlarda nehrin Hazer’e aktığını gösteren kayıtlar çoktur; msl. Timur’un nezdinde elçi bulunan ispanyalı Clavijo da bunu kaydeder. Barthold’un davasına esas olan başlıca kayıtlar şunlardır: I. Hamd Allah Kazvini (Nuzhat al-kulub, yaz. 1339; neşr. Gibb., metin 213, trc. 206; Barthold; svedenya ob aral’skom more= Aral,s. 50) de Amu-Derya’nın kısmen Hvarizm (Aral) gölüne döküldüğü halde, asıl nehrin, Hvarzim’den geçtikten sonra, Hulm mevkiine ve oradanda Halican (matbu nushada belki yani Balhan)a gelerek, Hazer denizine aktığı ve bu Hülm’e türkçe Gürledi denilediği, bunun bir şelale olduğu burada nehrin çıkardığı gürültünün 3 fersah mesafeden işitilmekte olduğu kaydedilmiş ve eserin diğer bir yerinde (metin s. 177, trc. 170; Barthold, Aral, s. 53) Curcan civarındaki Dehistan (şimdiki meşhed-i mısriyan) mevkiinden Hvarizm’in payitahtı olan Ürgenç’e doğru Gürledi ve Hvarizm Özboyu üzerinden giden kervan yolunun menzilleri ve bu menzillerin arasındaki mesafeler fersah hesabı ile sayılmıştır; 2. Timur’un müverrihi Hafiz Abrü, kendi zamanında Amu Derya’nın Aral gölüne değil, Hvarizm7ı geçtikten sona, Gürledi’ye gelerek, Agırça (Ogurça)dan Hazer denizine döküldüğünü söyler (al-Musaffariya, Sbronik uçen. Bar. V. Rosena, s. 7 vd. Barthold, Aral, s. 74) Bu kayıttan Hamd Allah taki Halican ile Agırça’nın aynı mevki olduğu anlaşılmıştır. Burası bugün de Ogurça ismi ile anılmaktadır; 3. Zahir al-Din al-Mar’aşi (Tabaristan tarihine ait eseri, nşr. Dorn, metin s. 436; Barthold; Aral, s. 71) Timur’un, Mazandaran hükümdarları olan seyidleri 1392 senesinde esir ettikten sonra, gemilere bindirerek, deniz yolu ile Agırça’ya göndermiş olduğunu, oradan seyidlerin Amu-Derya nehrinin yukarısına doğru, yine gemilerle, muayyen bir yere kadar götürüldüğünü ve sonra Maveraünnehr’in muhtelif şehirlerine gönderildiğini kaydeder. Zahir al-Din’in babası da bu sefere iştirak etmiş tir. Mazandaran seyidlerinin Hvarizm Özboyu üzerinden gönderildiği, Timur tarihlerinde de geçer (bk. Zap. Vost. Otdel, russk, arhaeol, obşç., XIV, 025); 4- Hvandmir, timurilerden Sultan Husayn Baykara’nın 1460 ve 1464 senelerinde, Amu-Derya’nın Hazer denizine döküldüğü mıntakalarda, yaptığı seferlerden bahseder, 1460 seferinde bu sultan Astarabad’dan kalkarak Agırça kasabasına ve oradan da Adak şehrine gelmiş ve Amu-Derya’nın Hazer denizine döküldüğü mıntakalarda, yaptığı seferlerden bahseder. 1460 seferinde bu sultan Astarabad’dan kalkarak Agırça kasabasına ve oradan da Adak şehrine gelmiş ve Amu-Derya’yı kayık ile geçmiştir. Adak, Hvarizm öz boyunun sol sahilinde ve Sarıkamış (kar-Tengiz)in cenubunda bulunan bir kale idi (bk. Barthold, İstoriya oroşenya Türkestana, Petersburg, 1914, s. 91 vd.) 1464’te ise, Sultan Husayn Astarabad’dan ayrıldıktan sonra yine Agırça üzerinden Adak’a varmış ve orada Amu-Derya’yı geçerek, ordusu ile Asaf Ögüzü kıyısına konmuş ve Hvarizm in garbında bulunan Vezir şehrini ele geçirmiştir. Bu Vezir şehri Abu’l-Gazi Han’a göre Ürgenç’ten 6 fersah mesafede; İngiliz seyyahı Antony Jenkinson’a göre, bir dağ yamacında, yani Üst Yurt Çın (yamaç)ında bulunmakta idi (Barthold, Aral, s. 77) Amu-Derya’nın XIV-XV. Asırlarda Hvarizm özboyundan aktığı muhakkak olduğu gibi, onun bu yataktan ne zaman akmağa başladığı ve bu yatağını son defa ne zaman değiştirdiği de bellidir. Muhammed b. Nacib Bakran’ın Hvarizmşah Muhammed namına yazdığı Cihan-name’den anlaşılıyor ki Hvarizm ile Horasan arası o vakit henüz bir çölden ibaretti (Barthold, Turkesten v epohu mongol, noşestviya I, 81) Hamd Allah Kazvini (metin, 239, trc.. 231 = Barthold, Aral, s. 51) Amu-Derya’nın Aral’ı bırakarak, Hazer’e munsap olması Hvarizm’in moğullar tarafından istilası hengamında vaki olduğunu tarsrih etmektedir. Filhakika islam devrinde Amu-Derya hep Sarıkamış’a akmak temayülünü gösteriyordu. İbn Rüsta (s. 92) Ceyhun’un, Curcaniya’yi geçtikten sonra, Siyah-Kuh (Çin) ve Halican (burada Sarıkamış) yolunu zorlamakta olduğunu anlatır (metnin izahı için bk. Barthold, İstoriya oroşenya…, s. 84) Moğullar 1220 senesinde, Ürgenç’i muhasara ederken, Amu-Derya sularının şehri istila eylememesi için, bendler ile zapt edilmiş olduğunu gördüler ve şehri işgal etmek için, bu bendleri yıkarak, şehri suya garkettiler (İbn al-Aşir’in buna ait kaydı hakkında bk. Le Strange, The Lands of the eastern Caliphate, s. 456) Hvarizm Öz boyunda cereyanın kesilmesinden, Abu’l-Gazi Han, kendisinin 1603 senesindeki veladetinden 30 sene evvel vaki olmuş bir hadise gibi bahseder. Bu halde hadise 1573 senesinde vukubulmuş olacaktır. Diğer bir hvarizmli müellif Agihi ise, bunun 981 (1578)de vaki olduğunu söyler. Eserini 1582’de yazan osmanıl seyyahı Seyfi Çelebi de bu hadisenin kendi zamanında vaki olduğunu zikretmiştir (bk. aris nushası, Supplture; nr. 1136, var. 23b; Barthold, İstoriya oroşenya…, s. 93) Bu hadise neticesinde Ürgenç ve Vezir gibi şehirler, susuz kaldığından, terkedildiler. Demek oluyor ki, amu-Derya’nın Hvarizm özboyundan akması üç buçuk asır kadar bir zaman devam etmiştir.

