5 TEMMUZ 2009 URUMÇİ OLAYLARI

0
276

Yrd. Doç. Dr. Ömer Kul

Sözde Uygur terörüyle mücadelede ÇHC’nin politikalarına hizmet eden ve artan önlemlerine katkı yapan en önemli olay UÖB başkenti Urumçi’de 5 Temmuz 2009 tarihinde gerçekleşmiştir. Aslında sadece bu olayın analizi Doğu Türkistan meselesinin tahlili noktasında birçok ipucu verebilir. Şiddet olayları Çinliler ile Uygurlar arasında etnik çatışmaya dönüşmüştür. İlk olaylar 26 Haziran 2009’da Guangdong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında meydana gelmiş, iki Uygur’un öldürülmesini protesto etmek isteyen kişilere karşı yapılan orantısız güç kullanımı vahim sonuçlar doğurmuştur. Çin güvenlik güçleri göstericilere sert müdahalelerde bulunmuştur. Çinli yetkililer ise protestonun terör amaçlı olduğunu iddia etmiştir. Çin medyasına göre çatışmalarda 46’sı Uygur olmak üzere 184 kişi hayatını kaybetmiş, 1680 kişi yaralanmış, 1434 kişi ise tutuklanmıştır. Rabia Kadir olaylarla alakalı verdiği beyanatta: “Edindiğimiz bilgilere göre ölü sayısı 1000’in üzerinde, kimileri de 3.000 rakamını telaffuz ediyor” ifadelerini kullanmıştır. Çin Haber ajansı tarafından Uygur göstericilerin yüzlerce aracı ateşe verdiği, 14 ev ve 200’ü aşkın dükkânı tahrip ettiği iddia edilmiştir. UÖB mahalli idarecilerinin açıklamasında ise olayların Rabia Kadir liderliğindeki, Dünya Uygur Kongresi tarafından provoke edildiği iddialarına yer verilmiştir. Rabia Kadir, iddiaların hayal ürünü olduğunu defalarca kamuoyu ile paylaşmıştır. Genel kanaat Urumçi olaylarının Komünist Çin’in 1949 yılından bu yana Uygurlara uyguladığı kötü muamele ve asimilasyon politikalarının bir sonucu olduğu yönündedir. Olaylardan sonra Çinli yetkililer bölgedeki internet erişimini kapatmış, dahası telefon hizmetlerini sınırlandırmıştır. Bölge hükümeti tarafından UÖB’de gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, polis Çinli ve Uygur mahalleleri arasında koridor oluşturmuştur. Çinlilerin koridoru geçerek kendilerine saldırdığını ifade eden Uygurlar, bir gün sonra protesto gösterisi düzenlemiştir. Bu arada Çinliler de ırkdaşlarının tutuklanması nedeniyle polise tepki gösteren kalabalık gruplar oluşturmuştur. Olayların sakinleşmemesi üzerine Urumçi’ye 20.000 takviye asker gönderilmiştir39. ÇHC yetkilileri olaylarda ölümlerin arkasındaki kişilerin idam edileceğini açıklamıştır. Olayların tırmanması üzerine Çin Devlet Başkanı Hu Jin-tao, 8 Temmuz’da, G8 zirvesi için bulunduğu Roma ziyaretini keserek Pekin’e dönmüştür. Olayların Kaşgar’a sıçraması üzerine Çinli yetkililer, 10 Temmuz’da yabancı habercilerin şehri terk etmelerini istemiştir. Tursun Gül isimli bir Uygur’un 7 Temmuz’da zırhlı araçların önünde tek başına dikilerek yaptığı eylem, Tiananmen Meydanı olaylarına benzetilmiş ve Urumçi olaylarının sembolü haline gelmiştir. 10 Temmuz’da Urumçi’de Cuma namazının yasaklanması tepkileri arttırmış, bunun üzerine bazı camilerde ibadete izin verilmiştir. Namaz sonrasında olayları protesto etmek isteyen Uygurlara ise müdahale edilmiş ve birçok kişi gözaltına alınmıştır. İki Uygur, 13 Temmuz’da Urumçi polisi tarafından vurularak öldürülmüş, bir kişi de yaralamıştır.

5 Temmuz Urumçi Olaylarına Tepkiler

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, olaylarda can kaybının artmasından endişe duyduklarını dile getirmiştir. AB Dönem Başkanlığı açıklamasında, Urumçi’de yaşanan çatışmalardan “derin endişe” duyulduğu, can kaybının ise “esefle karşılandığını” belirtmiştir. Açıklamada ayrıca taraflara sükûnet telkin edilerek sorunun barışçıl yolla çözülmesi çağrısı yapılmıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) orantısız güç kullanılmasından derin endişe duyulduğuna dair yaptığı açıklamasında Çin’den, ülkedeki Müslüman azınlığının sorunlarının temel nedenleriyle mücadele edecek şekilde daha geniş bir bakış açısıyla yaklaşmasını istemiştir. İİT Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu, Uygurların bir korku ikliminde yaşamaya zorlanmalarından derin üzüntü duyduklarını, Uygur halkının sorunlarının salt güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceğini ifade etmiştir. İhsanoğlu, Çin’deki olayları teşkilat olarak yakından takip etmeye devam edeceklerini de sözlerine eklemiştir. Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs, Doğu Türkistan’da yaşanan can kayıpları konusunda ABD’nin duyduğu üzüntüyü ve derin kaygıyı dile getirerek, tarafları sükûnete davet etmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise tüm taraflara itidal çağrısında bulunmuş ve UÖB’deki etnik çatışmalardan duyulan derin endişeyi dile getirmiştir. Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Eric Chevallier kontrolden çıkan olaylarla ilgili endişesini “yaşananlara muhtemelen bir Avrupa tepkisinin olacağı” cümlesiyle ifade etmiştir.

