467 NUMARALI HUDUT TAŞI – ERDOĞAN ARIPINAR

0
226

1921 yılı nisanının son günleriydi. Ankara’daki eski telgrafhanenin gazi maniplecisi, bir düşman şarapneline hedef olmuş ayağını sürükleyerek kalktı ve deri çantasını yenı çıkarmış olan dağıtıcıya seslendi:

-Koş, paşa hazretlerinin postasını çağır, Antep’ten telgraf var. Bekletmeden gönderelim.

Siyah kalpaklı, yarı cepken; yarı poturlu postanın Büyük Millet Meclisi Hükümeti Reisi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine götürdüğü telgraf, güney Türkiye’nin kan kırmızı bir ilinden geliyordu. Antep eski silâhlar ve bir avuç gönüllü ile modern Fransız ordusunu durdurmuş; yaralı göğsüne tarihin elinden gazi madalyasını takıyordu.

Mustafa Kemal’e gelen telgrafın metni şöyleydi:

Büyük Millet Meclisi Hükümeti Reisi

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Ankara

Hatay, Millî Misak’a dahil midir?

Antep Mıntıka Kumandanı Binbaşı Receb Efendi.

Pek kısa bir zaman sonra posta elinde başka bir kâğıtla telgrafhaneye geldi ve maniple bir iki dakika içinde sustu.

Binbaşı Receb Efendi Antep Mıntıka Kumandanı

Evet.

Mustafa Kemal

Bu, küçük olayı 1936 yılında Büyük Atatürk, Ankara’da verdiği Hatay, nutkunda nakletmiş ve Hatay’ın Türk’lüğü hakkındaki kararın, Türkiye’nin Tünk’lüğüne verilenle yaşıt olduğunu belirtmişti.

Bugün, Türkiye’mizin aynı adı taşıyan bu güzel yurt köşesinin tarihi 6000 yıl öncesine kadar ulaşır. Hititler’den sonra Asur’a, Iran’a, Makedonyalılar’a, Roma’ya geçen bu topraklar; Bizans’a miras kalmış, İslâm dininin öncüleri bu topraklara Hazret-i Ömer zamanında bayraklarını dikmişler, sonra Bizans yeniden gelmiştir.

Türk atlılar Hatay’a 1071’de Malazgirt’de açılan kapıdan girmiş, 1084’te Asi nehrinden Kutalmışoğlu Süleyman Şâh’ın atlıları su içmişlerdir. .

Avrupa’nın ekonomik krizini fakir halkın dinî hislerini sömürerek atlatmak isteyen Katolik kilisesinin körüklediği Haçlı seferlerinin Hatay tarihinde geniş yeri vardır. Her su başında, her dar geçitte Selçuklu atlılarının kılıç pırıltıları ile uyanan 1’inci Haçlı Seferi’nden arta kalanlar, 21 ekim 1097′ de Yağıbasan Bey’ in savunduğu Antakya’yı kuşattılar. Büyük farka rağmen, kale günlerce dayandı. Fakat Hatay sonunda 170 yıl Haç’ın gölgesinde kaldı. Güney’de Mısır Türk – Memlükleri büyüyene, güçlenene kadar, Antakya’ya Haçlı Prensliği hakim oldu. 19 mayıs 1268 günü Hatay’ın güneşe çıktığı günlerden birisidir. Bu tarihte Mısır Türk Memlükleri, Haçlı Prensliği’ne son vererek bütün Antakya’yı ele geçirdiler…

Nihayet Yavuz Sultan Selim Han’ın 1516 yılında Mercidâbık’ta kazandığı meydan savaşından sonra, Osmanlı tuğları Hatay’a dikildi. Bu yurt parçası ilk defa Trablusşam beylerbeyiliğine bağlandı, sonra Haleb eyaletinin İskenderun sancağı oldu…

Yıllar sonra büyük güneş bulutlandı, binlerce şehit kanıyla alınmış topraklar, kopmaya başladılar. Bunlara 1918′ de ilk defa İngilizler’in, sonra Fransızlar’ın işgal ettiği Hatay da eklendi…

Sonradan askerî temyiz azası olan Gaziantep Mıntıka kumandam Binbaşı Receb Efendi’nin telgrafının üzerinden tam iki yıl geçmişti. Yıl 1923, martın son günleri idi. Gazi Mustafa Kemal, gazilik unvanını bileğinin hakkı ile alan güney illerini ziyaret ediyordu. Bu arada Adana’ya da uğradı. Paşayı karşılayanların en önünde siyahlar giymiş bir Türk kızı yürüyor ve göğsünde HATAY yazıyordu. Gazi’nin gözleri buğulandı. 1921′ deki telgrafının ruhunu daha açık söyledi:

“40 asırlık Türk yurdu esir olamaz, zaten l921’in ekiminde Fransa ile yapılan ikili Ankara antlaşmasındaki şartlardan birisi İskenderun Sancağı ve Hatay’a iç bağımsızlık verilmesi idi..”

İstiklaline kavuşmuş, cumhuriyeti ilân etmiş, Lozan’la bunu, cihana tastik ettirmiş olan Türkiye’nin tek derdi Hatay idi. Gazetelerin zaman zaman ilk sayfalarında, zaman zaman röportaj ve haberlerinde halkın bu derdi, bu ayrılığı dile getiriliyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu hassasiyeti sonunda 1925 yılında; Fransa, İskenderun sancağına iç bağımsızlık verdi. Türkçe, Arapça ve Fransızca’yı resmi dil olarak ilân etti.