Amu-Derya’nın 1220 senesinden evvel de Hazer denizine dökülüp dökülmediği meselesi münakaşa edilmiştir. Bartholda (ZVO, XII, 36) bu meseleye menfi, Albert Herrmann (Alte Geographie des unteren Oxsusgebiets Berlin 1914) ve Le Strange (ayn. Esr., 455) müsbet cevap vermişlerdir. Bu mevzua taalluk eden yunan ve islam menbalarındaki kayıtların izahı ile Marquart (Wehrot und Arang, s. 31-114) da meşgul olmuştur. I. Bu kayıtlar ancak Biruni nir kendi eli ile 416 (1025) da Gazne’de yazılan ve bugün yegane nushası Fatih Kütüphanesinde (nr. 3386) bulunan Tahdid al-nihayat al-Amakin adlı eserini mukaddimesi (s. 25 v.dd.) ile aydınlanmaktadır. Burada müellif, arz üzerindeki tabii değişikliklerden, nehirlerin yerlerini değiştirmelerinden, onların izlerinden ve eski yataklarında bulunan, kendisinin “balık kulağı” (uzn al-samak) tesmiye ettiği, tatlı su mollüsklerinden (Corbicula fluminalis, Corbicula trigonoidis, c. unio v c. valvata) bahsederken, şu malumatı vermektedir.

“I. İçinde balık kulakları” bulunan taşlar Curcan ile Hvarizm arasındaki kum çöllerinde de görülüyor. (Bu saha) eskiden büyük bir göl halinde imiş. Batlamyus, Balh nehri demek olan, Ceyhun’un curcan ( denizine döküldüğünü kaydetmiştir (bk. VI., 6: Batlamyus’tan şimdiye kadar 800 seneye yakın bir zaman geçmiştir. O zaman Zamm ile Amuya arasında bulunan ve bugün çölden ibaret olan mıntakanın ortasından geçen Ceyhun nehri, bu mecra üzerinde bulunan şehir ve köyleri sulayarak, alhan şehri hududuna kadar akıp, Curcan ile hazarlar ülkesi arasında denize dökülürdü.