İsviçre Dışişleri Bakanlığı her iki tarafı sükûnete davet ederek yaşananlardan endişe duyduğunu açıklamıştır. Ayrıca olaylarda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilenmiş ve Çin’in basın ve ifade özgürlüğüne saygı göstermesi talep edilmiştir. Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mitoji Yabunaka verdiği demecinde: “Japon hükümeti meseleyle yakından ilgileniyor ve yaşananlardan endişe duyuyor” ifadelerine yer vermiştir.

Gelişen ve vahim sonuçlar doğuran olaylar üzerine Çinli ve Kazak yetkililer, UÖB’yi ziyaret etmek isteyen Kazakistan vatandaşlarının vizelerini askıya almıştır. Ayrıca Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü 1.000’den fazla Kazakistan vatandaşının bölgeyi terk ettiğini açıklamıştır. Rusya Dışişleri Bakanlığı ise UÖB’deki çatışmaların Çin’in içişleriyle alakalı bir durum olduğunu savunmuştur.

Uluslararası Af Örgütü’nün Asya-Pasifik Yardımcı Direktörlüğü görevini yürüten Roseann Rife; “Çinli yetkililer, ölen ve gözaltına alınanlar için hesap vermeliler. Barışçıl bir şekilde görüşlerini dile getirdikleri veya dernek kurma ve toplanma özgürlüklerini kullandıkları için gözaltına alınanlar derhal salıverilmelidir. Ölüm cezasına başvurmadan, uluslararası standartlara uygun tarafsız mahkemelerin görevlendirileceği adil ve tam bir soruşturma başlatılmalıdır” şeklindeki beyanatıyla olaylara sert tepki göstermiştir. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çin’in bölgedeki gerilimi yatıştırmasını istemiş ve olaylar hakkında bağımsız bir soruşturma başlatılmasına, Çin’i de bu soruşturmaya izin vermeye çağırmıştır. Örgüt ayrıca Çin’in uluslararası kurallara saygı göstermesini ve göstericilere orantısız güç kullanmamasını istemiştir.

5 Temmuz Urumçi Olaylarına Türkiye’nin Bakışı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan demecinde Doğu Türkistan’daki olayların vahşet boyutuna vardığını, bir an evvel engellemesi ve sorumlularının adalet karşısına çıkarılması gerektiğini belirtmiştir. Erdoğan ayrıca olayı Türkiye’nin geçici üyesi olduğu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyacaklarını duyurmuştur. UÖB’de yaşananların “iç meselesi” olduğunu savunan Çin ise Türkiye’nin bu girişimine karşı çıkmıştır. Erdoğan, Türkiye’de başbakanlık düzeyinde bir ilki gerçekleştirerek, İtalya’da düzenlediği basın toplantısında Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında “adeta bir soykırımdır” ifadesini kullanmıştır. ÇHC Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Erdoğan’ın bu açıklamasını “akla ve mantığa uymayan sözler” olarak nitelendirmiştir. 10 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığı tarafından “Çin Halk Cumhuriyeti’nden de, aramızda bir dostluk köprüsü oluşturan Uygurların, barış, güven ve huzur içinde yaşamaları için gerekli ortamı sağlamasını bekliyoruz. Bunun, uluslararası toplum ve Türkiye için haklı bir beklenti olduğunu düşünüyoruz” şeklinde bir açılama yapılmıştır.