Bu tarihten sonra; gerek basın, gerekse toplantılar, kamuoyunu Hatay için hazırladılar. Halkın gönlünü halk kadar bilen büyük Atatürk, her toplantıda bu konuyu görüşüyordu. Nihayet Fransa ile Hatay hakkında görüşme zemini hazırlandı. 24 ocak 1937’de Türkiye ile Fransa arasında Hatay’la ilgili bir ön antlaşma yapıldı, Buna göre, İskenderun sancağı iç işlerinde bağımsız kılınıyor, Türkiye ve Fransa, bu topraklarda eş değerde zabıta kuvvetleri bulundurmak hakkına sahip oluyorlardı. 29 mayıs 1937 günü son maddesi hariç, tasdik edilen bu antlaşma, yurtta olduğu kadar Hatay’da da coşkun tezahürata vesile oldu. Bu güzel ilin Türk halkı, sokaklarda bayraklarla gösteriler yaptılar.

Hatay hükümeti için seçim hazırlıkları başladı ve seçimi yönelecek komisyon 24 mart 1938’ de kuruldu. Türk ve Fransız heyetlerinin 1937 antlaşmasını gözden geçirmelerinden sonra 3 temmuz l938’ de Hatay’da her iki devletin eş değerde zabıta kuvveti bulundurması ile ilgili ek tasarı da tasdik edildi. Atatürk çok hastaydı. Buna rağmen Hataylılar’ın bağlılık telgraflarına beyanat ve mesajlarla cevap vererek, Millî Misak hudutları dahilinde olan bu Türk ilinin er geç ay-yıldız’a kavuşacağım müjdeledi.

Hatay’a girecek olan zabıta kuvvetlerinin başına o zaman albay rütbesini taşıyan Şükrü Kanadlı getirilmişti. Birlikler her bakımdan mükemmeldi. Her sabah gazeteler âdeta kapışılıyordu. Nihayet Türk ordusunun öncü birlikleri 5 temmuz 1938 günü Hatay’a girdiler. Yollar binlerce kurban ile doluydu. Ağlayarak süvarilerimizin özengilerine kapanan bağrı yanık Türk anneleri, askere çiçekler serpen genç kızlar; her girdiği yerde Mehmetçiği büyük bir hasretle bağırlarına basıyorlardı. Türk birliği antlaşmadaki şartlara uygun olarak Hatay’da yerini aldı.

Ağustosun sonunda Hatay’da seçimler yapıldı. 2 eylül 1938′ de toplanan Hatay Millet Meclisi, Tayfur Sökmen’i cumhurbaşkanlığına seçti. Kırmızının üzerine beyaz zırhlı Ay-Yıldızlı bayrağı kabul eden Hatay’ın ilk devlet başkanı Kırıkhan’da doğmuştu. Reyhaniye mıntıkasında bulunan Türk aşiretinin reisi Mustafa Paşa’nın torunuydu. Mustafa Paşa isyan eden Mısırlı İbrahim Paşa’ya karşı dövüşmüş, Kırım harbine katılnuş saygı değer bir kişiydi. Tayfur Sökmen de atalarının izinde yürümüş, İstiklâl Savaşı’nda çeşitli cephelerde çarpışmıştı. Bu defa da doğduğu toprakları ana yurda kavuşturmak kararındaydı. Nihayet Hatay Millet Meclisi, Türkiye’ye katılma kararını aldı.

Hatay Cumhuriyeti, her an Türkiye’ye katılmayı bekleyerek 23 haziran 1939’a ulaştı. Bu arada büyük Atatürk, Hatay’da Türk bayrağını görmeden hayata gözlerini kapamış, bu güzel günü onunla kutlayamamak, gönüllere büyük acı vermişti.

23 haziran 1939 günü Türkiye ile Fransa arasında Paris’te ve Ankara’da aynı zamanda imzalanan ikili antlaşma Hatay’ın Türkiye’ye ilhakını onaylıyor ve 24 haziran tarihli gazeteler «HATAY ARTIK BİZİMDİR» diyorlardı. Resmi ajans ise Paris ve Ankara’ dan bu mutlu haberi şöyle bildiriyordu:

ANKARA’DA:

Ankara, 23 (AA) -Hatay’ın Türkiye’ye ilhakına mütedair mukavele ve merbutatı bugün saat: 13.30′ da Hariciye Vekâleti kütüphane salonunda Hariciye Vekili Saraçoğlu ile Fransız büyükelçisi arasında merasimle ilân edilmiştir.

PARIS’TE:

Paris, 23 (AA) Bugün öğleden sonra saat: 18.30’ da Hariciye nezaretindeki hususî merasimle, Türk-Fransız karşılıklı yardım deklarasyonu, Hariciye nazırı Bonnet ve Türkiye büyükelçisi Suad Davaz tarafından imzalanmıştır.

Aynı gün saat: 17.30′ da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakan Dr. Refik Saydam’ın okuduğu antlaşmayı ayakta alkışlıyor ve Hatay’ı Türkiye’nin bağrına basıyordu.

22 temmuz 1939′ da son yabancı bayrağı da Hatay’ın mavi semasından törenle indirildi. Yabancı bayrak direkten inerken heyecandan herkes göz yaşlarım tutamıyor, nazlı nazlı dalgalanarak direğe çekilen şanlı bayrağımızı, bütün gönlü ile selamlıyordu. 30 temmuz 1939 cuma günü Hatay Millet Meclisi, son toplantısını yaptı. “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti» diye katılmayı kutlayarak dağıldı. O zaman güney sınırımızı işaret eden bir hudut taşı vardı:

476 numaralı taş…

Bu taşın da yeri değişecekti artık. Vakit geçirilmedi…

476 numaralı hudut taşı, üzerine ay-yıldız işlenerek, Hatay’ın . güneyindeki yeni yerine kondu.

HAYAT TARİH MECMUASI, ERDOĞAN ARIPINAR, SAYI 8, EYLÜL 1966

Avatar

Leave a reply