II. Sonraları Ceyhun’un bu yataktan akmasına mani olan sebepler zuhur ederek, nehir oğuzlar ülkesindeki (art al-guziya) sahalara doğru akmağa başladı. Orada da, önüne bugün “Arslan ağızı” (Famm al-asad) ve Hvarizm ahalisi dilinde “Şeytan köprüsü” (sakr al-şaytan) adı verilen dağ (yani Düldül-Atlagan boğazının kayaları) çıktı; bu yüzden suları burada toplanarak, kabarıp taştı. O zamanki taşmaların izleri bu kayaların kenarlarında bugün bile görülmektedir. Suları fazla toplanıp, kayalar mukavemet edemiyecek hale gelince, nehir bu dagıyardı ve burayı (yani kayalık yeri) bir merhale kadar açtıktan sora, sağa, bugün Fahmi ismi altında maruf olan yatağından Frab tarafına akmağa başladı, Bu mecra üzerinde de nehrin her iki sahilinde 300’den fazla şehir ve köy bina edildi ki, bunların izleri hala bakidir.

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 422)

III. Bir müddet sonra bu yatakta da evvelki mecradaki gibi, nehrin bu yataktan akmasına engel olan manalar zuhur etti ve neticede sular sol tarafa, Peçenekler ülkesine (arz al-bacnak) dönerek, Hvarizm ile Curcan arasındaki çöllered, Mazdabasti denilen, yatağını açtı ve buralardaki bir çok yerleri, uzun zamanlar, iska ve imar etti Fakat sonra bu yatak da bozuldu ve oranın halkı Hazer denizi sahiline göçtü. Bu ahali As ve Alanların soyundandı, bunların dili hvarizmce ile peçnekçeden mürekkep bir dildi. IV. Nehrin bazı akıntıları (şababat) Havarizm ülkesinin başladığı yerlerdeki çepe-çevre kayalıklar (yani bugünkü Tüye Moyun) arasından geçerek, bu ülkeye akıyordu. Şimdi (yani Mazdabasti yatağı kuruduktan sonraN nehrin tekmil suyu Hvarizm ülkesine doğru akmağa başladı ve bu ülkeyi bastı ve tekmil ülkeyi, buradan (yani Tüye-Moyun’dan) başlıyarak büyük bir göl haline getirdi. Nehir, sularının çokluğu ve cereyanının şiddeti sebebinden pek çok çamur getirdiği için, bulanıktı; cereyanın şiddeti az olan yere gelince, bu bulanıklığı teşkil eden çamurlar dibe çöküyordu ve bu yüzden nehrin dibini teşkil eden toprak tabakası gittikçe kabarıyordu. Bu suretle, yani teressüb yolu ile, nehrin döküldüğü (yani gölü teşkil ettiği) yerden (Tüye-Moyun’dan) başlayarak, balçık tabakaları yavaş yavaş suyunu sathına çıktı ve toprak sahası husule geldi; göl de gittikçe o sahalardan çekildi. Bütün Hvarizm ülkesi böylece vücuda geldi, göl çekile çekile karşısına çıkan dağa (Çın’a) kadar geldi; fakat bunu yarıp geçemedi; nihayet şimale dönerek, bugün türkmenlerin oturduğu ülkelere kadar uzandı. Şimdi bu göl (şimdi Aral gölü) ile Mazdabasti yatağı üzerindeki gölün (yani Sarıkamış’ın) arasında mesafe çok değildir. Bu göl (sarıkamış) bugün tuzlu bir bataklığa dönerek, geçilmez bir hale gelmiştir. Buna türkçe Hız-Tanğızı, yani kız denizi denir.”