5 Temmuz Urumçi Olaylarının Değerlendirilmesi

5 Temmuz olayları 1949 yılından bu yana bölgede yaşanan en şiddetli etnik çatışmaları doğurmuştur. ÇHC’nin olayları değerlendirirken takındığı tavır birçok tutarsızlığı bünyesinde barındırmış, aynı zamanda “Uygur terörü” ifadesini sıklıkla dile getirmiştir. Bununla da yetinmeyen ÇHC, mütemadiyen Uygur grupların yurtdışından kışkırtıldığını da iddia etmiştir. Olay, ÇHC’nin UÖB’de siyasi sesi kısıtlamayı amaçlayan politikalarını hayata geçirdiği yeni bir dönem başlatmıştır. Şiddet sonrasında, UÖB Hükümet’i protestoların organize edilmesine karışan kişileri büyük bir çaba ile avlama harekâtı başlatmış, tutuklananlar ivedilikle mahkûm edilerek ağır cezalara çarptırılmıştır. Tutuklanan veya hapis cezasına çarptırılanların net sayısı bilinmemektedir. Ancak Financial Times gazetesinin haberine göre en az 4.000 Uygur olayları takip eden iki hafta içinde tutuklanmıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, çoğu evlerinden alınıp tutuklanan Uygurların büyük bir kısmının akıbeti bilinmemektedir. Bu şekilde “kaybolan” kişi sayısı bilinmemekle birlikte, İnsan Hakları İzleme örgütleri aile üyeleriyle yaptıkları görüşmeler sonucu 43 kaybolma vakası tespit etmiştir. Kaybolanlar arasında birçoğu 14 yaş altı gençler bulunmaktadır. İnsan Hakları grupları tutuklama sürecinden itibaren birçok ihlal ve keyfi tutumun yaşanması yanında, sıklıkla işkence örneklerine de rastlandığını ortaya koymuştur.

Çin Hükümeti’nin aldığı sert tedbirleri Uygur muhalefetini bastırmak için tasarladığını söylemek mümkündür. Fakat bu tedbirler değerlendirildiğinde ters sonuçlar doğurduğu kabul edilebilir. Mesela, Temmuz 2011 sonrasında şiddet olayları Hoten ve Kaşgar şehirlerinde tekrar yaşanmıştır. Bu olayların uluslararası gözlemciler tarafından araştırılamamış olması yanında, ÇHC hem ülke içi hem de dışında sözde Uygur terörizminin giderek arttığı ve daha tehlikeli bir tehdit haline geldiği iddiasını yaymaya çalışmıştır. ÇHC bununla da yetinmeyerek yapılan terörist faaliyetlerin kaynağını Pakistan’a dayandırmıştır. ÇHC görevlilerinin ifadeleri sözde Uygur terörist guruplarının Pakistan’da eğitim gördüklerini ve şiddet eylemleri yaptıkları iddiasını yinelemiştir. Uluslararası terörist gruplarının Uygur bağlantısı iddiaları Çin Hükümeti için olağandışı olmadığını daha önce ifade etmiştik. Buna rağmen ÇHC, 2011 sonrasında Pakistan’ın Uygur terörizm için bir eğitim merkezi haline geldiğini özellikle belirtmiştir. Araştırmacılar, Çin iddialarının Çin-Pakistan ilişkileri nasıl etkileyeceğine dair birçok spekülasyon ortaya atmasına rağmen, enteresan bir şekilde bu suçlamalar iki ülke arasındaki bağları güçlendirmeye yardımcı olmuştur. Bu durum ÇHC’ye daha iddialı bir Çin anti-terörizmi için zemin hazırlamıştır.

Sonuç

ÇHC tarafından terörle mücadele politikasının yoğun bir şekilde uygulanması, özellikle 5 Temmuz Urumçi olaylarından sonra, sözde Uygur terör tehdidi gerçekliğini tartışmalı hale getirmiştir. Ortaya çıkan sonuçta birkaç paradoksun yaşanması muhtemeldir. Mesela, artan sözde Uygur terör tehdidi iddiaları ÇHC’nin UÖB’de Han göçmenleri sayısındaki artışla ilişkisini göstermiştir. ÇHC, Uygur nüfusuyla başa çıkabilmenin yolunu bölgeye çok sayıda göçmen yerleştirmede görmektedir. 5 Temmuz olaylarından sonra Çin’in Uygurlara karşı aldığı sert önlemler sonrasında ortaya çıkan netice ve artan etnik gerginlik ayrıca değerlendirilmelidir. Muhtemelen sadece artan etnik gerginlik dahi, daha fazla şiddete yol açacak

ve UÖB’de çatışma potansiyelini artıracaktır. Çin’in yurtiçi ve uluslararası politikalarla terörle mücadele şekli aslında Pakistan-Çin askeri üslerin kurulmasını beraberinde getirebilir. Bu sonuç ise Güney Asya’da daha vahim sonuçlar doğurabilecek genel güvensizlik ortamına dönüşebilir. Son olarak bu politikaların, onlarca acı sonucu olmakla beraber, Çin için tehlikeli bir oyun olduğunu belirtmek gerekir. Bu durum Güney Asya’da tarihin hiçbir devrinde yaşanmamış bir şekilde Çin’e karşı İslami aşırılığa dönüşebilir. Ayrıca az sayıdaki Uygur özgürlük savaşçılarına dış destek getirebilir. Aynı şekilde bu türden özgürlük savaşçılarına Uygurlar arasında daha kapsamlı halk desteğini de doğurabilir. Bu nedenle ÇHC Hükümetleri kendilerini soktukları açmazı bir defa daha okumalı, aşırı abartılı sözde Uygur terör tehdidi iddialarına son vermelidir.

Tamamını okumak için: TERÖR ÜZERİNDEN GLOBAL SAVAŞ VE SÖZDE UYGUR TERÖR TEHDİDİ (1990-2011).pdf

Avatar

Leave a reply