Bir çok mudil tarihi, coğrafi ve etnografik meselelerin tetkikine medar olacak olan bu kayıtlarda burada dikkat edilecek noktalar şunlardır:

Biruni, Amu-Derya’nın çok eski devirlerde Kerki ile Kalif arasındaki Karakum çölleri üzerinden akarak, Balhan dağları yakınında Hazer denizine döküldüğüne dair, rivayetlerden haberdadır ve Batlamyus’un eserinde adı geçen Oxus’un da işte bu cenubi yataktan akan nehir olduğu kanaatindedir: Eski yunan müelliflerinin Ohos ismini, Amu-Derya’nın bu cenubi yatağına ve onun kolları sayılan Balhab ve murgab nehirlerine vermiş oldukları anlaşılıyor. Starbon’un Hind emtiasını Hazer denizine ve Aras (Arax) nehrine götüren gemilerin geçtiğini ve şimdiki Aşkabad’ın garbında bulunan Nesa (Strabon XI, 50) ile “petrol kuyuları” (XI, 518, yani “Nefrt-dağ”?) civarından akarak, Oxus (ihtimal Hvarizm özboyundan gelen diğer bir kol) ile birleşip, Kaspi (XI, 510) yahut Curcan (XI, 518J denizine döküldüğünü söylediği Ohos nehir de, zamanımızda Kalif özboyu ve Unguz adı verilen bu cenubi yataklardan ibaret olsa gerektir: kalif özboyunun Amu-Derya’nın eski bir yatağı olduğunu önce Obruçev ileri sürmüştü (Zap. Russk. Geografobşç., 1890, XX, nr. 3, 92 v.dd.) Bu yatağın Merv-Çarcuy demiryolunu Üçhacı-Repetek istasyonları arasında katetmiş olduğu da söyleniyordu (bk. Machatschek, Landskunde von Russisch-Turkestan, Stuttgart, 1922, s. 305 vd.) filvaki Amu-Derya 1928 senesinde, Kalif ile Kerki arasında Bossaga kanalından çıkarak, bu esik mecradan akmağa başladı (turkmenevedenye mecm., V, aşkabad 1931, nr. 10-12 s. 25) ve Üçhacı istikametinde yol alıp, son on iki sene zarfında bu yatak boyunca 50 km. bir sahada umranı mümkün kılmıştır (Provda, 19. X. 1940) Çarcuy yanında Amu-Derya’dan ayrıldığı analşılan Unguz yatağının, bu nehrin eski yatağı olduğunu ilk defa olarak Kaulbara ileri sürmüştür (Zap. Russ. Georg. Obşç., 1886, IX) Bundan sonra yapılan tetkikler, bu diavayı teyit etmemiş ise de, Rus ulum akademisi tarafından 1930 senesinde gönderilen Karakum tetkik heyeti azalır, Unguz’un, nisbeten muahhar zamanlarda bile, Amu-Derya’dan su aldığını ve bu yatağın şimal sahillerinin bir zamanlar Amu-Derya deltasının şimal müntehasını teşkil ettiğini tespit edebilmişlerdir (Trudı, karakumskoy ekspeditsii, Petersburg, 1934, IV, 135) Yunan menbalarına göre Murgab (Morgos) nehri oho’a mensup olmuş (Batlamyus, VI, ıo) fakat Herirüz = Tican (arios) nehri Ohos’a kavuşmadan, kumlarda kaybolup gitmiştir (Strabon, XI, 518; Batlamyus VI, 17) muasır tetkikat da Murgab’ın Üçhacı yanında Kalif özboyu ile birleşmiş olduğnu ve diğer taraftan irtifa şeraitine göre, Repetek ve Merv üzerinden Balhan istikametinde bir nehir akmış olmasının imkan haricinde bulunduğunu göstermiştir (bk. Machatschek. Göst. Yer) mukaddasi (s. 285) ile Yakut (I, 479, 713)’un naklettiği rivayetlerde, kendi zamanlarında harabe halinde bulunan Balhan şehrinin Nesa ve ebiverd ile alakadar gösterilmesi, bu şehrin yahut bu ismi taşıyan şehirlerin ve nehrin yani Amu-Derya’nın cenubi yatağının, şimdiki demiryoluna ve Aşkabad ile Bavurd7a yakın bir mesafede olduğunu ifade etmez; yalnız Nesa ve Ebiverd ahalisinin eski Balhan yatağını iyi bildiklerini gösterir. Biruni Amu-Derya’nın Balhan yanında Hazer denizine dökülmeden önce, Karakum çölünde denize benzeyen geniş bir su sathı teşkil etmiş olduğunu anlatır. Bu ifade, Strabon’da Oxus yahut ohos’un bir çok kollara ayrılan geniş bir su sahası teşkil ettiğine dair kayıtla tetabuk etmektedir (bk. yine Batlamyus, VI, 6, cem’ı ile tabiri) Her halde Balhan ismi ile alakadar olan bu cenubi yatak, Hvarizm öz boyu gibi, düzgün bir mecra olmaktan ziyade geniş bir su sahası teşkil eden bir delta gibi tasavvur olunmuştur. Biruni, Amu-Derya’nın Balhan şehri harabeleri yanından Hazer denizine dökülmüş olduğunu al-Kanun al-Mas’udi’sinde de zikreder (bk. Biruni’s picture… s. 48) Bu kayıt, Timur’un muasırı olan Şarif Curcani’nin eserine geçmiş ve de Goeje’yi yanlış mutalaalara sevketmiştir (bk. Barthold, Aral, s. 82-86).

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 423)

Biruni, Amu-Derya’nın tarihinde ikinci devir olarak bu nehrin bir zamanlar, Düldül-Atlagan ve Tüye-Moyun boğazlarından Kızıl Kum tarafına açılan bir yataktan akmış olduğunu anlatıyor. Düldül-Atlagan’dan, İştahri (s. 304) hvarizmce ismi ile ve Hamd Allah Kazvini ile diğer müellifler ise, Arslan-Ağzı (Famm al-asad ve Daha –i ir) adı ile, bahsederler. Biruni’nin hvarizmceden “şeytan köprüsü” şeklinde tercüme ettiği kelimenin aslı, İştahri’de “Div fitne” tarzında okuduğumuz kelime olsa gerektir. Bartholdi se, bu ismin yalnız şeklinde yazılışını esas ittihaz ederek, abuşka okumuştur. Arslan-Ağzı (Düldül-Atlagan) ile Tüye-Moyun, Biruni’nin eski Hvarizm rivayetlerine inanarak zannettiği gibi, tarihi bir devirde değil, jeolojik devirlerde vücuda gelen bir teşekküldür. Mamafih amu-Derya’nın buradan, tarihidevirlerde, Kızıl-Kum içerisine doğru yol almış olduğu da bir hakikattir. Düldül-Atlagan boğazının üç fersah aşağısında, şimdiki Sadvar karşısında, Amu-Derya suyunun bir kısmı Gavhore isminde bir kanaldan şimdiki Sultan Üveys dağı cenubuna doğru akmıştır; 5 fersah sonra bu kanaldan, Kirye isminde, diğer bir kanal ayrılmıştır (İştahri, s. 301) Selçukiler, Maveraünnehr’den Horasan tarafına hicret ettikleri sırada, bu Gavhoe kanalı boyunda yaşamışlardır: biruni’nin Fahmi ismi ile zikrettiği yatağın yerinde arap coğrafyacıları Arabhaşne isminde bir kanal zikrederler ki, bu şimdiki Dörtkül (kelime ora şivesince “murabba” demektir; rusça ismi Petro Aleksandrovsk) ve eski Kas (yahut Kat, yeni adı Şah Abbas Veli) taraflarını iska etmiştir. Biruni’nin zikrettiği Fahmi, aşağı mecrasında bugün akça-Derya ismi ile maruf, eski yatak izlerine tetabuk etse gerektir. Bu yatakta bugün bile Güldürsün-Kala, Eres-Kala, Taman-Kala, Ayaz-Kala, Kırk-Kız vs. eski kale ve şehir harabeleri gösterilmektedir (bk. Machatschek, ayn. Eser., s. 287; A. Woeikof, Le Turkestan Russe, Paris 1913, s. 163) Biruni’de zikri geçen Farab ise bu yatağın bulunduğu yerlerde, Mukaddasi tarafından zikredilen farabser mevkii olmalıdır.

Amu-Derya’nın yatak değiştirmesinde üçüncü bir devir olarak, Biruni, bu nehrin Tüye-Moyun’dan (takriben Lavdan kanalı üzerinden) doğru Sarıkamış’a (Hız-Tangızı) ve Hvarizm ile Curcan arasındaki çölde bulunan” Mazdabasti yatağından, yani Hvarizm özboyu üzerinden, aktığı devri gösteriyor; fakat nehrin bu devirde Hazer denizine kadar aktığını söylemiyor. Biruni zamanında bu yatak çoktan kurumuştu. Daha X. asrın, İştahri ve İbn rusta gibi arap coğrafyacıları zamanında Amu-Derya, Aral gölüne dökülüyordu, mamafih Biruni zamanında da Sarıkamış, bir geniş bataklık şeklinde, mevcuttu. Barthold, Amu-Derya’nın moğullardan önceki devirlerde Hvarizm özboyu yatağından akmadığını iddia ederken, 728 senesi vakayiinde Kerder (kurdar değil, bk. TM, II, 340) şehri zikredilmesini, kendi davası için bir esas ittihaz etmiştir (Bk. Turkestan down to the mongol invasion, 150; ZVO, XXII, 357) halbuki nehrin Hvarizm özboyundan aktığı ve Hazer denizine döküldüğü, eserlerini X. asırdan önce yahut X. asırdan önceki menbalara istinad ederek yazan arap müellifleri tarafından tasrih edilmiştir. Ya’kubi (yazıl. 891) nehrin Deylem (yani Hazer) denizine munsap olduğunu kaydettiği (BĞA, VII, 278) gibi, İbn al-Fakih Amu-Derya’nın Hvarizm’i geçtikten sonra, horasan denizine döküldüğünü tasrih ve bunun Hazer denizi demek olduğunu da ayrıca izah etmektedir (Meşhed nushası, var 163a) İbn Hurdazbeht’te ise (s. 173) nehir Hvarizm7i geçip curcan (yani Hazer) deniine munsap oluyor denildikten sonra gelen müşhem kelimeler “yahut Kerder (yani Aral) denizine dökülüyor şeklinde de okunabilir. Acaib almalaküt’ünde bazı eski menbalardan istifade etmiş olan Abu-ca’far al-Kisa7i “balh nehri (yani Amu-Derya) Termiz üzerinden Hvarizm’e oradan Siyah-Küh (yani Çin)e giderek oralarda göle benzeyen bataklıkları teşkil eder, sonra tabaristan (yani Hazer) denizine munsap olur demiştir (Ayasofya, nr. 3308 var. 9 a kelimesi ve kelimesi okunacaktır; bu kitabın İstanbul’da diğer nushaları da vardır) Amu-Derya’nın Hazer denizine munsap olduğu İran destanlarında da zikredilir; İbn al-Fakih (Meşhed nushası, var, 155 b) Gudarz (=Gotarzes, milattan sonra 41-51’de Curcan taraflarında hükümet süren part kıralı) kıssasında, Hazer denizinin garp sahilleri ile beraber şark sahillerinen de bahsedilirken, Behrüz (yani Amu-Derya)’un Hvarizm çöllerinde denize (Hazer denize) munsap olduğu yerlerde türk kabileleri yaşadığ zikredilmektedir. Firdevsi’nin (nşr. Vullers, III, 1193) naklettiği bir rivayete göre Ürgenç’te bulunan turan kahramanı Peşenk, pederi Afrasyab’ın ordusuna doğru çekilirken, bu hüküdar daha Amu-Derya’yı geçmemiş bulunuyordu. Demek oluyor ki, bu nehir, o zamanlar, Ürgenç şehrinin cenubundan akıyor gibi tasvir edilmiştir. Eski İran rivayetlerinin (İbn al-Fakih, nşr. De Goeje, s. 290; Firdevsi, nşr. Vullers, III, 1373) Hazer denizi ve Curcan tarafları ile alakadar olmak üzere, anlattığı Arslan-Ağzı ile yunanlıların (Stabon, XI, 510, Polybios, X, 48) altından asker bile geçebilen bir şelale şeklinde tavsif ettikleri bir Amu-Derya bendi aynı yer olsa gerektir. Bu bend yahut şelale daha önce zikri geçen Agırça’nın yukarısındaki Gürledi seddi olsa gerektir; bbunun Hvarizm’in yukarısında bulunan Düldül Atlagan ile alakıs yoktur.

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 424)

  1. Biruni’nin Amu-Derya tarihinde dördüncü olarak anlattığı devir yani bu nehrin Hvarizm ovası üzerinden Aral gölüne munsap olduğu devir için, terminus post quem olara, Batlamyus zamanından sonraki bir zamanı alması garip görünür; çünkü o, diğer eserlerinde (al-Aşar al-Bakiya 35) Kaş (kat) şehrinin miladi 305 senesinde bina edildiğini zikrettiği gibi, Hvarizm’de medeniyetin, mebdei olmak üzere de 1292 senesini gösterir. Biruni kadim Hvarizmşahlar ailesinin son prensi Abu Manşur b. Ali b. Irak (bk. İbn Fadlan, 10)’ın talebesi idi; bu itibarla o, gerek eski Hvarizm takvimine, gerek Amu-Derya’nın tarihine ait malumatını eski Hvarizmşahlardan kalan yazma eserlerden almış olabilir. Her halde onun eski Hvarizmşahlara dair verdiği malumatın mevsuk olduğu bunların bu sülaleye ait çin kayıtlarına tevafuk eylemesi ile (bk. HVARİZM) de tahakkuk etmiştir. Biruni’nin amu-Derya sularından az bir kısmının daha önce de Düldül-Atlagan kayaları arasından aktığını söylemesi her halde, ovanın daha milattan önceki asırlarda bile bu nehrin Düldül-Atlagan kayaları arasından geçip gelen bir kısmı ile sulanmış olduğuna dair öğrendikleri ile alakadar olsa gerektir. Onca hvarizmliler her halde önce Fahmi yatağı üzerinde, yani Hvarizm’in eski payitahtı Kaş şehrini bulunduğu tarafta yaşamışlardır. Biruni’nin, Amu-Derya’nın eski yataklarına dair rivayetinde, batlamyus’un kaydından bahsetmesi havarizmliler tarafından söylenen yahut eski Hvarizmşahlar zamanından kalan eserlerde bulunan malumatı bir yunan müellifinin kaydı ile teyit etmek maksadına matuf olacaktır; yoksa o bu rivayetleri, Batlamyus’ta gördüğü bir kaydı izah eylemek için kendiliğinden uydurmuş değildir; zira aynı rivayetlerin, yani Amu-Derya’nın cenubi air yataktan Balhan tarafına akarak, Hazer denizine munsap olduğuna dair Hvarizm rivayetlerinin in’ikası Mukaddasi (s. 284), Yakut (I, 479, 713) ve İbn al-Asir (IX, 267)de Balhan’a ait olarak, nakledilen kayıtlarda da görülmektedir; yalnız Barthold, bunları Hvarizm özboyuna ait efsaneler gibi telakki etmekle, yanılmıştır. Biruni Hvarizm ovasını ve Aral gölünü tarihi devirlerde teşekkül etmiş telakki eder; fakat bu göl daha pliosen devrinde bile mevcuttu (bk. Machatschek, ayn. Esr., s. 294).

  2. Biruni’nin Amu-Derya’nın orta ve aşağı mecralarında yaşayan kavimlere ait kayıtları da bir çok karışık meseleleri izah edecek mahiyettedir. “Arz al-Guziya” kaydı Batlamyus’un bu mıntakanın sekeneis olarak gösterdiği oğuzlardan ibaret olduğuna delalet eder. Biruni bu ismi Batlamyus’un kaydından almış değildir; zira İran destanlarında da (krş. Firdevsi, nşr. Vullers III, 1193, beyit 1034) taraflarda Alanlar ile beraber Guzların yaşamış olduğu zikredilmektedir. Amu-Derya’nın Hvarizm özboyu yatağının Tüye-Moyun’dan Sarıkamış’a uzanan kısmı, “arz al-Bacnakiya”den, yani Peçenekler ülkesinden akan bir yatak olarak, zikrediliyor ve Sarıkamış’a, yine halis türkçe olarak Hız-Tangızı adını veriyor. Bu isim k sesini h telaffuz eden ve teniz kelimesini de güttüral olarak tangız telaffuz etmeleri muhtemel olan Peçenek lehçesinden bir bakiyedir: Halbuki asıl özboy ise, oralarda yaşayan Alanların irani dili ile (yahut da) hvarizmçe olarak) Mozdabasti tesmiye edilmiştir. Demek Sarıkamış havzasında ve 840 senelerinde İbn Hurdazbeh zamanında gördüğümüz gibi, Üst-yurt (Usturt) yaylalarında da Peçenekler yaşamıştır. O halde Starabon (XI, 511)’da yahut şeklinde yazılan kavim isimleri de Sarıkamış-Hvarizm özboyu sahasında komşu olarak yaşayan Aslar ile Peçeneklerin bir araya getirilmiş isimleri demek olur (bk. İbn Fadlan, 265) İran destanında Afrasyab’ın Hvarizm7i idare eden oğlunun ismi olan Peşenk (Firdevsi, nşr. Vullers, III, 1144 vd.) adının da Ürgenç civarında yaşayan Peçenek kavminin ismi ile münasebeti olsa gerektir. Firdevsi (I, 115) de adı geçen Diz-i Alanan (Alanlar kalesi; şimdiki Kızıl-Alan) ise, alanların Sarıkamış’tan Curcan hhududuna kadar uzanan yerlerde, yani tekmil aşağı Hvarizm özboyunda, oturmuş olduklarını gösterse gerektir. Alan ve Asların bu mıntakayı terketmeleri, yani özboyun kuruması, VII asır hududunda vaki olmuştur (bk. ALLAN) Balhan şehrinin inirazı tarihini Marquart, şehrinin 467’de iranlılar tarafından işgaline dair, bir Bizans kaydı ile tespit etmek istiyor (Ungar, Jahrb., IX, 97) Albert Herrmann (krş. Alte Geographie des unter. Oxusgebiets, s 51) da bu hadisenin V. Asrın ikinci nısfında vak olduğu fikrindedir. Peçeneklerin 840 senesine kadar Ürgenç’e komşu olarak oturdukları al Bakri’nin İbn Hudrazbeh’ten aldığı bir kayıttan anlaşılıyor. 860 senelerined Peçenekler artıl Hazer denizi şimaline geçmiş bulunuyorlardı orta ve aşağı Amu-Derya havzasına, Oğuz ve Peçenek gibi türk kavimlerinin ancak VI. Asırda, Göktürkler devrinden sonra, gelmiş olmaları hakkındaki mutalaalar, buraların eskiden yalnız hind-cermen kavimleri ile meskun olduğunu iddia edenlerin tarihi zorlamalarından başka bir şey değildir. Orta Amu-Derya Oğuzların, aşağı Amu-Derya yatakları da Hvarizm Peçenek ve Alanların eski vatanı olmuş, Oğuz ve Peçeneklerin şarki İran kavimleri ile olan sıkı temasları da buralarda vukubulmuştur.

(İ.A. Amuderya Maddesi, A. Zeki Velidi Togan, Sayı 1, S. 425)

Son söz olarak şunu da kaydedelim ki, Katib Çelebi, Cihannuma, s. 359 vd.’da Amu-Derya’nın Hazer yahut Aral denizlerine munsap olduğuna dair, İslam kaynaklarındaki haberleri telif etylemek istemiştir, s. 348’deki haritada (Gatalı Mıgırdız tersimi ) Amu-derya ve Sırdera’nı aşağı mecralarına ait malumatı bu nehirlerin aynı zamanda muhtelif kollardan Hazer ve Aral denizlerine munsap oldukları şeklinde anlayarak, nakşolunmuş yahut Amu-Derya’nın muhtelif isimleri, muhtelif nehirlere ait malumat gibi, telakki edilmiştir. Amu-Derya’nın kıyılarına ait islam, yunan ve muahhar Avrupa menbalarındaki malumatı tasnif işi ile Ali Suavi Efendi’de, Hiva fi muharram sene 1290 ismi ile 1873 te Paris’te neşredilen küçük eserine ilave ettiği haritasından anlaşıldığına göre, meşul olmuştur (bu kitabın 1327 de İstanbul’da çıkan yeni tabında bu harita yoktur.

Bibliyografya: M. De Goeje, Das alte Bett des Oxus, Leyden, 1875; Barthold, Svedeniya ob aral’skom more i nizovyah Amudar’yi, Taşkend, 1902 (alm. Trc. Nachrichten aüber den Aralsee und den unteren Lauf des Amudarja; bk. Quellen und Forschungen zur erd und Kulturkunde, II Leipzig, 1910); Le Strange, The Lands of the eastern Caliphate (London, 1905) s. 455 vd..; Albert Herrmann, Alte Geographie des unteren Oxusgebiets (Abh. G. W. Gött., phil, hist. Klasse, neue, Folge, XV, nr. 4) an. Mill, Gibt es noch ein Oxusproblem? (Petermanns Mitteilungen, 1930, 11/12, s. 286 vd.) Biruni, Tahdid nihayat al-Amakin (amu-/Derya tarihine ait arap. Metin için bk. Z.V. Togan, Birinu’s Picture of tehe World (memoires of the Archaelogical survey of İndia, New Dehli, 1940, LIII, 57; bu kayıtların tahlili için bk. Z.V. Togan, Biruni’s Bericht über das untere Oxusgebiet (basılmaktadır). (A. ZEKİ VELİDİ TOGAN).

Avatar

Leave a reply